Almanya nereye koşuyor?
Uğur ERGAN
Almanya’da özellikle son iki yıl içinde siyasi arenada ortaya çıkan manzara, bu ülkedeki merkez sağ ve sol açısından hiç iç açıcı değil.
Aşırı sağcılığının yanı sıra İslam karşıtlığı ile de bilinen Almanya İçin Alternatif (AfD), Alman siyasetinde neredeyse tüm fay hatlarını sarsarak, iktidar hedefiyle yürüyüşe geçmişe benziyor.
AfD önce Almanya’nın doğusunda küçük yerleşim bölgelerinde yerel yönetimlere girerek başarı yakaladı.
2017 genel seçimlerinde Federal Meclis’e üçüncü büyük parti olarak girdi.
2024’te yine doğudaki eyaletler olan Thüringen’de birinci ve Saksonya’da çok az farkla ikinci parti olarak çıktı.
Ve son olarak geçen yıl yapılan erken seçimlerde yüzde 20.8 oranında oy alarak Sosyal Demokrat Parti’yi (SPD) geride bırakıp, ülkenin ikinci büyük partisi olarak Federal Meclis’te ana muhalefet konuma yükseldi.
Kamuoyu yoklamalarına bakılırsa, erken seçim sonrası Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) kurduğu “Büyük koalisyon” da, AfD’nin yükselişini durduramıyor.
6 Eylül Pazar günü Saksonya Anhalt Eyaleti’nde yapılacak seçimler, Almanya’nın siyasi geleceği açısından önemli.
Başkenti Magdeburg olan Saksonya Anhalt, Batı ve Doğu Almanya’nın birleşmesi sonrası 90’lı yıllarda “Dazlaklar” diye bilinen Nazi grupların en örgütlü yerlerinden biriydi.
AfD’nin eyalet seçiminde yüzde 40-45 oranında oy alarak, en yakın takipçisi CDU’ya nereyse 20 puanlık fark atacağı iddia ediliyor.
Eğer böyle bir oy oranı olursa, Nazi Almanyası sonrası Almanya topraklarında aşırı sağcı, İslam düşmanı bir parti, eyalet bazında da olsa ilk kez tek başına iktidara gelmiş olacak.
AfD’nin birinci çıktığı diğer eyaletlerde merkez sağ ve sol partiler koalisyon kurarak veya dışarıdan destek vererek, aşırı sağın iktidara gelmesine engel olmuşlardı.
Saksonya Anhalt seçimlerinden iki hafta sonra yine doğuda Mecklenburg Vorpommern’de de eyalet seçimleri var ki, bu eyalette de AfD önde görünüyor.
Aynı gün Berlin’de yapılacak seçimde de AfD’nin oylarını artırması bekleniyor.
CDU lideri Başbakan Friedrich Merz’in kamuoyu desteğinin iyice azalması nedeniyle SPD ile kurduğu koalisyonu 2029’a kadar götüremeyeceği, dolayısıyla yapılacak olası bir erken genel seçimde AfD’nin birinci parti olma olasılığı göz ardı edilmiyor.
Merz, kötü gidişatı durdurmak için yaz tatili sonrası hükümetin hangi alanlarda adım atmasını belirlemek için toplantı üstüne toplantı yapıyor ama nafile.
Ülke genelinde yapılan anketlerde AfD’nin, CDU’nun en az 7-8 puan önünde olduğu ileri sürülüyor.
Son günlerde Alman medyasını taradığımda, Hristiyan Demokratların AfD’nin yükselişini önlemek için daha da sağa kayabileceği, hatta AfD ile işbirliği yollarının aranabileceği, bu durumda Almanya’nın daha da içine kapanmış bir ülke haline gelebileceği yorumları dikkatimi çekti.
AfD Eş Bakanı Alice Weidel’in devlet kanalı Alman İkinci Televizyonu’na (ZDF) özel demeç vermesi bile ilginç!
Yükselişin getirdiği özgüvenle iktidara hazırlandıklarını belirten Weidel, iktidar olmaları halinde Almanya’yı Euro’dan çıkarıp yeniden Mark’a döneceklerini, Schengen bölgesinden ayrılacaklarını, ülkeye göçü durduracaklarını, yabancıların Alman vatandaşı olmalarını kısıtlayacaklarını açıkladı.
İki Almanya’yı birleştiren, AB’de Euro ve Schengen projelerini hayata geçiren Helmut Kohl’ün kemiklerini sızlatacak düzeyde popülist söylemler.
AfD’nin programına baktığınızda da, Almanya’yı tamamen kendi kabuğunun içine çeken, sınırları kapatan, yabancı iş gücünü yok sayan, Rusya’ya daha çok sırt dayan, kültürel, toplumsal ve aile yaşamında katı muhafazakarlığı öne çıkaran anlayışları görüyorsunuz.
Özetle endişe verici ve tedirgin edici açıklamalar.
Alman iş çevreleri de bu açıklamalara sert tepki gösterdiler ancak AfD yöneticileri pek umursamış değiller.
PUTİN VE TRUMP’IN EKMEĞİNE YAĞ SÜRER
Şu aşamada kesin bir değerlendirme yapmak elbette mümkün değil ancak, Almanya’nın Euro ve Schengen’den çıkması domino etkisi yaratıp, tam da Putin ve Trump’ın istediği gibi AB’yi ortadan çatlatıp, ileri aşamada yok olmasının önünü açacağı için hem Almanya’da, hem de AB içindeki sistemin bu anlayışa geçit vereceğini sanmıyorum.
Ancak bu, Almanya’yı, Almanya’da yaşayan yabancıları özellikle de Türkleri önümüzdeki dönemde zor bir sürecin beklediği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
“Türkiye’nin önceliği AB değil” diyebilirsiniz ama o birlik sınırları içinde yaşayan vatandaşlarınızı doğrudan ilgilendiren öyle gelişmeler olur ki, önceliğinizin ne olacağını anlayacak zamanı bile bulmakta zorlanırsınız.
Dolayısıyla rotayı ısrarla hep doğu yönünde tutmak yerine, pusulanın ağırlıklı batıyı göstermesinin Türkiye ve nerede yaşarlarsa yaşasınlar Türk vatandaşları için daha faydalı olacağını unutmamak gerekir.
Biz uyarmış olalım!