Türk futbolunun aynasındaki utanç: Yüz milyonlarca dolara karşı bir avuç dolar

Futbol bazen bir ülkenin aynaya bakınca gördüğü utançtır.
Yeşil Burun Adaları dediğin yer, haritada parmağınla arasan tırnağının gölgesinde kalır. Nüfusu bizim bir ilçemiz kadar. Stadı bizim bazı kulüplerin antrenman sahası kadar.
Bütçesi, bizim futbol düzeninin bir transfer komisyonunda kaybolacak kadar küçük.
Ama işte bu küçük ada ülkesi, Dünya Kupası’nda denize taş atar gibi değil, tarihe imza atar gibi yürüyor.
Biz mi?
Biz hâlâ “altın jenerasyon” masalıyla uyutulan, her yenilgiden sonra yeni bir mazeret icat eden, topu taça atıp suçu rüzgâra kesen koca bir futbol ülkesiyiz.
Türkiye’nin nüfusu var, stadı var, parası var, yayın geliri var, kulübü var, başkanı var, yöneticisi var, delegesi var, locası var, protokol tribünü var.
Bir tek futbol aklı yok.
Yeşil Burun Adaları’nın büyük yıldızları yok belki ama büyük bir derdi var: Oynamak.
Bizim ise büyük laflarımız var, küçük oyunlarımız.
Onlar okyanusun ortasında futbolu bir memleket meselesi yapmış. Biz boğazın iki yakasında futbolu ihale, kavga, koltuk ve mazeret meselesi yapmışız.
Onların federasyon başkanı ömürü futbola adamış bir isim. 20 yıldır o koltukta.
Bizimkiler ise müteahhit, iş insanı. Siyasetin ağzının içine bakıyorlar.
Onların futbol federasyonunun yıllık bütçesi, FIFA'nın altyapı destekleriyle birlikte birkaç milyon doları ancak buluyor.
Bizde ise yayın gelirleri, sponsorluklar, transferler ve federasyon bütçeleriyle dönen ekonomi yüz milyonlarca doları aşıyor.
Bizim profesyonel liglerimiz, yüzlerce kulübümüz, onlarca modern stadımız var.
Onların ise adalara bölünmüş mütevazı ligleri...
Bizim televizyonlarımız var.
Onların hayalleri.
Sonra Dünya Kupası geliyor.
Biz 86 milyonluk ülke olarak gruptan çıkamıyoruz.
Onlar ilk kez katıldıkları Dünya Kupası'nda son 32 turuna kalıyor.

Futbolun adaleti bazen böyledir.
Koca ülkeyi küçük düşürür, küçük adayı büyütür.
Ve o zaman insan sormadan edemez:
Bir ada ülkesi, bu kadar az imkanla dünyaya kafa tutabiliyorsa; biz bu kadar imkânla niye hâlâ kendimize takılıp düşüyoruz?
Cevap topun içinde değil.
Cevap, topun etrafına çöreklenen düzende.