Golden Global Bank olayı… ABD’de Halkbank gibi daha çok dosya var!

Memleketin iç gündemine Gökçek ailesinin servetinin damgasını vurduğu hafta, dış gündemin olayı ise Golden Global Bank’ın ‘İran yaptırım listesine’ alınmasıydı.

Çok önemli bir karar...

Zira İran meselesi, Türkiye’nin iktisadi ve siyasi rejimini kökten etkiliyor. ‘Terörsüz Türkiye’ olarak adlandırılan ‘süreç’ başta olmak üzere bu topraklarda, şu anda olup bitenlerin arka planında İran mutlaka var.

Dolayısıyla, iktidar mimarisindeki tasfiye ve çatışmalar da dahil içeride oynayan taşlara bakarken, Türkiye’ye çizilen yeni ‘rotayı’ ihmal etmemek lazım. Hatta son birkaç yıldır esen ‘operasyon fırtınası’ da büyük oranda bununla alakalı.

Nasıl mı?

Önce Golden Global Bank olayına bir bakalım…

SITKI AYAN YİNE SAHNEDE

Bankanın yaptırım listesine alınma sebebi, İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü adına on milyonlarca dolar değerinde işlem iddiası. İran’ın petrol gelirlerinin, Çin’den Türkiye’ye aktarılıp döviz bürolarında nakit ve altına dönüştürüldüğü ileri sürülüyor.

Karara dair ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, “Finans kuruluşları ciddi olduğumuzu zor yoldan öğrenmeye devam ediyor” dedi. Tehditvari sözlerdi bunlar. Dolayısıyla ‘monarşi güzellemeleri’ ile Türkiye’de epey tartışma yaratan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, sosyal medya hesabından hemen bir açıklama yaptı. Kararın tek bir kurumu bağladığını vurguladı. Ve Türkiye’nin tutumunu şu sözlerle övdü:

“Türk makamları yapıcı bir tutum sergilemiştir. Bu, saklayacak bir şeyi olan bir devletin refleksi değildir; kendi evinin düzenli olmasını ve öyle görünmesini sağlamaya kararlı, olgun bir ortağın sergileyeceği bir davranıştır.”

Bankanın ise yazılı açıklamayla iddiaları kesin dille reddettiğini hatırlatalım.

ABD Hazinesi’nin açıklamasında bankanın işlemleri Sıtkı Ayan ile ilişkilendiriliyor. ABD 2022’de, Ayan’ın 19 şirketini yaptırım listesine almıştı. İran petrol parasının şirket ağı üzerinden ‘akladığı’, Türkiye’nin işin ‘üssü’ olduğu ileri sürülüyordu.

Sıtkı Ayan kimdi?

Meşhur 17-25 Aralık günlerinde medyaya sızdırılan ses kayıtlarında geçen milyonlarca dolarlık rüşvet iddialarının merkezindeki kişiydi.

Ama banka ile ilgili dosya bununla sınırlı değil. halktv.com.tr’de ‘Laleli Çamaşırhanesi’ başlığıyla yazdığım ve yüzlerce şirketin altın ağırlıklı olmak üzere Libya’ya milyarlarca dolar ihracat yapmış gibi gösterilerek POS cihazları üzerinden yapılan kara para aklama soruşturmasında üç banka ile beraber yer alıyor.

Libya, POS cihazları üzerinden “Merkez Bankası rezervlerim soyuldu” diyerek ABD’ye şikayette bulunmuştu. Listeyi de açıklamıştı. O listenin ağırlığını Mardinli Dağ ailesinin sahip olduğu şirketler oluşturuyordu.

Özellikle Kapalıçarşı ve Laleli merkezli üst üste operasyonlar yapıldı. Kuyumcular, elektronik ödeme kuruluşları, döviz büroları, yüzlerce şirket soruşturmaya dahil edildi. Biz bu operasyonları bazen yasa dışı bahis, bazen forex vurgunu, bazen altın kaçakçılığı, bazen de kişisel veri hırsızlığı adlarıyla parça parça gördük.

Fakat hepsinin ortak bir ‘aklama ağı’ üzerinde hareket ettiği ortaya çıktı. Geçen aylarda 2022’den sonra 70’den fazla ilde açılan 1000’den fazla soruşturma tek bir iddianamede, ‘Kapalıçarşı İddianamesi’nde birleştirildi.

Yani ortada bir ‘Türkiye çamaşırhanesi’ vakası duruyor!

HER ŞEY İÇ İÇE

Türkiye’nin 2010 sonrasındaki rejimini, iktidar yapısını, klikleri, siyasi ve iktisadi güç odaklarını anlamak için bu ‘çamaşırhanenin’ işleyişi, para trafiği, trafiği kontrol edenler vs. dikkate alınmalı. Mesele sadece yozlaşmayla, hukuk dışına çıkmakla açıklanamaz çünkü. Türkiye’nin jeopolitik konumunun içine tüm bunlar da dahildir.

Haliyle o konum değiştiğinde, içerideki işleyiş de ona uyum sağlamak mecburiyetindedir.

Venezuela, Rusya, Çin, İran karşısında ABD’nin yeni askeri, siyasi ve iktisadi doktrini malum. Türkiye’nin müdahil olduğu Libya ve Suriye’deki ‘iç savaş’ hali bitti, göreli istikrar sağlandı. Alternatif enerji ve ticaret hatları ile bunun güvenliğinin sağlanması jeopolitiğin baş gündemi.

Geçmiş on yılda bu gelişmelerin tam göbeğinde bulunan Türkiye, yeni momentin de merkezinde. Sermaye birikiminden emeğin organizasyonuna, yer altı ve üstü kaynaklarının değerlendirilmesinden otoyollara, köprülere, demiryollarına kadar Türkiye kapitalizminin ‘ana aksında’ bir değişim olurken, illegal ekonominin anatomisinde de değişim kaçınılmazdır. Eğer illegal ekonomi değişiyorsa, onun bazı kilit aktörlerinde de yer değiştirme kaçınılmazdır.

Türkiye’nin 1970’lerden beri ‘kara para’ tarihine az çok hakim olan herkes legal/illegal dünyadaki değişimlerin nasıl iç içe geçtiğini, bunun da büyük oranda ‘dış zorlama’ ile gerçekleştiğini görür. Mesela; 1992’de ABD’nin baskısıyla, Emniyet’in dışlanıp SAT komandoları eliyle yapılan Kısmetim 1 uyuşturucu gemisi operasyonu, Susurluk’a uzanan bir olaylar zincirini tetiklemişti.

Bugün işler daha karmaşık elbette. ‘Tüm servetler tahtın etrafında toplanmalı’ sözü, dönemin mottosu. Her şeyi öyle balığı kılçığından ayırır gibi ayıramıyorsunuz. Tabi bu durum iktidarı içeride ve dışarıda epey kırılgan hale getiriyor. Diplomasinin yerini pazarlıklar, şantaj dosyaları, şahsi ilişkiler alıyor. Hukukun ruhu ve Anayasa’nın sözü bertaraf edilirken, yargı siyasi dizaynın koç başına dönüşüyor, işler sertleşiyor, hızlanıyor. Rahip Brunson olayı veya Halkbank davası bunun çarpıcı örnekleridir.

Şimdi bugüne gelelim…

3 BAŞLIKTA VERİLEN ÖDEV

Türkiye 2021 yılında OECD’nin ‘kara listesine’ alındı. Sebebi, bölgedeki kara para trafiğinin üssü olmasıydı. Özellikle altın ticareti üzerinden yapılan aklama faaliyetine dikkat çekiliyordu. Bunun düzeltilmesi istendi. POS cihazları, elektronik ödeme değerli maden ticareti, kripto varlık borsaları, kuyumcular ile döviz büroları konusunda bir ‘düzeltme’ talep edildi. Kapalıçarşı, Laleli, KKTC adres olarak verildi.

Ve aniden operasyon silsilesi başladı. Neredeyse tutuklu sanığın bile kalmadığı davalar hukuki sonuç doğurmadı belki ama, siyasi ve iktisadi sonuçlar doğurduğu muhakkak.

Nitekim son zamanlardaki bazı operasyonlara da dikkatli bakın. Aziz İhsan Aktaş, Haluk Levent ve nihayetinde Gökçek ailesi ve Beyaz TV vakasında savunma sanayii şirketleri de karşımıza çıkıyor. Ne alaka?

Alakalı çünkü, ABD’nin Türkiye’nin önüne koyduğu dosyalardan birisi de legal/illegal ‘silah ticareti’ydi.

Kabaca olay silsilesinin şöyle şemalaştırabiliriz: ABD’nin artık kendi finansal sisteminin parçası saydığı elektronik ödeme kuruluşları, kripto varlık piyasaları konusunda işlem tamam. Döviz büroları, kuyumcular, altın ticaretinde de ödev yapılıyor. Sıra Pakistan’dan İran’a, Ukrayna’ya, Suriye’den Libya ve Sahraaltı Afrika’ya uzanan silah ticareti trafiğinin kontrolünde.

Önümüzdeki günlerde bu alanda şaşırtıcı bazı operasyonlara daha tanık oluruz...

***

Özetle baş döndürücü operasyonların gürültüsünün patırtısının arkasında içerideki bazı hesapların kapatılmasının yanında, bölgesel gelişmelerin ve bunun Türkiye’nin rejiminde yarattığı ‘balans ayarının’ payı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin yarım asırlık tarih dersi bize bunu öğretti.

Banka Yaptırım ABD Türkiye