Silivri'den bir çağrı var
“ Milletin verdiği silahla darbe yapmak ile milletin verdiği hukuk gücünü kullanarak darbe yapmak arasında fark yoktur.”
Merdan Yanardağ “Silivri ve Direniş Yazıları" adını verdiği son kitabını böyle bitirmiş.
Daha önceki bir yazımda “Merdan içerde okumaya ve yazmaya devam ediyordur” demiştim.
Kitap ve sonundaki isim dizini ile bunu kanıtladı.
Kimler yok ki o dizinde.. Öcalan’dan Ecevit’e, Barış Terkoğlu’ndan Hakan Fidan’a, Troçki’den Muhsin Yazıcıoğlu’na, Graham Fuller’den Kılıçdaroğlu’na ve Orhan Gazi’den Atatürk’e kadar, tarihe yön vermiş onlarca isim.
Kimisi zulümle, ihanetle anılacak.. Kimisi ise tarihin altın sayfalarında yer alacak.
Önce Yurt Gazetesi’nde, sonra Sokak TV ve Tele 1’de birlikte çalıştık Merdan’la.
Ben ki bilenlerin işkolik dediği bir gazeteciyim, Merdan kadar delice çalışkan, ayrıca olağanüstü donanımlı birini tanımadım.
Silivri’de de oturup boş boş duvarları seyretmemiş. Geçmişi tahlil edip geleceğe dair öngörülerini tarihsel bir perspektifte kâğıda dökmüş.
Kırmızı Kedi Yayınevi’nin kargosu ile gelen kitap, Çankaya Belediyesi’ne operasyon, Haluk Levent’in ağır iddialarla gözaltına alınması gibi yeni dalgalarla boğuşurken umut oldu.

“Ülke hızla İslamo-faşist bir diktatörlüğe sürükleniyor. Bu operasyonun en önemli aygıt ya da araçlarından birini de fiilen oluşturulan yeni hukuk / yargı aygıtı oluşturuyor. Daha doğrusu yargı içindeki özel bir yapılanmaya gidildiği anlaşılıyor. Bu alanda da bir mücadele yürüyor. Bu nedenle, her alanda deyim uygunsa göğüs göğüse bir kavga sürüyor. Türkiye kelimenin tam anlamıyla yönünün yeniden belirleneceği tarihsel bir kavşağa doğru akıyor. Nereye verileceğini bu mücadelenin sonucu belirleyecek.”
Aslında, kitapta Merdan’ın da yer yer vurguladığı üzere, kavga sadece, görünürdeki gibi Cumhuriyetçi kadrolarla Saray arasında değil. AKP kendi içinde de kavgalı. Erdoğan’ın neredeyse tek umudu Bay Kemal ve Trump. Onlara yaslanarak neredeyse rehin alınmış izlenimi veren milletvekilleri, bürokratları ile hala güçlü görünme çabasında. Oysa kol kırıldı ve artık yen içinde tutamıyorlar. Zira her şeyden önce vatandaş, seçmen koptu.
Erdoğan yarın, 15 Temmuz’un yıldönümünde, yanına ittifak ortaklarını ve Kılıçdaroğlu’nu alarak yine masal anlatacak da.. Nafile!
Merdan da diyor ki:
“Gerilim şiddetli. Bugün ‘devlet ile millet’ arasında derin bir kopuş ve kavga var. İslamcı hareket kendisinin İhvancı ideolojik anlayışını ‘milletin değerleri’ diye topluma dayatmaya çalıştı, dahası bu retorik sürekli tekrarlanarak genel kabule dönüştürülmek istendi. Ancak olmadı.”
*. *. *
“Açık Diyalog” adlı bir YouTube kanalında bir söyleşisine rastladığım, din sosyolojisi araştırmalarıyla bilinen Doç. Dr. Volkan Ertit son derece dikkat çekici bir tespitini paylaştı. Yakında açıklanacak olan geniş kapsamlı araştırmalarına göre, Türkiye’nin her köşesindeki üniversitelerde, kendisini inançlı, dindar diye tanımlayanların oranı Erdoğan’ın uykularını kaçıracak kadar düşükmüş. Hatta, üniversitenin adını vermedi ama, birinde bu oran yüzde 29 olarak saptanmış.
Merdan da deneyimli bir gazeteci, sosyoloji doktorasına sahip bir aydın ve sosyalist bir siyasetçi olarak, bu gidişin farkında elbette.
Saray rejiminin bu gidişi önleme çabasına ve bu hedefle kalkıştığı saldırılara karşı mücadelenin şart olduğunu söylüyor. Çerçeveyi de şöyle çiziyor:
“Eğer CHP yenilgiye uğratılır, paralize ya da imha edilirse, İslamcı-faşizan iktidarın önünde başkaca hiçbir engel kalmayacak. Sosyalist hareketin ne yazık ki bu ölçekte bir saldırıyı durdurabilecek gücü yoktur.
Diğer yandan CHP ve demokratik muhalefet güçlerinin yenilgiye uğratılmasının bir yolu da Kürt Hareketinin Cumhur İttifakı’nın yanına, olmaz ise yedeğine almakla mümkündür. (….) DEM Parti ve onun nüfuz alanı içindeki çevrelerin CHP’ye saldırıları manidardır.
Yapılması gereken şey (KK ÖNCESİ) CHP’ye ilişkin eleştirilerin geri çekilmesi değil, demokratik bir muhalefet cephesini, birleşik bir muhalefet hattını örmektir. Alman solunun 1920’lerde yaptığı büyük hatanın Nazileri iktidara getirdiği unutulmamalıdır.”
Merdan Yanardağ Silivri zindanından sesleniyor, “Cumhuriyetçi-Sosyalist İttifakı” öneriyor.
Bugün için hayal gibi görünebilir.
• Ama Atatürk’ü hatırlayınca..
• Bugün Özgür Özel’in, gittiği her yerde, arkasında “yeter” diyen milyonlarla yürüdüğünü görünce..
• Sokağın yanı sıra muhafazakar parti ve kesimlerin de Saray’dan koparak yeni yollar aradığına tanık olunca..
Evet zor, ancak mümkün..
Mesela, Kılıçdaroğlu’nun ziyaretini reddeden Selahattin Demirtaş, Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan ile görüştü. Arıkan görüşme sonrasında şunları söyledi:
“Türkiye artık günlük kısır çekişmelerden, gerilim ve çatışma dilinden yoruldu. Ülke cesur, çözüm odaklı ve uzlaşmacı yaklaşımlara ihtiyaç duyuyor. Selahattin Demirtaş, Türkiye siyaseti açısından önemli bir isim olarak demokratik ve meşru siyaset zemini içinde toplumsal uzlaşıya katkı sunacaktır.”
Yorulduk değil mi!
Hem de çok yorulduk. Ama durup oturmak yok. Karamsarlık yasak..
Merdan boşuna mı kitabına “DİRENİŞ YAZILARI” adını vermiş!
İmamoğlu ve çalışma arkadaşları boşuna mı hücrelerde..
Deniz Göktaş boşuna mı kuyu tipi cezaevinde..
Hadi yürüyelim arkadaşlar!
Bırakalım Türk Lirası’nı eritenler, 1 doların karşılığını 47 TL’ye çıkartanlar düşünsün bundan sonra.
Parasını ödeyip alamadıkları F 35’ler, kutusunu açmadıkları S 400’ler, uluslararası tahkimin kararıyla Irak’a hemen ödemememiz gereken 1 buçuk milyar dolar da uykularını kaçırsın!