KK bilmiyor mu yalan mı söylüyor?

Günlerden 26 Haziran. AKİT Gazetesi “KASA AĞBABA” manşetiyle karşımızda.

Ağbaba, malum CHP’nin en çalışkan milletvekillerinden Veli Ağbaba. “Kasa” diye tanıtılması ise eski genel başkanı, bugünün Butlan’ı Kılıçdaroğlu’nun iddiası.

Bay Kemal, Meclis’te bir milletvekilinin odasında bir poşet içinde 250 bin dolar unutulduğunu.. Ve hakkında tutanak tutulduğunu öne sürmüştü.. Hem de tutanağı gözleriyle görmüş gibi kendinden son derece emin bir tavırla..

Genellikle eleştiririm ama bu yazıda, yaptığı şeyin hakkını vereceğim.
Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi ve 23 Haziran tarihli yazısından söz ediyorum:

“Meclis’te bir milletvekilinin odasında unutulduğu söylenen 250 bin dolarla ilgili olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tutanak tutulduğunu iddia etmişti. Ben de Meclis Başkanlığı’nın bu konuyu açıklığa kavuşturmasını talep etmiştim. Sadece talep etmedim, Meclis yönetiminden bilgi almaya çalıştım.
CHP Milletvekilleri Veli Ağbaba, Seyit Torun ve Ulaş Karasu 250 bin dolarla ilgili haberlerin çıkması üzerine iddiaların araştırılması talebiyle Meclis Başkanlığı’na başvuruda bulunmuş. Doğru olanı yapmışlar. Çünkü üç milletvekilinin ismi geçiyordu. Bunun üzerine TBMM Genel Sekreterliği tarafından 28.02.2024 tarihinde iki hukuk müşaviri muhakkik olarak görevlendirilmiş. Soruşturma kapsamında ilgili katlarda görev yapan danışmanlar, temizlik personeli, ikram ve evrak dağıtım görevlileri dahil toplam 45 personelin ifadesine başvurulmuş; TBMM Koruma Daire Başkanlığı ile birlikte mahallinde iki kez keşif yapılmış ve 70 ayrı kamera kaydı 24 saat esasıyla titizlikle incelenmiş. İnceleme yapan heyet, 250 bin dolarla ilgili bir kanıt bulamamış.“

Aslında Kılıçdaroğlu’nun yapması gerekeni yapmış Selvi.

Ama Meclis deyince Bay Kemal’in aklına Grup konuşmasından başka bir şey gelmediği için muhtemelen akıl edememiş.

Bari “tutanak var” diye kesin bir dille konuşmasaymış.
Hani şu Kabataş yalanında olduğu gibi!

*. *. *

O günlerde ortada tek bir kanıt, tek bir tanık olmadığı halde “bacımıza saldırdılar” yalanı alıp başını gitmişti. Çok daha sonra pişmanlığını dile getiren İsmet Berkan’ın çıkıp “görüntü var, ben gözlerimle gördüm” diye kefil olmasına kadar. Onun üzerine Kabataş yalanı gerçek oluvermişti¡!

İsmet, yıllar sonra iddianın bir arkadaşına ait olduğunu, kendisinin de ona güvenmek gibi bir gaflette bulunduğunu itiraf etmişti..

Şimdi Bay Kemal, “bana tutanak var dediler” diye iddiasını geri alıp bir de özür diler mi.. Sanmıyorum.

Birilerinin elinde oradan oraya savrulur ve olmadık iddiaları gündeme getirirken hangi birini düzeltsin ki!

Hadi O pek çok şey gibi bu meseleyi de bilmiyor. Ya Saray’ın gazete takımında yer alan AKİT?
Selvi’nin 23 Haziran’da yazdığını yok sayıp 26 Haziran’da “KASA AĞBABA” manşetini atmasını nasıl yorumlamalı?

AKİT, misyonunu hiç saklamadı.

Şeriat için verdiği mücadelede yalanın mübah olduğuna inanarak ve okuyucusunu inandırarak attı manşetlerini.

Ya mazisinde CHP gibi bir partinin genel başkanlığı bulunan Bay Kemal özür dilemeyecek mi!
Peki, Akın Bey Yargısı!!

“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” diye bir suç.. Haberi % 100 doğru gazetecileri bu suçla itham edip cezaevine gönderen hüküm varken.. Ve gerçek gazetecilere gani gani dağıtılırken..

Acaba AKİT’in manşetini nasıl değerlendirir?

Sonucu biliyorum elbette.. Yine de benimkisi bir merak!

*. *. *

Halkı yanıltmak demişken..

İstanbul’da Sarıyer’de olanları izlemişsinizdir herhalde. Poligon mahallesi sahipleri bir sabah uyandılar ki evleri ellerinden alınmış, birilerine satılmış..

NEFES yazarı Murat Muratoğlu, hepimizi titretecek bu gelişmeyi yazarken uyarıyor:

“ Bu mesele sadece Poligon Mahallesi meselesi değil. Bu mesele, Türkiye’de tapunun anlamı meselesi. Bugün Sarıyer’de olur, yarın Kadıköy’de olur, öbür gün İzmir’de, Antalya’da, Bodrum’da olur.

Nitekim kanun bir kere böyle çalışmaya başladı mı, vatandaşın mülkü devlete karşı zayıf, sermayeye karşı savunmasız hale gelir.Ekonomi dediğin şey sadece faiz, kur, borsa değildir. Ekonominin temeli güvendir. Güvenin temeli hukuktur. Hukukun temeli de vatandaşın malına çökmemektir. Bu kadar basit!”

Yalanın hükümdar olduğu yerde doğrular karanlıkta yok olur gider.

Bir sabah kalkıp görürsünüz ki eviniz elinizden gitmiş.. İtiraz eden de kendisini ters kelepçe ile Emniyet’te bulmuş.

Yazacak daha neler var neler..

Ama yazıyı, hepsini geride bırakacak bir kare ile bitireceğim.

TEMA Vakfı gönüllüsü kadınlar, piknik dönüşü NATO alarmına takıldı, gözaltına alındı.

Fotoğraf da gözaltında, mahkemeye çıkarılmayı beklerken çekildi.

KK bilmiyor mu yalan mı söylüyor? - Resim : 1

Trajikomik tavır bununla sınırlı kalmadı. TEMA gönüllüsü kadınlara hangi örgüte üye oldukları.. “Kod adları”.. hatta silah eğitimi alıp almadıkları bile soruldu. Yanıtlar mı? Onlar trajikomik uygulamanın “KOMİK” faslını gösteriyordu:

Tutuklu bulunan 63 yaşındaki Hediye D. Y. : "Bu yaşımda adı geçen örgütle hiçbir bağım olamaz, ismini bile bilmiyorum" dedi.

Semra A. (72 - Ev hapsi): "Kanser tedavisi görüyorum. Örgütün adını telaffuz bile edemem. Tek yaptığım TEMA Vakfı'nın bir doğa etkinliğine katılmaktı."

Özgür Arif Y. (Adli kontrol): "Çocukluğumdan beri CHP üyesi, Atatürkçü bir insanım. Bu yapılarla uzaktan yakından ilgim yoktur."

Kaniye Tuğba K. (79 - Ev hapsi): "Türkiye'nin ilk kadın mühendislerinden biriyim. Ülkedeki pek çok karayolunda imzam var. Emeklilik sonrası doğa sevgimden ötürü TEMA bünyesinde ilkokul çocuklarına çevre eğitimi vermeye başladım. Suçlamalar asılsızdır."

Necla K. (73 - Ev hapsi): "Maliye Bakanlığı'ndan 33 yıl çalışıp emekli oldum. Sadece ağaçları ve doğayı sevdiğim için TEMA'ya üye olmuştum."

Parantez içlerinden anlamışsınızdır. Mesele gözaltı ile sınırlı kalmadı. Kadınların kimisi tutuklanıp cezaevine gönderildi, kimisi de ev hapsi cezasına çarptırıldı. Böylece isimleri terör bağlantılı olarak sicillerine işlendi.

Ayşenur Arslan Kemal Kılıçdaroğlu