Direniş aynı zamanda bir okuldur
“Direniş, sadece pedagojinin sonucu değildir; kimi zaman eleştirel pedagojinin ve eleştirel bilincin bizzat kurucu koşuludur.”
“Direniş yalnızca hak kazanma mücadelesi değildir; aynı zamanda insanların düşüncelerini, duygularını, davranışlarını ve siyasal bilinçlerini dönüştüren güçlü bir öğrenme sürecidir.”
Prof. Dr. Erdal Küçüker ile "Direnişin Pedagojisi" üzerine konuştuk.

Son dönemde "Direnişin Pedagojisi" kavramını gündeme getiriyorsunuz. Öncelikle direniş sizin için ne ifade ediyor?
Direniş, yalnızca karşı çıkmak değildir. Hak ihlallerine, baskıya, şiddete ve zorbalığa karşı onları ortadan kaldırmayı amaçlayan kolektif bir mücadeledir. İnsanların günlük hayatın olağan akışını bozarak adalet talep etmeleridir.
Michel Foucault'nun söylediği gibi iktidar yalnızca devletin tepesinde bulunan bir yapı değildir; yaşamın her alanındaki güç ilişkilerinde ortaya çıkar. Dolayısıyla iktidarın olduğu her yerde direniş olanağı da vardır. İnsanlar itaat edebilir, pazarlık yapabilir ya da direnebilir. Toplumsal değişim de ancak bu direniş sayesinde mümkündür.
Ben direnişi insanlaşma süreci olarak görüyorum. Camus'nün söylediği gibi başkaldırı, insanın haksızlığa karşı söylediği ilk "hayır"dır. Direniş ise bu hayırdan sonra başlayan ve mücadele sona erene kadar devam eden süreçtir.
Siz "direnişin pedagojisi" diyorsunuz. Bu kavram tam olarak neyi anlatıyor?
Eleştirel pedagoji literatüründe genellikle pedagojinin direnişi beslediği kabul edilir. Ben ise tersinden bakıyorum. Benim iddiam şu: Bazen direnişin kendisi pedagojiyi üretir.
Direniş insanları dönüştürür. Sadece direnenleri değil; onları destekleyenleri, izleyenleri hatta karşı çıkanları bile değiştirir. İnsanların düşünme biçimlerini, siyasal tutumlarını, kültürel kabullerini yeniden şekillendirir.
Bu nedenle "direnişin pedagojisi" dediğim süreç üç temel işleve sahiptir:
- Direnişi güçlendirir.
- Kültürel ve politik dönüşüm yaratır.
- İnsanların kendi sözünü kurmasını sağlar.
Direniş alanı yalnızca mücadele edilen bir yer değildir; aynı zamanda öğrenilen bir okuldur.
Bu kavramı geliştirirken neden özellikle Şık Makas Direnişi'ni seçtiniz?
Çünkü yaklaşık 216 gün süren bu direnişi başından sonuna kadar katılımcı gözlem yöntemiyle izleme olanağı buldum. İşçilerle sürekli görüştüm, direniş çadırında bulundum, eğitim çalışmaları yürüttüm.
Şık Makas işçileri patronun baskısına karşı kendi iradeleriyle mücadele başlattılar. Sonunda yalnızca haklarını kazanmadılar; aynı zamanda büyük bir dönüşüm yaşadılar.
Benim için en dikkat çekici nokta şuydu: Fabrikanın önündeki direniş çadırı, yakındaki üniversiteden daha güçlü bir öğrenme mekânına dönüştü.
Gerçekten insanların düşünceleri değişiyor mu?
Görüşmeler bunu açık biçimde gösteriyor.
Kadın işçiler özgüven kazandıklarını, haklarını öğrendiklerini, birlikte hareket etmenin gücünü keşfettiklerini anlattılar.
Daha önce sessiz kaldıklarını söyleyen birçok kişi artık haksızlıklara itiraz edebildiğini ifade ediyor.
En dikkat çekici değişimlerden biri dayanışma duygusu oldu. İşçiler birbirlerini "aile olduk" sözleriyle anlatıyorlar.
Bunun yanında sendikaların ne işe yaradığını, emeğin hak olduğunu, örgütlü mücadelenin önemini öğreniyorlar.
Sadece çalışma hayatına ilişkin düşünceleri değil; devlet, adalet, insan hakları ve siyaset konusundaki bakış açıları da değişiyor.
Bu dönüşüm nasıl gerçekleşiyor? Bunun bir mekanizması var mı?
Evet, aslında bu dönüşüm kendiliğinden olmuyor.
Şık Makas deneyiminde bunun birkaç temel mekanizmasını gözlemledim.
Her şeyden önce doğru önderlik çok önemliydi. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen'in işçilerle kurduğu güven ilişkisi ve yaptığı konuşmalar başlı başına bir eğitim süreciydi.
İkinci olarak sınıf sendikacılığı belirleyici oldu. İşçiler ilk kez mücadeleyi yalnızca kendi tazminatları için değil, bütün işçi sınıfı adına yürütülen bir mücadele olarak görmeye başladılar.
Toplumsal dayanışma da önemliydi. Farklı sendikalar, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, sanatçılar ve yurttaşlar direnişe destek verdi. Bu destek işçilerin moralini yükseltti.
İşçi sınıfı basını da çok etkiliydi. Evrensel, BirGün ve Cumhuriyet gazeteleri düzenli okunuyor, haberler birlikte tartışılıyordu. Halktv, Sözcü ve Now gibi kanallarda izlenen direniş haberleri, ertesi gün işçilerin sohbetlerini besliyordu.
Bunlara ek olarak ortak yaşam, sürekli toplantılar, eğitim çalışmaları, başka direnişlerle kurulan ilişkiler ve özellikle kadınların öncü rolü bu pedagojik dönüşümün temel dinamiklerini oluşturdu.
Kadın işçilerin bu süreçte özel bir yeri olduğunu söylüyorsunuz.
Kesinlikle.
Şık Makas Direnişi'nin taşıyıcı gücü büyük ölçüde kadın işçilerdi. Direniş çadırını onlar ayakta tuttu. İletişimi onlar güçlendirdi. Dayanışmayı onlar örgütledi. Daha ağır sömürü ve ayrımcılık deneyimleri yaşamış olmaları mücadeleye daha güçlü katılmalarını sağladı.
Bu nedenle direnişin pedagojisinin oluşmasında kadınların rolü belirleyici oldu.
Peki bu dönüşüm kalıcı olabilir mi?
Bu benim de en çok merak ettiğim soru.
Direniş sırasında ortaya çıkan eleştirel bilinç zamanla zayıflayabilir. Bunun kalıcı olabilmesi için örgütlü ilişkinin devam etmesi gerekiyor.
Direniş bittikten sonra da işçilerin sınıf sendikacılığı temelinde örgütlenmeye devam etmeleri, dayanışma ağlarının korunması ve emekten yana toplumsal güçlerle bağlarını sürdürmeleri büyük önem taşıyor.
Ben de direnişin sona ermesinden yaklaşık bir yıl sonra yeniden görüşmeler yaparak bu dönüşümün ne ölçüde kalıcı olduğunu araştırmayı planlıyorum.
Son olarak, "Direnişin Pedagojisi" çalışmanızın temel iddiasını tek cümleyle nasıl özetlersiniz?
Şunu söyleyebilirim:
Direniş yalnızca hak kazanma mücadelesi değildir; aynı zamanda insanların düşüncelerini, duygularını, davranışlarını ve siyasal bilinçlerini dönüştüren güçlü bir öğrenme sürecidir.
Bu nedenle "direnişin pedagojisi" kavramının eleştirel pedagoji literatürüne yeni bir katkı sunabileceğine inanıyorum. Direniş, sadece pedagojinin sonucu değildir; kimi zaman eleştirel pedagojinin ve eleştirel bilincin bizzat kurucu koşuludur.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...