15 Temmuz ve sonrası

Bugün 15 Temmuz’un onuncu yıldönümü. Yine büyük prodüksiyonlarla anılacak. Erdoğan bir kez daha “yerli ve milli değerler” nutku atacak. Ortaklarıyla gövde gösterisi yapacak. Tüm kamu çalışanları törene gitmekle görevlendirildiği için de hatırı sayılır bir kalabalık tarafından alkışlanacak.

Peki, arşivi taradığınızda karşınıza başka neler çıkıyor dersiniz?

Erdoğan darbe için “Allah’ın lütfu” dememiş miydi!
Nitekim eski AKP milletvekili Şamil Tayyar, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi o atmosferde doğdu” diye teyit ediyor. Ne pahasına doğduğunu da şu sözleriyle itiraf ediyor:

“15 Temmuz aydınlanırsa, bugün kahraman dediklerimiz darbeci, hain dediklerimizin de tam tersi olacağını düşünüyorum.”

Aydınlanırsa, ne olur acaba? Mesela Hulusi Akar’ın o geceki trafiği de ortaya çıkar mı? Gencecik Harp Okulu öğrencilerinin, teğmenlerin “kimin talimatıyla” sokağa çıkartıldığı.. Ve tam on yıldır bu yüzden hapis yattıkları anlaşılır mı?

Aslında okuyup akıl yoranlar yıllardır biliyor bunu. Ne var ki muhalefeti, başta da CHP’yi bitirmek misyonuyla yola çıkanlar bilse de susuyor. Unutulmaya bırakıyor.

Elbette insan unutsa da arşivler unutmuyor. Hele dijital çağda!

Ararsanız buluyorsunuz. Hatta bazen aramadıklarınızı da buluyorsunuz!

İslamcı kesimin pek sevdiği Fatih Tezcan’ın 2020 yılında, yani şu meşhur kurultaydan, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığından yıllar önce, kehanet gibi şu sözleri çıkıveriyor karşınıza:

“Ekrem deneyebilir, Canan deneyebilir ama derdest olur. Bir tecavüzcü çıkarılır, Öbürünün başına bir şey gelir.. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu bir daha gitmemek üzere CHP’nin başına getirildi.”

Nereden biliyordu da söyledi demeyeceksiniz herhalde. Zaten durum ortada. KK kurultayla gitti, butlan ile döndü. Şimdi CHP’yi parçalamakla meşgul.

Ancak, bu senaryoyu yazanlar, galiba Kılıçdaroğlu’nun seçmen nezdinde itibarının, dolayısıyla katkısının ne kadar düşük olduğunu bilmiyormuş. Yeni anlamış. Bunun üzerine de senaryoda değişikliğe gidilmiş. Bu kez, “UZLAŞMACI” bir replik konmuş. Bay Kemal’in kendi sözleriyle birebir not düşersek şöyle:

“Hangi gerekçeyle ayrı parti kuruyorsunuz? Hem parti içindesiniz. Hem partinin grup başkanısınız hem de ayrı parti için çalışıyorum diyeceksiniz. Bu olmaz. Biz elbette ki konuşuruz. Kavga etmedik, yumruklaşmadık ki.. Ama hangi gerekçeyle parti kurma konusu ortaya çıkmış? En son yaklaşık bir buçuk ay önce Özgür Özel ile görüştük. Arkadaşlarımız da temas halindeler. Vekilleri bölmeye ayrıştırmaya kutuplaştırmaya hiç gerek yok. Bizim birebir temasımızın dışında vekillerimiz konuşuyorlar ama doğrudan Özel’le temas var mı bilmiyorum. Çağrıyı yaptık işte. Partiden ayrılmasına gerek yok.

Kılıçdaroğlu eğer bugün, 15 Temmuz anmasında Erdoğan ile birlikte karşımıza çıkacaksa daha sonra oturup “ben ne yaptım, ne dedim” diye düşünmesi… Düşünmek de yetmez, özür dileyip köşesine çekilmesi gerekir.

Zira artık herkes kimin neye hizmet ettiğini anladı.

Onun da!

BİR TEĞMENİN ANNESİ ANLATTI

Yazıda söz ettim ya! 15 Temmuz kalkışmasında gizli kapaklı faaliyetlerle rol alanlar bugün serbest. Hatta yükseldikçe yükseldiler. FETÖ kumpasının mağdurlarından sevgili Müyesser Yıldız, 12punto.com.tr’de aylardır gerçekleri yazıyor. Medyanın artık görmezden geldiği davaları ve sarsıcı itirafları kaleme alıyor. Yıldönümü vesilesiyle okumanızı dilerim. Bense bugün, tepesindekiler yerine hapse atılan harp okulu öğrencileri ve genç teğmenler adına bir annenin anlattıklarını paylaşmak istedim. İşte tam on yıldır oğlu ve arkadaşları için adalet arayan Kezban hanım ve Türkiye’ye, sizlere mektubu:

“15 Temmuz’un üzerinden on yıl geçti. Toplu yargılamalarda müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına mahkûm edilen yüzlerce asker hâlâ cezaevinde. Aralarında askerî hiyerarşinin en alt basamaklarında bulunan, çoğu henüz yirmili yaşlarında olan erler, askerî öğrenciler ve kursiyer teğmenler de var. Fakat, bu insanlar kamuoyunda neredeyse tamamen unutuldu.

Oğlum Alper, darbe girişiminden yalnızca birkaç hafta önce kurs görmek amacıyla Akıncı Üssü’ne gelen 24 yaşında bir kursiyer teğmendi. Darbe girişiminden önceden haberi yoktu, emir verme yetkisi bulunmuyordu ve kimseye zarar vermedi. Kendisine verilen emirler doğrultusunda geceyi üste geçirdi. İddia makamı da bunun aksini gösteren somut bir delil ortaya koymadı. Buna rağmen darbe girişiminin doğrudan failiymiş gibi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi ve on yıldır cezaevinde.

Alper gibi yüzlerce er, askerî öğrenci ve kursiyer teğmen o gece emir altında hareket etmesine rağmen müebbet cezası verildi. Bir insanın bilgisi, kastı, yetkisi ve bireysel fiili ortaya konmadan ömür boyu hapse mahkûm edilmesi ne hukuka ne de vicdana sığar. Biz aileler bunun maddi ve manevi yükünü on yıldır taşıyoruz.

Bugün birçok dosyada iç hukuk yolları tükenmiş durumda. Biz de oğlum Alper için Temmuz 2025’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurduk. Ancak en doğrusu, bu mağduriyetlerin yıllar sonra uluslararası bir mahkeme tarafından değil, Türkiye’nin kendi hukuk ve siyaset kurumları tarafından görülüp giderilmesidir. Devletin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu dosyalara kayıtsız kalmaması gerekiyor. Talebimiz, dosyaların somut deliller, bireysel ceza sorumluluğu, adil yargılanma ve orantılılık ilkeleri temelinde yeniden ele alınmasıdır. Bu haksız ve orantısız cezalar artık düzeltilmelidir.”

15 Temmuz Darbe Girişimi Recep Tayyip Erdoğan CHP