Enflasyon farkına neden “zam” deniyor?
Temmuz ayı geldiğinde kamuoyunda yine aynı cümleler kuruluyor: “Emekliye zam yapıldı.”
Oysa bu ifade, hem sosyal güvenlik sistemi hem de ekonomi açısından gerçeği tam olarak yansıtmıyor.
Öncelikle bir yanlışı düzeltelim.
Emekliye zam yapılmıyor.
Emekli aylıklarına yalnızca altı aylık enflasyon farkı yansıtılıyor. Yani emeklinin cebinden sessizce eksilen alım gücünün bir bölümü, aylar sonra maaşına ekleniyor. Bu nedenle yapılan artış, yeni bir kazanım değil; geçmişte yaşanan kaybın gecikmeli telafisidir.
Gerçek zam ile enflasyon farkı birbirinden tamamen farklı kavramlardır.
Zam; enflasyonun üzerinde yapılan, vatandaşın refah seviyesini artıran ilave gelir artışıdır. İnsanların daha iyi beslenmesini, daha rahat yaşamasını, çocuklarına ve torunlarına daha fazla destek olmasını sağlayan bir iyileştirmedir.
Enflasyon farkı ise bunun tam tersidir. Sadece fiyat artışları nedeniyle kaybedilen satın alma gücünün bir kısmını yerine koymaya yönelik teknik bir güncellemedir. Bu nedenle enflasyon farkını “zam” olarak nitelendirmek, ekonomik gerçeklikle bağdaşmamaktadır.
Üstelik burada gözden kaçan çok önemli bir ayrıntı vardır.
Emekli, enflasyon farkını altı ay boyunca beklemek zorundadır.
Market fiyatları her hafta değişirken, kira artarken, elektrik, doğalgaz, su faturaları yükselirken, ilaç katkı payları artarken emeklinin maaşı yerinde saymaktadır. Altı ay boyunca artan fiyatlarla yaşam mücadelesi veren emekli, ancak dönem sonunda maaşına yapılan güncellemeyle bir nebze nefes almaya çalışmaktadır.
Ancak o nefes de çoğu zaman birkaç hafta sürmektedir.
Çünkü maaş artışı açıklandığı gün, birçok mal ve hizmetin fiyatı da yeniden yükselmektedir. Böylece maaşa yansıyan enflasyon farkı daha emeklinin cebine girmeden büyük ölçüde erimeye başlamaktadır.
Bugün milyonlarca emekli, ayın sonunu değil, ayın ortasını dahi getirmekte zorlanıyor.
Pazara çıkan emekli, fileyi eskisi kadar dolduramıyor. Kasaptan et almak artık birçok emekli için lüks hâline geldi. Meyve ve sebze alışverişi bile hesap yapılarak gerçekleştiriliyor. Kış aylarında doğalgaz faturası, yaz aylarında elektrik gideri bütçeyi zorluyor. En acısı ise yıllarca prim ödeyerek emeklilik hakkını kazanan insanların, emeklilik döneminde temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmesidir.
Emeklinin en büyük düşmanı artık yalnızca düşük maaş değildir.
Asıl sorun, durmaksızın büyüyen enflasyon canavarıdır.
Enflasyon yalnızca fiyatları artırmaz; maaşları, birikimleri, umutları ve geleceğe dair güveni de tüketir. Dün alınabilen bir ürün bugün alınamaz hâle gelirken, maaş aynı hızla değer kaybetmektedir. Enflasyon farkı ise bu kaybın önüne geçmeye değil, yalnızca geriden yetişmeye çalışmaktadır.
Bu nedenle her altı ayda bir yapılan maaş güncellemelerinin “zam” olarak sunulması, emeklilerin yaşadığı ekonomik tabloyu olduğundan farklı göstermektedir. Gerçekte emekli zenginleşmiyor, refahı artmıyor. Sadece kaybettiği alım gücünün bir kısmı kendisine geri veriliyor.
Oysa sosyal devlet anlayışının gereği, emekliyi sadece enflasyona karşı korumak değildir. Amaç, emeklinin insanca yaşayabileceği bir gelir seviyesine ulaşmasını sağlamaktır. Emeklilik, yıllarca çalışmanın ve prim ödemenin karşılığında huzurlu bir yaşam dönemi olmalıdır; geçim derdinin en yoğun yaşandığı dönem değil.
Bu nedenle emekli aylıklarında yapılacak artışlar yalnızca enflasyon rakamlarına endekslenmemeli; büyümeden pay, refah payı ve milli gelir artışı da maaşlara yansıtılmalıdır. Aksi hâlde emekli her altı ayda bir aynı döngüyü yaşamaya devam edecektir: Önce enflasyon karşısında yoksullaşacak, ardından kaybının bir kısmını geri alacak.
Sonuç olarak kullanılan kavramları doğru ifade etmek zorundayız.
Enflasyon farkına “zam” demek, emeklinin kaybını kazanç gibi göstermektir.
Gerçek zam; emeklinin alım gücünü artıran, refahını yükselten ve geleceğe güvenle bakmasını sağlayan artıştır. Milyonlarca emeklinin beklediği de tam olarak budur.