DEM Parti: İktidardan yasa teklifini bekliyoruz

DEM Parti’de, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç ve DEM Parti STK Komisyon üyesi Sultan Özcan’dan oluşan heyet, Ankara’da süreçte yaşananları konuşmak, eleştiri ve görüşleri dinlemek için bir grup gazeteciyle kahvaltına bir araya geldi

Gazeteciler heyete süreçle ilgili sorular sordular Sorular özellikle çıkartılacak yasaya ilişkindi.
24 Mayıs’tan bu yana İmralı ile temas yok

DEM Parti heyeti, 24 Mayıs’tan bu yana İmralı’daki Abdullah Öcalan’la herhangi bir biçimde kendilerinin, ailesinin ve avukatlarının bir temasının olmadığını açıkladılar.

Avukatların haftalık yaptığı başvurulara olumsuz yanıt verildiğini, bu konuda bir bilgi alamadıklarını da söylediler.

ÖCALAN DIŞINDA KİM SAĞLAYABİLİRDİ?

Hemen bu noktada, Öcalan’la görüşülememesinin anlamı üzerinde de durdular. Herhangi bir çözüm masasında DEM Parti’nin bulunmamasının düşünülemeyeceğini, Öcalan’ın da silahsızlanma ve barış konusunda bir şans olduğuna işaret ettiler. Bunu da “AKP ile işbirliği iddiasını ortaya atarak Öcalan’ı da öcüleştiren bir kesim var. Böyle resmetmeye yönelik bir akıl var. Bu bilerek yapılıyor. Öcalan şans zira kendisi dışında kimsenin silah bırakmayı sağlayacak, fesih kararı almayı sağlayacak bir durumu yok. Geçmişte başka aktörler, başka yöntemler denendi ama hiçbir sonuç vermedi. Bunu iyi değerlendirmek gerekiyor” değerlendirmesini yaptılar.

“BAHÇELİ’NİN ÇAĞRISINDAN ÖNCE ÖCALAN’LA TEMAS OLMADI”

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, toplantının başında sürecin nasıl başladığını anımsattı, bu konudaki spekülasyonlara açıklık getirdi.

Bahçeli’nin 2024’te, yasama yılının başında DEM Partililer’in elini sıkması, ardından Öcalan’a yönelik çağrı yapması sonrasında süreç başlamış, bu çağrıdan önce devlet yetkilileri ile Öcalan arasında görüşmeler yapıldığı iddiaları ortaya atılmıştı.

Temel, “Bu doğru değil. Öcalan’da elbette barış konusunda bir duygu vardı. Ancak devlet yetkilileriyle yapılmış bir görüşme, anlaşma söz konusu değildi. Öcalan, bu çağrıyı vesile yaptı. Zaten 2019’da çatışma ortamını bir haftada durdurabileceği açıklamasını yapmıştı. Yine bu kararlılığını yineledi. Biz heyet olarak kendisine sorduk ve öncesinde hiçbir görüşme yapmadığını kendisi söyledi” dedi.

“SURİYE’DE KÜRTLER DE BİR SEÇENEKTİ”

Temel, Bahçeli’nin çağrısı ve zamanlaması konusunu da şöyle değerlendirdi:
“Bahçeli’nin zamanlamasına Ortadoğu ve Suriye özgünlüğünde bakmak lazım. Birkaç ay öncesinde yabancılardan, diplomatlardan, ABD, İngiltere, Fransa kaynaklarından Suriye’de Esad rejiminin artık gideceği, yılın sonuna doğru değişeceği kesin olarak konuşuluyordu. Bir konsensüs vardı. Ama yerine kimin geleceği konusunda bir konsensüs yoktu. Şara, seçeneklerden biriydi. YPG yönetimi de Kürtler de seçeneklerden biriydi. Bunun yanında İsrail’in, Gazze, İran, Hamas planları söz konusuydu. Bu problemin çözülmemesi durumunda böyle bir ortamda Türkiye’nin zorlanacağı gibi bir düşünce oluştuğunu sanıyoruz. Bahçeli aslında bunun sözcüsü oldu. İktidarın içinde bulunduğu koşullar, görece zayıflaması da etkili oldu elbette.”

27 ŞUBAT ÇAĞRISI BİR YANITTI

Temel, Öcalan’ın silah bırakmaya ve örgütün feshine yönelik 27 Şubat 2025’te yaptığı çağrının Bahçeli’nin çağrısına en radikal ve net yanıt olduğunu söyledi. Temel, “Öcalan, PKK’nın artık sonunun gelmesi gerektiğini zaten söylemişti. Daha önce de 2000’lı yılların başında KADEK kurularak PKK sonlandırılmıştı. Ama o dönem Osman Öcalan’ın da yer aldığı kullanılan bazı gruplardan sonra tekrar geriye dönüldü. ABD’nin bölgeye yerleşmesi ve bu grupları kullanması söz konusu oldu” dedi.

“PKK, KÜRTLER’E KARŞI KULLANILAN BİR SOPAYA DÖNÜŞTÜ”

Temel, PKK’nın dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir hak talebinde bulunan Kürtler’e karşı kullanılan bir sopaya dönüştüğünü, hemen terör ve benzeri kavramlarla karşı çıkıldığını belirterek, “Bütün hak talepleri PKK yanıtı ile yanıtlanıyordu. Bu nedenle Öcalan’ın çağrısı hemen karşılık buldu. Çatışmalar zaten Irak’a kaymıştı” dedi.

“ERDOĞAN İÇİN DEĞİL, 50 YILLIK ÇATIŞMAYI SONLANDIRAN ADIM”

Bu adımın Erdoğan’ı güçlendirmek için atıldığı yönündeki değerlendirmeleri eleştiren Temel, “Bu büyük bir hata. 50 yıllık çatışmalı süreci sonlandıran bir adımdan söz ediyoruz. Yapılan çağrıyı bu şekilde değerlendirmek lazım” diye konuştu.

“SİLAHLARIN BIRAKILMASI VE DÖNÜŞ, TEK BAŞINA KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ ANLAMINA GELMİYOR”

Temel, silahların bırakılması, PKK’nın feshi ve PKK’lıların Türkiye’ye dönmesinin tek başına Kürt sorununun çözümü anlamına gelmediğini belirterek, şöyle devam etti:

“İktidarın bir kısmında böyle bir düşünce var. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım. Öcalan’ın da çağrısı yasadışılığı bitirmek, örgütün faaliyetlerine son vermek üzerine. Kürtler’in hakları, Kürt sorununun çözümü bu aşamadan sonraki bir mücadele.”

Bu noktada Öcalan’ın kendisini anlatmasının önemine de işaret eden Temel, ne yapmaya çalıştığını, amacını hep aracılar vasıtasıyla aktardığını belirterek, doğrudan açıklama yapabilmesinin, süreci anlatabilmesinin önemini vurguladı.

“TÜRKİYE, DİĞER ÜLKELERİ DE ETKİLER"

Temel, “Korkunç, öcü gösterilen bir Öcalan figürü var. Oysa birlikte yaşamı savunan Ortadoğu’daki tek figür. Bu nedenle kendi diliyle, aracısız anlatması önemli. Örgüt yöneticilerinin de Öcalan dışında kendilerine silah yaktıracak bir güç olmadığını vurguladığına işaret eden Temel, Kürtler’in dört ayrı devletin sınırlarında yaşadığını, seküler ve öncü konumundaki Türkiye’de yaşanacak demokratik değişimin diğer ülkeleri etkileyeceğini de ifade etti.

“TASLAĞI BİZ DE ÖRGÜT DE ÖCALAN DA BİLMİYOR”

Temel, temmuz ayında Meclis’e getirilmesi beklenen çerçeve yasanın taslağı konusunda bilgileri olmadığını da vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Heyet görüşmelerinde bu yasanın TBMM’de kurulan komisyonun raporuna uygun biçimde çıkması gerektiği görüşü iletildi. Net bir tavır alındı. Öcalan da bunu vurguladı, devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmede de bunun Meclis’in işi olduğunun altını çizdi. Hem PKK, hem Öcalan şimdi taslak metni bekliyor. Şu anda bizim de bir bilgimiz yok içerik konusunda, onların da yok.”

“ÖNERİLERİ SÖZLÜ AKTARDIK”

DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç da şunları söyledi:

“Bugüne kadar yasa üzerinde bizim çalışmalarımız ve Öcalan’ın önerileri oldu. Bunları görüştüğümüz heyetlere sözlü olarak aktardık. Yazılı hazırlığımızı ise henüz vermedik. Önce onların hazırlığını görmek istedik. Biz onların önerilerini bilmiyoruz. Dinliyor ve not alıyorlar. Elimizde bir taslak yok. Ancak şunu söyledik. Çıkartılacak yasada, geri dönecekler açısından suçlu suçsuz ayrımı, yönetici yönetici olmayan ayrımı, kategorik ayrımlar olmamalı. Bunun olmayacağını, sonuç vermeyeceğini söyledik. Mesela görüşmelerde bazı hukukçu akademisyenler, etkin pişmanlık düzenlemesine işaret ettiler. Buna da itiraz ettik. Aklınızdan bunu geçirmeyin dedik. Pişmanlık kavramı üzerinden gelinirse DEM Parti olumsuz tavrını ortaya koyar diye anlattık.”

“AKP İÇİNDE DE ÇÖZÜMSÜZLÜK İSTEYENLER VAR”

Daha önce çıkartılan pişmanlık yasası benzeri yasaların anımsatılması üzerine Oruç, “Bu kavramı gündeme getirenler oluyor elbette. AKP içinde de böyle çözümsüzlük isteyen, çalışan bir kesim var. Daha milliyetçi eğilimde, böyle tutum alan kimi isimler var. Komisyonun İmralı’ya gitmesi aşamasında da bunlar karşımıza çıktı. Buna karşı olanlar. Yasa konusunda da, sızdırılan kimi haberlerde de bu yaklaşımı görüyoruz” dedi.

“ÖZEL OLARAK ÖRGÜTÜN İSMİ YAZILMALI”

Oruç, çerçeve yasa konusunda yapılan görüşmelerde edindiği izlenimi de şöyle özetledi:

“Herkes için, tüm örgütler için geçerli bir yasa olması elbette istenmiyor. Süreli olacak. Kendini feshetme, silah bırakma şartı önemli. Bu çerçeve yasaya bağlı olarak elbette TCK, CMK, TMK gibi temel yasalarda da bazı değişiklikler gerekecek. Nasıl bir düzenleme olması gerektiği komisyonda da konuşuldu. Mesela tüm partilerin İnfaz Kanunu’nda eşitliğin sağlanması, ayrı suç türlerine uygulanan farklı infaz sürelerinin kaldırılması konusunda ortak düşüncesi var.”

“ANAYASA KONUSU İMRALI’DA DA BİZLE YAPILAN GÖRÜŞMELERDE DE GÜNDEME GELMEDİ”

Oruç, konunun sürekli yeni anayasa ve anayasa değişikliği bağlamında gündeme geldiğinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan için de bu vesileyle yeniden adaylık yolunun açılacağı tartışmalarının olduğunun anımsatılması üzerine, şöyle dedi:

“Anayasa konusu, bizimle yapılan görüşmelerde, İmralı’da yapılan görüşmelerde hiç gündeme gelmedi. Hiç masaya konulmadı. Bu yasaların çıkması zaten Kürt sorununun çözümü anlamına gelmiyor. Çözülmesi için yerel yönetimler ve bazı yasalarda, anayasada değişiklikler gerekir elbette. Yurttaşlık tanımı konuşulur, ana dilde eğitim ve bu konulardaki yasaklarla ilgili tartışmalar olur. Bir anayasa tartışması Türkiye’de her zaman var ve biz bunu konuşmaya hazırız. Kapalı kapılar ardında değil, açık açık konuşulması gerekir bunların. Bunu uygun bulmayız.

“ANAYASA TARTIŞMASI AÇILIRSA VAR OLAN SİSTEMİ DE TARTIŞIRIZ”

Öcalan’ın da bu konuda düşünceleri elbette var. Bizim açımızdan, anayasa tartışması açılırsa biz var olan sistemi, bu sistemdeki sorunları, demokratik olmamasını da tartışmak isteriz.”

Oruç, Selahattin Demirtaş üzerinden örnek vererek “Ya biz onun yanına gideriz, ya o bizim yanımıza gelir” dedi.

“İKTİDAR DEM’DEN RAHATSIZLIK DUYUYOR”

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da DEM Parti’nin sürekli olarak iktidarın yanında hizalanmakla eleştirildiğini, sürekli bunun bir kesim tarafından gündeme getirildiğini belirterek, “DEM Parti, AKP’nin yanına hizalanmış değil, muhalefetle arasındaki makas açılmış değil. Sürekli kendisini ispat etmesi isteniyor. Aksine oluşturduğu denge nedeniyle DEM’den rahatsızlık duyduğunu görmek gerekiyor” dedi.

“MUTABAKAT” İFADESİNİN ANLAMI

Doğan, Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasının mutabakat sonucu ortaya çıkmış bir metin olduğuna işaret ederek, “Bu çerçeveden çıkmak lazım. Sürekli AKP odaklı bir çerçeve üzerinden ele alınmak isteniyor. O çağrı metninde sorunun nasıl kitleselleştiğinin kabulü de söz konusu. Bunu görmek lazım” dedi.

Doğan, son açıklamasında da “mutabakat” ifadesini kullandığının, çerçeve yasa konusunda bir algı oluştuğunun anımsatılması üzerine, şöyle dedi:

“Öcalan’a taslak gitti, bize geldi, mutabakat sağlandı gibi bir durumun ifadesi değil. Biz açıklama yapmadan çok kısa süre önce bu yönde haberler sızdırıldı. Her şey pozitif gibi bir hava oluşturulmak istendi. İmralı’ya gidişe izin verilmemiş, taleplere olumlu dönüş yapılmamış, bize taslak verilmemiş, oraya gidip gitmediğini, gittiyse nasıl değerlendirildiğini bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz. Cumhurbaşkanı, ardından AKP Sözcüsü, bu işin Temmuz’da biteceği yönünde açıklamalar yaptı. Biz de ısrarla bunu söylüyorduk. Heyete de temmuzda biteceği yönünde mesajlar verildi. Mutabakat dediğimiz bu anlama geliyor. Yoksa biz taslağı görmüş, üzerinde konuşmuş değiliz.”

“MEKANİZMALAR OLUŞMALI”

Araya giren Oruç, “Komisyon raporunda geri dönüşlerin eşzamanlı bir süreç olacağı vurgusu var. Silah bırakma ve yasal süreçlerin bir arada götürülmesi. Bunu görmezden gelip başka türlü açıklamalar yapılıyor. Önce silah bırakılsın, geri dönülsün gibi. Diyelim ki yasa beklediğimiz gibi çıktı. Ama asıl zorluk sonra başlıyor. 30 kişi geçen yıl 11 Temmuz’da silah yaktı. Biri bile geri dönemedi. Bin kişi yaktı şimdi diyelim. Ne olacak bunlar, nasıl dönecek, nerede bekletilecek, hukuki prosedür nasıl işleyecek, güvenceler neler? Bu konularda mekanizmaların olması ve Öcalan’ın da bu mekanizmaların içerisinde yer alması gerekiyor. Ama aksi açıklamalar da görüyoruz ki demek ki ayak sürümeler de oluyor. Yasanın çıkmaması, zamana yayılması çok büyük bir risk olur ve benimseyeceğimiz bir şey olmaz” dedi.

“HERKES KAPSAM İÇİNDE OLMALI”

Öcalan’ın da yasa konusunda herkesin kapsam içinde olması gerektiğini önerdiğini söyleyen Oruç, “Mesela Cemil Bayık, Karayılan gibi isimler de kapsamda olmalı ama bu isimlerin nasıl döneceği, dönüp dönmeyeceği müzakere edilmeli, ayrıca konuşulmalı diye anlattı Öcalan. Kategorize eden, birbirinden ayıran bir düzenlemeyi PKK da benimsemeyeceğini açıkladı. Zira süreç çok kapsamlı. Mesela PKK ile birlikte hareket eden örgütler de var. PKK, bu örgütlerle de görüşüyor. PKK’dan sonra bunların ne olacağı gibi konular var” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Temel de soru üzerine, uluslararası gözlemcilerin de süreci izlemek istediklerini, PKK’nın buna açık olduğunu ifade etti. Ancak geçmişte yabancıların, farklı kesimlerin katıldığı süreçlerin komploya uğradığını belirterek, sürecin başında birbirine güvenerek hareket etmek konusunda bir mutabakat oluştuğunu vurguladı.

“YASA ÇIKARSA ÖCALAN YENİ BİNAYA GEÇECEK”

İmralı’da bu çalışmalarını yürütmesi için yeni bir yer inşa edildiği ancak Öcalan’ın yasa çıkmadan buraya geçmediği haberlerinin ve Adalet Bakanlığı’nın bu konuyu yalanladığının anımsatılması üzerine Temel, “Öcalan, yasa çıkarsa yeni binaya geçecek ve bu mekanı kullanacak” yanıtını verdi.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ BAŞLIĞI

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da cezaevindeki Selahattin Demirtaş’ın durumunun görüşmelerde gündeme gelip gelmediği sorusu üzerine şunları anlattı:

“Selahattin Demirtaş’la yakın temas içindeyiz, sürekli görüşüyoruz. Aktif siyasetin içinde olmaması yaşanan bir sorundan kaynaklı değil, cezaevinde tutulmasından kaynaklı. Demirtaş ve benzer durumdaki siyasetçilerin durumu da her görüşmede gündeme geliyor. Sadece bu da değil CHP’ye yönelik operasyonlar da. İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan da T24’e verdiği söyleşide, Erdoğan’a bu konuların anlatıldığını, yorum yapmadığını aktarmıştı. Tahliyenin önünde hiçbir engel yok. Meclis komisyon raporu çıktıktan sonra da olabilirdi. Ancak yapılmadı. İmamoğlu ve benzeri operasyonlar, Demirtaş ve siyasetçiler, yerlerine kayyım atanan başkanların göreve iadesi. Bunlar sürekli gündemde. Öcalan da Demirtaş’ın tahliyesinin süreçle ilgili umudu arttıracağını söyledi. Ama yapılmıyor.

“AKP, MASANIN YIKILMASI İHTİMALİNE KARŞI POZİTİF ADIM ATMAK İSTEMİYOR”

İzlenim şu, iktidar, 2015’teki hafızasını da tekrar ederek, yasa çıkmadan bu konularda bir adım atmayacağını ima ediyor, o izlenimi veriyor. AKP’nin sürecin toplumsallaşmasını istememesinden kaynaklı bir durum. Görüyoruz ki AKP ısrarla güven yaratacak adım atmıyor.”

ÖZEL VE KILIÇDAROĞLU

Doğan, CHP odaklı tartışmalar ve CHP’nin yasayla ilgili nasıl tutum alabileceği konusunda da “Kılıçdaroğlu yönetiminin nasıl tutum alacağını bilmiyoruz ama yasa karşısında yer almayacakları izlenimimiz var. Özel yönetiminin de bu yönde davranacağını düşünüyor ve umuyoruz. Yoksa iktidar Kılıçdaroğlu’na, İYİ Parti’nin Özel yönetimine yakın durma ve çağrı gayretini de görüyoruz. Ama bu konuda farklı adım atacak bir muhalefetin, seçimde Kürtler’e diyeceği bir şey olamaz.”

DEM Parti