Putin ve Trump'ın Almanya'da ortak sevinci
Uğur ERGAN
Pazar akşamı bilgisayar başında Alman Birinci Devlet Kanalı’nın (ARD) Saksonya Anhalt seçimleri için yaptığı özel yayını neredeyse sonuna kadar izledim.
Yayın boyunca Ertuğrul Özkök’ün tabiriyle “Konuşan kafalar” değil, tüm partilerin eyalet başbakan adayları, genel sekreterleri, sözcüleri, eş başkanları ekrana çıkıp, kimse kimseye hakaret etmeden görüşlerini dile getirdi.
Bu yazı, geçmiş yazılarıma göre biraz uzun olacak, ama Türkiye kamuoyunun çok bilmediği bazı önemli bilgileri aktaracağımı belirtmek isterim.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) beklenenin de ötesinde ezici bir çoğunlukla (Yüzde 43.8) seçimlerden zaferle çıktı.
Daha Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) başına geçip Şansölye olmadan önce “AfD’nin oylarını yarıya indireceğim” diyen Friedrich Merz ise söylediğinin tam tersi bir sonuçla karşılaştı.
CDU, yüzde 19.9 oranında oy kaybıyla tarihi bir hezimet yaşayarak eyalette iktidardan düştü. Eyalette iktidar ortaklarından biri olan Hür Demokrat Parti (FDP-Liberaller) yüzde 5’lik barajı aşamayarak parlamentoya bile giremedi. Diğer ortak Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 9.3’le üçüncü olabildi.
Neredeyse her iki seçmenden birinin oyunu alan AfD, 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda 39 milletvekili çıkarabildiği için tek başına iktidar olamıyor.
CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’nin (Die Linke), AfD’ye karşı dörtü bir koalisyon kurma şansı yok. Çünkü bu dört partinin toplam milletvekili sayısı da 39. Ayrıca CDU’nun, Sol Parti ile birlikte olmama gibi bir anlayışı var.
MISIR KÖKENLİNİN PARTİSİ
Eyalet seçimlerinde sürpriz anahtar parti yüzde 5’lik barajı aşarak, 5 milletvekili çıkaran Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) oldu.
BSW, Türkiye’de pek fazla bilinmeyen ilginç bir parti.
Sol Parti’den kopmuşların kurduğu BSW’yi “Melez, sol muhafazakar bir parti” diye tanımlayabiliriz.
Ekonomide sosyalist-devletçi bir anlayışa sahip olan bu partinin, sığınmacılar ve yabancılar konusunda ise AfD’den pek farkı yok.
Kontrolsüz göçe karşılar, Almanya’ya uyum göstermeyen yabancıların gönderilmesini, ülkenin iç huzur ve güvenliği için polis teşkilatının özellikle yabancılara karşı daha da güçlendirilmesini istiyorlar.
NATO’ya karşı olan, dış politikada da Rusya ile ilişkilerin iyileştirilmesi ve sıklaştırılması gerektiğini savunan BSW’nin eş başkanı ise annesi Alman, babası Mısırlı bir hukukçu olan Amira Muhammed Ali.
“YANGIN DUVARI” YIKILDI
AfD ile birlikte Alman siyasetine, Türkçe’ye yangının büyümesini önleme amacıyla yapılan “Yangın duvarı” diye çevireceğimiz, “Brandmauer” denilen bir kavram girdi.
Alman siyasetindeki anlamı şu:
Merkezdeki sağ ve sol partiler, AfD’nin Alman siyasetinde başlattığı yangının büyümesini, bu parti ile her türlü siyasi işbirliğini, koalisyonu, ortaklığı reddederek önlediklerini savunuyor. Buna da “Brandmauer” deniyor.
AfD’nin eş başkanlarından Tino Chrupalla seçim sonrası ARD yayınında seçmenin Saksonya Anhalt’ta “Brandmauer”i çökerttiğini savunarak, diğer partilere şu uyarıyı yaptı:
“Biz her partiyle görüşüp, eyalette iktidarı almaya hazırız. Ama siz hala aynı anlayışta direnirseniz, çöken duvarın altında siz kalırsınız. İnanın bu duvarın yıkılışı eyalet bazında kalmayacak, tüm ülkede yaşanacak. Bizden söylemesi.”
Anahtar parti konumundaki BSW’nin eş başkanı Muhammed Ali de aynı görüşte.
Artık Almanya’yı yönetenlerin AfD ve BSW gerçeğini görmeleri gerektiğini belirten Muhammed Ali, AfD’nin başbakan adayı Ulrich Siegmund ile iktidardan düşen CDU’lu Sven Schulze dışında, “Partiler üstü bir ismin başbakanlığına ve AfD’nin de dahil olacağı esnek bir hükümet modeline yeşil ışık yakacaklarını” söyledi.
Ancak Almanya’ın ünlü haftalık dergisi Der Spiegel’in “Almanya’nın en tehlikeli adamı” diyerek kapak yaptığı Siegmund, BSW’nin bu önerisini yeni bir siyasi kargaşaya neden olacağı için saçma bulduğunu, başbakanlığı kendisinin hak ettiğini ve bundan asla taviz vermeyeceklerini söyledi.
Eyalet Anayasası’na göre başbakanlık seçiminde ilk iki turda mutlak çoğunluk (42 oy) şart.
Ancak üçüncü turda çekimser oy olması halinde bunlar hesaba katılmıyor ve en çok oyu alan başbakan seçilebiliyor. Siyasi gözlemciler oylama gizli olacağı için bu durumda BSW’li milletvekillerinin çekimser kalarak Siegmund’a başbakanlık yolunu açabileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.
AfD’ye karşı “CDU+SPD+Yeşiller+Sol Parti+BSW” koalisyonu da teorik olarak mümkün.
Bu durum seçmen iradesini ne kadar yansıtır, tartışmalı bir konu.
Hükümet kurma kilitlenirse, Siegmund “O zaman yeniden seçime gidilir” restini çekmekten geri kalmadı. Seçim sonrası yeni eyalet parlamentosu en geç bir ay içinde toplanacağı için 6 Ekim’den sonra nelerin yaşanacağını hep birlikte göreceğiz.
MERZ’İN KOLTUĞU SALLANTIDA
Bu sonuçların federal düzeyde “Büyük Koalisyonu (CDU-SPD)” kuran Şansölye Merz’in koltuğunu ciddi şekilde sarsacağında herkes hem fikir.
Zaten 20 Eylül’de de Doğu Almanya’nın kuzeyindeki Mecklenburg-Vorpommern ile Berlin’de de eyalet seçimleri var.
Bu seçimlerde de AfD’nin büyük oy patlaması yapması bekleniyor. Bu olursa Merz’in normalde 2029’da yapılacak genel seçim için bekleyemeceği öne sürülüyor.
DİKKAT ÇEKEN VERİLER VE SÖYLEMLER
Seçime katılım oranı yüzde 77.8.
2021’deki seçime göre katılım oranında yüzde 17.5’lik artış var.
İlk kez sandığa gidenlerin yüzde 41’i AfD’yi tercih etmiş.
Bu oran içinde gençler ve işçi sınıfı ilk sırada yer alıyor. (SPD ve Sol Parti açısından üzücü bir tablo ki, Türkiye’de de Yeni Parti’nin bunu dikkate alması lazım.)
AfD aklınıza gelen her tür meslek grubundan oy olmış ve bir çoğunda da birinci sırada.
AfD’ye oy verilmesinde en büyük etken, Almanya’nın artık “Sosyal devlet” olmaktan uzaklaşması ve insanların kendilerini sosyal güvenceden yoksun bir ülkede yaşıyor hissetmeleri.
İkinci neden Ukrayna’dan ve Suriye’den gelenler.
Özellikle Ukraynalıları, ucuz iş gücü olmaları nedeniyle Almanların ellerinden işlerini almakla suçluyorlar.
AfD eş başkanı Chrupalla’nın şu sözleri ne kadar tanıdık değil mi?
“Savaş var diye kaçıyorlar. Gelip burada iş bulup, Alman devletini sömürüyorlar. Her türlü milli ve dini bayramlarında ülkelerine geri dönüyorlar. Tatilleri bitince yine Almanya’ya geri dönüyorlar. Bu kabul edilemez.”
Yayın boyunca AfD’li yöneticilerin tamamından ayrıca şunları da duydum:
“Ülkemizi geri kazanmak istiyoruz. Saksonya Anhalt’ta tarih yazıp, bu süreci başlattık. Alman Markı’nı istiyoruz. Almanya’nın sınır güvenliğini istiyoruz. Alman kültürünü ülkemizde yaşamak istiyoruz. Bizimle konuşmak zorundasınız. Siz bizi muhatap almayarak toplumda kutuplaşmaya neden oluyorsunuz. Avrupa’nın ve göçmenlerin yükünü taşımak istemiyoruz.”
AfD’li yöneticilerin Rusya ile ilgili söyledikleri ise Putin’in ağzını kulaklarına vardıracak türden:
“Enerji kıtlığı yüzünden Alman ekonomisi çöktü. Rusya ile ekonomik ortaklığa dönülmeli. Rusya olmadan Avrupa güvenliği sağlanamaz. Savaşın durması için Rusya ile dayatmacı değil, samimi görüşmeler başlamalı.”
ABD Başkanı Trump’ın da hiç yorum yapmadan seçim sonuçları grafiğini paylaşması, sonuçlardan memnun olduğunun ve AfD’ye desteğinin göstergesi.
Tüm bunları dikkate aldığımızda, yazının “Putin ve Trump’ın Almanya’da ortak sevinci” başlığını hak ettiğini düşünüyorum.