Menopozda hormon kullanalım mı, korkalım mı?
‘‘Bu hafta da mı menopoz?’’ diyenleri tutamam. İdari izinli yazdım sizi, hadi gidin. Ama çok da uzaklaşmayın, haftaya beklerim. Bu köşenin fanları için menümüzde birbirinden faydalı, serinletici bilgiler var. Bakalım mini dizimiz bu hafta bitecek mi? Reytingler düşse de final baskısı olmayan köşemizde, El Nino’nun pençesinde, ateş basmalı, terlemeli menopozla olan sınavımıza devam ediyoruz.
Geçen hafta “Her menopoz aynı değildir” dememin bir sebebi vardı. Kendisi farklı olan bir durumun doğal olarak tedavisi de aynı olamaz.
Menopozda hormon tedavisi dediğimiz şey tek bir ilaçtan ibaret değil.
Temel oyuncumuz östrojen. Rahmi olan bir kadına bütün vücudu etkileyen östrojen verdiğimizde, rahim iç tabakasını kanser gibi olumsuz etkiden korumak için çoğunlukla progesteron veya benzeri etkili başka bir hormon da eklememiz gerekiyor.
Rahmi alınmış kadınlarda ise çoğu zaman östrojen tek başına kullanılabiliyor. Ama bu konuda farklı yayınlar da çıkmaya başladı. Bu bilgilere artık epey hakimsiniz diye düşünüyorum.
Daha önceki haftalarda adı geçen üçüncü hormonumuz testosteronun da kısıtlı alanlarda kullanımı söz konusu.
Hormon ilaçları ağızdan tablet olarak alınabilir, cilde yapıştırılan bant veya sürülen jel şeklinde kullanılabilir. Ayrıca vajinaya uygulanan düşük doz hormon tedavileri de mevcut.
Bunların tümü hormon tedavisi ilaçları. Sadece vücutta izledikleri yol, kullanılan doz ve bazı riskleri farklı. Dolayısıyla arkadaşınıza verilen reçeteyi fotoğraflayıp eczaneye gitmeyin. Biz bunca yıl tıp fakültesi okuyup, ihtisas yaptık hala kafamız karışıkken, hayat ‘arkadaşına iyi gelen ilaç’ kadar kolay olamaz. Ayrıca bu yazıda bahsedilen hiçbir içerik için #reklam ya da #iş birliği durumu yok ve yazının tamamı reçete yerine geçmez, GEÇEMEZ.
Hormondan ne bekliyoruz?
Burada terazinin önce fayda kefesine bakalım.
Menopoz hormon tedavisi sıcak basması ve gece terlemeleri için elimizdeki en etkili tedavi. Uyku da bu belirtilerin azalmasına bağlı olarak düzelebiliyor. Vajina ve idrar yollarıyla ilgili menopoz yakınmalarında da hormon tedavilerinin önemli bir yeri var. Biz kadın doğum doktorları vajinaya, vajina diyoruz kimse alınıp kendine buradan görev çıkartmasın. Ayrıca hormon tedavileri kemik kaybını azaltıp, kullanıldığı dönemde kırık riskini düşürüyor. Bunların hepsi kanıta dayalı tıpta yeri olan bilgiler.
Şiddetli sıcak basmaları nedeniyle gece boyu defalarca uyanan, ertesi gün çalışmak zorunda olan bir kadın için “biraz terliyorsun, geçer” demek kolaycılık olur. Ben de hekimlik pratiğimde uzun bir dönem bu şikâyetin kemik kırılma riskinden ya da kalp hatalıklarında artan riskten daha önemsiz olduğunu düşünmüştüm. Hata etmişim.
Bir de işin şöyle yönleri var;
Hormon tedavisi gençlik iksiri değildir.
Zayıflama ilacı değildir.
Kırışıklık tedavisi değildir.
Her kadının Alzheimer hastalığından korunmak için kullanması gereken bir ilaç değildir.
Kalp krizi olmasın diye bütün kadınlara reçete edilmez.
Ve bugünlerde sık duyduğumuz longevity, yani uzun ve sağlıklı yaşam paketinin içine otomatik olarak konulacak bir ürün hiç değildir.
Kıssadan hisse; ‘‘Bir tedavinin faydalı olması, her işe yaradığı anlamına gelmez.’’
Tedavide zamanlama önemli mi?
Evet.
Biraz açalım burayı. Geçen haftalarda WHI (Women’s Health Initiative) çalışmasını anlatırken önemli bir ayrıntıdan söz etmiştim. Çalışmadaki kadınların ortalama yaşı 63’tü ve önemli bir bölümü menopozdan yıllar sonra hormon kullanmaya başlamıştı. Hatırlayanalar? Hafıza ve dikkat testinden geçtiniz tebrikler.
Bugün kabul gören ve bu yazının en önemli paragrafı burası. Menopoz belirtileri olan, genel olarak sağlıklı, 60 yaşından genç veya menopoz başlangıcından itibaren ilk on yıl içinde bulunan kadınlarda hormon tedavisinin fayda-risk dengesi çoğunlukla daha olumludur.
Ama lütfen buradan da yeni bir internet reçetesi çıkarmayalım.
Mesela; 59 yaş + menopozdan 8 yıl = hormon kullan diye bir matematik formülümüz yok. Altmış yaş ve on yıl, kadının bireysel sağlık durumunun yerine geçen sihirli rakamlar değil.
Geldik meme kanserine!
Hormon tedavisini konuşurken bu başlığı atlarsak odadaki fili görmezden geliriz. Kadınların da doktorların da en büyük korkularından biri meme kanseri riski.
Burada sayılar kelimelerden daha öğretici olabilir. Sizi haftalardır hiç istatistiklerle yormadım. Ama bugün biz bize kaldık, biraz vites arttıralım. Endişelenmeyin anlaşılır bir sadelikte özetleyeceğim.
WHI’nin ikili hormon tedavisi çalışmasında bir yıl boyunca 10.000 kadın izlendiğinde ve hormon kullanmayanlarla karşılaştırıldığında yaklaşık 8 fazladan meme kanseri görüldü.
Aynı çalışmada yaklaşık 8 fazladan inme ve 8 fazladan akciğere pıhtı atması görüldü.
Öte yandan yaklaşık 5 daha az kalça kırığı vardı. Bu rakamlar WHI’de kullanılan belirli bir östrojen-progesteron tedavisine ait.
Hatırlarsanız bu yayın daha sonra uzun yıllara yayılarak ve farklı gruplamalar yapılarak tekrar yorumlanmıştı. WHI’nin yaklaşık yirmi yıllık takibinde, rahmi alınmış ve sadece östrojen kullanan kadınlarda meme kanseri görülme oranı yılda yüzde 0,30, plasebo yani ilaç etken madde olmayan grubunda yüzde 0,37 idi. Buna karşılık östrojen ile progesteronun birlikte kullanıldığı grupta oran yüzde 0,45, plaseboda yüzde 0,36 bulundu.
Yani sosyal medyada “Hormon kesin kanser yapar” diyen de “Hiçbir riski yok” diyen de meseleyi fazla kolaylaştırıyor.
Risk dediğimiz şeyi de doğru anlayalım.
Şimdi sağlık haberlerinde çok sık karşılaştığımız küçük bir matematik oyunundan söz etmek istiyorum. Çarpıcı manşet, doğru bilgiler içermiyor olabilir.
Diyelim ki bir olayın görülme ihtimali 1000 kişide 1.
Bir tedavi bunu 1000 kişide 2’ye çıkarıyor.
Gazetenin başlığı şöyle olabilir:
“Risk yüzde 100 arttı!”
Matematiksel olarak yanlış değildir.
Ama size anlatılması gereken başka bir sayı daha vardır:
1000 kişide fazladan bir kişi.
Birincisine “göreceli risk”, ikincisine “mutlak risk” diyoruz.
Hormon tedavisi dahil bütün sağlık haberlerini okurken bu ayrımı bilmek çok değerli.
Çünkü korku da pazarlama da büyük rakamları sever. Tıp ise rakamın arkasındaki gerçek büyüklüğü anlatmak zorundadır. Okumayanlar ne çok bilgi kaçırdı değil mi? Haydi devam edelim.
Tablet mi, jel mi, yoksa bant mı kullanalım?
“Ben hap kullanmıyorum, doğal jel kullanıyorum.” Bayılıyorum bu safiyane cümlelere. Peki sizce jelin içinde ne var? Östrojen. Peki östrojen ne? Hormon. Geçmiş olsun, tatlı sözlere kandınız.
Bir ilacın cildinizden emilmesi hormonun kimliğini değiştirmiyor.
Peki bu kadar farklı ürün yelpazesi neden var? Size hoş görünmek için değil elbette. Ağızdan alınan östrojen önce bağırsaktan emilir ve karaciğerden geçer. Deriden verilen östrojen ise bu yolu doğrudan kat etmez. Bu fark özellikle damar içinde pıhtı oluşumu gibi bazı riskler açısından önemli olabilir. Karaciğer hastalığı olan ya da pıhtılaşma risk grubuna dahil kadınlar için tercih sebebi olabilir. Ama buradan da “Jel güvenlidir, tablet tehlikelidir.” sonucu çıkmaz.
Doğal hormon kullanıyorum…
Şimdi biraz mayınlı araziye giriyoruz.
Son yıllarda “doğal”, “biyoeşdeğer”, “kişiye özel hormon” gibi ifadeler çok popüler.
Önce kavramları birbirinden ayıralım.
Bugün kullandığımız bazı ruhsatlı östrojen ve progesteron ilaçlarının moleküler yapısı insan vücudunda üretilen hormonlarla aynıdır. Bu biyoeşdeğer kelimesinin karşılığıdır. Bunların bilimsel çalışmaları, belirlenmiş dozları ve kalite kontrolleri vardır.
Bir de kişiye özel hazırlandığı söylenen, farklı hormonların çeşitli oranlarda karıştırıldığı ürünler var. “Size özel” kulağa çok güzel geliyor olabilir ama bir ilacın size özel hazırlanması, sizin üzerinizde özel olarak araştırıldığı anlamına gelmez.
Aynı şekilde doğal, güvenli demek değildir. Zehirli mantar da doğaldır. Civa da. Doğada bulunmak, tıbbi güvenlik belgesi değildir.
Dolayısıyla hormon tedavisini ambalajındaki güzel kelimelere göre değil, içindeki maddeye, dozuna, bilimsel kanıtına ve sizin sağlık durumunuza göre değerlendirmek gerekir.
O kadar da basit olmayan bu tedavi programını doktorunuza bırakmalısınız. Konu hakkında bilgi sahibi olmanın faydası ise tuzaklara düşmeyen, bedenini tanıyan ve ne istediğini bilen kadın demektir. Hep ne diyoruz; ‘‘benim bedenim, benim kararım.’’ Unutmayalım.
Hormon kullanamayan kadın ne yapacak?
Geçen hafta bu sorunun kapısını aralamıştık, artık içeri girelim.
Bazı kadınlarda hormon tedavisinin uygun olmadığını biliyoruz. Ama hormon kullanamamak, menopoz belirtileriyle baş başa bırakılmak anlamına gelmez.
Sıcak basmaları için hormon içermeyen ilaç seçenekleri var. Bazı antidepresanların belirli türleri yıllardır bu amaçla kullanılıyor. Başka alanlarda geliştirilmiş bazı ilaçların da sıcak basmalarını azaltabildiğini biliyoruz.
Son yıllarda ise çok daha ilginç bir kapı açıldı. Beynimizde vücut sıcaklığını düzenleyen merkezlerin menopozda neden şaşırdığını daha iyi anlamaya başladık. Bu mekanizmadaki belirli sinyal yollarını hedefleyen yeni bir ilaç grubu geliştirildi. Hormon kullanmadan da menopozdaki sıcak basmasını doğrudan beynin ısı düzenleme sistemini hedefleyerek azaltmak artık mümkün. Bu özellikle hormon tedavisi kullanamayan kadınlar açısından önemli bir gelişme. Bilim bazen yeni bir hormon bulmuyor. Soruna giden başka bir yolu buluyor.
Vajinal kuruluk kader mi?
Burada da bütün hormon tedavilerini aynı torbaya atmayalım.
Yalnızca vajina ve idrar yollarındaki menopoz değişiklikleri için kullanılan düşük doz lokal östrojen tedavileri, bütün vücudu etkileyen sistemik hormon tedavilerinden farklıdır.
Kana geçen hormon miktarı çok daha düşüktür.
Bu nedenle sistemik hormon tedavisi kullanamayan bazı kadınlarda bile lokal tedaviler ayrıca değerlendirilebilir.
Özellikle meme kanseri öyküsü bulunan kadınlarda ise kanserinin özellikleri, kullandığı tedaviler ve yakınmalarının ağırlığı değerlendirilerek onkoloji ekibiyle birlikte karar verilmesi en geçerli yoldur.
İlaç dışında hiçbir şey işe yaramıyor mu?
Elbette yarıyor.
Ama burada da mucize satmayalım.
Egzersiz kası ve kemiği korur, metabolik sağlığa katkıda bulunur.
Pelvik taban egzersizleri bazı idrar kaçırma sorunlarında değerlidir.
Uyku düzeni, sigaranın bırakılması, alkolün azaltılması, sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü genel sağlık açısından önemlidir.
Bilişsel davranışçı terapi bazı menopoz belirtileri ve uyku sorunlarının yönetiminde yardımcı olabilir.
Ama bütün bunları söylerken başka bir hata yapmayalım. Şiddetli sıcak basması yaşayan bir kadına “yoga yap, geçer” demek de tıbbi yaklaşım değildir. Yoga çok güzel. Ama östrojen değil.
Ve belki en önemli soru; ‘‘Tedavi olmak istiyor musunuz?’’
Aslında kadının tercihi ve uyumu tedavinin en önemli parçası.
Hormon tedavisi ne şeytandır ne de gençlik iksiri. Sadece ilaçtır. Aşı karşıtları, antibiyotik düşmanları gibi bir de ‘hormona hayır’ neferleri var biliyoruz.
Hormonlar doğru kadında, doğru zamanda, doğru gerekçeyle kullanıldığında çok değerlidir.
Yanlış kadında, gereksiz yere veya kontrolsüz kullanıldığında ise diğer bütün ilaçlar gibi zarar verebilir.
Asıl mesele hormon taraftarı veya hormon karşıtı olmak değildir. Bilgi taraftarı olmak esastır.
Haftaya işin biraz daha rahatsız edici tarafına bakalım ve konuyu kapatalım.
Menopoz ne zaman kadın sağlığı olmaktan çıkıp bir pazara dönüştü?
Takviyeler, kolajenler, hormon testleri, “detokslar”, vajinal lazerler, PRP’ler, longevity paketleri, sosyal medya reçeteleri...
Hangisinin arkasında bilim var? Hangisinin arkasında yalnızca iyi pazarlama?
Bir de bütün bu biyolojinin ortasında kadının kendisini konuşalım.
Yaş almak neden kadın için hâlâ erkekten farklı bir anlam taşıyor? Menopoz neden bazı kadınlar için kayıp, bazıları için özgürlük? Toplumda “menopozlu” sözcüğü ne zaman tıbbi bir tanımdan hakarete dönüştü?
Haftaya kuvvetli bir kapanış bizi bekliyor. Henüz inşaatı bitmemiş, öğretim elemanı kadrosu belirsiz, eğitim hastanesi zaten olmayan tıp fakültesine çocuklarını kaydettirecek olan veliler size bir sorum var; tedaviye ihtiyacınız olduğunda, geleneği belli tıp fakültelerinde okumuş gençlere mi güveneceksiniz, kendi çocuklarınızın aldığı eğitime mi? Sağlıcakla kalın.