Bağ-Kur 7200 gün düzenlemesinden herkes yararlanabilecek mi?
Esnafın dükkânı sabah açılır ama sosyal güvenlik hesabı hiç kapanmaz.
Kira, vergi, elektrik, personel gideri, Bağ-Kur primi… Her ay yeniden başlayan bir mücadelenin içinde esnaf yalnızca işini ayakta tutmaya değil, geleceğini de güvence altına almaya çalışıyor.
Tam da bu nedenle yıllardır konuşulan Bağ-Kur’luların emeklilik için gerekli prim gün sayısının 9000’den 7200’e düşürülmesi, teknik bir sosyal güvenlik düzenlemesinden çok daha fazlasıdır.
Çünkü aradaki fark tam 1800 gün.
Başka bir ifadeyle yaklaşık beş yıl.
Mesele yalnızca rakam değil; bir insanın hayatından geçen beş yıl.
Bugün kendi nam ve hesabına çalışan bir vatandaşın karşısına çıkan temel gerçeklerden biri, emeklilik için gerekli prim şartının birçok durumda SSK’lı çalışanlara göre daha ağır olmasıdır.
İşte yıllardır tartışılan eşitsizliğin merkezinde de bu bulunuyor.
Aynı sosyal güvenlik sisteminin içinde bulunan vatandaşlardan biri için daha düşük, diğeri için daha yüksek prim gününün aranması doğal olarak şu soruyu beraberinde getiriyor:
Aynı sistem içerisinde neden farklı emeklilik yükleri var?
Esnaf sadece kendi primini ödemiyor
Bağ-Kur meselesini yalnızca “kaç gün prim ödenecek?” sorusuna indirgemek eksik olur.
Çünkü esnafın sosyal güvenlik yükünü değerlendirirken onun ekonomik hayatını da görmek gerekiyor.
Bir işçi ücretini alırken sigorta primlerinin önemli bir bölümü işveren tarafından karşılanıyor. Kendi nam ve hesabına çalışan esnaf ise kazancını oluşturmak, işyerini ayakta tutmak ve kendi sosyal güvenlik primini ödemek zorunda.
Üstelik işler kötü gittiğinde Bağ-Kur primi beklemiyor.
Dükkâna müşteri girmediğinde de prim işliyor.
Kazanç düştüğünde de prim işliyor.
Esnaf hastalandığında, siftah yapamadığında veya ekonomik daralma nedeniyle işleri azaldığında sosyal güvenlik yükümlülüğü ortadan kalkmıyor.
Bu nedenle 9000 gün şartının 7200 güne indirilmesi tartışılırken meseleye yalnızca “1800 gün erken emeklilik” olarak bakmak doğru değil.
Asıl mesele, sosyal güvenlik sisteminde yıllardır hissedilen prim yükü farkının azaltılmasıdır.
7200 gün çıktı mı?
Burada kamuoyunda oluşan önemli bir yanlış anlamayı da düzeltmek gerekiyor.
Bağ-Kur’da 7200 gün düzenlemesi bugün itibarıyla yürürlüğe girmiş değildir.
Dolayısıyla 7200 günü tamamlayan her Bağ-Kur’lunun şu anda doğrudan emeklilik hakkı kazandığını söylemek yanlış olur.
Uzun süredir verilen açıklamalar, yapılan çalışmalar ve siyasi taahhütler nedeniyle esnafın beklentisi son derece yükselmiş durumda.
Ancak sosyal güvenlikte beklenti başka, yürürlükteki mevzuat başkadır.
Bir düzenleme kanunlaşmadan, kapsamı ve yürürlük tarihi kesinleşmeden vatandaşın emeklilik hesabını olmuş gibi yapmak doğru değildir.
Özellikle son dönemde “Bağ-Kur 7200 gün oldu”, “5 yıl erken emeklilik başladı” şeklinde oluşturulan algıya karşı vatandaşların dikkatli olması gerekiyor.
Henüz cevap bekleyen çok önemli sorular var.
Düzenleme bütün Bağ-Kur’luları mı kapsayacak?
Yoksa yalnızca küçük esnafla mı sınırlandırılacak?
Yanında işçi çalıştıranlarla çalıştırmayanlar arasında bir ayrım olacak mı?
Geçmişte Bağ-Kur hizmeti bulunanlar düzenlemeden aynı şekilde yararlanabilecek mi?
Dondurulmuş hizmet süreleri ve ihya edilen günler nasıl değerlendirilecek?
Farklı sigortalılık statülerinde çalışması bulunanların emeklilik hesabı nasıl yapılacak?
Bunların tamamı çıkarılacak düzenlemenin gerçek etkisini belirleyecek.
Çünkü sosyal güvenlikte bazen tek bir geçici madde, yüz binlerce insanın emeklilik tarihini değiştirebilir.
1800 gün kâğıt üzerinde küçük, hayatta çok büyük
Bir esnaf düşünün.
Yıllarca dükkânının kepengini açmış, vergisini ödemiş, ekonomiye katkıda bulunmuş ve sosyal güvenlik primlerini yatırmış.
7200 günü doldurmuş.
Fakat mevcut sistem ona hâlâ 1800 gün daha prim ödemen gerektiğini söylüyor.
1800 gün dediğimiz süre yaklaşık beş yıl.
50’li yaşlarına gelmiş bir insan için beş yıl yalnızca takvimde geçen bir zaman değildir.
Beş yıl daha prim ödeme yüküdür.
Beş yıl daha çalışma zorunluluğudur.
Beş yıl daha işyerini açık tutabilme mücadelesidir.
Bu nedenle 7200 gün düzenlemesini konuşurken rakamların arkasındaki insanı görmek gerekiyor.
Sosyal güvenlik sistemi yalnızca aktüeryal hesaplardan oluşmaz. Elbette sistemin mali dengesi korunmalıdır. Ancak sosyal güvenliğin temelinde aynı zamanda hakkaniyet, öngörülebilirlik ve vatandaşın sisteme duyduğu güven vardır.
En büyük sorun beklentinin uzaması
Bağ-Kur 7200 gün meselesi yeni bir konu değil.
Esnaf bunu uzun süredir bekliyor.
Dolayısıyla artık tartışmanın “yapılacak mı?” noktasından çıkıp “kimleri kapsayacak ve ne zaman yürürlüğe girecek?” aşamasına gelmesi gerekiyor.
Çünkü sosyal güvenlik alanında uzun süre devam eden belirsizlik vatandaşın hayat planını doğrudan etkiliyor.
İnsanlar işyerini kapatıp kapatmayacağına karar veremiyor.
Prim borcunu ödeyip ödemeyeceğini hesaplıyor.
Dondurulmuş hizmetlerini ihya edip etmeme konusunda tereddüt yaşıyor.
SSK’ya geçmenin avantajlı olup olmadığını araştırıyor.
Emeklilik için birkaç yılı kalan insanlar geleceğini planlayamıyor.
Sosyal güvenlik mevzuatında belirsizliğin de vatandaş açısından ekonomik bir maliyeti vardır.
Bu nedenle yapılacak düzenleme yalnızca adil değil, aynı zamanda açık ve öngörülebilir olmalıdır.
7200 gün bir lütuf değil, eşitlik tartışmasıdır
Bağ-Kur’lunun talebi çalışmadan emeklilik değildir.
Esnaf zaten yıllardır çalışıyor.
Talep edilen, sosyal güvenlik sistemi içinde makul ve hakkaniyetli bir prim dengesinin kurulmasıdır.
9000 günden 7200 güne geçiş, yaklaşık beş yıllık prim farkının ortadan kaldırılması anlamına geleceği için yüz binlerce kişinin emeklilik hesabında önemli sonuçlar doğuracaktır.
Ancak düzenleme yapılırken kapsamın gereğinden fazla dar tutulması yeni mağduriyetler de oluşturabilir.
Bir grup esnaf 7200 günden yararlanırken hemen yanındaki başka bir Bağ-Kur’lunun 9000 güne tabi kalması halinde bu kez yeni bir eşitsizlik tartışması başlayacaktır.
Bu yüzden esas mesele yalnızca bir rakamı değiştirmek değildir.
Kalıcı ve anlaşılabilir bir sosyal güvenlik normu oluşturmaktır.
Yıllarca prim ödeyen, vergi veren, istihdam sağlayan ve ekonomik hayatın yükünü omuzlayan esnaf artık takvim değil, düzenleme görmek istiyor.
7200 gün meselesinde beklenti yeterince büyüdü.
Şimdi ihtiyaç olan şey yeni bir açıklama değil; kapsamı açık, hakkaniyeti gözeten ve vatandaşın önünü görebileceği bir yasal düzenlemedir.
Çünkü sosyal güvenlikte verilen her söz yalnızca bugünü değil, insanların yıllar sonrasına kurduğu hayatı da etkiler.
Ve esnafın bugün sorduğu soru artık çok net:
1800 günlük fark daha ne kadar bekleyecek?