NATO ile yeni format

Heyecanlı mısınız? Bu hafta NATO liderleri, tabii en önemlisi Trump misafirliğe gelecek.
Bir hazırlık.. Bir olağanüstü haller..
Aylardır kameralar karşısında beyan ettiklerini bir de kapalı oturumlarda dile getirecekler aslında..
Erdoğan Trump’ı Saray’da ağırlayıp el ele fotoğraf vermekle övünecek.. Memleketin diğer yarısı da bizim zirvenin özenle kaçındığı Anıtkabir’e gitmesiyle..

Sonra, “anahtar teslim” bölgenin jandarmalığını Erdoğan’a verip dağılacaklar. Böylece NATO 3.0 yani emperyalist blokun vurucu gücü için “yeni format” atılmış olacak.

İşaret fişeğini , geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Münih Güvenlik Konferansı’nda şu sözlerle verdi: "Dünya gözlerimizin önünde çok hızlı bir şekilde değişiyor. Jeopolitik çağındayız ve bu yüzden hepimiz, rollerimizi gözden geçirmeye ihtiyaç duyuyoruz.”

Ağzımdan ve klavyemden yel alsın ama, bize biçilen rolle bu yeni formatta / dönemde işimiz hiç kolay olmayacak.
ABD dikkatini, Çin’in baş döndüren yükselişine karşı Asya ve Pasifik’e verecek. Avrupa’yı -muhtemelen çürüsünler diye düşünerek- kendi haline ve belki Rusya tehdidine maruz bırakacak.

Şaka değil. Rus lider Putin, Batı’nın küresel hegemonyasının, burnunun dibindeki Türkiye’ye teslim edilmesine ses çıkarmaz belki ama aynı zamanda affetmez de!
Hele başlattığı Ukrayna savaşını kazanıp zaferini ilan etmeden asla!

Bakın şu sözler Bill Browder’a ait. Kim mi Browder.. Amerikan doğumlu bir İngiliz finansçı.. Çok uzak olmayan geçmişte Rusya’daki en büyük portföy yöneticilerinden ve danışmanlarından biriydi.. Ne zaman ki avukatı hapse atılıp ağır muameleye maruz kalıp ölünce aktivist olarak sahneye çıktı. Çıkış o çıkış. 17 yıldır Putin’le mücadele ediyor.

Önceki yakın işbirliği.. Sonraki savaş.. Putin’i doğal olarak çok yakından tanıyor. Onun için “savaştan çekilmektense Rusya’nın kül olmasını yeğler” diyor. Ve Putin hakkında şöyle bir profil çiziyor:

“Bunca yıl boyunca Putin'in bir kez bile geri adım attığını görmedim. Taviz verdiğini hiç görmedim. Zayıflık olarak görülebilecek tek bir davranışına bile tanık olmadım. Nedeni şu: Putin, Rusya'yı bir cezaevi avlusu gibi yönetiyor. Bir cezaevi avlusunda hayatta kalmak için oradaki en acımasız, en korkutucu, en tehlikeli adam olmalısınız. Zayıflık gösterdiğiniz an, daha güçlü biri yerinizi alır. Putin başına böyle bir şey gelirse sonunun ya bir hücrede ya da bir tabutta biteceğini biliyor.”

Biraz “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” gibi oldu ama.. Browder İndependent’te bu tarifi yapıyor. Dolayısıyla akla, en azından benim aklıma, Putin ile bizim Reis karşı karşıya gelirse ne olur sorusu geliyor.

Diyelim ki Erdoğan geçmişte olduğu gibi Rusya ile ilişkileri dengede tutmaya çalıştı.

Sonuç alabilir mi sizce?

Öyle ya, burnumuzun dibindeki Kırım’ın ilhakı.. Yanı sıra İsrail’den başlayıp Suriye’ye, yani yine burnumuzun dibindeki mayınlı saha.. Sadece medeniyetin değil, tarihin en kanlı savaşlarının da yeşerdiği topraklarda bize maliyeti ne olur dersiniz? Rusya ABD’nin hayallerini yerine getirsin diye “bizi rahat bırakır, salar mı” acaba?

Hele orta yerde çatışma ihtimaline karşı atılabilecek adımlar varken! Anglo-Sakson medyada her gün yazılıyor: Başta ABD, Batı’nın gözü Türkiye’nin savunma sanayiinde!

Bizim vergilerimiz ve bilim insanlarımızla var edilen tesisler nasıl iştahlarını kabartıyorsa.. Dün de yazdığım gibi ASELSAN bile listede. Seçime doğru sıcak paraya ihtiyacı olan Saray’ın iştahını da kabartsa şaşırır mıyız?

ASELSAN’daki açıklanamayan ölümler bu yazının boyunu aşar.

Beş kuruşa sattığımız Türk Telekom’u üç kuruşa geri alıp.. Üstelik o paranın tahsilatını bile beceremeyişimiz de!!

Bundan sonra başımıza gelecekleri ise zaten hiç tartışamayacağız. Ağzını açan ya casuslukla suçlanacak ya da Cumhurbaşkanı’na hakaretle.

Hele NATO’ya ve bize verdiği küresel göreve karşı çıkmak.. Dini değerlere saldırmaktan beter olur herhalde!

Dini değerler demişken.. NATO zirvesinin resmi oturumlarında değil de Saray’daki Trump’a özel ağırlamada “İbrahim Anlaşması” yani “DİNLERARASI DİYALOG” gündeme gelmez mi? Sözler alınıp verilmez mi? Geçmişte en hararetli Müslümanların ölümüne karşı çıktığı paradigma, şimdi “zor zamanında zorlukların kitabını yazıp uygulamaya hazır” Reis tarafından onaylanmaz mı?

Böylece İsrail ile hem NATO 3.0 yani Yeni Dünya Düzeni üzerinden hem de bu diyalog şemsiyesi altında buluşulmaz mı?

Ama gün gelir Türkiye, Cumhuriyet ayarlarına döner.. Değil mi?

Herhalde “ne çok soru soruyorsun” demezsiniz. Zira eminim siz de farkındasınız, sorular aslında birer yanıt.

Deniz Göktaş’ın “kuyu tipi” denilen cezaevine gönderilmesi zaten başlıbaşına bir yanıt değil mi!

Yine de hatırlatmak lazım: Müslümanların en sevdiği kıssa “KUYUDAKİ YUSUF”tur.

Bilim insanları Hz İbrahim’in gerçekten yaşayıp yaşamadığını kanıtlayamadığı gibi Hz Yusuf’un varlığını da doğrulayamıyor. Ancak önemli olan şu: Semboller bazen gerçeklerden daha güçlüdür. Daha kalıcıdır.

Yani hanımlar beyler.. Deniz Göktaş da bir gün atıldığı o kuyudan çıkacak.. Silivri’deki tüm tutsaklarla birlikte gösterisini izlemeye gideceğiz.

Umarım bundan kuşkunuz yoktur!