15 Temmuz'a giden yol
YÖN/FİKRET BİLÂ
Bugün 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişiminin 10. yıldönümü.
ABD ve FETÖ işbirliğiyle girişilen bu darbe başarılı olsaydı Türkiye bugün demokrasi ve laiklikten kopmuş çağdışı bir devlete dönüşmüş olacaktı.
Bu darbe girişimi Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Atatürk ilkelerine, demokrasiye, laikliğe bağlı komutanlar ve sokağa çıkan halk tarafından önlendi.
15 Temmuz darbesinin önlenmesi için mücadele ederken şehit olan askerleri ve vatandaşları rahmetle anıyorum.
Türkiye, 15 Temmuz darbesine giden süreci hiç unutmamalı, özellikle AK Parti iktidarı bundan gerekli dersleri çıkarmalıdır.
Ülkenin böyle bir darbe sürecine sürüklenmesinde AK Parti iktidarının önemli hatalarının payı olduğunu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “aldatıldık” sözleriyle ifade etmişti.
Türkiye 15 Temmuz’a nasıl geldi?
Bu sorunun yanıtı çıkarılacak dersler açısından büyük önem taşıyor.
AK Parti, 2002 seçimlerinde, tek başına iktidara geldikten sonra, Türkiye’de demokrasinin kural ve kurumlarının gerektiği gibi çalışmadığı, bunu engelleyenin ise “üçlü vesayet” sistemi olduğunu düşünüyordu.
AK Parti’ye göre üçlü vesayetin bir ayağını Cumhurbaşkanı, bir ayağını Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), bir ayağını da yüksek yargı oluşturuyordu.
Cumhurbaşkanları, TSK ve yüksek yargıdan gelen talepler nedeniyle hükümetler üzerinde baskı kuruyor ve demokratik kuralların işlemesini engelliyorlardı.
Keza TSK da hükümetlere müdahale ediyor, darbeler veya muhtıralar vererek demokrasiyi askıya alıyordu.
Yine yüksek yargı organları da demokratik iktidarın yasalarını, kararlarını iptal ederek üçlü vesayet sistemine katılıyorlardı.
AK Parti iktidarına göre Türkiye’nin gerçek demokrasiye ulaşması için bu vesayetin ortadan kaldırılması gerekiyordu.
AK Parti’ye göre üçlü vesayetin ilk ayağı Abdullah Gül’ün 2007 yılında Cumhurbaşkanı seçilmesiyle kırılmıştı.
Daha sonra komutanları hedef alan Ergenekon ve Balyoz davalarıyla Atatürk’e bağlı komutalar TSK’dan tasfiye edildi.
FETÖ’cü subayların TSK’da önü açıldı.
Generalliğe terfi ettirildiler, önemli komutanlıklara atandılar.
TSK’da büyük bir tasfiye gerçekleştirildi.
Keza 12 Eylül 2010’da gerçekleştirilen anayasa değişikliği ile yüksek yargıda TSK’ya benzer bir operasyon yapıldı.
Yine FETÖ’cü yargıçlar anayasa değişikliği ile yüksek yargı organlarına atandılar.
Böylece Cumhurbaşkanlığı’ndan sonra “üçlü vesayet’in diğer iki ayağı da kırılmış oldu.
AK Parti iktidarı böyle düşünüyordu.
Ancak, “üçlü vesayeti yıkıyorum” derken bir darbe girişiminin önünü açtıklarının farkında değillerdi.
Nitekim 15 Temmuz 2016 günü darbe girişimi gerçekleşti.
FETÖ’cü darbeciler savaş uçaklarıyla TBMM’yi bombaladılar. Aynı saatlerde Meclis’e koşan milletvekilleri sabaha kadar darbeye karşı direndiler.
Halk sokaklara döküldü, darbeye direndi.
Darbe önlendi ancak maliyeti çok yüksek oldu.
Türkiye’nin demokratik, laik, güçler ayrılığına dayalı sisteminin ne kadar değerli ve önemli olduğu 15 Temmuz darbe girişiminde bir kez daha anlaşıldı.
Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimine giden yolun nasıl döşendiğini asla unutmamalıdır.