AHBAP olayı ve Saray’ın ‘felç doktrini’
Siyasette çoğu kavramın kökeni savaş doktrinlerinden gelir. Mesela; ‘cephe’ deriz, ‘mevzi’ benzetmesi yaparız. Sık sık ‘psikolojik harp’ tanımını kullanırız.
Zaten siyasi stratejilerin ilk esin kaynağı ‘Savaş Sanatı’nı yazan antik Çin’in bilge komutanı Sun Tzu’dur. Modern zamanların referans kaynağı ise Prusyalı asker Carl von Clausewitz’tir. Meşhur sözünü bilmeyen yoktur: “Savaş siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir.”
Klasik savaş stratejilerinde nihai amaç nettir: ‘Yıpratmak’, ‘işgal etmek’ ve ‘yok etmek.’
Lakin günümüzde bu düşünce kökten değişti. Genel amaç ‘yıpratmak’ veya ‘yok etmek’ten ziyade düşmanı ‘felç etmek’tir.
ABD’li komutan John Warden, hava gücüne dayalı bu yeni doktrinin baş teorisyenidir. Meşhur stratejisine, ‘Beş Halka Modeli Felç Doktrini’ denir.
Saldırı önceliğine göre beş halka şöyle sıralanır: Liderlik, komuta kontrol merkezi, altyapı, nüfus ve karadaki askeri varlık.
İlk ve en güçlü saldırı liderliğe yapılır. İkincisi; liderliğe güç sağlayan ekonomik ve siyasi merkez olan komuta-kontroldür. Üçüncüsü; iletişim, ulaşım gibi altyapı sistemleridir. Dördüncü sıradaki nüfus, doğrudan askeri hedef olmaz. Burada maksat sosyal bozulma yaratmak, psikolojik olarak yıpratmak, özgüveni kırmaktır. Son halkadaki askeri kuvvetlere ise klasik doktrinden farklı olarak ancak işgal gerekirse saldırılır.
Elbette askeri otoriteler doktrini böylesine kaba anlatmaz. Ama bizi ilgilendiren şey, savaş doktrininin iktidarlara nasıl ilham verdiği...
Eğer, 19 Mart 2025’ten beri yaşananları bir askeri stratejiye benzetecek olsaydık, bu kesinlikle ‘Beş Halka Modeli Felç doktrini’ olurdu.
Nasıl mı?
Önce ‘liderin imhası’na girişildi. 2024 başarısının önderlerinden ve iktidar alternatifinin muhtemel lideri, direkt hapse atıldı. ‘Felç doktrininin’ başlangıcı buydu ve olanca güçle ilk oraya saldırıldı.
İkinci halkada, siyasi ve ekonomik destek sağlayan CHP yönetimi hedef alındı. ‘Butlan’ ile de ‘komuta kontrol merkezi’ne el koyuldu. Bu aşama üçüncü halkayla, altyapı, lojistik vb. unsurlar diyebileceğimiz belediyelere yönelik operasyonlarla beraber ilerledi.
Şimdi dördüncü halkadayız …
Stratejinin merkezinde ‘nüfusun felci’ var. Yani sosyal tabanın dağıtılması, güvenin kırılması, dayanışma duygusunun, ortak bir hedefte birleşebilme kabiliyetinin parçalanması…
***
İşte Haluk Levent ve AHBAP meselesi de kriminal bir vakadan çıkarılıp bir ‘felç hamlesine’ dönüştürülmek isteniyor.
Oysa ortada apaçık çelişkiler duruyor:
* Devletin elinde 1.5 yıl önce raporlar bulunduğu halde neden beklendiğini kimse açıklamıyor. Deprem zamanı yaşanan onca tartışmaya rağmen, resmi denetimlerin niçin yeni yapıldığı da bir muamma.
* Haluk Levent’in sicilini 85 milyonun bilme sorumluluğu olmadığı, devletin de bilme görevi olduğu halde hiç müdahale edilmedi. İlkinin yaptığına en fazla saflık denir, ikincisininki aleni suçtur.
* Aynı miktar para transferi yapanlardan ‘muhalefet listesine’ yazılabilecekler tutuklanırken, iktidarla içli dışlı olanlar serbest kalıyor.
* Onlarca gayrimenkulü devredene “Niye verdin?” denilmezken, devredilene “Niye aldın?” deniliyor.
* Resmi evraklarda isimleri yazılı olduğu halde, bazıları ‘kara para’ ile anılan, bazıları doğrudan AKP ile ilişkili şirketler bir satır bile araştırılmıyor.
Peki ne yapılıyor?
50 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği bir trajedinin ortasında çaresizce AHBAP için yardım isteyeni, tweet atıp teşekkür edeni ifadeye çağırıyorlar. Toplumun sevdiği, bildiği, öyle veya böyle güvendiği isimlerden, “Aldatıldım. Özür dilerim. Devletimin yanındayım” beyanını alıp anında servis ediyorlar.
Yeni bir ‘dokunmuş olan yanacak’ olayı yaratılıyor. Boy boy fotoğraf veren, ödül takdim eden bakanlar, AKP’li siyasetçiler, bürokratlar ise yine yanmıyor!
‘Deniz Feneri' soyundan gelenler, AHBAP’ın etrafına ayarıyla oynadıkları bir kantar kurmuşlar, muhalifim diyenin, AKP’li olmayanın, iktidarı eleştirenin ahlakını, namusunu tartmaya kalkıyorlar.
İDO’dan, Ali Dibo’dan başlayıp Varlık Fonu, Merkez Bankası, vize dolandırıcılığına varan yolsuzluğun her türünün eşsiz pratiğini sergileyenler, iktidara biat etmeyenleri hassas yerlerinden, vicdanlarından tutup çarmıha germek istiyorlar.
Bu ‘felç stratejisi’nin en tehlikeli aşamasıdır. Birbirine güveni, dayanışma gücünü, umudu hedef alır. Kemal Kılıçdaroğlu etkisi Haluk Levent’le birleşir, “Hep kandırılıyoruz. Biz kime güveneceğiz” şüphesi, tıpkı zehirli bir tohum gibi zihinlere ekilir.
Ancak ‘felç doktrini’nin zaafı, halkalardan birisi kırıldığı vakit diğer cephelerdeki başarısına rağmen saldırganın, muharebeyi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmasıdır.
Dolayısıyla savunanın gücü, tek tek halkalar yerine zincirin bütününe bakabilmesinden gelir. AHBAP üzerinden estirilen fırtına da çeyrek asırlık zincirin bir parçasıdır.