Bu Suudi Arabistan müttefikimiz!

Uğur ERGAN

ABD Başkanı Donald Trump tüccar adam.

Bu maharetini özellikle varlıklarını ABD’ye borçlu Arap ülkeleri ile onlar gibi olmaya özenenlere karşı gayet iyi kullanıyor.

İlk görev döneminin başladığı 2017’de Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret sırasında elinde kılıçla dans ederek, şaklabanlık yapmıştı.

Ama bu şaklabanlığın karşılığını 8 yıl sonra ikinci başkanlık döneminde geçen yıl Suudi Arabistan’a yaptığı ziyarette aldı.

Trump’ın elinde bu kez kılıç yoktu ama ABD savunma şirketlerinin içi milyarlarca dolarla doldurulacak kimbilir kaç adet kasası vardı?

Yeter ki taht sallanmasın diye “ABD ne derse, şak diye yerine getiren” Suudiler, Trump’ın önlerine koyduğu 142 milyar dolarlık savunma anlaşmasını anında imzaladılar.

İddialar doğru ise ABD bu devasa miktarın yaklaşık 14 milyar dolarlık bölümünü, Patriot füzesi, F-15 savaş uçaklarının modernisazyonu, tank motorları ve güdüm kitlerinin satışlarıyla çoktan cebe indirmiş durumda.

Daha geride neler var, Allah bilir.

ABD’nin aklınıza ne gelirse her türlü silahla donattığı bu Suudi Arabistan’ın nasıl kof ve güvenilmez bir ülke olduğunu son günlerde Yemen’deki Husiler dünyanın gözünün içine soktu.

Sünni-Şii mezhep savaşına sahne olan Yemen’de Suudi Arabistan, Sünni siyasi ve askeri tabana dayanan Aden merkezli hükümeti destekliyor.

Şii kökenli hareket olan Husilerin arkasında ise ABD-İsrail ikilisinin hedefi olan ve halen de ABD’nin vurmaya devam ettiği İran var.

Husilerin İran’dan aldıkları destekle, Yemen içinde güneydeki bölgelerde ilerlemesi, Suudi Arabistan’ın sınır güvenliğini tehdit ediyor.

Ayrıca Suudi Arabistan içinde çok sayıda askeri tesis ve enerji alt yapısını da İHA’lar ve füzelerle vuruyorlar.

En önemli gelişmelerden biri de, dün itibariyle Perim Adası çevresinde de kontrolü ele geçirdiği belirtilen Husilerin, Yemen’in Kızıldeniz kıyısında Babülmendep’e doğru ilerleyerek, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden petrol ihracat güzergahlarını artık ciddi boyutta tehdit etmeye başlaması. Toplamda 5 bin 200 kilometrekarelik alanı ele geçirdikleri öne sürülüyor.

Bir tarafta ABD’nin silahlarıyla donanmış olmasına rağmen elini kolunu kıpırdatamayan Suudi Arabistan, diğer tarafta savaş halinde olan İran’dan destek alan Husiler.

İşin vahim yanı, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Trump’ı iki kez telefonla arayarak Husilere karşı hava operasyonu düzenlenmesini istemesiydi.

Trump ise Bin Selman’ın yalvarmalarını duymazdan gelerek, elinin tersiyle geri çevirdi.

E ne diyelim, bu işler sadece seni eleştirdi diye, İstanbul Başkonsolosluğu’nda boğarak adam öldürtmeye benzemiyor Selman efendi.

Bu arada Washington’dan da “Türkiye ve Pakistan ne güne duruyor, boşuna mı anlaşmayı destekledik” sesleri yükselmesin mi!

Geçen 7 Ağustos’ta Mekke’de bu Suudi Arabistan ile Türkiye ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalamıştı ya, işte onu kastediyorlar.

Müthiş bir anlaşma olduğu günlerce anlatıldı.

Pakistan’ın nükleer güç olma şemsiyesi altına girmek çok önemliymiş de, çok yüksek üçlü bir caydırıcı güç hayata geçirilmiş de, bölgede barış ve istikrar korunacakmış da…

İlk başlarda “NATO benzeri bir savunma paktı. Birisine saldırı olursa, diğer ikisi onu koruyacakmış falan” diye de gaz verildi.

Baktılar pabuç pahalı, “Yok öyle değil de askeri müdahale anayasal düzen içinde ulusal karar mekanizmaları çevresinde alınacak” diye kıvırmaya başladılar.

Elindeki milyarlarca dolar değerinde en modern silahlarla, derme çatma silahlara sahip Husilere karşı duramayan Suudi Arabistan, Türkiye’yi veya Pakistan’ı koruyacak, öyle mi?!

Geçiniz, olmayacak duaya amin demek gibi bir şey bu zaten.

Asıl Ankara ve İslamabad’ta yanıtlanması gereken soru, İran’ın Arap Yarımadası’ndaki en büyük taşeronu Husiler üzerinden Mekke Savunma Anlaşması’nın caydırıcılığını tartışmalı hale getirip, getirmediğidir.

İran Allah’tan savaş halinde. Ya bir de olmasaydı!