Eğitimimizde üst düzey düşünme becerileri ve eleştirel düşünmeye dair
“Eleştirel düşünce, kişinin kendi akıl yürütmesini değerlendirme yeteneğidir. Başarılı bir değerlendirme için gerekli olan, kişinin düşüncesini çeşitli unsurlara ayırması ve bu unsurları kalite standartları doğrultusunda test etmesidir.”
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Eğitimi Anabilim Dalı Öğr. Gör. Dr. Pınar KIZILHAN ile üst düzey düşünme becerileri ve eleştirel düşünme üzerine konuştuk.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde Üst Düzey Düşünme Becerileri ve Eleştirel Düşünme Nedir?
Türkiye’de eğitim politikalarına yön veren güncel felsefi çerçeve, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2024 yılında uygulamaya konulan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelidir. Öğretmenlerin programlarını uygularken, Divan-ı Hikmet’teki nefis terbiyesi, Yusuf Has Hacib’in, ideal bir toplum düzeni, Gazali’nin ahlak anlayışı ve Farabi’nin erdemli başkan tasavvuru, Ahilik geleneği, Yunus Emre’nin insan merkezli yaklaşımı, Orhun Yazıtlarındaki vizyoner kağan, Kutadgu Bilig’deki stratejik akıl ve Siyasetname’deki sistem kurucu anlayış bu modelin tarihsel dayanaklarını oluşturmaktadır. TYYMM Erdem-Değer-Eylem Çerçevesi ve Beceriler Çerçevesi gibi bileşenlerin bir araya gelmesiyle oluşan sistematik ve bütüncül bir eğitim modelidir.
TYYMM'nde beceri kümesini terminolojik olarak tanımlamak amacıyla "kavramsal beceri" terimi kullanılmıştır. Bu terim, becerilerin ilişkisel süreç bileşenlerini ifade eder. TYYMM Beceriler Çerçevesine göre “Kavramsal Beceriler” başlığı altında; “Temel Beceriler,” “Bütünleşik Beceriler” ve “Üst Düzey Düşünme Becerileri” (Bütünleşik becerilerden en az ikisini içeren ve çok boyutlu zihinsel süreçler gerektiren eylemler) sahip öğrenci profilinin yetiştirilmesi söz konusudur. Temel ve bütünleşik beceriler, üst düzey düşünme becerilerinin alt yapısını oluşturur. TYYMM'nde; karar verme, problem çözme ve eleştirel düşünme olmak üzere üç üst düzey düşünme becerisi tanımlanmıştır (MEB, 2024). Bloom sınıflamasına göre üst düzey düşünme becerileri; analiz, değerlendirme ve sentez basamaklarından oluşur. Analiz, değerlendirme ve sentez özgün ve yeni bir iletişim muhtevası gerektirdiğinden üst düzey düşünme becerisi olarak nitelendirilir. Bilişsel öğrenmenin bu basamağında özgünlük vardır (Sönmez, 2024).
Eleştirel Eğitim Kuramını geliştiren Paulo Freire’ye göre de insan hayatı, anlamını en çok iletişim ile kazanabilir. İnsan yaşamının anlamı, diyaloga açık, özgürlüğü göz ardı etmeyen eylem biçimleriyle kazanabilir. Toplumsal yaşamın nihai hedefi dünyanın insanileştirilmesidir. İnsan, kendi ontolojik yetisini tamamlayan, olmakta olan bir varlık, eleştirel açıdan nesnel, umutlu ve özgürleştiricidir. Freire, problem tanımlayıcı eğitim yoluyla eleştirel bilincinin gelişmesi gerektiğini vurgular. Burada sözü edilen eleştirel eğitimin temeli, diyalogtur. Eleştirel düşünme, kişisel özerklik için gereklidir.
Eleştirel düşünme, bireyin ne yaptığı ile ilgili karar verirken derinlemesine düşünmesidir (Ennis, 1989). Öğretmen adaylarının; “kendine güven,” “doğruyu arama,” “meraklılık,” “analitiklik,” “açık fikirlilik,” “sistematiklik” gibi düşünme eğilimleri de eleştirel düşünce kavramı ile açıklanabilir.
Eleştirel Düşünmenin Standartları Var mıdır?
Eleştirel düşünce, kişinin kendi akıl yürütmesini değerlendirme yeteneğidir. Başarılı bir değerlendirme için gerekli olan, kişinin düşüncesini çeşitli unsurlara ayırması ve bu unsurları kalite standartları doğrultusunda test etmesidir. Eleştirel düşünme standartları; akıl yürütme sürecine uyguladığında, kişinin nasıl muhakeme yapabildiğini fark etmesine yardımcı olur. Bunu netlik, adillik, doğruluk, kesinlik, ilgililik, derinlik, düşünce özgürlüğü, mantıklılık ve önemliliğe dayalı kriterleri kullanarak yapar (Paul & Elder, 2020). Öğretmen adaylarının, eleştirel düşünme gücünü, eğilimini ve becerisini geliştirmek için eleştirel düşünme standartlarının bilmeleri ve uygulamaları gerekmektedir.
- Netlik (Anlaşılabilir; anlam kavranılabilir)
Araştırılan konu ile ilgili “detaylı olarak açıklayabilir misin? Ne demek istediğini örneklendirebilir misin?” şeklindeki sorulara yanıt arayarak öğrenilecek konu ile ilgili netlik kazanmak gerekmektedir. Eleştirel düşünme standartlarından netlik öğesine; Bilim merkezleri ve sundukları imkânlar örnek verilebilir: Bilim merkezleri farklı yaş gruplarından, farklı birikime sahip bireyleri bilimle buluşturmayı, bilim ve teknolojiye ilgiyi artırmayı, bilimi ve teknolojiyi anlaşılır ve ulaşılır kılmayı, deneysel ve uygulamalı etkinlikler ile bilim ve teknoloji alanında farkındalık yaratmayı, bireyleri denemeye ve keşfetmeye teşvik etmeyi toplumun bilime doğrudan ve eşit düzeyde ulaşmasını sağlamayı, bilim ve teknolojinin önemini toplum gözünde artırmayı hedefleyen yerlerdir. Bilim merkezleri ziyaret eden herkesin bir şeyler yaparak ve yaşayarak öğrenebilecekleri yerlerdir (https://bilimmerkezleri.tubitak.gov.tr/.)
Bilim merkezlerinde doğa bilimlerinde kullanılan yeni teknolojilerin getirdiği sosyal ve etik sorunların, örneğin klonlama, yapay zeka, kök hücre gibi biyoetik yönleri olan konuların işlendiği sergiler mevcuttur. Örneğin, Almanya Bremen’deki Universum Bilim Merkezi, Ontario Bilim Merkezi, Lizbon’daki Pavilhão do Conhecimento (Bilgi Fuarı) Bilim Merkezi, New York’taki Hayden Planetaryumu eleştirel düşünmeyi geliştirmeye yönelik atölye çalışmaları yürütmektedir. Bilim merkezlerinin önemli bir özelliği, bünyelerinde üretim ve tasarım birimlerinin olmasıdır.
- Doğruluk (Hatasız veya bozulmamış, doğru)
“Konunun doğruluğunu nasıl araştırabiliriz? Bunun doğruluğunu nasıl kanıtlayabilir veya test edebiliriz?” şeklinde sorulara yanıt arayarak öğrenilecek konu ile ilgili netlik kazanmak gerekmektedir. Örneğin, öğretmen, “Sıfır Atık Yönetimi” konusunda derste şunları söyleyebilir: “Tek kullanımlık piller yerine şarjlı pilleri tercih ediyorum,” “Evimde oluşan katı atıkları sıfır atık projesine uygun olarak ayrıştırmaktayım,” “Çevrenizde, atıkların türlerine göre ayrı toplanabileceği Sıfır Atık projesine uygun kumbaralar bulunmakta mıdır?”
- Kesinlik (Gerekli olan her türlü ayrıntı)
Eleştirel düşünme standardı açısından kesinlik arayışında “Daha fazla bilgi ve ayrıntı verebilir misiniz?” şeklinde sorulara yanıt aranır. Örneğin, kişinin kendisine, çevresine ve doğaya yararlı işlerle uğraşabilen ve zararlı olabilecek durumlara önlemler alabilme becerisini öğrencilerinde geliştirmek isteyen bir öğretmen Satranç ders ve içeriğinden yararlanabilir. Ya da Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde Anadolu Uygarlıklarından Hitit Uygarlığını inceleyen öğrenciler, Hitit Uygarlığında günlük yaşam teknolojilerini, Orta Anadolu platosunun iklimine bağlı olarak Hititlerin yetiştirdikleri tarım ürünleri gibi ayrıntıları keşfederken, önceden öğrendikleri yanlış bilgileri de fark edip ayıklayabilir.
- İlgililik (Konuyla ilişkisi)
“Bunun problemle nasıl bir ilişkisi var? Sorunu nasıl destekliyor?” sorularına yanıt arayarak bir konunun ilgili alanlarını keşfedebiliriz. Eleştirel düşünme standartlarından ilgililik öğesine uygun olarak Ali Dönmez’in “Matematik Tarihi” (1986) adlı eserinden yararlanan bir öğretmen, insan aklının en güçlü iki aracı matematik ve istatistiğin gelişimini kavranması, binlerce yıldır insanların π'nin ondalık basamağını nasıl hesapladığına dikkat çekmek vb. etkinliklerle konuyla ilgili kapsamı genişletebilir.
- Derinlik (İçerdiği zorluk ve birden çok karşılıklı ilişki)
“Hangi faktörler bu problemi zorlaştırıyor? Baş etmemiz gereken ne gibi güçlükler var?” sorularına açıklık getirerek konunun içerdiği zorluk ve birden çok karşılıklı ilişki araştırılabilir. Eleştirel düşünme standartlarından derinlik öğesinin ne olduğunu, eğitim liderlerimizden İsmail Hakkı Tonguç’un yaptıklarına bakarak ele alabiliriz: Örneğin, Almanya Ettlingen’de Bauhaus Öğretim Programı’nı inceleyen eğitim düşünürü İsmail Hakkı Tonguç “el dışarı uzanmış beyindir” diyerek, el ve beynin eşgüdümlü çalıştırılması gerektiğini, iş bilgisi becerileri elde etmeyi, yaparak yaşayarak uyguladıkları görülmektedir. İsmail Hakkı Tonguç’un uzun süren düşünsel hazırlığının ürünü olan “iş içinde için eğitim” ilkesinin amacına yönelik olarak; farklı köylerin üretim biçimlerini belirleme, planlı çalışma gibi kişiliğe olumlu katkısının yanı sıra, bir zanaat dalında beceri sahibi olma, malzemenin tanınması, doğa, geometri, biyoloji, sosyoloji, sanat tarihi, modern sanat, yapı, çizim ve malzeme hakkında kuramsal bilgi ve usta öğreticilerin yaptıklarını iş bilgisini kullanabilme açısından derin bir bakışın olduğu görülmektedir. Bu konuda temel eserlerden bazıları: Engin Tonguç, “Bir Eğitim Devrimcisi,” Hürrem Arman, “Piramidin Tabanı,” İsmail Safa Güner, “Köy Enstitüsü Hatıraları,” Mahmut Makal, “Bizim Köy,” Ferit Oğuz Bayır, “Köyün Gücü” ve Süleyman Edip Balkır, “Eski Bir Öğretmenin Anıları” sayılabilir.
- Düşünce özgürlüğü (Her türlü bakış açısını kapsaması)
“Bu soruna ilişkin başka görüşleri dikkate almalı mıyız? Bu durumu başka bir yolla gözden geçirmeli miyiz?” sorularıyla düşüncenin farklı bakış açılarını kapsaması gerekmektedir. Eleştirel düşünme standartlarından düşünce özgürlüğü öğesine örnek olarak, bilim kafeler örnek verilebilir. İlk olarak, ABD’de Orlando’da, İngiltere’de ise 1998 yılında “Cafe Scientifique” adıyla Leeds’te açılmıştır. Bir bilim iletişimi aracı olan bilim kafeler, ülkemiz de TÜBİTAK Bilim Genç Kafeler olarak mevcuttur. Öğretmen, okul dışı etkinlik kapsamında önceden TÜBİTAK Bilim Genç Dergisi web sitesi’nden “Bilim Genç Kafe” etkinliklerini inceleyip istediği konu hakkında, kurumla görüşerek, Bilim Kafe etkinliği düzenleyebilir. Gençlerle bilim arasında köprü olmayı hedefleyen bir elektronik popüler bilim dergisi de mevcuttur. TÜBİTAK Bilim Genç Kafe’nin farklı temalardaki bilim insanları arasından konuklar davet edilir. Gençler, bilim insanlarıyla doğrudan sohbet etme fırsatı elde ederler. Grupla öğrenme yöntemleri için uygun etkinliktir. Yine, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Toplum ve Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “İklim Değişikliği Temalı Öğrenci Video Yarışması”nda çağımızın en büyük sorunlarından birinin iklim değişikliği olduğuna işaret etmek amaçlandığı görülmektedir.
- Mantık (Tüm parçaların bir arada akla uygunluğu, çelişkili olmaması)
“Tüm bunlar akla uygun görünüyor mu? İlk bölüm son bölümle uyumlu mu? Çelişkili mi?” sorularına yanıt arayarak bilginin geçerli ve geçersiz sonuçlarını ayırt edebilmektir. Bu amaçla müzelerin eğitsel işlevlerinden yararlanılabilir. Örneğin, Ankara Üniversitesi Tandoğan Yerleşkesinde bulunan Oyuncak Müzesi’nde oyunun ontolojik işlevi ve oyuncakların evrensel dili hakkında uzman rehber eşliğinde oyuncaklar hakkında mantıksal bir ilerleme kaydedilerek bilgi edinilebilir.
- Önem (Önemsizlere değil, önemli olana odaklanmak)
“Odaklanılması gereken kanı bu mu? Bu olgulardan hangisi en önemlisi?” soruları konunun önemini anlamamızı sağlayabilir. Eleştirel düşünme standartlarından önem öğesine örnekler sunmaya çalışarak anlamaya çalışalım: Göbekli Tepe’nin insanlık tarihi açısından önemini anlamak ve anlatmak isteyen öğretmen “doğa ekolojisi konulu bilimsel yayınları ve araştırmaları yakından takip edebilir. Karl W. Luckert’in önemli eseri Göbekli Tepe’den yararlanabilir.
- Adillik (Doğruluğu kanıtlanabilir, önyargısız ve tek taraflı değil)
“Başkalarının düşüncelerini göz önüne alıyor muyum? Fikirlerimi amacına uygun bir şekilde mi kullanıyorum yoksa onları istediğime uydurabilmek için çarpıtıyor muyum?” Eleştirel düşünme standartlarından adillik öğesine örnekler sunmaya çalışalım: Eşduyum (empati) ve duygudaşlık ile çocuklar, önyargılardan kurtulma becerisi kazanır. Örneğin, öğrencilerinin etik düşünürü gibi sorgulamalarını hedefleyen bir öğretmen, öğrencileriyle birlikte Victor Hugo’nun, “Sefiller” adlı yapıtından dramatik kurgular oluşturabilir. Bu eser, etik ikilemlerin sorgulanmasında önemli edebi felsefi metinlerden biridir (Kuçuradi, 2013).
Eğitim Tarihimizde Eleştirel Düşünmeye Nasıl Önem Verildi?
Halk kavramı, Tanzimat ile birlikte siyasal bir anlam kazanırken 1873’te Sultan Abdülaziz, Mısırlı Hidiv İsmail Paşa ve daha birçok varlıklı Osmanlı vatandaşının mali desteğiyle Müslüman ailelerin yetim çocuklarına üst düzey orta eğitim verilmek üzere Darüşşafaka’yı (“Şefkat Yurdu”) kurulur. Bu dönemde okuma alışkanlığı kazandırma düşüncesine dair yöntem arayışları başlar. Selim Sabit Efendi, Musa Kazım Efendi, Süleyman Paşazâde Sami Bey, Ayşe Sıdıka Hanım, Halide Edib (Adıvar) gibi eğitimciler öğretmen ve öğretmenlik mesleğinin niteliğine ilişkin ilke ve yöntemler üzerinde çalışırlar (Şanal ve Güçlü, 2005).
Atatürk’e göre Misak-ı Milli, Misak-ı İktisat ve Misak-ı Maarif olmak üzere üç ulusal And önemlidir. Atatürk’ün eğitime bakışını analiz eden Mustafa Rahmi Balaban’ın “Gazi Paşa Hazretleri’nin Maarif Umdesi (İlkesi) ve Asrî Terbiye ve Maarif” (1923) adlı metin, yeni eğitim ilkelerinin nasıl olması gerektiğini tespit etmiştir. Atatürk’ün Misakı Maarif eğitim görüşü; “yaşama hazırlama” ilkesine göre düzenlenmiş eğitim programlarını içermektedir. Atatürk’ün eğitim ilkesinin hedefi, bütün halkı eğitimle üst seviyede eşitlemektir. Ulusu; sanat, spor, zanaat, ekonomi, sanayi, gelir düzeyi, görgü, toplumsal kurallar, ahlak ve yaşam tarzında yüksek kültüre eriştirmektir. Gazi Paşa Hazretlerinin Misak-ı Maarifte işaret ettiği, dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmail Safa Özler’in tüm okullara genelge olarak gönderdiği ve ilk eğitim psikologlarımızdan Mustafa Rahmi Balaban tarafından yazılan Misakı Maarif’in eğitim umdelerinden biri; genç öğretmenlerin, John Dewey; Stanley Hall; Alfred Binet; Edouard Claparéde; Anton Bovis; Georg Kerschensteiner; Maria Montessori’nin eserlerini mutlaka okuması gerektiğidir (Göksel, 1985). “Halide Edib Adıvar, “Talim ve Terbiye” adlı eserini, İstanbul Kız Öğretmen Okulu’nda öğretmenlik yaptığı 1912 yılında kaleme alır. Amerikalı eğitimci H. Harrell Horne’un eserinden yararlanarak bu eseri hazırlayan Adıvar, öğretmenlere düşen görevleri açıklamıştır.
Cumhuriyet Dönemi eğitimcilerinin çocuk merkezli vizyonuna başka şu örnekleri verebiliriz: Çocukluğa/çocuğa verilen önemin ve çocuk sevgisinin söylemsel olarak hiç olmadığı kadar ön plana çıkması, çocuk edebiyatı alanına duyulan ilgiyi arttırır. Çocuk; umut, güven, gelecek, mutluluk, sevilesi bir varlık olarak edebi metinlerde resmedilmeye başlanır. Çocuk dergileri, “ideal” çocuğu oluşturmaya çalışmışlar: Aka Gündüz, Mahmut Yesari, Abdullah Ziya Kozanoğlu, Ömer Seyfettin, İskender Fahrettin Sertelli, Cahit Uçuk, Huriye Öniz, Cemil Cahit Cem, Nimet ve Rakım Çalapala gibi birçok isim çocuk edebiyatıyla ilgilenmiştir. Mehmet Faruk Gürtunca 1930’lu yıllarda “Ateş,” “Cumhuriyet Çocuğu,” “Çocuk Sesi,” “Çocuk Duygusu” ve “Yavrutürk” gibi çocuk dergileri ile ilgilenirken, 1941’de program yayınlamaya başlayan Radyo Çocuk Kulübü, bedenen ve ahlaken sağlıklı nesiller yetiştirmeye çalışmışlardır.
Bütüncül eğitim yaklaşımını temel alan TYMM’de program dışı etkinlikler ile zihinsel, sosyal-duygusal, fiziksel ve ahlaki gelişimi desteklemek amaçlanmaktadır. Bu etkinlikler öğrencileri gelecekte karşılaşacakları zorluk ve fırsatlara da hazırlamaktadır. Bu nedenle eğitim sürecindeki tüm paydaşların program dışı etkinliklere katılımı teşvik edip desteklemeleri önemlidir (MEB, 2024). Milli Eğitim Bakanlığı tarafından (MEB) eğitim-öğretime yardımcı bütün faaliyetler “Eğitimde Program Dışı Etkinlikler” olarak tanımlanır. İnformal eğitim ortamları olarak ifade edebileceğimiz, müzeler, bilim merkezleri, bilim cafeler, hayvanat bahçeleri, mili parklar, sanayi kurum ve kuruluşları, sağlık merkezleri, spor merkezleri, arkeoparklar, jeoparklar, botanik bahçeleri, akvaryumlar, gökevleri, sanatçı atölyeleri ve tasarım stüdyoları, formal eğitim için kullanıldığında öğrencilerin ilgileri, tutumları, öğrenme düzeyleri üzerinde farklı etkilere sahip olabilmektedir. Ders dışı etkinlikler; sanatsal, sosyal, kültürel ve sportif olarak sınıflandırılmaktadır. Örnekler sunacak olursak:
Ekolojik Duyarlılık konusunda bazı temel eserlerin de okunabilir. Örneğin, Hermann Hesse’nin “Ağaçlar” adlı romanı “Görkemli Dünya.” Sanatsal etkinliklere örnek, biyografi incelemesi verilebilir. “Aydın” kavramı hakkında Anadolu Aydınlanmasında Eyüpoğlu Ailesi incelenebilir. Örneğin, Mualla Eyüpoğlu ve Sabahattin Eyüpoğlu’nun hümanizma hakkındaki görüşleri, Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun resim sergisini gezme-inceleme-analiz etme, Alper Akçam’ın “Anadolu Rönesansı” adlı eseri vb. Stefan Zweig tarafından kaleme alınan eserlerden bazıları; “Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski,” “Macellan Bir İnsan Bir Yaşam,” “Erasmus” vb.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde benlik, sosyal ve entelektüel eğilimlerin (MEB, 2024) gelişimini yansıtan ilkokul kademesi 9 – 10 yaş grubu öğrenciler için paylaşmak istediğiniz öykü var mı?
Eğilimler hem doğuştan gelen hem de çevresel etkilerle geliştirilebilen özelliklerdir. Bu özellikler zamanla kararlı kişilik yapısına dönüşür. TYYMM'nde eğilimler, öğrencilerin becerilerini geliştirebilmeleri ve eyleme geçirebilmeleri için öğretim programlarında temel bileşenlerden biri olarak yer almaktadır. TYYMM’de eğilimler; “benlik,” “sosyal” ve “entelektüel” olmak üzere üç başlık altında toplanmıştır. Merak, bağımsızlık, azim ve kararlılık, kendine inanma (öz yeterlilik), kendine güvenme (öz güven) ve seçicilik olmak üzere altı benlik eğilimi belirlenmiştir. İkinci olarak, öğrencinin kişiliğini sosyal bir ortam içerisinde nasıl sergileyeceğine ait becerileri kapsayan sosyal eğilimler başlığı altında; empati, sorumluluk, girişkenlik, güven ve oyunseverlik olmak üzere beş sosyal eğilim tanımlanmıştır. Son olarak, kişinin düşünsel birikimlerini becerilere yansıtmasını ifade eden entelektüel eğilimler; muhakeme, odaklanma, yaratıcılık, gerçeği arama, açık fikirlilik, analitiklik, sistematiklik, soru sorma, şüphe duyma ve eleştirel bakma olmak üzere on entelektüel eğilim tanımlanmıştır.
Antoine de Saint-Exupéry’in “Küçük Prens” öyküsü, çocuk benlik (Küçük Prens) ile yetişkin benlik (anlatıcı/pilot) arasındaki etkileşimi konu alır. Kendi çıkarlarının peşinde koşan, hayal gücünü yitirmiş yetişkin dünyası eleştirilir. Küçük Prens’in temsil ettiği örtük/yönlendirilmemiş düşünme biçimi, çocuk benliğini yitirmemiş, çocukla dengeli bir diyalog kurabilen yetişkin benlik tarafından (pilot) desteklenir.
İnsanların, yerleşik kanılarla (doksa bilgisi) yaptıkları değerlendirmeler çoğu zaman aldanma ve aldatmaya yol açabilir. Oysa çocukların sorgulamaya dayalı tutumları ilginçtir, üstelik övgüye değer bir özelliktir. “Küçük Prens” (Le Petit Prince) adlı yapıtta, bir çocuğun yaşantıları yoluyla sevmeyi, sorumluluğu, ahlaksal tavrı, arkadaş edinmeyi, farklı gezegenlerdeki yolculuğunda yetişkinlerin dünyalarındaki paradoksları kaleme alır. Bireyin diğer bireylerle empati kurma gücüne sahip olması ve gerektiğinde empati kurmayı istemesi için, ana-baba, yetişkin ve çocuk benlik-durumlarını yani kişisel rollerini, yetişkinin denetiminde dengeli şekilde kullanabiliyor olması gerekir. Diğer bir ifadeyle, bireyin sergilediği empatik bir davranışta, bu bireyin sahip olduğu üç benlik-durumlarının payı vardır. Yani ana-baba, yetişkin ve çocuk benlik durumlarına yeterli düzeyde sahip olmayanlar ya da üçüne de sahip oldukları halde bunları yetişkinin denetiminde dengeli şekilde kullanamayanlar, karşılarındakilerle empati kurmayı ya istemezler ya da isteseler bile beceremezler (Koç, 2005). Yetişkin bir kişi, ebeveyn ve çocuk benlik durumlarının işbirliğini kullanabildiğinde; olgunluk, bilgelik, demokratiklik gibi bütünleşmiş bir yetişkin benlik ortaya çıkacaktır (Akkoyun, 1995).
Çocuk benliğin yapıttaki temsili Küçük Prens, çocuk benliğin olumlu temsili yetişkin benlikle karşılaşır. Pilot, çocuk benlikle uyumlu, dengeli bir iletişim kurar. Sorumluluk alma, başkası için yararlı işleri önemli ve öncelikli işler olarak görmeyi konu alması itibariyle eleştirel düşünür. Bu bakımından özellikle ilkokul programları açısından Küçük Prens (çocuk benlik) 21. yy becerilerine uygun karakter erdemlerine sahip olduğu söylenebilir.
Sonuç
“Kendini bil” sözüyle 3000 yıl önce etik tarihin başlamasına neden olan Sokrates, “cesaret,” “bilgi,” “güzellik,” “sevgi” ve dostluk” gibi kavramları sorgulamış, iyi davranabilmek için “iyi”nin ne olduğunu, erdemli davranabilmek için “erdem”in ne olduğunu, bir kimseye cesaret atfedebilmek için “cesaret”in ne olduğunu bilmek gerektiği varsayımından hareket etmiştir (Batuhan 1999). Hoca Ahmed Yesevi, Nizamülmülk, Yusuf Has Hacib eğitim anlayışının ve toplum düzeninin adalet, liyakat ilkeleri üzerine kurulmasını ve eğitimcilerin ahlaki ve entelektüel bir rehber olması gerektiğini öğütlemişlerdir. Dolayısıyla bugün Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde tüm bu değerler önemsenmiş; sorgulayan, eleştirel bakışa sahip erdem-değer bütünlüğüne sahip kuşakların yetiştirilmesi amaçlanmaktadır.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...