Tarihin sessiz tanığıydı

Olcay Hanım.. Olcay Baykal, hayata veda etti.Türkiye’nin en ünlü siyasetçilerinden, liderlerinden birinin eşiydi. Ve kimbilir onca yıl nelere tanık olmuş, neler duyup yaşamıştı.

Ama hep susmuştu.

Ben onu elbette hep belli bir mesafeden izlemiştim. Yakından tanıma fırsatını ise, bir Ankara gezimde Deniz Baykal’ı ziyaret ettiğimde bulmuştum.

Gördüğüm, herhalde Baykal çiftinin evliliğinden bir kesit.. Belki yarım asırlık bir öykünün damıtılmış özüydü.

Deniz Bey, geçirdiği ağır felç nedeniyle kımıldayamıyor, hatta gözünden düşen gözlüğü düzeltemiyordu.

Olcay hanım, Deniz Bey her ihtiyaç duyduğunda, ki bu neredeyse dakikada birkaç kez demekti, yanındaydı.

Benim anlamakta zorluk çektiğim konuşmasını anlıyor, isteklerini hemen yerine getiriyor, neredeyse bütün sinir sistemiyle ona odaklanıyordu. Gözlüğünü düzeltiyor, terini siliyor, üşüyüp üşümediğini soruyordu.

Hep aynı sakinlik ve nezaketle..

Oysa O adam kendisine ihanet etmişti. Üstelik yıllarca. Dahası yatakta yakalandığı kadını milletvekili seçtirmişti.

Olcay Hanım hep sustu. “Ne hissettiniz” sorusunun sorulmasına bile izin vermedi.

Deniz Bey elden ayaktan düşünce yaptıkları, kocasını biraz olsun mahçup etmiş miydi, bilemiyorum. Eğer öyle olsaydı, tekerlekli sandalyedeyken bile milletvekili olmak için çabalamazdı diye düşünüyorum.

Zira, Olcay Hanım öyle bir kadın iken, Deniz Bey öyle bir adamdı. Uzman olmadığım bir konuda ahkam kesmek gibi olacak ama.. Psikolojide “grandiose” denilen “büyüklenme” sanrısından mustaripti. Buna, genel başkan seçildiği yıldan itibaren sayısız görüşmelerimiz, söyleşilerimizde tanık olmuştum.


*. *. *

Olcay Hanım’ı ve dolayısıyla Deniz Bey’i düşünürken, zihnimde iz bırakan bir yemek davetini hatırladım.

Küçük bir yuvarlak masanın etrafında 7-8 gazeteciydik. Deniz Bey çok keyifli bir günündeydi. Epey konuştu.. Sonra bir ara “Ayşenur hanımı da CHP’li yapabilirsek bu iş tamamdır” dedi.

Yapamadı. Herhalde bu yüzden de CHP onun döneminde iktidar olamadı, hatta bir seçimde sandıktan çıkamadı! (Mea culpa!!)

Bana o günü hatırlatan bu espri değil, bir soruma aldığım reaksiyondu.
“Ana muhalefet lideri” sıfatıyla Kürt sorunu hakkında ne düşündüğünü, CHP’nin bu konuda bir hazırlığı, bir çalışması olup olmadığını sordum.

Ondan önce masadaki meslektaşlarımdan biri, Yalçın Bayer atıldı. “Kızım sırası mı şimdi bunun..” diye Baykal’ı da susturdu. Sonra -hiç unutmuyorum- Pendik ilçe teşkilatıyla ilgili bir sıkıntıyı sordu.

Yalçın Bayer, Babıali geleneğinde “abi” denilen gazetecilerdendi.
Mesleğe Cumhuriyet Gazetesi’nde başlamış, 1980’lerde Hürriyet’e geçmişti. Hala orada yazıyor. Üstelik, Demirören medyasındaki gazetecilerden farksız bir gündemle..
Mesela, şu cümleler onun son yazılarından birinden alıntı:


“• NATO ZİRVESİNDE 32 üye ülkenin liderlerinin yanı sıra ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer gibi isimlerin Ankara’da ağırlanması, Türkiye’nin bölgesel aktörlüğünü küresel bir hakemliğe taşıdı.”

“• Terörle Mücadelede Ankara Mesajı: Türkiye’nin hassasiyeti olan terörizmle mücadele konusu doğrudan NATO Ankara Zirvesi Bildirisi’ne girerek müttefiklerin ortak taahhüdü haline geldi.”

“• İki gün boyunca tüm dünya medyasının gözünün Ankara’da olması şehrin uluslararası kongre turizmi için bir marka haline gelmesini sağladı.”

“• Ankara kentine katkılar: Zirve hazırlıkları kapsamında Valilik ve Büyükşehir’in koordinasyonunda Esenboğa Havalimanı ile şehir merkezi arasındaki yollarda genişletme, asfalt yenileme ve kavşak modernizasyonları yapıldı.

*. *. *

Ankara’nın başkent değil de “Ankara kenti” diye anılmasını geçtim.. Bu ülkede çok ciddi bir sorun var. Siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler Erdoğan’ın çizgisini belirlediği bir çıtanın altında var olmayı dert etmiyor.

Dayatılan Yeni Osmanlıcılığı açıktan ya da gizliden desteklemeyi kendisine yakıştırabiliyor. Trump’tan söz ediyoruz ama Erdoğan “meşruiyetini” asıl onlardan alıyor. Başta İmamoğlu, kuyudaki Barış Göktaş ve Yalçın’ın gencecik meslektaşları cezaevinde çürürken, Erdoğan destekçileri her şey yolundaymış gibi Reis güzellemeleri yapıyor.

Bütün bunların perde arkasını.. Deniz Bey ile Erdoğan’ın hangi parantezlerde anlaştıklarını.. Hatta belki Kılıçdaroğlu’nun neden ve nasıl getirildiğini.. Yani bizim “tahmin ettiğimizi doğrudan, içerden bilen”, herhalde Olcay Hanım’dı. Sessizlik içinde yaşadı, sessizce öldü. Dayatılan hayat değmiş miydi, kim bilir!!!

Deniz Baykal CHP