Bursa’dan yükselen ses: Staj ve çıraklık sigortası mağduriyeti daha ne kadar sürecek?
Yıllardır aynı soruyu soruyoruz.
Bir genç, okul sıralarından çıkıp iş yerinin kapısından içeri girdiği gün gerçekten çalıştı mı, çalışmadı mı?
Eğer çalışmadıysa neden sigorta numarası verildi?
Eğer çalıştıysa neden o gün emeklilik hesabına dâhil edilmedi?
İşte bugün milyonlarca staj ve çıraklık mağdurunun cevabını aradığı temel soru budur.
Geçtiğimiz günlerde Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu ile Bursa Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Derneği öncülüğünde Bursa’da gerçekleştirilen basın açıklaması, yalnızca bir protesto değil; yıllardır çözülemeyen bir sosyal güvenlik sorununun yeniden güçlü şekilde kamuoyunun gündemine taşınmasıydı.
Meydanda toplanan insanlar bir ayrıcalık istemedi.
Bir lütuf talep etmedi.
Yıllar önce kendilerine verilen sigorta başlangıcının, bugün de aynı hukuki değeri taşımasını istedi.
Çünkü onlar oyun oynarken değil, iş yerlerinde büyüdüler.
Atölyelerdeydiler.
Sanayideydiler.
Fabrikalardaydılar.
Hastanelerde, işletmelerde ve üretimin olduğu her alanda alın teri döktüler.
Henüz çocuk yaşta çalışma hayatının sorumluluğunu üstlendiler.
Ne yazık ki o yaşlarda iş kazası geçirenler oldu.
Meslek hastalıklarıyla karşı karşıya kalanlar oldu.
Hatta çalışma hayatının daha ilk yıllarında geçirdiği iş kazaları sonucu hayatını kaybeden stajyer ve çıraklarımız da oldu.
İş kazası yaşandığında “çalışan” kabul edilen bu gençler, emeklilik söz konusu olduğunda ne yazık ki aynı statüde değerlendirilmedi.
İşte toplum vicdanını yaralayan nokta tam da budur.
Bugün staj ve çıraklık sigortası mağduriyeti, yalnızca belirli bir kesimin değil, Türkiye’nin sosyal güvenlik alanında çözüm bekleyen en önemli sorunlarından biri hâline gelmiştir.
Her geçen yıl bu mağduriyet daha fazla dile getiriliyor.
Her geçen yıl daha fazla insan bu talebin etrafında birleşiyor.
Artık bu konu yalnızca mağdurların değil, kamuoyunun yakından takip ettiği toplumsal bir beklentiye dönüşmüş durumdadır.
Sosyal güvenlik sistemleri yalnızca mali dengeler üzerine kurulamaz.
Aynı zamanda hukuk, öngörülebilirlik, eşitlik ve güven ilkeleri üzerine inşa edilir.
Bir kişiye yıllar önce “Sigortalısın.” denilip, aradan geçen onlarca yılın ardından “Ama bu sigorta emeklilik başlangıcı sayılmaz.” demek, sadece teknik bir uygulama olarak değerlendirilemez.
Bu durum, sosyal güvenlik sistemine duyulan güveni de doğrudan etkiler.
Elbette sosyal güvenlikte aktüeryal denge önemlidir.
Ancak sosyal güvenliğin temel amacı yalnızca mali dengeyi korumak değil; hakkaniyeti, hukuki güvenliği ve toplumsal adaleti de sağlamaktır.
Bugün meslek liselerinde eğitim gören gençler ve aileleri de aynı soruyu soruyor:
“Yarın bizim çocuklarımız da aynı mağduriyeti yaşayacak mı?”
Bu soru bile meselenin yalnızca geçmişi değil, geleceği de ilgilendirdiğini göstermektedir.
Bursa’dan yükselen ses, aslında Türkiye’nin dört bir yanından yükselen ortak bir taleptir.
Bu ses ne bir ayrıcalık arayışıdır ne de emeklilik sistemine yeni bir yük oluşturma çabasıdır.
Bu ses, yıllardır çözüm bekleyen sosyal güvenlik adaletinin sesidir.
Artık staj ve çıraklık sigortası mağduriyeti ertelenen bir dosya olmaktan çıkarılmalıdır.
Türkiye’nin sosyal güvenlik alanındaki en önemli yapısal sorunlarından biri hâline gelen bu mesele, günlük siyasi tartışmaların ötesinde; hukuk, hakkaniyet ve toplumsal vicdan ekseninde değerlendirilmelidir.
Çünkü güçlü devlet, vatandaşına verdiği güveni koruyan devlettir.
Güçlü sosyal güvenlik sistemi ise yalnızca prim toplayan değil; adalet duygusunu da yaşatan sistemdir.
Artık milyonlarca staj ve çıraklık mağdurunun yıllardır dile getirdiği bu haklı beklenti, daha fazla ötelenmemeli; sosyal güvenlik sisteminde kanayan bu yara kalıcı ve adil bir düzenlemeyle sarılmalıdır.