Kendinize, evinize dönmeye, maskelerden kurtulmaya var mısınız?(İnsanın Kendine Dönüşü)

İnsan fark etmeden kendinden uzaklaşır.

Bazen beklentiler, bazen roller, bazen de içindeki karmaşık duygular onu yavaş yavaş dışarı taşır. Kalabalıkların içinde başkalarının hayatına yetişmeye çalışırken kendi sesini duymaz olur. Ne istediğini, ne hissettiğini, bazen kim olduğunu bile sormadan yaşar gider.

Kendine ait olmayan hayatların içinde kendine ait olmayan maskeler takar. Bir yerde
güçlü görünmesi gerekir, bir yerde anlayışlı, bir yerde sakin…
Ana, baba…
Çalışan, patron…
Amir, memur…

….

Maskeler çoğalır, roller birbirine karışır. Başkalarının görmek istediği kişiye
dönüşürken kendi yüzünü unutmaya başlar.

Nilgün Marmara’nın: “Maskelerinizi kuşanıp, yalanlarınızı
çoğaltın;

Hepiniz mezarısınız kendinizin.” dizelerindeki gibi mezarlarımızı kazarız.

İnsanın kendine kurduğu en büyük mezar, kendi gerçeğinden uzaklaşmasıdır.
Başkalarına anlattığı yalanlar veya sahte yaşamlar zamanla kendine söylediği
yalanlara döner. Sahte yaşamlarımıza gerçek ölü ruhlarımızı gömeriz.

Dışarıdan kalabalığın içinde mutlu görünürüz ama aslında ruhlarımız kavrulmaktadır.
Kendimize yabancı ama başkalarının takdiri için yaşanan bu hayat bir süre sonra
başkaları için tutulan uzun bir nöbete benzer. Herkese yetişmeye, herkesi anlamaya,
herkesin yükünü taşımaya çalışırken kendinden uzaklaşır. Başkalarına yaklaştıkça
kendine yabancılaşır. En büyük uzaklık kilometrelerle ölçülen değil, insanın kendi
içinden uzaklaştığı mesafedir.

Uzun yolculuklar da böyledir. Evden uzaklaştırır. Uzaklaşırken parçaların dağılır
sanki. Geride kalan her şey zihnin bir köşesinde seninle gelir ama hiçbiri tam yanında
değildir.
Oysa çıkılan her yolun bir sonu vardır. Ve çoğu yolun sonu eve dönüş özlemiyle biter.
Ev dört duvar değildir. Kendini saklamak zorunda kalmadığın, olduğu gibi
durabildiğin, sustuğunda bile anlaşılabildiğin yerdir. Bazen bir adres değil, bir histir.
Bazen bir insanın yanında, bazen çocukluktan bir anıda, bazen de içinin en sessiz
köşesinde saklıdır.

Dönüş, dağılan parçaları sabırla toplayıp yeniden bütün olma işidir.

İnsan bazen uzaklaşmadan kendini bulamayacağını sanır. Oysa mesele gitmek değil, giderken kendini kaybetmemektir. Hayat bizi farklı yollara, insanlara, hikâyelere sürükler. Her yolculuk bir şey değiştirir: Kimi güçlendirir, kimi eksiltir, kimi de bilmediğimiz yaraları açar.

Ama ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım, bir gün kendimize dönmek zorundayız.

Kendine yabancı olmadığını hissettiğinde insan ancak huzur bulur. Başkalarının beklentilerinden sıyrılıp kendi sesini duyduğunda, kaybolmak yerine kendi yolunu görmeye başlar. O yol daha kısa ya da daha kolay olmayabilir. Ama ona aittir.

Eve dönüş bazen yıllar sürer.

“Ben ne zamandır kendimden bu kadar uzaktayım?” sorusu dönüşün ilk adımıdır.
Sonra başkaları için taşıdığı yükleri birer birer bırakır. Kendine ayırmadığı zamanı
insan kendine ayırır. Unuttuğu duyguları hatırlar. Başka seslere sağır olur ve kendi
sesini dinler.

Hasılı dağılan parçalarını yavaş yavaş toplar.

Yolculuğa çıktığımız kişi olarak geri dönmeyiz belki. Yolculuk dönüştürmüştür. Ama dönüşün güzelliği de buradadır. Geri döndüğünde aynı insan olmazsın; daha farkında, daha sakin ve kendine biraz daha yakın olursun.

Zaten insan olmanın güzelliği de burada gizli.

Ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım, sonunda kendimize giden yolu bulabilmek.
İnsanın çıktığı en uzun yolculuk kendi içine yaptığıdır. İnsan özüne, kendine
döndüğünde eve varmış olur. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…