Bir Kitap Okudum ve Hayatım Değişti ve SEYİR Etti (Nefesin PİRaye’si)

HERKES KENDİNE ve NEFESİNE ÖZGÜRLEŞİP, UYANıp NEFES ALABİLSİN DİYE...

Çağla Şıkel’in bu bölümden söz ederken hissettikleri, benim okurken yaşadığım duygularla
aynı yere dokunuyordu…

Benim için Seyir böyle bir romandı. Eski Şahin Aybek’i bitirdi…

Yaşam kendi gerçeğini seyir edene ve kendini ikra edene, ikram eder…

“Bir kitap okudum ve hayatım değişti.” diyenlere hep biraz şaşkınlıkla bakardım. Bir kitabın
bir insanın hayatını gerçekten değiştirebileceğine inanmak bana hep abartılı gelirdi. Ta ki
Piraye’nin Seyir romanını okuyana kadar…

Bugün o cümleyi hiç tereddüt etmeden ben de söylüyorum:

Bir kitap okudum ve hayatım değişti ve seyir etti.

Geçtiğimiz aylarda “gerçekten ve gerçekte” nefes alamadığım, duygusal tsunamiler yaşayıp
elden ayaktan düştüğüm, acı bedenimden çıkamadığım, tamamen zihnime düşüp çakma
kimliğimle hareket edip bilincimle seçimler yapamadığım, şimdi ve burada olamadığım bir
dönemde okuduğum Seyir, benim için yalnızca etkileyici bir roman olmadı. Kendime, hayata
ve yaşadığım olaylara bakışımı değiştiren; dönüp dönüp altını çizdiğim cümlelerle bana yol
gösteren bir yaşam rehberine dönüştü. Seyir, benim bana beni bana rağmen anlatan, kendimi
kendime rağmen sevmemi sağlayan bir kitap oldu.

Bir Kitap Okudum ve Hayatım Değişti ve SEYİR Etti (Nefesin PİRaye’si) - Resim : 1

BEN DEĞİŞİRİM DÜNYA DEĞİŞİR

Roman boyunca en çok hissettiğim şey, insanın aslında hayatı boyunca dışarıda aradığı
cevapların kendi içinde saklı olduğu gerçeğiydi. Piraye Erdoğan bunu ütopik iddialarla
anlatmamış. Tam tersine okuyucuya uygulanabilir bir mucize yani algıda dönüşüm yol
haritası sunuyor. Algın değişir dünya değişir, diyor.

Sonda söyleyeceğimi burada söyleyeyim. Ben yıllarca değişim filozofları çalıştım.
Bana kadar olanlar dünyayı anlamaya çalıştı, ben dünyayı anladım artık dünyayı
değiştirmek istiyorum, diyordum. Bu kitabı okuduktan sonra ise önce kendimi
değiştirmeye karar verdim. Ben değişirsem dünya değişir, noktasındayım.

Piraye hikâyenin içinde, karakterlerin yaşadıklarıyla okuru yavaş yavaş kendi iç dünyasına
çekmiş. Kitap bittiğinde karakterleri değil, kendinizi düşünmeye başlıyorsunuz. Hikaye sizin
hikayeniz oluyor.

Bir Kitap Okudum ve Hayatım Değişti ve SEYİR Etti (Nefesin PİRaye’si) - Resim : 2

ÖZE , HAKİKATE YOLCULUK

“Mesele bir şey olmak değil; mesele sen olmayan her şeyden soyunup, en başta sende ‘Ol!’
denmiş olanı yaşamaktır.”
(Seyir-Piraye)

Bu cümleyi okuduğum an, zihnimde Yunus Emre’nin çağları aşıp gelen şu sözü belirdi:

“Kaldır kendini aradan, ortaya çıksın Yaradan.”

Yüzyıllar ve üslup farklı ama gerçek aynı…

İnsan, kendisi sandığı ama aslında kendisine sonradan eklenmiş bütün yüklerden arındığında
özüne yaklaşabiliyor.

Unvanlardan, rollerden, korkulardan, beklentilerden ve başkalarının biçtiği kimliklerden
sıyrıldığında, el alemin yargısından kurtulduğunda yaratılışındaki o saf hâlle, özüyle yeniden
buluşuyor. Seyir işte bu yolculuğu ve buluşmayı anlatıyor.

Bu yüzden romanı okurken sık sık durup kendime bugüne kadar gerçekten ben olarak mı
yaşadım, yoksa bana öğretilen ve dayatılan kişiyi mi yaşamaya çalıştım?

“Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim; bugün ise bilgeyim, kendimi değiştirdim.”
(Mevlana)

Hayatımızın büyük kısmını insanları değiştirmeye çalışarak geçiriyoruz. Daha anlayışlı bir eş,
daha farklı arkadaşlar, daha adil şartlar, daha kolay bir hayat istiyoruz. Oysa Seyir insana
bambaşka bir kapı açıyor. Dışarıdaki hiçbir değişimin, içeride bir dönüşüm yaşanmadan kalıcı
olmayacağını gösteriyor.

Uzakdoğu felsefesinde de “iç huzuru” denen ,tasavvufta ve tüm öğretilerde şifa kaynağı olan
budur.

Kişinin kendini bilmesi ve bu bilgiyle kendini değiştirmesi ve elbette tüm bunların sonucunda
kendini gerçekleştirmesi. Yani dönüşümün ana kaynakta başlaması.

Bu dönüşümü romanda en güçlü yaşayan karakterlerden biri Mina…

Mina’nın yaşadığı değişim aslında hepimizin hikâyesi. O da başlangıçta yaşadığı olayların
nedenini dışarıda arıyor. Hayatın ona haksızlık yaptığını düşünüyor. Yani o da hepimiz gibi
‘mağdur’, ‘kurban’ …

Sonra yavaş yavaş yaşadığı her olayın içinde kendi payını görmeye başlıyor. Başkalarını
değiştirmeye çalışmak yerine kendini anlamaya yöneliyor.

“Neden benim başıma geliyor?” sorusu zamanla yerini dönüştüren bir soruya bırakıyor:

“Bu deneyim bana ne öğretti?”

İnsan, yaşadıklarının sorumluluğunu almaya başladığında mağdur olmaktan çıkıyor. Hayatın
onu cezalandırmadığını; aksine büyütmeye, olgunlaştırmaya ve kendine yaklaştırmaya,
yaşama hazırlamaya çalıştığını fark ediyor.

Seyir bana da başımıza gelen olayların hepsini kontrol edemeyeceğimizi öğretti.
Ama o olaylara nasıl karşılık vereceğimizi seçebileceğimizi öğretti.

Gerçek özgürlük de işte bu seçebilme gücünde gizli.
İnsan, kendi hayatının sorumluluğunu üstlendiği anda kaderinin pasif bir kurbanı olmaktan
çıkıyor.

Bir Kitap Okudum ve Hayatım Değişti ve SEYİR Etti (Nefesin PİRaye’si) - Resim : 3

NEFES ALIYOR MUYUZ?

Romanın beni en derinden sarsan kısmı ise “Nefes” in anlatıldığı yerlerdi.

“Ne zormuş nefes almak. Alamamak, evet alamıyorum. Ben nefes alamıyorum.”

Bu cümleyi okurken bunun yalnızca fiziksel bir nefessizlik olmadığını hissediyorsunuz.
Çünkü bazen insanın ciğerleri değil, ruhu nefessiz kalıyor.

Mevlânâ’nın:

“Sen o nefessin ki Tanrı, ölüleri diriltir dedi senin hakkında. Bedenin ağzı o dirilten nefese
kapandı mı, mezarın ağzı açılır.” Sözündeki nefeste olduğu gibi insanı nefessiz bırakan şey
çoğu zaman yaşadığı acılar değil; o acıları yıllarca sırtında taşımaya devam etmesidir.
Kırgınlıklar, suçluluklar, korkular, affedemediklerimiz, vazgeçemediklerimiz…

Piraye’nin “Ben nefes alamıyorum.” isyanı ile Mevlânâ’nın sözünü ettiği dirilten nefes, aynı
hakikati farklı yüzyıllarda aynı coşkuyla anlatıyor.

Gerçek nefes, insanın kendine döndüğü anda başlıyor.

Yıllardır taşıdığı yükleri bırakabildiğinde…

Kendini başkalarının gözünden değil, kendi gerçekliğiyle görebildiğinde…

Olduğu kişiyle barışabildiğinde…

“Nefes” bölümü bana göre romanın kalbiydi. Çünkü orada anlatılan yalnızca bir karakterin
yaşadığı sıkışmışlık değildi; hepimizin zaman zaman içine düştüğü ruh hâliydi.

Ben, kitabın bu bölümünü okuduktan sonra kitap üzerine daha fazla araştırma yapmaya
başladım. Bu süreçte Çağla Şıkel ile Piraye’nin gerçekleştirdiği söyleşiyi de izledim.
Söyleşiyi dinlerken fark ettim ki, Nefes bölümünün bende bıraktığı etki yalnızca bana ait
değildi. Çağla Şıkel’in bu bölümden söz ederken hissettikleri, benim okurken yaşadığım
duygularla aynı yere dokunuyordu. Sanırım onun gibi yüzlerce okur da bu bölümde
kendinden bir parça buldu.

Nefes, hepimizin ortak hafızasında iz bırakan bir durak olmuş. Çünkü orada anlatılan yalnızca
bir karakterin nefessiz kalışı değil; insanın kendi benliğiyle, korkularıyla, kırgınlıklarıyla ve
taşıdığı yüklerle yüzleşmesiydi. Piraye, nefesi yalnızca biyolojik bir eylem olarak değil,
insanın özüne dönüşünün, yeniden dirilişinin ve hakiki anlamda yaşamaya başlamasının
sembolü olarak anlatıyor. Bu yüzden kitap kapandıktan sonra bile “Nefes” bölümü zihnimde
yaşamaya devam etti.

YAŞAM KENDİ GERÇEĞİNİ SEYİR EDENE ve KENDİNİ İKRA EDENE, İKRAM
EDER…

Kitap bitiyor ama kaldırıp kitaplığınıza koyup öylece yaşamınıza devam edemiyorsunuz.
Yaşadığınız veya duyduğunuz bir olayda kitaptan bir cümle aklınıza gelip sizi darmadağın
ediyor.

İyi kitap tam da bunu yapmalı.

Bazı okumalarda insan yalnızca okuduğu kitabı bitirmez; okuduğu kitap da eski insanı bitirir.
Benim için Seyir böyle bir romandı. Eski Şahin Aybek’i bitirdi.

Seyir ve Piraye’nin bana verdiği en büyük armağan umut oldu. Kendimle ve dünyayla
barıştım.

Hayatın karşıma çıkardığı her olayın bana karşı değil, benim için olduğunu fark etmeyi…
Suçlayarak değil, anlayarak yaşamayı…
Başkalarını değiştirmeye çalışmadan önce kendime dönmeyi…
Ve en önemlisi, nefes almanın yalnızca ciğerlerle değil, ruhla da mümkün olduğunu…
Öğrendim.

Seyir benim için bir roman olmanın çok ötesinde, dönüp dönüp açılacak bir başucu kitabına
dönüştü. Yaşam felsefem oldu.

Eğer bir gün yolunuzu kaybettiğinizi hissederseniz, belki de yeni bir yol aramak yerine
kendinize dönmeniz gerekiyordur.

Seyir, bana bunu öğrettiği için uzun yıllar boyunca unutamayacağım kitaplardan biri olarak
kalacak.

Tek dileğim dört yüzün üzerinde baskı yapmış böylesine nitelikli bir kitabın ülkemizde daha
da yaygınlaşması ve Simyacı kitabı gibi tüm dünya dillerine çevrilmesidir…

Umarım tüm insanlarımız “gerçekten ve gerçekte” yaşayabilmek, kendi gerçeklerine
UYANabilmek için, kendine ve nefesine özgürleşebilmek için; benim Ankara’da gidip nefes
çalışması yapabildiğim, yararlanabildiğim gibi çok değerli nefes ve yaşam koçlarıyla
çalışabilme olanağına ve KENDİlerine kavuşabilirler.

Çünkü yaşam kendi gerçeğini seyir edene ve kendini ikra edene, ikram eder… Türkiye
Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

Kitap Yaşam