Bugün yurt, yarın iş arayacaklar: Mezun olunca gelecek var mı?

Üniversite sınavı bitti, tercihler yapıldı, yerleştirme sonuçları açıklandı. Şimdi gençler ve aileleri için belki de sınavdan daha ağır başka bir süreç başladı:

Nerede kalacaklar?

2026-YKS yerleştirme sonuçları 18 Ağustos’ta açıklandı. Üniversite kayıtları 24-28 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirildi. Gençlik ve Spor Bakanlığı yurt başvuruları ise 25-29 Ağustos tarihleri arasında alındı.

Şimdi binlerce genç ve ailesi aynı soruların cevabını bekliyor:

Yurt çıkacak mı?

Çıkmazsa nerede kalacak?

Ev kiraları nasıl karşılanacak?

Bir üniversiteyi kazanmak yıllardır gençlerin önündeki en büyük hedeflerden biri olarak gösterildi. Ancak bugün üniversite kazanmak, birçok aile için sevincin hemen ardından yeni bir endişenin başlaması anlamına geliyor.

Çocuğunuz başka bir şehirde üniversite kazandıysa artık mesele yalnızca hangi bölümü kazandığı değil.

Barınabilecek mi?

Okuluna ulaşabilecek mi?

Beslenmesini, ulaşımını, kitaplarını ve eğitim giderlerini karşılayabilecek mi?

Ailesi bütün bu yükün altından kalkabilecek mi?

Kamunun öğrenci yurdu kapasitesi son yıllarda önemli ölçüde artırıldı. Ancak bugün ailelerin yaşadığı kaygı bize açık bir gerçeği gösteriyor:

Barınma meselesi yalnızca toplam yatak sayısıyla açıklanabilecek bir mesele değildir.

Öğrencinin üniversitesine ulaşabileceği bir bölgede, güvenli koşullarda ve ailesinin ekonomik gücünün karşılayabileceği şartlarda barınabilmesi gerekir.

Çünkü yurt çıkmadığı anda öğrencinin karşısına Türkiye’nin ağır kira gerçeği çıkıyor.

Özellikle büyükşehirlerde kira, depozito, aidat, ulaşım ve temel yaşam giderleri bir öğrencinin tek başına karşılayabileceği seviyelerin çok üzerine çıkmış durumda.

Bu nedenle bir üniversite öğrencisinin barınma sorunu artık yalnızca öğrencinin sorunu değildir.

Anne babanın, kardeşlerin, hatta birçok evde bütün ailenin ekonomik düzenini değiştiren bir mesele hâline gelmiştir.

Bir tarafta kira, depozito, aidat, ulaşım, yemek, kitap ve eğitim giderleri…

Diğer tarafta aynı hızla artmayan gelirler…

Bir çocuğu dört yıl üniversitede okutmak, birçok aile açısından artık başlı başına ekonomik bir mücadeleye dönüşmüş durumda.

Fakat asıl mesele şu:

Gençlerimizin mücadelesi üniversiteyi kazanmakla bitmiyor.

Bugün barınacak yer arayan genç, birkaç yıl sonra çalışacak bir yer arayacak.

Bugün ailesi kira parasını nasıl ödeyeceğini düşünürken, yarın o genç “Diplomamla iş bulabilecek miyim?” sorusunun cevabını arayacak.

Kamuda atama bekleyecek.

Özel sektörde deneyim şartıyla karşılaşacak.

Liyakat tartışmalarının içinde kalacak.

Kendi alanında iş bulamazsa eğitimini aldığı meslekten tamamen farklı işlere yönelmek zorunda kalacak.

Üniversite mezunu olacak ama mesleğini yapamayacak.

Dolayısıyla sorun yalnızca gençlerin üniversiteye girmesi değildir.

Asıl mesele, üniversiteye giren gencin eğitimini sürdürebilmesi, mezun olduğunda emeğinin karşılığını alabileceği bir işe kavuşabilmesi ve üretimin içinde yer alabilmesidir.

İşte sosyal güvenlik meselesi de tam burada başlıyor.

Bir sosyal güvenlik uzmanı olarak yıllardır altını çizdiğim bir gerçek var:

Bir ülkenin sosyal güvenlik sisteminin geleceğini yalnızca bugünün emeklileri üzerinden değerlendiremezsiniz.

O sistemin yarınını, bugünün gençleri belirleyecek.

Çünkü sosyal güvenlik sistemi çalışan, üreten, sigortalı olan ve prim ödeyen bir nüfus üzerine kuruludur.

Eğer üniversite mezunu gençler iş bulamıyorsa, uzun süre işsiz kalıyorsa, kayıt dışı çalışmak zorunda bırakılıyorsa veya düşük ücretli ve güvencesiz işlere mahkûm ediliyorsa bunun sonucu yalnızca genç işsizliği değildir.

Bu tablo çalışma hayatını da sosyal güvenlik sistemini de doğrudan etkiler.

Daha az genç düzenli istihdama katılır.

Daha az insan düzenli prim öder.

Kayıt dışı çalışma büyür.

Gençlerin ekonomik bağımsızlığı gecikir.

Aile kurma, konut edinme ve gelecek planı yapma imkânları giderek zayıflar.

Bir süre sonra karşımıza yalnızca genç işsizliği değil, üretimden uzaklaşan bir nesil ve finansman baskısı daha da artan bir sosyal güvenlik sistemi çıkar.

Bu nedenle barınma, eğitim, istihdam ve sosyal güvenlik birbirinden kopuk başlıklar değildir.

Bugün barınma sorunu yaşayan öğrenci eğitimini sağlıklı sürdüremezse yarının nitelikli iş gücüne dönüşmesi zorlaşır.

Üniversiteyi bitiren genç istihdama katılamazsa ülkenin üretim gücü zayıflar.

Üretime ve kayıtlı istihdama yeterince genç katılmazsa sosyal güvenlik sisteminin geleceği de bundan etkilenir.

Zincir tam olarak budur.

Genç bir insanın hayatı;

“Üniversiteyi kazan, yurt bulabilirsen oku, mezun ol, iş bulabilirsen çalış”

şeklinde ilerleyen bir mücadeleye dönüşmemeli.

Devletin görevi yalnızca üniversitenin kapısını açmak değildir.

O gencin okuyabileceği barınma şartlarını oluşturmak, eğitimini ekonomik kaygılar altında ezilmeden tamamlamasını sağlamak, mezun olduğunda liyakatle yarışabileceği bir çalışma hayatı kurmak ve çalışmaya başladığında geleceğinden emin olabileceği güçlü bir sosyal güvenlik sistemi oluşturmak da devletin sorumluluğudur.

Çünkü gençlerin geleceği yalnızca gençlerin meselesi değildir.

Gençlerin geleceği Türkiye’nin geleceğidir.

Bugün barınma kaygısıyla üniversiteye başlayan, yarın işsizlik kaygısıyla mezun olan ve sonrasında güvencesiz bir çalışma hayatının içine itilen bir gençlik oluşturursak, kaybettiğimiz yalnızca bir nesil olmaz.

Türkiye’nin üretim gücünü, nitelikli insan kaynağını ve sosyal güvenlik geleceğini de kaybederiz.

Eğitim İşsizlik Üniversite