Barrack'ın “Zafer” Paylaşımı: FBI-Türkiye İşbirliği

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Washington'da FBI Direktörü Kash Patel ile görüştü,

Ardından onu öven uzun bir paylaşım yaptı.

Patel'in özgeçmişini Florida'da kamu avukatlığından NSC'de terörle mücadele koordinatörlüğüne, Ulusal İstihbarat Direktör Yardımcılığından Savunma Bakanlığı'na kadar anlattı.

Paylaşımın can alıcı kısmı, iki somut vakaydı.

Türkiye'den ABD'ye “iade edilen” 3,7 milyar dolarlık bir Medicare dolandırıcılığı firarisi...

Ve geçtiğimiz günlerde haberleri yapılan İstanbul'da yakalanıp New York'a getirilen bir terör örgütü komutanı.

Barrack bu iki vakayı, “diplomasi hedef tespiti gibi işliyor, sığınacak yer yok” ifadesiyle özetledi.

Ancak bu iki “zafer” hikayesini, son aylarda kamuoyuna yansıyan diğer Türkiye-ABD adli işbirliği vakalarının yanına koyduğumuzda, çok daha karmaşık ve seçici bir tablo ortaya çıkıyor.


***


3,7 milyar dolarlık Medicare firarisi İbrahim Khaldoon Hilmi Mayıs 2025'te ABD'den kaçtı.

Türkiye'de tespit edildi, Türk makamlarınca gözaltına alınarak FBI'a teslim edildi ve 20 Haziran 2026'da Miami'ye uçtu.

Patel, açıklamasında Barrack'a doğrudan teşekkür etti: “Bu vaka, Büyükelçi Tom Barrack'ın yorulmak bilmez çalışması olmadan gerçekleşemezdi.”

Bu yakalama, ilişkili başka bir vakadan (Herbert Kimble, 1,3 milyar dolarlık Medicare dolandırıcılığı, Filipinler'de yakalandı) sadece beş gün sonra gerçekleşti.

Yönetim ikisini birlikte, Başkan Yardımcısı Vance'in “Dolandırıcılığı Ortadan Kaldırma Görev Gücü” kapsamında yaklaşık 5 milyar dolarlık birleşik bir geri kazanım başarısı olarak sundu.


***

Mohammad Al-Saadi ise Irak uyruklu, İran Devrim Muhafızları bağlantılı Kata'ib Hizbullah'ın kıdemli bir komutanı.

Avrupa'da 18-20 civarında terör saldırısını (Belçika ve Hollanda'da sinagog kundaklamaları dahil) ve Kanada'da iki saldırıyı yönlendirmekle, ayrıca Süleymani vurgununa misilleme motifiyle Ivanka Trump'ı hedef alan bir komployla suçlanıyor.

1 Mayıs 2026'da İstanbul'da bir otelde yakalandı, yaklaşık iki hafta sonra FBI gözetimine devredildi, bir DOJ uçağıyla Türkiye→Fas→New York rotasıyla taşındı.

15-17 Mayıs'ta Manhattan federal mahkemesinde hakim karşısına çıktı.

DOJ, FBI'ın Kritik Olay Müdahale Grubu ile yürütülen “ortak operasyonun" liderliğini yine isim vererek Barrack'a atfetti.

Al-Saadi'nin federal avukatı, mahkemede müvekkilinin Türk makamlarınca “ABD'nin talebi üzerine” yakalandığını ve gözaltısına veya transferine itiraz etme fırsatı verilmeden teslim edildiğini söyledi .

Barrack'ın kutlama havasındaki anlatımında hiç yer almayan bir hukuki süreç eleştirisi.

***

Barrack'ın öne çıkardığı bu iki vaka, ABD'nin talep ettiği ve Türkiye'nin hızla karşılık verdiği örnekler. ..

Ancak aynı dönemde kamuoyuna yansıyan dört farklı vaka yan yana konduğunda, işbirliğinin ne kadar seçici ve karşılıklı çıkara dayalı işlediği ortaya çıkıyor.

Biri Panama'da bekleyen Mustafa Mollaoğlu.

Panama'da FBI bağlantılı bir operasyon kapsamında gözaltına alındığı bildirilen bu isimle ilgili dosya gizli.

Türkiye'den bu isim için bir kırmızı bülten veya iade talebi bulunmuyor.

Yani Ankara'nın başlattığı bir dosya değil.

Yine de Türkiye'nin kendi vatandaşına dair bilgiyi paylaşmış olabileceği ihtimali var.

Dikkat çekici bir zamanlama detayı ise bu gözaltının, Halkbank davasının kapanış haberinin hemen ardından gelmesi.


***

İbrahim Khaldoon Hilmi ve Al-Saadi vakaları ABD-Türkiye ilişkilerinin CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, F-35 görüşmeleri ve NATO zirvesi gibi konularda belirgin biçimde ısındığı, Halkbank sonrası dönemde gerçekleşti.

Bu, Türkiye'nin sessiz işbirliğini diplomatik iyi niyetle takas ettiği yönündeki değerlendirmeyi destekliyor.

Bir diğer isim Umut Altaş...

Gülistan Doku soruşturmasının kilit ismi olan Altaş, ABD'de 2022'den beri bulunmasına rağmen, hakkındaki kırmızı bülten ancak Nisan 2026'da çıkarıldı.

Mayıs 2026'da New York'ta gözaltına alındı; Türk yetkililer iadenin “yakın zamanda” tamamlanacağını haftalarca tekrarladı.

Ancak süreç aylarca sürüncemede kaldı.

Türk taraflı kaynaklara yakın gazetecilere aktarıldığına göre, ABD tarafında sürecin hızlandırılması değil, yavaş ilerlemesi tercih edilmiş görünüyor.

Hilmi ve Al-Saadi'nin hızla, kutlanarak gerçekleşen iadelerinin tam tersi bir dinamik.

Bu da işbirliğinin hızının, vakanın ciddiyetinden çok, Ankara-Washington ilişkisi için taşıdığı diplomatik değerle ilişkili olduğunu düşündürüyor.


***


Taşkın Torlak bir diğer isim.


Venezuela'ya yönelik ABD yaptırımlarını delme suçlamasıyla ABD'de hapsedilen ve sabık MHP milletvekili Ali Torlak'ın oğlu olan Torlak'ın süreci de bir sonraki test noktası olabilir.

Yüksek ABD siyasi değeri taşıyan vakalarda hızlı hareket, Altaş gibi daha belirsiz çıkarlar barındıran vakalarda ise yavaş ilerlemenin geçerli olup olmadığını izliyoruz.

Ayrıca Taşkın Torlak'ın gemilerini işlettiği kişi arandığı için suçlandığı aktarılıyor.

Kendisinin ceza duruşması 13 Eylül'de bekleniyor. Benzer durumlarda ev hapsi veya başka kısıtlamlarla süreç beklenmesi mümkün olabilirken Torlak'ın avukatının bu talebi reddedildi.

Taşkın Torlak'ın davası, Washington D.C. Federal Bölge Mahkemesi'nde görülüyor.

Sürecin erken aşamalarında, tutukluluk ve ilk duruşma gibi usul işlemlerini Yargıç G. Michael Harvey ve Yargıç Matthew J. Sharbaugh gibi sulh yargıçları (magistrate judge) yürüttü.


***

Barrack'ın saf kutlama diliyle yazılmış paylaşımı, Kash Patel'in özgeçmişi ve iki büyük “zafer” odaklı...

Ancak bu iki zaferin altında yatan mekanizma çok daha karmaşık.

Türkiye'nin işbirliği transaksiyonel ve ilişki-koruyucu nitelikte, seçici biçimde devreye sokuluyor ve büyük diplomatik kazanımların (Halkbank, CAATSA, F-35) etrafında zamanlanıyor.

Barrack'ın coşkulu paylaşımını, Altaş vakasının sürüncemedeki zaman çizelgesinin yanına koyduğumuzda, bir sonuç ortaya çıkıyor.

FBI ile Türkiye arasındaki “işbirliği”, kapsamlı bir politika değişikliği olmakla, ABD-Türkiye ilişkisinin genel seyrine bağlı, vaka bazında işleyen bir kaldıraç aynı zamanda.


***


NOT: PACER kayıtlarına göre Torlak davasında (1:24-cr-00516, Columbia Bölgesi Federal Mahkemesi) bir 'superseding indictment' (ek/güncellenmiş iddianame) düzenlenmiş; bu iddianame, orijinal şikayette yer alan Venezuela/PdVSA merkezli IEEPA suçlamalarının ötesine geçerek İran yaptırımları (E.O. 13846) ve terörle mücadele yaptırımları (E.O. 13224) ile ilişkili maddeleri ve ayrıca banka dolandırıcılığı komplosu suçlamasını da içeriyordu.

Ayrıca dosyada 7 Ocak 2026 tarihli 'Proposed Jury Instructions' (Önerilen Jüri Talimatları) ve 'Proposed Voir Dire' (Jüri Seçim Soruları) başvurularının bulunması, davanın o tarihe kadar hâlâ bir yargılama (trial) sürecine hazırlandığını gösteriyor.

Bu muhtemelen genişletilmiş iddianamenin bu dönemde devreye girmesi; dosyada ABD savcılarının elini yüksekten açtığını göstermekte

ABD Tom Barrack