Are you Türkiye?
Memleket iki gündür, Erdoğan’ın NATO Zirvesi sonrası basın toplantısında Afgan gazetecinin sorusuna söylediklerini konuşuyor: “Are you İran?”
Yani “İran mısınız?” diye soruyor.
Erdoğan’ın İngilizce bilmediğini biliyoruz elbette. Trump’ın koluna girip sohbet edermiş gibi yaparken temel birkaç kelimeden öteye gitmediğini de.
Olabilir. Herkes İngilizce bilmek zorunda değildir. Hatta az çok bilse de konuşmamayı tercih edebilir.
Ancak burada tuhaf olan, Erdoğan’ın en basit kalıbı bile bilmeden konuşabiliyor görünme çabası.
Aslında bu, sadece dil konusuyla sınırlı değil.
Erdoğan ekonomiyi de bilmiyor. Bilmediğinin farkında olmadan yıllarca ekonomiye yön verdiği için de dünyanın en vahim rakamlarına sahibiz.
Buna hukuku, diplomasiyi ekleyin.. O vahim liste uzar gider. Gider ama hiçbir şey değişmez.
Zira kendisi başlıkta sorduğum sorunun karşılığıdır. Bugün “Erdoğan Türkiye’dir!”
Her şeye o karar verir. Dün söylediğini bugün inkar edip tam tersini söyler.
Mesela, zirve vesilesiyle yeniden gündeme gelen rahip Brunson vakasında, o klasik “bu can bu bedende durdukça..” diye başlayan cümleyle önce Brunson’ın bırakılmayacağını ilan etti. Hafta geçmedi, Trump’ın çirkin mektubuyla Brunson bir anda -akşamın bir vaktinde- hakim karşısına çıkartıldı. Ve tahliye edildi.
Ne de olsa Erdoğan Türkiye olsa da, Trump Dünyanın tek sahibi sayılırdı! Her şeyi yapabilir, söyleyebilirdi.
Öyle ki, NATO zirvesinin Ankara’da yapılacağı çok önceden belli olduğu halde Türkiye’yi fena halde rahatsız edecek bir haritayı sosyal medya hesabından yayınlamakta bir sakınca görmemişti.
Ne miydi o harita?
*. *. *
Yine İngilizce söyleyelim efendim! “United States of Middle East”.. Orta Doğu Birleşik Devletleri yani.
Harita, Trump bizzat paylaştığı halde buralarda fırtına kopartmadı. Hatta doğru düzgün konuşulmadı.

Oysa Yeni Dünya Düzeni ve o yeni düzende bölgemizin, ABD çıkarları doğrultusunda nasıl şekillendirileceği sorularına en net.. Birinci elden bir yanıttı.
Haritayı uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. İran’ı ve bizden de Güneydoğu bölgesini kapsayan bir “birleşik devletler”, yani ABD modeli eyaletlerle harita, Trump’ın zihnindeki hayali çiziyor. Elbette bu yalnızca Trump’ın değil, ABD müesses nizamının, Kissinger’ın üzerinde uzun yıllar çalıştığı projesiyle hedefine koyduğu hayaliydi. Bölge valisi Barrack efendinin “en iyisi eyalet sistemi” nutukları da buradan ilham alıyordu.
Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki "Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Yolu” diye anılan Zengezur koridorunun önemini.. ABD’nin o koridoru 99 yıllığına kiralamasının nedenini.. İran savaşının neden patladığını.. Yani bu bölgede olanı ve olacakları anlatan bir haritadan söz ediyoruz.
NATO Zirvesi işte bunu hayata geçirecek ayrıntıların kararlaştırılması için toplandı.
Tamam, işin içinde milyar dolarlık silah satışı vardı ama asıl mesele 2030’lar ve sonrasında dünyayı şekillendirecek o düzenin tesisi içindi.
NATO üyesi ülkelerin liderleri lacileri çekip gelmişti ama asıl faaliyet Trump başkanlığındaki özel toplantılarla yürütüldü.
Öyle ya, Suriye NATO üyesi olmadığı halde El Şara’nın özel davetli olarak gelip görüşmelere katılması nasıl yorumlanabilir ki!
*. *. *
Doğrusu, Medya mahallesi, Trump’tan iyi İngilizce konuşan güzel ve yakışıklı sunucularıyla.. Çok sayıda muhabir, kameraman ve ilgili ilgisiz konuklarıyla olağanüstü bir performans gösterdi.
Zirve resepsiyonunda sütlü nuriye tatlısının birinci geldiğini.. Trump’ın hangi yemeği beğendiğini.. Konukların, kimin aklına geldiyse, Ahmet Kaya’nın “Kum Gibi” şarkısının müziğiyle karşılandığını sonuçta onlardan öğrendik.
Ama mesela, Trump’ın F35’ler konusunda söz vermediğini.. Hatta giderayak “bakarız” dediğini ise kimi muhalif kanallarda dahi duyamadık.
Gerçeği belki “Are you Türkiye” sorusuna göğsünü gere gere “evet” yanıtını verebilecek tek kişi, Erdoğan bile bilmiyordur.
Zira gördüğümüz kadarıyla enerjisi bitiş çizgisine yaklaşmış, aklı bir hayli karışık bir isimdi karşımızdaki.
Trump’ın övüyor mu dövüyor mu anlayamadığımız sevimsiz imalarına aynı “mutlu çocuk” gülümsemesi ile karşılık verdi. Medya Mahallesi de “Dünya bizi kıskandı.. İsrail ve Yunanistan F35’leri duyunca çıldırdı” manşetleriyle o mutluluğu katladı!
İmamoğlu’nun, bir hukuk cinayetiyle -kesinlikle doğru olmadığı halde- hakimin “susma hakkını kullandı” ifadesiyle duruşmadan atılması da herhalde doğum günü çocuğuna en güzel hediye oldu!
*. *. *
“İroninin sırası mı” diyeceksiniz belki. Ama Silivri tutsakları ve eşleri de gülümsemeyi hiç bırakmadan, başları dimdik öyle güzel örnek oluyorlar ki.. İster “ironi” ister “alay ediyorsun” deyin, bazen gülmek en güzel eylemdir!
Bakın, hakkındaki iddialar hükme dönüşüp ceza verilse dahi çoktan çıkması gereken Aykut Erdoğdu’nun hukukçu eşi Tuba Torun, “inadına iyiyiz” diye bitirdiği mesajında neler söylüyor:
“TRT’de canlı yayınlansın noktasından geldiğimiz yer Ekrem Başkan’ın savunma hakkının elinden alınması oldu. Bugün Aykut’a diyorum ki arada; o lanet ettiğimiz Yassıada’da Menderes’i konuşturdular, 80’de askeri mahkemelerde konuşturdular, yahu Antik Yunan’da Socrates bile savunma yaptı!
Gel gör ki Ekrem İmamoğlu’nu konuşturmadılar.. Hani dalga geçiyorduk ya ellerinden gelse doğum belgesini de iptal edecekler diye, işte bugün böyle bir şey oldu, “sen yoksun savunma hakkın da yok” dediler. Ölümüne korkanların yaptıkları şeyler bunlar, ölümüne..
Ben artık mahkeme başkanının yüzünü okuyabiliyorum mesela. Tahammül edemediği bir konuşma yapılırken konuşanın yüzüne bakmıyor, kıpır kıpır kıpırdanıyor koltuğunda. Bacaklarını sallıyor sürekli. Kaşları bir aşağı bir yukarı iniyor. Gözlerini devirip duruyor.
En son dilini yanağına “lan ben senin” der gibi dayayıp yuvarladığında, “tamam” diyorum, şimdi mikrofonu açıp kesecek. Ve öyle oluyor. Hani biliriz ya, hakimler kürsüde mimiksiz öylece put gibi oturur. En ufak mimiklerinin bile ihsas-ı rey olarak algılanmasından çekinirler. Normalde. Yani eski Türkiye’de.
Öylesine dikkat gerektirir tarafsızlık ve bağımsızlık çünkü. İşte bizim mahkeme heyetini görmeniz lazım, hepimizden ama özellikle Ekrem Başkan’dan nefret ettiklerini o kadar belli ediyorlar ve bundan çekinmiyorlar ki ben duruşmanın her saniyesinde ne yaşadığımızı sorguluyorum.
Örneğin, dizlerini sallayıp bir kaşını havaya kaldırıp gözlerini devirip ağzını yayarak, kısmi Orta Anadolu şivesiyle “Savunma yap dedig yapmadı” diyebiliyor. Silivri’de bu ülkede hiç yaşanmamış şeyler yaşanıyor. Ankara’da NATO zirvesi, İstanbul’da “Adaletsizlik Zirvesi” gerçekleşiyor.
100 yıl sonra Kurtuluş Savaşı’nın merkezi İstanbul’a kaydı. Sultan makamı da Ankara’da. Yargılama yapılmıyor; 100 yıllık intikam alınıyor. Bu arada Aykut Erdoğdu’yu yine bırakmadılar. Artık sebebi iyice netleştiği için açıklama bile yapmıyorum. Zaten artık kimse de sormuyor.”
Yok! Günü gelince yaşananların hepsi sorulacak elbette.
Çünkü “We Are Türkiye”.. Biz Türkiye’yiz..