2027’de emeklilikte yeni bir sayfa açılır mı?

Türkiye’de emeklilik tartışmaları çoğunlukla yaş ve prim günü üzerinden yürütülüyor. Oysa milyonlarca insan açısından en az bunlar kadar önemli başka bir kavram daha var: sigortalılık başlangıç tarihi.

Çünkü sosyal güvenlik sisteminde bazen birkaç aylık, hatta birkaç günlük tarih farkı dahi kişinin hangi emeklilik koşullarına tabi olacağını değiştirebiliyor.

Staj ve çıraklık sigortası tartışmasının temelinde de tam olarak bu gerçek yatıyor.

Meslek öğrenmek amacıyla genç yaşta işyerine giren, adına sigorta bildirimi yapılan ve sosyal güvenlik sisteminde tescili bulunan kişiler yıllar sonra emeklilik hesabı yaptıklarında önemli bir gerçekle karşılaşıyor:

Staj veya çıraklık döneminde oluşturulan sigorta kaydı, kural olarak uzun vadeli sigorta kolları açısından emeklilik başlangıcı kabul edilmiyor.

Buradaki sorun, kamuoyunda zaman zaman anlatıldığı gibi yalnızca birkaç aylık prim gününün eksik olması değildir.

Asıl tartışma başlangıç tarihidir.

Sigorta kaydı neden emekliliği başlatmıyor?

Konunun teknik tarafını doğru ortaya koymadan sağlıklı bir çözüm üretmek mümkün değildir.

Stajyer ve çıraklar bakımından uygulanan sigortalılık ile normal bir hizmet akdi kapsamında çalışan kişinin sigortalılığı aynı kapsamda değildir. Staj ve çıraklık döneminde esas olarak kısa vadeli sigorta kollarına yönelik primler söz konusudur. Emekliliğin temelini oluşturan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına ilişkin uzun vadeli primlerin bulunmaması nedeniyle bu kayıtlar emeklilik başlangıcını geriye götürmemektedir.

Mevcut uygulamanın hukuki ve teknik gerekçesi budur.

Ancak sosyal güvenlik hukukunda bir uygulamanın teknik gerekçesinin bulunması, o uygulamanın yıllar içerisinde ortaya çıkardığı sonuçların yeniden değerlendirilemeyeceği anlamına gelmez.

Tam tersine, sosyal güvenlik mevzuatı çalışma hayatındaki değişimi, toplumsal beklentileri ve ortaya çıkan hakkaniyet sorunlarını dikkate almak zorundadır.

Staj ve çıraklık meselesine de bu açıdan bakılması gerekiyor.

O gençler çalışma hayatının tamamen dışında değildi

Meselenin bana göre üzerinde durulması gereken taraflarından biri budur.

Stajyer veya çırak teorik olarak eğitim sürecinin bir parçasıdır. Ancak özellikle çıraklık söz konusu olduğunda genç insan aynı zamanda işyerinin gerçek çalışma ortamıyla tanışmaktadır.

İşyerine gitmektedir.

Mesleği fiilen öğrenmektedir.

İş kazası riskiyle karşı karşıyadır.

Üretimin veya hizmetin nasıl yürüdüğünü görmektedir.

Ve en önemlisi, bütün bunlar tamamen kayıt dışı biçimde gerçekleşmemektedir; adına sosyal güvenlik sistemi içerisinde bir kayıt oluşturulmaktadır.

Bu nedenle tartışmayı “O tarihte emeklilik primi ödenmedi, konu kapanmıştır” şeklinde değerlendirmek sosyal güvenliğin toplumsal boyutunu eksik bırakır.

Elbette fiilî çalışma ile yalnızca eğitim amacı taşıyan dönemlerin birbirinden ayrılması gerekir. Sosyal güvenlik sisteminde gerçeklik esastır. Gerçek bir staj veya çıraklık ilişkisi ile sonradan oluşturulabilecek gerçeğe aykırı kayıtların aynı kapsamda değerlendirilmesi düşünülemez.

Fakat devletin, okulun ve işyerinin kayıtlarıyla doğrulanabilen gerçek staj ve çıraklık dönemlerinin de emeklilik sistemi açısından nasıl değerlendirileceği yeniden ele alınabilir.

Bugünün çalışanına geçmişte seçmediği sistemin sonucu yükleniyor

Burada önemli bir hakkaniyet problemi bulunuyor.

Bugün staj veya çıraklık başlangıcının emeklilikte dikkate alınmasını isteyen kişi, genç yaşında hangi sigorta kolundan prim yatırılacağına kendisi karar vermedi.

“Benim uzun vadeli sigorta primimi de yatırın” deme imkânına sahip değildi.

Prim oranını belirlemedi.

Sigortalılığın kapsamını seçmedi.

Sistemin nasıl kurulacağını da belirlemedi.

Yıllar sonra emeklilik aşamasına geldiğinde ise kendisine o dönemde uzun vadeli prim yatırılmadığı söyleniyor.

Hukuken bunun bir açıklaması vardır. Fakat sosyal politika açısından tartışılması gereken soru şudur:

Kişinin belirleme imkânına sahip olmadığı geçmiş bir sistem tercihi, bugün bütün sonuçlarıyla kişinin üzerine bırakılmalı mıdır?

Bence Türkiye artık bu soruya cevap vermelidir.

Çözüm yalnızca “herkesi başlangıçtan sayalım” kadar basit değil

Staj ve çıraklık konusunda düzenleme yapılmasını savunurken sosyal güvenlik sisteminin mali ve aktüeryal dengelerini görmezden gelmek de doğru olmaz.

Sosyal güvenlik politikası yalnızca bugün emekli olacakları değil, on yıl ve yirmi yıl sonra emekli olacakları da düşünmek zorundadır.

Bu nedenle yapılacak düzenleme hem hak sahibini korumalı hem de sistemin sürdürülebilirliğini gözetmelidir.

Bunun için öncelikle gerçek ve belgelenebilir staj ile çıraklık dönemlerinin kapsamı net biçimde belirlenebilir.

SGK kayıtları, eğitim kurumlarının kayıtları ve işyeri bildirimleri birlikte değerlendirilebilir.

Ardından bu dönemler için uzun vadeli sigorta kolları yönünden bir borçlanma modeli oluşturulabilir ve borçlanmanın sigortalılık başlangıcına etkisi kanunda açık şekilde düzenlenebilir.

Burada kritik nokta, çıkarılacak düzenlemenin gerçekten kullanılabilir olmasıdır.

Vatandaşa bir hak verip ardından karşısına ödenmesi son derece güç bir borçlanma tutarı çıkarmak, sorunu hukuken çözmüş görünmekten başka bir sonuç doğurmaz.

Borçlanma olacaksa makul, erişilebilir ve sosyal devlet anlayışıyla uyumlu olmalıdır.

EYT sonrasında başlangıç tarihinin önemi daha görünür hale geldi

Türkiye özellikle EYT düzenlemesi sonrasında sigortalılık başlangıç tarihinin emeklilik sistemi içerisindeki belirleyici etkisini çok daha açık biçimde gördü.

Aynı veya birbirine yakın dönemlerde çalışma hayatına giren kişilerin farklı emeklilik koşullarına tabi olması, başlangıç tarihine ilişkin tartışmaları doğal olarak büyüttü.

Staj ve çıraklık sigortası da bu tartışmanın en önemli başlıklarından biri haline geldi.

Burada yapılması gereken EYT tartışmasını yeniden üretmek değildir.

Yapılması gereken, EYT sonrasında daha görünür hale gelen tarih ve statü farklılıklarının sosyal güvenlik sistemi içerisinde hangi yöntemle daha öngörülebilir ve hakkaniyetli hale getirilebileceğini tartışmaktır.

Çünkü emeklilik sisteminin sürekli yeni mağduriyet grupları üretmesi sürdürülebilir değildir.

İnsanlar çalışma hayatına girdiklerinde hangi şartlarda ve yaklaşık hangi tarihte emekli olabileceklerini öngörebilmelidir.

Sosyal güvenlik sistemine duyulan güven de ancak böyle güçlenir.

Önümüzde iki büyük dosya var

2027 yılına yaklaşırken çalışma hayatı ve sosyal güvenlik gündeminin giderek daha fazla siyaset başlığı haline geleceğini düşünüyorum.

Olası bir erken seçim tartışmasının güçlenmesi halinde ise sosyal güvenlik alanında iki konunun çok daha fazla gündeme geleceği açıktır:

Kademeli emeklilik ile staj ve çıraklık sigortası.

Bu iki konuyu birbirinin aynısı olarak değerlendirmek doğru değildir. Hukuki nedenleri, kapsadığı gruplar ve çözüm yöntemleri farklıdır.

Ancak ortak bir noktaları vardır:

Sigortalılık tarihleri nedeniyle ortaya çıkan emeklilik farklılıklarının daha adil hale getirilmesi talebi.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde siyasi partilerin yalnızca “çözeceğiz” demesi yeterli olmayacaktır.

Kademeli emeklilikte hangi tarihler arasında nasıl bir geçiş sistemi öngörüldüğü; staj ve çıraklıkta ise kimlerin kapsama alınacağı, başlangıcın nasıl belirleneceği ve borçlanmanın hangi esaslarla yapılacağı açıkça ortaya konulmalıdır.

Sosyal güvenlik gibi milyonlarca insanın geleceğini ilgilendiren bir alan seçim dönemlerinin birkaç cümlelik vaatlerine bırakılamaz.

Beklenti değil, öngörülebilirlik gerekiyor

Staj ve çıraklık sigortası meselesi yıllardır konuşuluyor.

Bu saatten sonra ihtiyaç duyulan şey yeni bir beklenti oluşturmak değil, teknik olarak çalışılmış bir çözüm modelidir.

Kimlerin kapsama gireceği belli olmalı.

Maliyeti hesaplanmalı.

Gerçek staj ve çıraklık kayıtları esas alınmalı.

Sosyal güvenlik sisteminin mali dengesi korunmalı.

Ve en önemlisi, vatandaşın geçmişte kendi iradesi dışında oluşmuş bir sigortalılık statüsünün sonuçları hakkaniyet çerçevesinde yeniden değerlendirilmelidir.

Staj ve çıraklık yapanların talebini yalnızca “erken emeklilik talebi” olarak görmek bu nedenle eksik bir okumadır.

Asıl mesele, kişinin çalışma hayatıyla kurduğu ilk kayıtlı ilişkinin sosyal güvenlik sistemi içerisinde nasıl değerlendirileceğidir.

Türkiye’nin artık tartışması gereken soru da budur:

Genç yaşta devletin kayıtlarına giren bir çalışma ve mesleki eğitim dönemi, emeklilik hesabında hangi şartlarla karşılık bulmalıdır?

Bu soruya adil, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir cevap verildiği gün staj ve çıraklık meselesi de yıllardır taşındığı seçim gündeminden çıkar ve gerçek bir sosyal güvenlik reformuna dönüşür.

Emeklilik