Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası neyi talep ediyor?
“Taban maaşın yeniden hayata geçirilmesi, özel öğretim öğretmenlerinin ücretlerinin belirli bir standarda kavuşturulması ve öğretmenlerin emeğinin karşılığını alabileceği bir ücret düzeninin oluşturulması açısından bu sürecin somut bir sonuç üretmesini bekliyoruz.”
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Ozan Fındık ile özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını konuştuk.

Özel sektörde çalışan bir öğretmenin bugün yaşadığı en temel sorunları kısaca nasıl sıralarsınız?
Özel sektör öğretmenlerinin bugün en temel talebi, aslında bütün taleplerimizi bir araya getirdiğimizde, kamudaki meslektaşlarımızla eşit haklarda çalışabilmek diyebiliriz. Bunun içinde neler var? Öncelikle, 2014 yılında elimizden alınan bir hak var. 2014 yılına kadar özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin alacakları maaşlar, kamuda çalışan meslektaşlarının maaşlarından daha az olamazdı. Ancak 2014 yılında yapılan bir yasal değişiklikle bu düzenleme kaldırıldı. Bunun sonucunda özel sektör öğretmenleri bugün asgari ücrete ve onun bir miktar üzerindeki ücretlere mahkûm edilmiş durumda.
İkinci temel sorunumuz, belirli süreli iş sözleşmeleri. Belirli süreli sözleşme ne demek? Esas olarak geçici, dönemsel, mevsimlik işlerde kullanılan bir sözleşme türü. Fakat özel öğretim kurumlarında bu sözleşmeler, öğretmenlerin neredeyse tamamının çalışma biçimi hâline getirilmiş durumda. Sözleşmeler her yıl yenileniyor. Bunun öğretmenler açısından ne gibi sonuçları var? Her şeyden önce, her eğitim-öğretim yılının sonunda ciddi bir stres kaynağı oluşturuyor. Öğretmenler Nisan ve Mayıs aylarında sürekli aynı soruyla karşı karşıya kalıyor:
“Gelecek yıl sözleşmem yenilenecek mi?” Bu belirsizlik, öğretmenin hem ekonomik hem de psikolojik olarak geleceğini planlamasını engelliyor. Bunun yanında, belirli süreli sözleşmeler nedeniyle öğretmenlerin iş güvencesi ve işten çıkarılma karşısındaki hakları da ciddi biçimde zayıflıyor. Haksız yere işten çıkarıldığınızda işe iade talebinde bulunmak istediğinizde, belirli süreli sözleşme nedeniyle işe iade mekanizmasından yararlanmanız mümkün olmayabiliyor. İhbar tazminatı açısından da önemli hak kayıpları ortaya çıkıyor. Üstelik belirli süreli iş sözleşmesi, Türkiye’de istisnai olarak kullanılması gereken bir sözleşme türü. Buna rağmen özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler açısından neredeyse olağan çalışma biçimine dönüştürülmüş durumda.
Üçüncü temel sorunumuz ise özlük haklarımızdaki eşitsizlikler.
Kamudaki meslektaşlarımızla aramızda temel özlük hakları açısından ciddi farklılıklar bulunuyor. Örneğin yaz tatili, ara tatiller, nöbet ücretleri ve çalışma süreleri konusunda mevzuatımızda yeterli açıklık ve netlik bulunmuyor.Çalışma saatlerimiz konusunda da aynı belirsizlik söz konusu. Öğretmenin ne kadar süre çalıştırılabileceği, hangi çalışmanın ders, hangi çalışmanın ek görev olduğu gibi birçok konuda açık ve bütünlüklü bir düzenleme bulunmuyor. Üstelik özel sektör öğretmenleri birden fazla yasal düzenlemenin arasında bırakılmış durumda. Bir taraftan disiplin ve bazı mesleki konularda kamudaki öğretmenlerle benzer hükümlere tabi tutuluyoruz. Diğer taraftan çalışma koşullarımız açısından İş Kanunu’na tabi oluyoruz. Bunun yanında bir de 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu var. Fakat hangi konuda hangi kanunun uygulanacağı konusunda dahi zaman zaman ciddi tartışmalar yaşanıyor. Dolayısıyla bizim talebimiz aslında çok temel:
Özel sektör öğretmenlerinin çalışma hayatına ilişkin açık, bütünlüklü ve güvenceli bir düzenleme yapılması gerekiyor. Öğretmenlerin her yıl işini kaybetme korkusuyla yaşamadığı, emeğinin karşılığını alabildiği, çalışma ve dinlenme sürelerinin açıkça belirlendiği, özlük haklarının güvence altına alındığı bir çalışma düzeni istiyoruz. Bizim talebimiz ayrıcalık değil. Kamudaki meslektaşlarımızla eşit haklara, güvenceli çalışma koşullarına ve insan onuruna yaraşır bir ücret ve çalışma düzenine sahip olmak istiyoruz.
Bahsettiğiniz bu sorunların öğretmenler ve eğitimin geleceği için yansıması nasıl?
Bütün bu sorunların çözülememesinin en temel sonuçlarından biri de eğitimin niteliğinin ciddi biçimde düşmesi. Çünkü güvencesiz çalışan, sürekli işini kaybetme kaygısı yaşayan, her yıl “Sözleşmem yenilenecek mi?” endişesiyle karşı karşıya kalan bir öğretmenden, mesleğini en iyi şekilde yapmasını bekleyemezsiniz. Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler, çok yoğun bir iş kaygısı ve stres içerisinde bu mesleği yapmak zorunda bırakılıyor. Bu da doğrudan doğruya eğitimin niteliğine yansıyor.
Her yıl binlerce öğretmen çeşitli nedenlerle mesleğini bırakıyor. Bu durum yalnızca öğretmenleri etkilemiyor; öğrenciler ve veliler açısından da eğitimin sürekliliğine çok ciddi bir darbe vuruyor. Bir öğretmenin bir yıl çalışıp ertesi yıl işsiz kalması, ardından yerine başka bir öğretmenin gelmesi, öğrencinin sürekli öğretmen değiştirmek zorunda kalması; bütün bunlar eğitimde ihtiyaç duyduğumuz sürekliliği ve istikrarı ortadan kaldırıyor.
Bugün özel öğretim kurumları, Türkiye’de eğitim sisteminin çok ciddi bir yükünü sırtlanmış durumda. Çok büyük bir öğrenci ve veli kitlesi özel öğretim kurumlarından hizmet alıyor. Bu öğrencilerin ve velilerin de doğal olarak bir beklentisi var: Nitelikli, kaliteli ve sürekliliği olan bir eğitim. Hatta birçok veli, özel öğretim kurumlarına kamudakinden daha nitelikli bir eğitim alabilme beklentisiyle çocuklarını gönderiyor. Ancak kurumun binasının, tabelasının veya dışarıdan görünen imkânlarının iyi olması tek başına nitelikli eğitim anlamına gelmiyor. Öğretmen kötü çalışma koşullarına mahkûm edilmişse, sürekli işini kaybetme korkusu yaşıyorsa, emeğinin karşılığını alamıyorsa ve geleceğine dair hiçbir güvence hissedemiyorsa, o öğretmenin verimli bir şekilde çalışmasını beklemek mümkün değil. Dolayısıyla bu mesele yalnızca öğretmenlerin çalışma koşullarıyla ilgili bir mesele değil. Bu mesele doğrudan öğrencilerin geleceğiyle, velilerin beklentileriyle ve ülkenin geleceğiyle ilgili. Bugün iyi bir eğitim almak, kaliteli bir eğitim hizmetine ulaşmak hem öğrencilerin hem de velilerin hakkıdır. Ama aynı şekilde, bu ülkenin geleceğini yetiştiren öğretmenlerin de güvenceli, kendilerini güvende hissettikleri ve mesleklerini en iyi şekilde yapabilecekleri bir çalışma ortamında bulunmaları en temel haklarıdır. Öğretmenin geleceğini güvence altına almadan öğrencinin geleceğini güvence altına alamazsınız. Bizim mücadelemiz tam da bu nedenle yalnızca öğretmenlerin hakları için verilen bir mücadele değil; öğrencinin nitelikli eğitim hakkı, velinin kaliteli eğitim beklentisi ve bu ülkenin geleceği için verilen bir mücadeledir.
2014’te taban maaş hakkının kaldırılmasından sonra sektörde neler değişti? Bugün özel okul öğretmeninin ücreti hangi noktada? asgari ücret, elden ödeme ve eksik sigorta ne kadar yaygın?
Taban maaş uygulamasının kaldırılması, ne yazık ki yalnızca özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenleri değil; velileri, öğrencileri ve doğrudan doğruya eğitim sisteminin niteliğini etkileyen çok ciddi bir soruna dönüşmüştür. Daha önce de ifade ettiğim gibi, öğretmenlerin asgari ücret ve bunun bir miktar üzerindeki ücretlerle çalıştırılması yaygın hâle gelmiştir. Bununla birlikte, eğitim alanında “merdiven altı” olarak nitelendirebileceğimiz çok sayıda kurum ortaya çıkmıştır. Eğitimle herhangi bir ilgisi olmayan, yalnızca ticari bir faaliyet alanı olarak gören kişiler bu kurumları kurabilmekte ve eğitim hizmetini tamamen kâr odaklı bir anlayışla yürütmektedir. Bunun sonucunda öğretmenin emeğinin değersizleştirildiği, eğitimin niteliğinin ikinci plana atıldığı bir sistem ortaya çıkıyor.
Bir diğer önemli sorun ise elden ücret ödeme uygulaması. Öğretmenin sigortasının asgari ücret üzerinden yatırılması, ücretin geri kalanının ise elden verilmesi hâlâ çok yaygın. Biz her yıl bu konuda yüzlerce, hatta binlerce ihbar alıyoruz ve bu ihbarlarla ilgili gerekli başvuruları yapıyoruz. Fakat burada çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız: Bu uygulamaların kanıtlanması son derece zor. Öğretmen çoğu zaman elindeki işi kaybetmekten korkuyor. Özellikle küçük şehirlerde ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde öğretmenin alternatif bir iş bulma imkânı çok daha sınırlı. Dolayısıyla öğretmen, hakkının ihlal edildiğini bilse bile bunu belgelemekten veya şikâyet etmekten çekinebiliyor. Bu sorun yalnızca özel okullarla da sınırlı değil. Biz aynı zamanda rehabilitasyon merkezlerinde ve kurs merkezlerinde çalışan öğretmenlerden de çok ciddi sayıda ihbar alıyoruz. Özellikle rehabilitasyon merkezlerinde öğretmenlerin önemli bir bölümünün asgari ücret üzerinden sigortalı gösterilip, ücretin kalan kısmının elden verildiğine dair çok sayıda bildirim alıyoruz. Üstelik elden verilen miktarlar da çoğu zaman öğretmenin emeğini karşılayacak düzeyde değil. Kurs merkezlerinde ise başka bir uygulama karşımıza çıkıyor: on aylık sözleşmeler.
Öğretmenle on aylık sözleşme yapılıyor. Eğitim-öğretim dönemi bittiğinde, çoğu zaman onuncu ayda öğretmene istifa dilekçesi imzalatılıyor. Öğretmen yaz aylarında ücret alamıyor. Bir sonraki eğitim-öğretim yılında yeniden çalışabilmek için aynı kurumda yeniden işe başlamak zorunda kalıyor. Yani öğretmen her yıl aynı döngünün içerisine sokuluyor:
Çalış, sözleşmen bitsin, yazın işsiz kal, ardından yeni eğitim döneminde yeniden işe gir. Bu, öğretmenlik mesleğini sürdürülebilir bir meslek olmaktan çıkarıyor. Dolayısıyla bugün özel öğretim alanında yaşadığımız sorun yalnızca ücretlerin düşük olması değil. Güvencesizlik, kayıt dışılık, elden ücret, kısa süreli sözleşmeler ve öğretmenin her yıl yeniden işe başlama zorunluluğu bir bütün olarak ele alınmalı.
Biraz da sendikanızdan bahseder misiniz? Ne zaman kuruldunuz? Sendikanız neler yapıyor?
Sendikamız bundan yaklaşık beş yıl önce, bir grup özel sektör öğretmeninin çabasıyla kuruldu. Kurucularımızın tamamı, o dönemde özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerdi. Yani biz, sorunları dışarıdan gözlemleyen değil, bizzat o sorunları yaşayan öğretmenler tarafından kurulmuş bir sendikayız.
Kuruluşumuzun ardından çok kısa bir süre içerisinde üye sayımız hızla arttı ve ülkenin en hızlı büyüyen sendikası olduk. Bugün 10 bin 500 üyeye ulaşmış durumdayız. Ancak bizim sendikal mücadele anlayışımızı yalnızca toplu sözleşme dönemlerinde yürütülen bir mücadele olarak görmüyoruz. Öğretmenlerin hakları için verilen mücadeleyi günlük hayatın içerisine taşımaya çalışıyoruz. Bu mücadele anlayışını da fiilî ve meşru mücadele hattı olarak tanımlıyoruz.Peki bu ne demek?
Bugün özel öğretim kurumlarında sorun yaşayan, hakları gasp edilen öğretmenlerin yanında oluyoruz. Öğretmenin yaşadığı sorunla ilgili kurumla iletişim kuruyor, öncelikle sorunun çözülmesi için girişimlerde bulunuyoruz. Eğer sorun çözülmezse, öğretmenlerin yaşadığı hak ihlalini kamuoyuna duyuruyor, ilgili kurumu teşhir ediyoruz.
Bunun yanında, hukuki destek sağlıyoruz. Çalıştıkları kurumlarda sorun yaşayan, hak kaybına uğrayan öğretmenlere sendikamız ve avukatlarımız aracılığıyla hukuki destek sunuyoruz. Beş yıllık mücadelemiz içerisinde bu alanda çok ciddi bir hukuki birikim oluşturduk.
Sendikamız aslında özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin hayatın içerisinde karşılaştığı her türlü sorunda yanında olmaya çalışıyor. Bunun yanında yalnızca sorun ortaya çıktığında müdahale eden bir yapı olmakla yetinmiyoruz. Öğretmenlerin kendi haklarını bilmeleri için bilgilendirmeler ve eğitimler gerçekleştiriyoruz. Öğretmenlerin hangi haklara sahip olduğunu, hakları ihlal edildiğinde nereye ve nasıl başvurabileceklerini öğrenmeleri için çalışmalar yürütüyoruz. Çünkü bizim açımızdan sendikal mücadele yalnızca bir kurumla ya da tek bir hak ihlaliyle sınırlı değil. Öğretmenin kendi hakkını bildiği, hakkını savunabildiği ve yalnız olmadığını hissettiği bir çalışma hayatı yaratmak istiyoruz.
Sendikamız aynı zamanda beş yıldır sokakta, alanlarda ve Ankara’da mücadele yürütüyor. Düzenli olarak eylemler gerçekleştiriyor, bakanlık bürokrasisiyle ve Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeler yapıyor, özel sektör öğretmenlerinin yaşadığı sorunların çözümü için girişimlerde bulunuyoruz.
Bugün de bu sürecin içerisindeyiz ve mücadelemizi sürdürüyoruz.
Bir süredir bakanlıkla çeşitli görüşmeleriniz var, bunlarla ilgili de bilgi alabilir miyiz?
Evet, Ankara’da sendikamız bir açlık grevi başlattı. Yaklaşık 13 gün boyunca sendika üyelerimiz açlık grevi sürecini sürdürdü. Bu süreç boyunca sendika üyelerimiz birçok kez gözaltına alındı ve birçok kez darp edildi. Ancak bütün bu baskılara rağmen mücadelemizi sürdürdük. Aynı zamanda bu süreç içerisinde bakanlık yetkilileriyle görüşmelerimizi de devam ettirdik. Temel talebimiz, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin sorunlarının bütünlüklü biçimde ele alınacağı bir çözüm masası kurulmasıydı. Sonunda bu masa kuruldu.
Yaklaşık iki hafta önce, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın çağrısıyla bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya Çalışma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra işveren temsilcileri katıldı. Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenleri temsilen de sendikamız toplantıda yer aldı. Bu toplantıda özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin yaşadığı sorunları bir kez daha bütünlüklü biçimde aktardık. Yalnızca sorunları anlatmakla kalmadık; çözüm önerilerimizi ve bu sorunların nasıl giderilebileceğine ilişkin önerilerimizi de masaya koyduk. Toplantının sonunda, sorunların daha derinlikli biçimde ele alınabilmesi ve çözüm yollarının ayrıntılı olarak görüşülebilmesi için ikinci bir toplantının yapılması konusunda mutabık kalındı.
İkinci toplantımız önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek. Bu toplantının ilk ve en önemli gündem maddelerinden biri, kuşkusuz taban maaş olacak. Taban maaş konusunda hem ilgili bakanlıkların yetkilileri hem işveren temsilcileri hem de biz, kendi önerilerimiz ve kendi çözüm planlarımızla masada olacağız.
Aslında burada yaşanan süreci çok açık bir şekilde ifade etmek gerekiyor: Biz şu anda özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler adına fiilî bir toplu sözleşme süreci yürütüyoruz. Bu nedenle içinde bulunduğumuz süreç, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler açısından son derece önemli ve tarihsel bir adım. Çünkü ilk kez öğretmenlerin yıllardır yaşadığı sorunlar; bakanlıkların, işveren temsilcilerinin ve öğretmenlerin temsilcisinin aynı masada bulunduğu bir zeminde doğrudan konuşuluyor. Biz bu masaya yalnızca sorunlarımızı anlatmaya değil, çözüm üretmeye ve öğretmenlerin haklarını güvence altına alacak düzenlemelerin hayata geçirilmesini sağlamaya gidiyoruz. Önümüzdeki toplantının özellikle taban maaş açısından önemli bir eşik olduğunu düşünüyoruz. Taban maaşın yeniden hayata geçirilmesi, özel öğretim öğretmenlerinin ücretlerinin belirli bir standarda kavuşturulması ve öğretmenlerin emeğinin karşılığını alabileceği bir ücret düzeninin oluşturulması açısından bu sürecin somut bir sonuç üretmesini bekliyoruz.
Bizim açımızdan bu masa, yalnızca bir toplantı değil; beş yıldır yürüttüğümüz mücadelenin geldiği önemli bir aşamadır.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...