Antalya'nın gündemi Nepal'deki felaket
Uğur ERGAN
Toplantının tam resmi adı, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı.
Kısaca “COP-31” olarak tanımlayacağımız ve dünyanın tüm canlılar için yaşanabilir bir yer olarak kalması için son derece önemli olan zirve, bu yıl 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek.
196 ülkenin katılacağı zirveye 100’den fazla devlet veya hükümet başkanının katılması bekleniyor.
İşte Antalya’daki bu önemli zirvede, geçen hafta tüm dünyayı şok eden Nepal’deki sel felaketi gündem maddelerinden biri olacak.
Bu açık bilgiye Nepal Tarım, Orman ve Çevre Bakanlığı’nın internet sitesinden ulaştım. (www.moald.gov.np/content/828/a-heartfelt-appeal-to-all-to-provide/)
Bakanlık, Nepal’in dağlık bölgelerinin korunması, iklim adaleti, iklim finansmanı ile kayıp ve hasar gibi konuları içeren bir gündemi Antalya Zirvesi’ne sunacakmış.
Nepal, Antalya’da “Karbon emisyonunda diğer ülkelere kıyasla küçük bir rolümüz var, ancak iklim değişikliğinin orantısız etkisine maruz kalıyoruz” açıklaması yaparak, katılımcılara şu soruyu yöneltecek:
“COP toplantılarında verilen sözlere, iklim krizini önlemek için yapılan anlaşmalara rağmen neden bunlara uyulmuyor?”
Bu soruyu sormakta hiç de haksız değiller.
Çünkü Nepal’de buzulun çökmesiyle yaşanan felaketler zincirinin, insanoğlunun dünyayı hoyratça kullanmasından kaynaklandığı apaçık ortada.
İnsan denen varlığın bir türlü önüne geçemediği doyumsuzluk ve sahip olma duygusunun tetiklediği aşırı boyuttaki “üretim-tüketim sarmalından” çıkılmadığı takdirde, benzer belki de daha büyük felaketlerle önümüzdeki on veya yüzyıllar içinde karşılaşılacak.
Himalayalar’da milyonlarca yıldır 5 bin 200 metre yükseklikte yerinde duran devasa buzul ne oldu da koptu?
Bilim adamları devasa buzulun durup dururken yerinden kopmadığını gayet açık şekilde izah ettiler:
“İklim değişikliğinin neden olduğu aşırı sıcaklar, ‘Dünyanın çatısı’ olarak bilinen Himalayalar’da bile donmuş toprakları ve buzulları eritiyor.”
Ve bilim adamları yaptıkları çalışmalar sonucu uyarmaya devam ediyor:
“Önümüzdeki yıllarda benzer olayları sadece Asya’nın yüksek dağlık bölgelerinde değil, Kuzey Amerika'nın özellikle Kanada ve Pasifik Kuzeybatısı bölgelerinde, Alpler’de (Avrupa) ve And Dağları'nda (Güney Amerika) yaşayabiliriz. Aşırı sıcaklar buzulları erittiği için dünyanın zirvelerinde buzul göllerinin sayısında kimi yerlerde yüzde 90 oranında artış var.”
Anlayacağınız tüm dünya risk altında.
Bu kötü gidişatı yıllar öncesinden fark eden çevre ve doğa dostu milyonlar, özellikle ileri düzeyde sanayileşmiş ülkelerde kamuoyu baskısı yaratmak için ellerinden geleni yapıyorlar ama arzulanan hedefe ulaştıklarını söylemek çok zor.
1997’de Kyoto’da imzalanan bir protokolle gelişmiş ülkeler güya emisyon azaltacaktı. Ancak protokole rağmen herkes bildiğini okumaya devam etti.
Sera gazları atmosferde iyice birikince, iklim krizini her ülkenin tek başına çözemeyeceği bir sorun haline geldiği anlaşıldı.
Kyoto Protokolü’nün başarısızlığı da ortaya çıkınca, Paris’te 2015’te düzenlenen COP-21’de tüm ülkeleri kapsayacak şekilde yeni bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğu vurgulanarak, “Paris Anlaşması” imzalandı.
Anlaşmaya ABD, Çin, Japonya, Hindistan ve AB ülkeleri başta olmak üzere 194 ülke imza koydu. Türkiye de anlaşmaya taraf ülkeler arasında.
Ama kimin aklına gelirdi ki, ABD’nin başına Trump gibi “Hastalıklı bir kafa” geçecek.
Trump ilk döneminde, Obama’nın imzaladığı anlaşmadan ABD’yi çıkardı. Biden döneminde ABD yeniden taraf oldu. Ancak Trump ikinci dönemine başlar başlamaz ABD’yi yine anlaşmadan çıkardı.
Gerekçede de bildik Trump kafası:
“Dünyada her şeyden önce ABD’nin çıkarları gelir. ABD bu anlaşma nedeniyle ekonomik açıdan zarar görüyor.”
Trump ve türevlerinden kurtulmadıkça dünyanın işi gerçekten zor.