Ne-Der okul öncesi eğitimde ne der?

Türkiye'nin bugününü ve geleceğini değiştirmek istiyorsak, önce eğitimini değiştirmeliyiz. Eğitimini değiştirmek istiyorsak da işe çocuğun ilk yıllarından ve öğretmeninden başlamalıyız.”

NE-DER Üyesi Cennet Solak ile okul öncesi eğitimi konuştuk.

Ne-Der okul öncesi eğitimde ne der? - Resim : 1

HOCAM NE-DER NEDİR? HEDEFLERİ NELERDİR?

NE-DER, yani Nitelikli Eğitim Üretken Öğretmen Derneği, sorunlar, olaylar, durumlar karşısında “NE YAPMALI? “nın cevabını arayan; çözüm önerileri geliştiren, bu önerilerini projeye dönüştürerek halkımıza ve yetkililere sunan bir dernektir.

Ne-der’in hedeflerine gelince; bunu iki ana başlıkta özetleyebilirim.

Birincisi, Türkiye eğitim tarihimizin olumlu örneklerinden, cumhuriyetin kuruluş ilkeleri ve eğitim devriminden, Köy enstitüsü deneyimimizden, dünyada yapılmış eğitim reformlarından, eğitimin evrensel ilkelerinden esinlenerek, eğitimcilerimiz ve bilim kurulumuz tarafından hazırlanan TÜRKIYE EĞİTİM REFORMU ve ÖĞRETMEN ÜNIVERSITESI PROJELERIMIZI şu an yaklaşık 25 ilimizde yüzlerce paydaşımızla yaptığımız gibi, yurdumuzun yedi bölge, 81 ilinde her kesimden vatandaşımıza tanıtmak ve TALEP OLUŞTURMAK öncelikli hedefimiz.

İkinci ve esas amacımız da; halkta oluşan bu talepler doğrultusunda, siyasi partilerin bu projeleri programlarına almaları ve SEÇIM VAADİ olarak ilan etmelerini sağlamak.

Biz NE-DER olarak eğitimi yalnızca müfredat ya da sınav sistemi olarak görmüyoruz. Bize göre eğitim sisteminin merkezinde öğretmen vardır.

Çünkü çok iyi bir müfredatınız, çok iyi okul binalarınız veya çok gelişmiş teknolojik imkânlarınız olabilir. Fakat bunları çocukla buluşturacak nitelikli, üretken, çağın gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip öğretmeniniz yoksa eğitim sisteminizin niteliğini yükseltmeniz mümkün değildir.

Bu nedenle NE-DER'in iki temel projesi bulunuyor: Türkiye Eğitim Reformu Projesi ve Nitelikli Üretken Öğretmen Yetiştirme Projesi, yani Öğretmen Üniversitesi.

Biz aklın ve bilimin rehberliğinde, laik, kapsayıcı, kamucu ve Türkiye'nin gerçeklerine uygun köklü bir eğitim reformunun gerekli olduğuna inanıyoruz.

PEKİ SİZ NEDER OLARAK NEDEN EĞİTİMİN BAŞLANGIÇ NOKTASINA YANİ OKUL ÖNCESİ EĞİTİME BU KADAR ÖNEM VERİYORSUNUZ?

Çünkü eğitim aslında çocuk okula başladığında başlamıyor.

Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren öğrenmeye başlıyor. İlk ilişkileri, ilk kelimeleri, ilk oyunları, ilk duygusal deneyimleri onun gelecekteki öğrenme hayatının temelini oluşturuyor.

Bu nedenle okul öncesi eğitimi "ilkokula hazırlık" olarak görmemeliyiz.

Okul öncesi dönem, çocuğun kişiliğinin, sosyal becerilerinin, dil gelişiminin, merakının, öz güveninin ve öğrenme motivasyonunun temellerinin atıldığı bağımsız ve çok önemli bir eğitim dönemidir.

Bizim hedefimiz çocuğu erkenden akademik bilgiyle doldurmak değil; onun merak eden, soru soran, keşfeden, üreten, kendisini ifade edebilen ve başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilen bir birey olarak gelişmesini sağlamak.

Bu nedenle Türkiye'deki eğitim reformunun ilk basamağının okul öncesi olması gerektiğine inanıyoruz ve Öğretmen Üniversitesi Projemizde okul öncesi ve ilkokul öğretmenlerinin mutlaka yüksek lisans mezunu olmasını önemle vurguladık.

TÜRKİYE'DE OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE SİZCE EN ÖNEMLİ SORUN NEDİR?

Bence tek bir sorun söylemek doğru olmaz. Erişim, kalite, öğretmen niteliği, fiziksel koşullar, aile katılımı ve bölgeler arasındaki farklılıklar birbirleriyle bağlantılı.

Ancak bütün bunların üzerinde bir temel sorun var:

Çocuğa nerede yaşadığına, ailesinin ekonomik durumuna veya anne-babasının eğitim düzeyine göre farklı eğitim fırsatları sunulmaması.

Bir çocuğun İstanbul'da doğmasıyla kırsal bir bölgede doğması onun eğitim hakkını belirlememeli.

Eğitimde fırsat eşitliği demek herkese aynı şeyi vermek değildir.

İhtiyacı olana daha fazla destek vermektir. Gerektiğinde fırsat önceliğini sağlamaktır.

Bu nedenle Türkiye'nin okul öncesi politikası bütün çocuklar için ortak kalite standartlarını belirlemeli; ancak uygulamayı bölgenin ihtiyaçlarına göre farklılaştırabilmelidir.

SİZCE OKUL ÖNCESİ EĞİTİM KAÇ YAŞINDA BAŞLAMALI?

Biz burada iki kavramı birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyoruz: erken çocukluk eğitimi ve okul öncesi eğitim.

Çocuğun eğitimi doğumdan itibaren aileyle birlikte başlıyor. Devletin görevi de aileyi bu süreçte yalnız bırakmamak.

3 yaşından itibaren nitelikli okul öncesi eğitime erişimin yaygınlaştırılması, 5 yaşın ise bütün çocuklar için güçlü ve ücretsiz bir okul öncesi eğitim yılı haline getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Fakat burada çok önemli bir nokta var:

Okul öncesini zorunlu hale getirip çocukları sadece sınıfa doldurmak reform değildir.

Önce öğretmen sayısını, sınıf kalitesini, oyun alanlarını, beslenme desteğini, rehberlik hizmetlerini ve aile desteğini oluşturmalıyız.

Yani hedefimiz sadece "her çocuk okula gitsin" olmamalı. “Her çocuk nitelikli bir eğitim ortamına ulaşsın” olmalı.

OKUL ÖNCESİNDE ÇOCUKLARA NE ÖĞRETECEĞİZ? AKADEMİK EĞİTİM ERKEN BAŞLAMALI MI?

Okul öncesinde çocuğa sürekli masa başında harf ve rakam öğretmeye çalışmak, aslında çocuğun en güçlü öğrenme aracını, yani oyunu, geri plana itmek olur.

Çocuk oyun oynarken problem çözüyor, iletişim kuruyor, sıra bekliyor, karar veriyor, hayal kuruyor, dilini geliştiriyor ve sosyal ilişkiler kuruyor.

Bu nedenle okul öncesi eğitimimizin merkezinde: oyun, keşif, hareket, sanat, müzik, doğa, hikâye, drama ve deneyim olmalı.

Elbette çocuk matematiksel düşünmenin, dilin ve bilimin temellerini öğrenecek. Fakat bunları çalışma kâğıtlarıyla değil, yaşamın içinde keşfedecek.

Örneğin bir çocuğa "beş sayısını" öğretmek yerine, beş taşı saymasını, beş arkadaşına oyuncak dağıtmasını veya bahçedeki beş yaprağı bulmasını sağlayabiliriz.

Çocuk öğrenirken çocukluğunu yaşamaya devam etmeli.

EBEVEYNLERİ BU EĞİTİM SİSTEMİNİN NERESİNE KOYUYORSUNUZ?

Çok merkezî bir yere koyuyoruz.

Çünkü öğretmen çocuğun hayatında çok önemli bir kişi ama çocuğun yaşamındaki tek eğitimci değil.

Anne, baba ve bakım veren yetişkinler çocuğun ilk öğretmenleridir.

Bu nedenle okul öncesi reformunun yalnızca okul merkezli olması yeterli değil. Bir aile eğitim politikası da oluşturmalıyız.

Ailelere "çocuğunuzu şöyle yetiştirin" demek yerine onları desteklemeliyiz.

Örneğin ailelere; çocukla nasıl oyun oynanabileceğini, çocuğun duygularının nasıl desteklenebileceğini, olumlu sınır koymayı, kitap okuma alışkanlığını, ekran kullanımını, sağlıklı beslenmeyi, çocukla etkili iletişimi anlatan ücretsiz ve ulaşılabilir ebeveyn programları sunabiliriz.

Ve bunu yalnızca okulda toplantı yaparak değil, aile eğitim merkezleri, dijital platformlar, mahalle merkezleri ve gerektiğinde ev ziyaretleri yoluyla gerçekleştirebiliriz.

Çünkü çocuğu eğitmek istiyorsak aileyi yalnız bırakmamalıyız.

TÜRKİYE'NİN HER BÖLGESİNE AYNI OKUL ÖNCESİ EĞİTİM MODELİNİ UYGULAMAK DOĞRU MU?

Hayır. Biz "aynı kalite, farklı uygulama" ilkesini savunuyoruz.

Türkiye'nin her yerinde çocuğun sahip olması gereken temel eğitim hakkı ve kalite standardı aynı olmalı.

Ama uygulama bölgenin koşullarına göre değişebilir.

Örneğin nüfusun dağınık olduğu kırsal bölgelerde mobil anaokulları ve küçük ölçekli okul öncesi birimleri kullanılabilir.

Büyükşehirlerde çalışan aileler için esnek saatli ve tam gün modeller geliştirilebilir.

Mevsimlik tarım işçilerinin bulunduğu bölgelerde çocukların eğitimden kopmasını önleyen mobil ve mevsimsel okul öncesi programları uygulanabilir.

Doğa olanaklarının güçlü olduğu bölgelerde açık hava ve doğa temelli eğitim güçlendirilebilir.

Göç alan bölgelerde ise dil gelişimini ve sosyal uyumu destekleyen modeller uygulanabilir.

Yani: Standartlarımız ortak, yöntemlerimiz esnek olmalı.

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİNİN ROLÜ ÖNERDİĞİNİZ TÜRKİYE EĞİTİM REFORMUYLA NASIL DEĞİŞECEK?

Öğretmeni sadece müfredatı uygulayan kişi olarak görürsek gerçek bir eğitim reformu yapamayız.

Öğretmen eğitim sisteminin öznesidir.

Öğretmen gözlemleyen, araştıran, planlayan, çocukları tanıyan, aileyle iletişim kuran, gerektiğinde farklı disiplinlerle iş birliği yapan ve kendi mesleki gelişimini sürdüren bir profesyonel olmalı.

İşte burada NE-DER'in Öğretmen Üniversitesi Projesi çok önemli hale geliyor.

Biz öğretmeni sadece mevcut bilgileri aktaran kişi olarak değil; düşünen, araştıran, üreten ve kendisini sürekli geliştiren bir eğitim profesyoneli olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz.

Çünkü öğretmen yetiştirme sistemini değiştirmeden eğitim sisteminin tamamını değiştirmek mümkün değil.

NE-DER için eğitim reformunun formülü çok açık: Nitelikli eğitim + nitelikli öğretmen = Güçlü bir gelecek.

OKUL ÖNCESİNDE ÇOCUKLARI NASIL DEĞERLENDİRECEĞİZ? SINAV OLACAK MI?

Kesinlikle sınav merkezli bir okul öncesi anlayıştan uzak durmalıyız.

Dört yaşındaki bir çocuğu diğer çocuklarla yarıştırmak yerine onun kendi gelişimini takip etmeliyiz.

Öğretmen çocuğu oyun sırasında gözlemleyebilir, gelişimsel notlar tutabilir, çocuğun yaptığı çalışmaları portfolyosunda biriktirebilir.

Çocuğun; dil gelişimini, sosyal-duygusal gelişimini, motor becerilerini, problem çözme becerisini, öz bakım becerilerini, yaratıcılığını bir bütün olarak değerlendirebiliriz.

Ve en önemlisi bu değerlendirme çocuğu etiketlemek için değil, öğretmenin bir sonraki eğitim adımını planlaması için kullanılmalı.

Okul öncesinde başarı, çocuğun diğer çocuktan daha erken okumayı öğrenmesi değildir.

Başarı; çocuğun merakını kaybetmeden öğrenmeye devam etmesidir.

SON OLARAK, TÜRKİYE'DE OKUL ÖNCESİ EĞİTİM İÇİN NE-DER NE DİYOR ?

NE-DER olarak şunu söylemek istiyoruz:

Bir ülkenin eğitim reformu, çocukların ilk yıllarına verdiği değerle başlar.

Biz çocuklarımızı sınavlara hazırlamak için değil, hayata hazırlamak için eğitmeliyiz.

Her çocuğun nitelikli öğretmene, güvenli okula, oyuna, sanata, bilime, doğaya ve sevgi dolu bir eğitim ortamına erişme hakkı vardır. Biz çocuklarımızı daha erken yaşta sınavlara hazırlayan değil; merak eden, sorgulayan, üreten, özgüvenli ve mutlu bireyler olarak yetiştiren bir eğitim sistemi istiyoruz.

Ve bunun gerçekleşmesi için öğretmeni sistemin merkezine koyan, aileyi destekleyen, bilimi esas alan ve bütün çocuklara fırsat eşitliği gerektiğinde fırsat önceliği sağlayan kapsamlı bir eğitim reformuna ihtiyacımız var. Çünkü okul öncesi eğitim, sadece bir eğitim yatırımı değildir; aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir yatırımdır.

Nobel Ekonomi Ödülü sahibi James Heckman'ın ve çalışma arkadaşlarının yaptığı uzun dönemli araştırmalar, nitelikli erken çocukluk eğitiminin çocukların eğitiminden istihdamına, gelirlerinden toplumsal sonuçlara kadar uzanan önemli getiriler sağlayabildiğini gösteriyor. Örneğin yapılan bu çalışmada, yatırımın yaşam boyu yıllık yaklaşık yüzde 13,7 oranında bir ekonomik getiri sağladığı ve fayda/maliyet oranının 7,3 olduğu hesaplandı.

Bu bize çok önemli bir şey söylüyor:

Okul öncesi eğitime yapılan harcama, gelecekte daha büyük toplumsal maliyetleri önleyen bir yatırımdır. Okul öncesi eğitimin önemini yeterince kavrayamaz ve gerekli reformları yapmazsak, çocuğun öğrenme hızının en yüksek olduğu çok kıymetli bir dönemini ihmal ederek ülkemizin çocuklarına büyük haksızlık yapmış oluruz.

NE-DER olarak bizim çağrımız da tam olarak budur:

Türkiye'nin bugününü ve geleceğini değiştirmek istiyorsak, önce eğitimini değiştirmeliyiz. Eğitimini değiştirmek istiyorsak da işe çocuğun ilk yıllarından ve öğretmeninden başlamalıyız.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...



Eğitim Okul