Bağ-Kur tescil mağduriyeti: Hak kayıpları nasıl oluştu?

Sosyal güvenlik sisteminde bazı mağduriyetler vardır ki, teknik bir hata olmanın çok ötesine geçer. Çünkü mesele yalnızca bir kayıt eksikliği değil, vatandaşın devlete duyduğu güvenin zedelenmesidir. Bağ-Kur tescil mağduriyeti de tam olarak böyledir.

Yıllarca vergi kaydı bulunan, meslek odalarına kayıtlı olan, belediyeye ruhsat alan, gelir vergisini ödeyen, devletin her yükümlülüğünü yerine getiren binlerce esnaf bugün aynı soruyu soruyor:

“Devlet beni vergi öderken tanıdı da, emeklilik hakkı söz konusu olunca neden tanımadı?”

Bu sorunun cevabı bugüne kadar tatmin edici biçimde verilebilmiş değil.

Türkiye’de uzun yıllar boyunca Bağ-Kur sigortalılığı, bugünkü gibi otomatik başlamıyordu. Kanun gereği vatandaşın ayrıca kuruma başvurup tescil yaptırması gerekiyordu. Ancak birçok esnaf bu zorunluluktan haberdar değildi. Devlet de çoğu zaman bu konuda etkin bir bilgilendirme yapmadı.

Sonuçta ortaya ilginç bir tablo çıktı.

Bir tarafta devletin bütün kurumlarında kaydı bulunan vatandaş…

Diğer tarafta ise SGK kayıtlarında hiç sigortalı görünmeyen aynı kişi…

Aslında ortada kayıt yokluğu değil, kurumlar arasındaki uyumsuzluğun faturası vardır.

Bugün dijital dönüşümden, yapay zekâdan, kurumlar arası veri paylaşımından söz ediyoruz. Vergi dairesiyle, nüfus sistemiyle, tapuyla, bankalarla saniyeler içinde bilgi paylaşabilen kamu idaresi, geçmişte kendi kayıtları arasında oluşan bu çelişkiyi hâlâ düzeltememiş durumda.

Oysa sosyal güvenlik hakkı, yalnızca teknik prosedürlere indirgenemeyecek kadar temel bir haktır.

Devletin temel görevi vatandaşını hak kaybına uğratmamak olmalıdır.

Bağ-Kur tescil mağduriyeti yaşayan vatandaşlar geçmişe dönük haksız bir avantaj istemiyor. Kimse ücretsiz hizmet talep etmiyor. Kimse karşılıksız emeklilik beklemiyor.

İstedikleri son derece açık:

Vergi mükellefi oldukları, mesleklerini fiilen icra ettikleri ve devlet kayıtlarıyla sabit olan dönemlerin sosyal güvenlik kapsamında değerlendirilmesi…

Çünkü ortada çalışılmayan bir süre değil; kayıt altına alınmamış bir sigortalılık sorunu bulunuyor.

Üstelik bu mesele yalnızca bireysel mağduriyet oluşturmakla kalmıyor.

Birçok esnaf, eksik hizmet süreleri nedeniyle emekliliğini yıllarca ertelemek zorunda kalıyor. Bazıları yaş şartını tamamlıyor ama prim süresi eksik göründüğü için bekliyor. Bazıları ise hayatı boyunca vergisini ödediği devletten emekli olamadan yaşamını kaybediyor.

İşte asıl üzerinde durulması gereken nokta budur.

Sosyal güvenlik sistemi vatandaşını cezalandıran değil, koruyan bir anlayış üzerine kurulmalıdır.

Kanunların amacı hak kaybı üretmek değil, sosyal adaleti sağlamaktır.

Bugün Meclis’in önünde çözüm bekleyen pek çok sosyal güvenlik başlığı bulunuyor. Staj ve çıraklık sigortası, kademeli emeklilik, Bağ-Kur prim gün eşitliği gibi meseleler nasıl toplumsal beklenti oluşturuyorsa, Bağ-Kur tescil mağduriyeti de aynı şekilde çözüm bekleyen temel sorunlardan biridir.

Artık bu konu yalnızca bürokratik bir dosya olarak görülmemelidir.

Çünkü burada tartışılan şey birkaç satırlık bir tescil işlemi değil; devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisidir.

Vergi alırken “mükellef”, emeklilikte ise “kayıtsız” sayılan bir sistem, sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmaz.

Gerçek sosyal devlet, vatandaşını eksik bilgi nedeniyle ömür boyu mağdur eden değil; hakkını teslim eden devlettir.

Ve bazen adalet, yeni bir hak vermekle değil, yıllardır teslim edilmeyen hakkı gecikmeden iade etmekle sağlanır.

BAĞ-KUR Sigorta