Futbolda vicdanla sermayenin savaşı
Bir zamanlar Dünya Kupası denildiğinde akla Pele gelirdi, Maradona gelirdi, Zidane gelirdi... Mahalle aralarında taşlardan kale yapıp top koşturan çocukların kurduğu o kocaman hayaller gelirdi.
Şimdi ise milyar dolarlık fonlar, uluslararası yatırım konsorsiyumları ve soğuk hisse devirleri konuşuluyor.
İşte asıl felaket tam olarak budur.
UEFA’nın, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun Dünya Kupası’nın ticari haklarını özel yatırımcılara açma planına karşı tarihi bir boykot kararı alması; basit bir futbol kavgası değil.
Bu, vicdanla sermayenin kavgasıdır.
UEFA, bu kötü plan geri çekilmezse FIFA organizasyonlarını boykot edeceğini ilan etti. Çünkü haklılar: Bazı değerlerin fiyat etiketi olmaz.
Dünya Kupası; dedelerimizin radyodan nefes kesilerek dinlediği, babalarımızın siyah-beyaz televizyon ekranında gözünü kırpmadan izlediği, bizim bugün çocuklarımıza bir masal gibi anlattığımız ortak hafızamızdır.
Kimsenin tapulu malı değildir!
Ne FIFA’nın... Ne hırslı başkanlarının... Ne de Wall Street fonlarının.
Modern futbol zaten yıllardır ağır hasta yatıyor. Tribünler yavaş yavaş "müşteriye" dönüştürüldü. Asırlık kulüpler yatırım fonlarına teslim edildi. Oyuncular forma aşkıyla değil, sosyal medyadaki marka değerleriyle ölçülür oldu. Taraftar ise artık bir renge gönül veren sevdalı değil; dijital abonelik paketlerinin alelade bir tüketicisi...
Şimdi sıra nihayet Dünya Kupası’na geldi.
Çünkü sermayenin doğasında doymak yoktur. Bir gün kulüpleri alır, ertesi gün ligleri kapatır, sonra kupalara göz diker... Ve en sonunda çocukların hayallerini satın almaya kalkar.
FIFA’nın sığındığı savunma ise tanıdık: "Daha fazla gelir elde edeceğiz."
Tarih boyunca bütün büyük kıyımlar ve yanlışlar zaten hep bu cümleyle başladı: Daha fazla para, daha fazla büyüme, daha fazla kâr...
Ama bir gün olsun kimse çıkıp "Daha fazla ruh" demedi.
Futbolun hakiki değeri milyar dolarlık yayın ihalelerinde değil; sağanak yağmur altında formasını çamura bulamaktan gurur duyan o çocuğun gözlerinde saklıdır. Kupaların anlamı sponsor logolarında değil, tribünde avazı çıktığı kadar bağırırken gözyaşı döken taraftardadır.
Bazen bir kurumun büyüklüğü kazandığı para ile değil, satmayı reddettiği değerlerle ölçülür.
Belki de UEFA’nın bu sert çıkışı, uzun yıllardır ilk kez futbolun ruhu adına verilmiş en doğru, en ahlaklı mücadeledir.
Çünkü bazı kupalar sahada kazanılır.
Bazıları müzede kaldırılır.
Ama Dünya Kupası...
Asla satılmaz.