Savunma susturulursa susmamalı!

Geçmiş yüzyıllarda her çocuk, dünyanın kendisinin gördüğü kadar ve yaşadığı gibi olduğunu zannederdi herhalde.. Ama bugün en otoriter ülkelere bile sızan dijital iletişim ağı dünyayı gerçekte olduğu gibi gösteriyor.

Herkes her şeyi görüyor. Bir başka hayatın mümkün olduğunu biliyor.

Mesela, kimi çocuklar Dünya Kupası için statları dolduran kalabalıkla birlikte eğleniyor, heyecanlanıyor.. Norveç’te minikler maç saatini beklerken öğretmenleriyle birlikte o bildik kürek çekme ritüeline katılıyor.

Aynı sırada İran’da çocukların başına bombalar yağıyor. Gazze’de aç karnına yatılan uykularda, tadı çoktan unutulmuş yemeklerin rüyaları görülüyor. Ne hazin ki, bazen o uykulardan uyanılamıyor. Çocuk mezarlarına yenileri ekleniyor.

Bu satırları yazarken 13 yıl önce Gezi eylemlerinde dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ı anıyorduk.

Elbette Berkin evladımızı ve bugünkü otoriter rejimin işaretlerini veren tüm o vahşi saldırıların kurbanlarını da!

Onlar, toprak altında adaletin tecelli edeceği günü bekliyor.
Tek suçu İstanbul’u kazanmak olan İmamoğlu ve arkadaşları gibi.

*. *. *

Sanığa savunma hakkı vermemek ne demek?
Selahattin Demirtaş 14 gün.. 12 Eylül darbesi sonrasında DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk 109 gün savunma yaptı.

Sonra geldik Yeni Türkiye’ye.. Erdoğan’ın “ustalık” (!) döneminde İmamoğlu’na sadece yarım gün savunma hakkı tanındı. İmamoğlu itiraz edince o da elinden alındı ve salondan çıkartıldı.
Mahkeme başkanı, İmamoğlu aksini söylese bile “susma hakkını kullandı” diye zapta geçirse de yapılan ortada.

Nitekim eşi Dilek İmamoğlu bunu, duruşma salonundaki onca tanıkla birlikte kamuoyunun dikkatine sundu:


“Altını çizerek söylüyorum Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı. Ekrem İmamoğlu konuşmak istedi, savunmasını yapmak istedi. Hakkındaki 142 iddiaya tek tek cevap vermek istedi. Bu savunmanın belirlenen sürede gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı ortadayken kendisine gerekli zaman tanınmadı. Ekrem İmamoğlu salondan çıkarıldı, susturuldu.

Bu, açıkça savunma hakkına müdahaledir. Hukuk devletinde ve tarafsız yargılamada asla kabul edilemeyecek bir durumdur. Konuşma hakkının engellendiği yerde adaletten söz edilemez. Yaşananlar usulen de adil bir yargılama yapılmadığının ilanıdır. Savunma hakkı engellenemez.

Bunu asla kabul etmiyoruz. Bir yılı aşkın süredir hiçbir delile dayanmadan tutuklu yargılama yapılırken, medyada itibar suikastları düzenlenirken Ekrem İmamoğlu’nun kendini savunmasına bile izin verilmedi. Ne oldu da mahkemenin 1. celsesini 9 Temmuz'a kilitledi? Bunun cevabını siz de biliyorsunuz biz de biliyoruz.

İddianamelerin yazılması için hiçbir süre sınırı koymayanlar; 4 bin sayfayı aşkın iddianamede 2.500 yılla yargılanan, 142 eylemle suçlanan Ekrem İmamoğlu’na sadece 1 gün savunma süresi verdiler ve biz, şimdi anlıyoruz ki tüm senaryo Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını engellemek üzerine kurulmuş. Bu, hukuksuzluğun ve kötü niyetin apaçık göstergesidir.”


Unutturmamak gerekiyor bunu.
Gerekirse her gün tekrar etmek..
Adalet tecelli edince hesabını sormak..
Sonraki kuşaklara da “böyle günlerden geçip geldik” diye anlatmak gerekiyor.
Zira, gelişigüzel bir laf gibi geliyor ama “ADALET ÖLMÜŞSE HAYAT BİTMİŞ DEMEKTİR”.


*. *. *

Aslında bugün Dünya Kupası’nı yazacaktım.
O muazzam cümbüşten aklımda kalanları paylaşacaktım. Ama utandım. İranlı, Gazzeli çocukları ve hapisteki tutsakları hatırlayınca yazamadım.

Ali İsmail evladımın ölümün bile solduramadığı gülümsemesini.. Emel annenin “keşke kurşunla bir anda öldürselerdi de o kadar acı çekmeseydi” deyişini hatırlayınca bırakın futboldan söz etmeyi, insanlığımdan utandım.

En çok da, Erdoğan’ın dünya jandarmasının koluna girip şirinlikler yapmasını alkışlayanların utanmamasından utandım.


Ekrem İmamoğlu susturulurken..
Deniz Göktaş mizah suçu işledi diye kuyuya atılmışken..
Artık daha ne yazabilirim, bilmiyorum!
Susmayın.. Sustukça sıra size gelecek!

Ekrem İmamoğlu İBB Davası