Kılıçdaroğlu ve şaibenin gölgesi

Siyasette bazen bir suçlama, hukuk mahkemelerinin en ağır hükmünden daha yıkıcı sonuçlar doğurur. Çünkü hukukta hüküm; delile, gerekçeye ve en önemlisi kişinin kendini savunma hakkına dayanır. Hukuk aydınlıkta yürür. Siyasi ithamlar ise çoğu zaman gücünü kanıtlardan değil, yarattığı belirsizlikten alır.
Platon'un Mağara Alegorisi'nde insanlar duvara yansıyan gölgeleri gerçek sanırlar. Bazen bir insanı mahkum etmeye sadece bir gölge yeter.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun televizyon ekranında kurduğu şu cümle de tam olarak böyle bir gölge bıraktı.
"Dört belediye başkanının dosyasını Özgür Özel'e verdim. Bunları aday gösterme dedim."
Söz söylendi ama dosyaların içeriği açıklanmadı. Ne vardı o dosyalarda?
Bir yolsuzluk iddiası mı?
Kamusal ahlaka ilişkin bir sorun mu?
Yoksa sadece siyasi görüş ayrılıkları mı?
Bilmiyoruz.
Ama Spinoza'nın da işaret ettiği gibi, insan bilmediği şeyi hayal gücüyle tamamlar. Bilgi boşluğu büyüdükçe, şüphe de büyür. İnsan zihni cevapsız bırakılan soruları çoğu zaman en kötü ihtimallerle doldurur.
Bugün isimleri ortaya çıkan dört belediye başkanı Cemil Tugay, Ahmet Aras, Rıza Akpolat ve Gökhan Yüksel'in üzerine de böyle bir gölge düşürülmüş durumda.
Şaibe, suçun kendisi değildir. Suçun kanıtlanmamış ve bu yüzden çürütülmesi de zor olan hayaletidir.
Bir insanı toplumsal vicdanda mahkum etmenin en kolay yolu, gerçeğin bir kısmını söyleyip geri kalanını karanlıkta bırakmaktır.
Siz bir "dosya"dan söz eder ama içeriğini açıklamazsanız, toplum o boşluğu kendi korkuları, önyargıları ve kuşkularıyla doldurur.
Türkiye'nin yakın tarihi, özellikle FETÖ dönemi bu tür gölge oyunlarının örnekleriyle dolu. Kasetler, fısıltılar, zamanı gelince açıklanacağı söylenen belgeler...
Nietzsche'nin "güç istenci" kavramıyla açıklanabilecek bu yöntem, hedef alınan kişiyi savunmasız bırakır. Çünkü ortada somut bir suçlama yoktur ki cevap verilebilsin.
Bir duvarı yıkabilirsiniz ama sisi yumruklayamazsınız.
Oysa ahlaki olan açıktır. Eğer ortada bir suç varsa ortaya konulmalı, delilleriyle açıklanmalı ve kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır.
Eğer yoksa, insanların üzerine gölge düşürüp onları kuşkuların insafına bırakmak adaletle bağdaşmaz.
Bu isimler gerçekten kamusal bir suçun muhatabı mı, yoksa siyasi bir hesaplaşmanın nesnesi mi?
Eğer ortada ciddi bir suç varsa halkın bilme hakkı engellenmektedir. Eğer yoksa, ortada bir dosyadan çok, siyasi bir şaibe üretimi vardır.
Çünkü adalet ışığı sever.
Gölgeler ise gerçeği değil, karanlığı büyütür.
Ve tarihin öğrettiği en temel gerçeklerden biri şudur.
Suçun bir sonu vardır. Şaibenin ise yoktur.
Bu yüzden adalet insanları suçlarıyla yargılar; siyaset ise bazen gölgeleriyle.
Oysa demokrasi, gölgelerin değil, hakikatin rejimi olmak zorundadır.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP