Kendi güzelliğinden vazgeçerek dünyayı güzelleştiren karahindiba

"Tanrım, beni sevgi , onay veya takdir arzusundan kurtar.'' (Byron Katie)

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” (Herakleitos)

Kendi güzelliğinden vazgeçerek dünyayı güzelleştiren karahindiba - Resim : 1

Byron Katie’nin ilk bakışta paradoksal gibi görünen yukarıdaki duası bir acı okyanusunun ortasında CAN simidi ararken, çok DEĞERli bir hocam tarafından söylenerek dönüşümümü ve kendime yolculuğumu başlatan cümlelerden olmuştu.



Değişim, varoluşun en eski ve en büyük hakikatidir. Tasavvufun diliyle söyleyecek olursak, kâinatta her an yeniden bir yaratılış tecelli eder. İnsan da tabiat da ancak değişerek olgunlaşır, dönüşerek hakikatine yaklaşır. Ne var ki her değişim aynı değildir. Kimi değişim güzelleşmek içindir, kimi olgunlaşmak için…

Bazı dönüşümler de kendi güzelliğinden vazgeçerek başkalarının hayatına güzellik katmak içindir.

Tabiat, insanın en büyük öğretmenidir. Kütüphanelerin sayfalarca anlattığını bazen bir nehir, bazen küçücük bir tohum, bazen bir çiçek anlatır. Yeter ki insan bakmayı değil, görmeyi bilsin. Çünkü mana sadece kitapların satırlarında değil; rüzgârın uğultusunda, suyun akışında, toprağın filizinde gizlidir.

Doğa, konuşmadan öğreten en büyük muallimdir.

Ben de tabiattaki değişim ve dönüşümlerin içerisinde en hayret verici ve en mükemmel örneğin tırtılın kelebeğe dönüşmesi olduğunu düşünürdüm.

Düşünsenize… Ağır, hantal ve pek de sevimli görünmeyen bir canlının, günün birinde rengârenk kanatlarla gökyüzünü süsleyecek zarif bir kelebeğe dönüşmesi…

Bundan daha etkileyici bir değişim olabilir miydi?

Bana göre dönüşümün en güzel örneği buydu.

“Her yeni başlangıç, başka bir başlangıcın sonundan doğar.”

(Seneca)

Ancak yıllar sonra, ilkbaharda Akçadağ Öğretmen okulunun bahçesinde gördüğüm sapsarı açan ve uzun yıllar papatyanın bir türü sandığım karahindibanın; yaz sonunda tatil bitip okula döndüğümde beyaz tüycüklerini üfleyerek rüzgâra bıraktığım o çiçek olduğunu öğrendiğim gün, değişime bakışım da değişti.

Benim solup bittiğini, öldüğünü sandığım sarı çiçek dönüşmüştü sadece.

Adını ve hikâyesini yıllar sonra öğrendiğim karahindiba yalnızca şekil olarak değişmekle kalmayıp Mevlevî bir anlayışla: “Ne kadar söz varsa düne ait dünle beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” diyordu.

Dünün güzelliğine tutunmuyor; onu geride bırakıyor, yerine yüzlerce yeni başlangıcın imkânını bırakıyordu. Binlerce yeniden doğuş…

Bu fevkalade bir şey…

Mevlânâ’nın “yeni şeyler söylemek” dediği sadece yeni cümleler kurmak değil yeni bir varoluş biçimine cesaret edebilmektir. Karahindiba bunu yapıyordu. Sarı çiçeğinin güzelliğini muhafaza etmeyi ve varoluşuna sıkı sıkıya tutunmayı seçebilecekken ve sadece güzel bir çiçek olarak kalacakken sarı güzel taç yapraklarını flu tüylere çevirdi.

O güzel kalmayı değil; güzellik üretmeyi seçti.

Kendi güzelliğinden vazgeçerek, rüzgârın taşıdığı her tohumla yeni hayatlara kapı araladı.

Dönüşümün en bilineni olan tırtılın dönüşümünde amaç, daha güzel bir varlığa ulaşmaktır. Kozasından çıktığında kendi güzelliğini tamamlar. Karahindibanın dönüşümünde ise amaç, kendi güzelliğini aşmaktır. O, en güzel hâlinden vazgeçerek yüzlerce yeni güzelliğin başlangıcı olur.

Kelebek değişir, güzelleşir.

Karahindiba değişir, güzelleştirir.

Karahindiba çiçeği bence bu özelliğiyle tasavvufi bir hikmetin tecellisidir.

Tasavvuf, insanın kemalini yalnızca olgunlaşmakta değil, olgunluğunu başkalarının hayatına aktarabilmekte görür. Veren eksilmez.

Tohum toprağa düşmeden başak olmaz.

Bulut cimrilik edip yağmurunu tutarsa rahmet olmaz.

Mum erimekten korkarsa karanlık dağılmaz.

Karahindiba da güzelliğini kendine saklasaydı belki daha uzun süre sapsarı ve güzel bir çiçek olarak kalacaktı; ama o zaman hayatı çoğaltamayacaktı. Binlerce güzelliğe nüve olmayacaktı.

İşte tabiat bize en büyük hakikati bu küçük çiçekle anlatıyor.

Gerçek güzellik paylaştıkça ve aşkla çoğalır.

Aşkla kendinden vazgeçmeyi öğretir karahindiba insanlığa.

Vazgeçtiğin kadar kazanırsın, bu bir kanundur.

Ve bu kanunu yeryüzünde en derinden yaşayanlar annelerdir.

Anneler de karahindiba çiçeği gibi kendinden vazgeçerek yeni yaşamlar yaratırlar.

İnsanlığın en büyük dönüşümlerinden birini onlar gerçekleştirir. Kendi ömürlerinin en güzel mevsimlerini, evlatlarının geleceğine dönüştürürler. Dışarıdan bakıldığında kendilerinden eksiliyor gibi görünürler; oysa hakikatte eksilen değil, çoğalan onlardır. Çünkü onlar, kendi hayatlarını evlatlarının hayatında yeniden yeşerten insanlardır.

Nasıl ki karahindiba sarı çiçeğinin güzelliğinden vazgeçerek yüzlerce yeni çiçeğin yolunu açıyorsa, anneler de kendilerine ait nice hayalden, zamandan ve konfordan vazgeçerler. Her evlat, onların rüzgâra bıraktığı bir tohumdur. O tohumlar büyür, yeni hayatlara dokunur, yeni aileler kurarlar. Böylece annelerin sevgisi, tıpkı karahindibanın tohumları gibi, kendilerini aşarak tüm dünyaya yayılır.

Bu yüzden annelik, yaratılışın en büyük sırlarından biridir. Çünkü yaratılışın bereketi çoğalmakla; çoğalmanın bereketi ise kendinden verebilmekle mümkündür. Karahindiba bunu tabiatta nasıl tabii bir şekilde yaşıyorsa, anneler de hayatın içinde aynı manayı yaşarlar. Onlar güzelliklerini koruyarak değil, güzelliklerini paylaşarak dünyayı çoğaltırlar.

Karahindibaya baktığımda artık yalnızca bir kır çiçeği görmüyorum. Her bahar yeniden açan, sonra da kendi güzelliğinden vazgeçerek geleceğe yürüyen büyük bir irfan, hikmet görüyorum.

Tasavvuf, insanın kemalini kendini büyütmekte değil, kendinden vazgeçebilmekte bulur.

Kâinat bize hep aynı gerçeği söyler: Hayat, sahip olmaktan çok vazgeçebilmekle güzelleşir.

Karahindiba bunu her yıl yeniden yaşatır. En güzel olduğu anda güzelliğinden vazgeçer. Rüzgârla birlikte geleceğe uğurladığı her tohum, kendi ömrünü aşan bir yaratıma dönüşür. İşte daimi olan da çiçeğin kendisi değil, geride bıraktığı yeni yaşamlardır.

İnsan da böyledir. Ardında bıraktığı servetle değil; yetiştirdiği insanlarla, dokunduğu gönüllerle ve çoğalttığı iyiliklerle yaşamaya devam eder.

Şems-i Tebrîzî’nin de söylediği gibi: “Her insan eksik doğar, aşk ve hakikat yolunda tamamlanır.” Tüm dönüşümlerin sebebi aşktır.

Aşk sadece bir duygunun adı değil, insanı kendinden çıkarıp başkası yapabilme motivasyonudur.

Anneyi anne yapan, tohumu başağa dönüştüren, karahindibayı yüzlerce yeni hayata ulaştıran da işte bu aşktır.

Tohum çatlamadan filiz vermez, tırtıl kozasını yırtmadan kelebeğe dönüşmez, karahindiba güzelliğinden vazgeçmeden yeni yaşamları başlatamaz. Hayat, olduğu gibi kalanlardan dolayı değil; değişmeyi göze alanlar sayesinde akmayı sürdürür. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…