Gençler neden işsiz, umutlar neden bavul topluyor?
Son yıllarda en sık duyduğumuz cümlelerden biri şu:
“Gençler çalışmak istemiyor.”
Peki gerçekten öyle mi?
İş arayan milyonlarca gence biraz yakından baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz. Gençler çalışmayı değil; düşük ücretle, güvencesiz koşullarda, uzun mesailerle ve karşılığını alamadıkları bir düzen içinde emek vermeyi reddediyor.
Bir gencin yıllarca eğitim alıp diplomasını cebine koyduktan sonra asgari ücretin bile altında maaş teklifleriyle karşılaşması, haftanın altı hatta yedi günü çalışmasının beklenmesi, fazla mesaisinin karşılığını alamaması ve buna rağmen “tecrüben yok” denilerek değersizleştirilmesi yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Bu durum, çalışma hayatında emeğin değerini aşındıran ciddi bir sosyal adaletsizliktir.
Genç işsizliği yalnızca istihdam sorunu değildir. Aynı zamanda umut, gelecek ve adalet sorunudur.
Çünkü gençler sadece iş aramıyor; geleceklerini arıyor.
Kendi evine sahip olmanın hayal, otomobil sahibi olmanın lüks, aile kurmanın ise ertelenen bir hedef hâline geldiği bir dönemden geçiyoruz. Üstelik birçok genç, yıllarca prim ödeyip ödeyemeyeceğini, emekli olup olamayacağını dahi sorguluyor. Böylesine belirsiz bir ortamda geleceğe güvenle bakabilmek her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Teknoloji çağında yaşamamıza rağmen gençlerin bilgiye ve teknolojiye erişimi bile ekonomik nedenlerle zorlaşıyor. Eğitim, üretim ve mesleki gelişim için vazgeçilmez olan bilgisayarlar, tabletler ve cep telefonları; yüksek fiyatlar, ÖTV ve KDV gibi vergi yükleri nedeniyle birçok genç için ulaşılması güç araçlara dönüşmüş durumda. Oysa teknoloji artık bir lüks değil; eğitimin, üretimin ve çalışma hayatının ayrılmaz bir parçasıdır.
Bir gencin en büyük hayali yeni bir telefon almak değil, geleceğini kurabilmektir.
Ne yazık ki birçok genç, umutlarını artık kendi ülkesinde değil, yurt dışında arıyor. Çünkü emeğinin değer göreceğine, liyakatin esas alınacağına ve adalet duygusunun daha güçlü işleyeceğine inanıyor. Beyin göçünün temelinde yalnızca ekonomik nedenler değil, geleceğe duyulan güvensizlik de yatıyor.
Gençlerin kaygısı sadece maaş değildir.
Adalet kaygısı vardır.
Liyakat kaygısı vardır.
Ekonomik istikrar kaygısı vardır.
Gelecek kaygısı vardır.
Bu kaygılar giderilmeden yalnızca istihdam rakamlarını konuşmak, sorunun özünü görmezden gelmektir.
Ne yazık ki çalışma hayatında emeğin değeri her geçen gün biraz daha aşınıyor. Birçok işveren nitelikli çalışan ararken, aynı çalışana hak ettiği ücreti vermekten kaçınıyor. Deneyim isteniyor ama deneyim kazanacak fırsat sunulmuyor. Üniversite mezunu gençler vasıfsız işlerde çalışmak zorunda kalırken, meslek sahibi gençler kendi alanlarında iş bulamıyor.
Sonra da dönüp, “Gençler çalışmıyor.” deniliyor.
Oysa mesele çalışmamak değil; emeğin karşılığını alamamaktır.
Bir toplumda emek değersizleştiğinde üretim azalır, liyakat zayıflar ve beyin göçü hızlanır. Kaybeden yalnızca gençler değil, ülkenin geleceğidir.
Bugün “Z kuşağı” diyerek eleştirilen gençleri etiketlemek yerine onları anlamaya çalışmalıyız. Her neslin kendine özgü beklentileri, çalışma anlayışı ve hayata bakışı vardır. Gençler tembel oldukları için değil; hak ettikleri değeri görmek, kendilerini geliştirmek ve emeklerinin karşılığını almak istedikleri için sorguluyor, itiraz ediyor ve daha iyi çalışma koşulları talep ediyor.
Bu talepler ayrıcalık değil, en temel insan hakkıdır.
Gençlere nasihat vermekten önce onları dinlemeliyiz.
Onları eleştirmekten önce anlamalıyız.
Onlara sabretmelerini söylemeden önce fırsat sunmalıyız.
Çünkü gençlere güvenmeyen, onları anlamayan ve emeklerini koruyamayan toplumlar, kendi geleceklerini de riske atarlar.
Gençlerin çalışmaya değil, sömürülmeye itirazı var.
Onlar insanca yaşayabilecekleri bir ücret, güvenceli bir çalışma hayatı, liyakate dayalı bir sistem ve emeklerinin karşılığını almak istiyor.
Bunlar lüks talepler değildir.
Bunlar sosyal devlet olmanın en temel gerekleridir.
Genç işsizliğini yalnızca işsiz sayısıyla ölçemeyiz. Asıl konuşmamız gereken; iş bulan gençlerin hangi koşullarda çalıştığı, aldığı ücretin insanca yaşamaya yetip yetmediği ve geleceğe umutla bakıp bakamadığıdır.
Çünkü mesele sadece iş bulmak değildir.
Mesele; emeğin değer gördüğü, adaletin hissedildiği, liyakatin esas alındığı ve gençlerin geleceğe güvenle bakabildiği bir Türkiye inşa edebilmektir.
O gün geldiğinde kimse “Gençler çalışmak istemiyor.” demeyecektir.
Çünkü gerçek çok nettir:
Gençler çalışmaktan kaçmıyor. Emeklerinin değersizleştirilmesine, geleceklerinin belirsizleştirilmesine ve umutlarının tüketilmesine itiraz ediyor.
Bir ülkenin en büyük gücü doğal kaynakları değil, iyi yetişmiş ve geleceğe umutla bakan gençleridir. Gençliğinin umudunu kaybeden bir ülke ise yalnızca bugününü değil, yarınını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.