"Yeni"nin doğum sancısı!

Yazarken, hatta düşünürken zaman zaman geriye dönüp bakma ihtiyacı hissederim.
Beş yıl önce bugünleri aklıma getirebilir miydim?

On yıl önce acaba dolar kaç liraydı ve ben, hep olduğu gibi piyasanın altındaki maaşımla, nasıl da her istediğime ulaşabiliyordum?

On beş yıl önce kahraman gözüyle baktıklarım bugün nerelerde, kimlerle?
Aşağıdaki yazı işte o geçmişin içinden çıkıp geliyor.

2020 yazında yazdığım yazıya “Şimdi Canavarların Zamanı” başlığını koymuşum.
Gramsci’den ilhamla!


*. *. *


Antonio Gramsci... Hayatı şiirden fersah fersah uzak acılarla dolu, ama o acıları çekerken (bedensel engeline rağmen) dimdik ayakta duran... Ve analizleri/önermeleri bugüne ışık tutan... Siyasi literatüre hegemonya gibi, sivil toplum gibi kavramları kazandıran... ZAMAN ÖTESİ bir insan.

Diyordu ki bir asır kadar önce:

Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor. Şimdi (bu ikisinin arasında) canavarların zamanı.”

O’nun zamanında “canavar” Mussolini idi. Açıkça öldürülmek kastıyla hapse/hücreye atıldı. Zaten bozuk olan sağlığı giderek kötüleşti ve çok genç bir yaşta, tüm canavarlara rahmet okutacak Hitler sahneye çıkmadan öldü.

Dünya şimdi yeniden şekilleniyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası paylaşılan, biçimlendirilen... Daha sonra küreselleşme adı altında neoliberal vahşete yol veren dönemin sonuna yaklaştık. Evet, eski ölüyor. Ancak, yenisi henüz doğmadı. “ESKİYLE YENİYE TALİP OLANLAR ARASINDAKİ MÜCADELE” sürüyor.

Türkiye’den söz edelim; yeni dünya, Siyasal İslam adı altında otoriter rejim anlamına mı gelecek? Yoksa dünyada giderek yükselen eşitlikçi/özgürlükçü dalgayla yelkenler umuda mı açılacak? Henüz -en azından Türkiye açısından- bu sorunun net bir yanıtı yok. Ama işaretler, mücadelenin çok sert geçeceğini gösteriyor.

* * *

Siyasi iklim ve özel koşullarda özel durumlar yaşıyoruz! Erdoğan, “açılım” adını verdiği süreçte, PKK/HDP ve sonrasında PYD için -kendi ifadesiyle “İYİ NİYET” göstergesi olarak ne talimatlar verdiğini... Valilere/güvenlik güçlerine “üzerlerine gidip sıkıştırmayın” dediğini itiraf etmemiş miydi!

Özeti şu, elbette: İşimize geldiği zaman dost, gelmediği zaman düşman olursunuz. “Açıl dersek açılın... Kalk dersek kalkın...”

İktidarın... Daha doğrusu Erdoğan ailesinin bekası için en kritik kavşaklardan birinde, “siyasi iklim” yeni hamlelere gebe.

Yeni dönemde, son birkaç yıl içindeki tüm gelişmeler unutulup bir anda “yeni açılım dönemi” başlarsa şaşırmayın. Bir yanda, içerideki hesaplar... Diğer yanda, Suriye’nin kuzey doğusunda Trump’ın dizayn etmeye çalıştığı “ABD kontrolünde bir Kürt otonom bölgesi” meselesi... Filmi baştan vizyona sokabilirler. Öcalan’a İLK KEZ yakınlarıyla telefon görüşmesi hakkı verilmesi boşuna mı!!

Yeni dönemde, Saray medyasının -nerelerde tasarlanıp servis edildiğini bildiğimiz- haberlerinde CHP’nin YEGANE DÜŞMAN ilan edilmesi de rastlantı olmasa gerek. Amaç; CHP’yi demokrasi cephesi oluşturabileceği tüm bileşenlerinden koparmak... CHP’yi şeytanlaştırmak... Hatta, ufaktan başladıkları oyunda el yükseltip belediye başkanlarını koltuklarından etmek... Kısacası ana muhalefet partisini dört koldan sıkıştırmak..

Bir yanda her hal ve şartta sandıktan çıkabilmek için atılacak adımlar, yasal değişiklikler... Diğer yanda medyanın da yardımıyla siyasette kartların yeniden karılıp dağıtılmasına “psikolojik hazırlık”...

Yazıyı, bu köşenin klişe haline gelmiş “muhalefet ne yapmalı” sorusu ve yanıt niyetine ironisi ile bitirmeyeceğim. Finali yine Gramsci yapacak. Ülkeyi anlamaya/dönüştürmeye/nihai olarak yönetmeye talip herkese “uyarısıyla”:

“Kayıtsızlık tarihin ağır yüküdür. Yenilikçinin boynuna geçirilmiş değirmentaşıdır, en parlak gayretlerin boğulduğu atalet durumudur. Eski şehri en güçlü duvarlardan, en cesur askerlerden bile daha iyi savunan bataklıktır. Olan bitenler, hepimizin başına gelen musibetler ve kahramanca bir eylemin doğurabileceği olası güzellikler, birkaç kişinin inisiyatifinin değil çoğunluğun kayıtsızlığının bir sonucudur.”

*. *. *

Ta 2020 yılında her şey apaçık ortadaymış. Ve ben gördüklerimi apaçık yazmışım.
Altı yılda kehanet gibi, neredeyse her tespit gerçekleşmiş.
Acaba şu da kehanet sayılır mı?
Şimdi sıra “YENİNİN DOĞUMUNDA”.

Özgür Özel Recep Tayyip Erdoğan