Hacı Bektaş Veli aydınlığının ışığında..
Hararet nardadır, sacda değildir
Keramet baştadır, tacda değildir
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs'de Mekke'de Hac'da değildir.
Anadolu bilgesi Hacı Bektaş Veli 700 yıl önce aydınlanmanın meşalesini yakarak, düşünce karanlığına karşı ilimden gidilen yolun sonunun aydınlık olacağını öğütlemiştir. İşte o özlü sözler:
- Benim Kabe’m insandır.
- Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
- Eline, beline, diline sahip ol.
- Biz dile ve söze bakmayız; öze ve hale bakarız.
- Araştırma açık bir sınavdır.
- En yüce servet ilimdir.
- Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.
- Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
- Okunacak en büyük kitap insandır.
- Kadınınızı okutunuz.
- İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
- Dili, dini, rengi ne olursa olsun, iyiler iyidir.
- Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.
- Eğer bir insan, hem çalışkan hem akıllı ise takdir et; çalışkan fakat akıllı değilse dikkat et; akıllı fakat tembel ise ikaz et; hem akılsız hem tembel ise terk et.
- Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
- 72 millete aynı nazarla bakınız.
- İlim beşikte başlar, mezarda biter.
- İncinsen de incitme.
- İnsanın cemali sözünün güzelliğidir.
- Kendine ağır geleni başkasına yapma.
- Madde karanlığı, akıl nuru ile; cehâlet karanlığı, ilim nuru ile; nefis karanlığı marifet nuru ile; gönül karanlığı da aşk nuru ile aydınlanır.
- Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
- Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.
- Murada ermek sabır iledir.
- Çalışmadan geçinenler bizden değildir.
- Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
- Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır; sen seni bilmezsen, Hakk senden cüdadır.
Geleneksel Anma Etkinlikleri ve Müdahale Siyaseti
Bugünlerde canlar Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde coşkulu ve heyecanlı bir duyguyla buluşuyorlar. Bir büyük bilgeyi, Anadolu hümanizminin mihenk taşını anmak için bir araya geliyor insanlar, her yıl olduğu gibi... 63. Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri bu yıl da 16-18 Ağustos tarihinde gerçekleştiriliyor.
AKP-MHP siyasi iktidarı, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Alevi toplumunda bölücülüğe ve toplumun arasına nifak sokmaya devam ediyor. Bu eylemini de 14-15 Ağustos’ta gerçekleştireceğini duyurdu. Son birkaç yıldır Anadolu insanının kutsal saydığı bu mekanda devletin tüm olanaklarını çarçur ederek alternatif etkinlik yapıyor. Oysa herkes bilir ki geleneksel hale gelen Hacı Bektaş Veli anma etkinliği her yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerinde yapılıyor.
Devlet, Anadolu insanının sesine kulak vermeli ve toplumsal barışı zedeleyen bu asimilasyon başkanlığını derhal feshetmelidir. Devletin görevi, Anayasa’mızda güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğüne sahip çıkarak, toplumun barış içinde bir arada yaşamasını teminat altına almaktır. Siyasi iktidarın da ayrımcı, ötekileştirici ve bölücü uygulamalarına dur demektir.
Kurumsallaşma, Özerklik ve Alevilik Felsefesi
Hacı Bektaş Veli’yi anma ve anlama törenlerinin tarihsel özerkliği, Anadolu irfan geleneğinin canlılığını korumaktan gelmektedir. Bir inanç ve kültür dünyasının devlet veya siyasi iktidarlar eliyle biçimlendirilmeye çalışılması, o kültürün kendi sivil alanını daraltma riski taşır.
Anadolu Alevi geleneği, tarih boyunca merkezi iktidarların hiyerarşik yapısına karşı "Yol" merkezli, rızalığa dayalı bir toplumsal yaşamı benimsemiştir. Bu nedenle, devletin inanç alanına müdahalesi ve bu alanı bir bürokrasi nesnesine dönüştürme çabası, kurumsal bir tartışmadan ziyade, felsefi bir çelişkidir. Gerçek bir toplumsal barış, inanç toplumlarının kendi inanç ritüellerini ve kültür etkinliklerini özerk bir biçimde, sivil bir anlayışla yürütmesini gerekli kılar.
"Eline, Beline, Diline": EDEP
Hacı Bektaş Veli’nin "Eline, beline, diline sahip ol" düsturu, basit bir bireysel ahlak öğüdü olmanın ötesinde, toplumsal ilkelerin bütünlüklü en yalın ve kısa anlatımını ifade eder.
- Eline sahip olmak: Emeğin yüceliğine saygıyı, kamu hakkını gözetmeyi ve yolsuzluğa/sömürüye karşı durmayı;
- Beline sahip olmak: İnsan ilişkilerinde sadakati, mahremiyete saygıyı ve gücün kötüye kullanılmamasını;
- Diline sahip olmak: Nefret söyleminden, yalandan, riyadan, kutuplaştırıcı ve ötekileştirici dilden uzak durmayı simgeler.
Bugün tüm dünyada yaşanan yozlaşma, tam da bu üç ilkenin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Sosyal medyanın linç kültürüne teslim olduğu, kamu vicdanının zedelendiği ve liyakatin yok sayıldığı bir çağda Hacı Bektaş’ın ilkeleri etik bir rehberlik işlevi görür.
İlim, Kadın ve Toplumsal Özgürleşme
Hacı Bektaş Veli’nin batıni felsefesinde "Okunacak en büyük kitap insandır" ilkesi ile "Kadınınızı okutunuz" çağrısı birbirini tamamlar. Orta Çağ karanlığında kadını toplumsal ve düşünsel yaşamın merkezine koyan bu anlayış, çağdaş seküler demokrasinin de temelini oluşturur. Kadının ikincilleştirildiği, cehaletin kutsandığı ve bilimin arka plana itildiği toplumlarda ne aydınlanmadan ne de insani gelişmeden söz edilebilir.
İlimden gidilmeyen yolun sonunun karanlık olduğu gerçeği, bugün eğitim sistemimizden bilim politikalarına kadar her alanda karşılaştığımız sorunların ana kaynağıdır.
Tarihsel Hafıza Kaybı ve Anadolu İrfanı
Ülkemizin genel durumuna baktığımda içimi acı bir burukluk kaplıyor. Dünyaya örnek olması gereken köklü bir geleneği yanı başımızda taşıyıp da karanlık yollara sapan Türkiye’nin bu hallerini düşündükçe sarsılıyorum. Ummanın içinde yaşayıp da ummandan habersiz olan balıklar gibiyiz adeta..
Ummandan habersiz balıklar durumu, tarihsel hafıza kaybımızın özeti niteliğindedir. Türkiye, kendi topraklarında yeşeren bu devasa hümanizma birikimini eğitim müfredatına, kamu ahlakına ve hukuki zeminine entegre edemediği sürece kimlik ve aidiyet sorunları yaşamaya devam edecektir. Batı aydınlanmasının temelini oluşturan birey, akıl ve insan hakları kavramları, Anadolu irfan geleneğinde zaten ‘insanı merkeze koyma’ anlayışıyla mevcuttur.
Şiddetin tek panzehirinin, bir toplumun ruhunu iyileştiren şeyin yüksek bir kültür olduğunu hayatıyla ispat etmiş bu ulu veliye ne yazık ki layık olamıyoruz. Giderek bozulan, yozlaşan ve pusulasını kaybeden ahlak anlayışımız, bizi adım adım dünyanın en ilkesiz toplumlarından biri haline getiriyor.
Bizi Bağışla Hacı Bektaş...
Oysa dönüp baksak, elimizin altında eşsiz bir kültür ve bilgi hazinesi yatıyor. Gerçek demokrasiyle tam anlamıyla bağdaşabilecek, onu besleyip büyütülebilecek bir Anadolu’ya özgü İslam anlayışı, Anadolu Aleviliği’nin ve Hacı Bektaş Veli geleneğinin tam merkezinde duruyor. Kadın-erkek ayrımına karşı duran, dinin bir çıkar aracı olarak sömürü mekanizmasına dönüşmesine itiraz eden, bağnazlığa, softalığa ve yobazlığa kalkan olan kadim Anadolu irfan geleneği, aslında bugün çağdaş dünyanın da aradığı hoşgörü ve insan odaklı anlayışın ta kendisidir.
Hacı Bektaş Veli’yi anmak, onu yalnızca yılda bir kez belirli tarihlerde anma törenleriyle yad etmek değildir. Onu anlamak;
- Düşünce özgürlüğünü amasız fakatsız savunmaktır.
- İnancı siyasetin müdahalesinden uzak tutarak özerk kılmaktır.
- Eğitimi ve bilimi tek yol gösterici kabul etmektir.
- Kutuplaşma yerine barış ve rızalık kültürünü inşa etmek demektir.
Aydınlığın yolu, geçmişe ağıt yakmaktan değil, o bilgeliği günümüzün kurumsal, hukuki ve etik kurallarıyla yeniden üretmekten geçer.
Bizi bağışla Hünkar Hacı Bektaş...
Sana, senin anlayışına, senin engin hoşgörüne layık olamadığımız için bağışla.
Bize rehber olsun diye bıraktığın eserleri anlamak istemediğimiz için bağışla.
Yol cümleden uludur diyoruz, lakin bu ulvi Yol’a turap olamadığımız için bağıla.
İncinsen de incitme diye bizi öğütledin, lakin bu dijital çağda sosyal medya aracılığıyla düşman hukukunu rehber edindiğimiz için bağışla.
Eleştiriye tahammül edemediğimiz için bağıla.
İyiler iyidir dedin biz onu iyilik iyidir olarak güncelledik lakin bunu özde değil dilde söylediğimiz için bağışla.
Ali’siz Aleviliği topluma zerk etmeye çalışan başta (‘Aleviyim’ diyerek topluma yalan söyleyen) lafazan Sünni misyonerler olmak üzere Alevi sivil toplum örgütlerinin yöneticileriyle ve Aleviliği iğdiş etmeye çalışan ‘Alevi’ yazarlarla muhatap olmayı hak ettiğimiz için bağışla.
Lakin ne olursa olsun, o yüce aydınlığını üzerimizden eksik etme emi Hünkar’ım!
Kim bilir belki bir gün bu güzel canlar da savrulmayı bırakıp kendi özündeki o doğru yolu yeniden bulacak.