Gaziler Güvenpark’ta: Kurşun rütbe sormadı, mevzuat neden soruyor?
Ankara Güvenpark’ta günlerdir çok önemli bir soru soruluyor:
Aynı vatan için aynı tehlikeyi göze alan insanlar, neden yıllar sonra farklı özlük ve sosyal güvenlik haklarıyla karşılaşıyor?
Türkiye’nin farklı şehirlerinden Ankara’ya gelen er gaziler ve şehit erlerin yakınlarının dile getirdiği taleplerin merkezinde de bu soru bulunuyor.
Konu yalnızca “maaş zammı” değil.
Emsal aylık, özlük hakları, sağlık ve medikal ihtiyaçlar ile farklı statülerden kaynaklanan uygulamalar tartışmanın temel başlıkları arasında.
Ve bana göre meselenin tam da burası doğru anlaşılmalı.
Emsal aylık neden önemli?
Gazilerin öne çıkardığı taleplerden biri, aylıklarının uygun bir emsal üzerinden değerlendirilmesi.
Bunun sosyal güvenlik açısından anlamı oldukça basit:
Bugün yapılan bir artış, yarın aynı ekonomik değeri taşımayabilir.
Enflasyon yükseliyor, yaşam maliyetleri değişiyor, özellikle sürekli tedavi veya medikal ihtiyacı bulunan kişiler açısından giderler yıllar içinde ağırlaşabiliyor.
Bu nedenle mesele sadece “Bugün ne kadar aylık alıyor?” sorusuyla değerlendirilemez.
Asıl soru şu olmalı:
“Bu gelir yarın nasıl korunacak?”
Emsal aylık talebinin üzerinde durulmasının temel nedenlerinden biri budur.
Geçici artışlar kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Kalıcı çözüm ise aylığın ekonomik şartlar karşısında erimesini önleyecek sürdürülebilir bir sistemdir.
Kurşun rütbe sormadı
Meselenin vicdani tarafı ise çok daha açık.
Bir operasyon bölgesinde subay, astsubay, uzman çavuş ve er aynı tehditle karşı karşıya kalabilir.
Mayın patladığında statü sormaz.
Kurşun rütbeye bakmaz.
O halde görev sırasında aynı olağanüstü riski paylaşan insanlar arasında sonradan oluşan ciddi hak farklılıklarının da yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Elbette personel statülerinin hukuki ve mesleki farklılıkları vardır.
Ancak bu farklılıklar, gazilik sonrasında hakkaniyet duygusunu zedeleyen sonuçlara dönüşmemelidir.
Protez ve medikal giderleri lüks değildir
Güvenpark’taki açıklamalarda dikkat çeken konulardan biri de sağlık ve medikal ihtiyaçlardır.
Bu başlık özellikle önemlidir.
Görev sırasında meydana gelen yaralanma nedeniyle ihtiyaç duyulan protez, ortez, yardımcı cihaz veya rehabilitasyon hizmeti kişinin tercihi değildir.
Bunların mümkün olan en yüksek standartta ve kişiyi ekonomik yük altında bırakmadan karşılanması gerekir.
Bir gazinin kaliteli bir proteze ulaşmak için bütçesini düşünmesi kabul edilebilir bir sosyal koruma anlayışı olamaz.
Sorun biraz da mevzuatın parçalı yapısında
Yıllar içerisinde şehit yakınları ve gazilere yönelik birçok önemli düzenleme yapıldı. Ancak farklı kanunlar, farklı statüler ve farklı hak sahipliği şartları oldukça karmaşık bir yapı meydana getirdi.
Yeni düzenlemelerle önemli iyileştirmeler yapılması elbette kıymetlidir.
Fakat şimdi daha kapsamlı bir soruya cevap verme zamanı:
Benzer fedakârlıkların karşılığında ortaya çıkan sosyal koruma farklılıkları gerçekten hakkaniyetli mi?
Bu nedenle mevzuatın bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
Amaç kimsenin mevcut kazanımını azaltmak olmamalı.
Amaç, geride kaldığını düşünen kesimlerin durumunu adalet terazisinde yeniden değerlendirmek olmalı.
Gazilik bir yardım başlığı değildir
Burada kullanılan dil bile önem taşıyor.
Gazi aylığını sıradan bir sosyal yardım gibi değerlendiremeyiz.
Çünkü ortada kamu görevi sırasında üstlenilmiş olağanüstü bir risk ve bunun sonucunda ömür boyu taşınabilecek bir bedel vardır.
Bu nedenle yaklaşımın merkezinde yardım değil, hak ve vefa bulunmalıdır.
Güvenpark’taki insanların sesini de bu açıdan dinlemek gerekiyor.
Onların talepleri incelenmeli, emsal aylık konusu teknik olarak çalışılmalı, sağlık ve medikal ihtiyaçlardaki sorunlar giderilmeli, benzer durumdaki kişiler arasında oluşan makul olmayan farklılıklar ortadan kaldırılmalıdır.
Ve bütün bunlar yapılırken gaziler ile şehit ailelerinin temsilcileri sürecin doğrudan içinde olmalıdır.
Teşekkür yetmez
Gazilerimize teşekkür ediyoruz.
Törenlerde alkışlıyoruz.
“Vatan size minnettardır” diyoruz.
Bunların hepsi kıymetli.
Fakat gerçek vefa, bir insanı yıllar sonra Güvenpark’a gelip hakkını anlatmak zorunda bırakmamaktır.
Sosyal güvenlik uzmanı olarak Güvenpark’tan yükselen talebi yalnızca bir maaş tartışması olarak görmüyorum.
Bu, adalet ve hakkaniyet çağrısıdır.
Çözüm de geçici artışlardan çok, geleceği güvence altına alan kalıcı bir modelden geçmektedir.
Çünkü günün sonunda cevaplamamız gereken soru aslında çok basit:
Kurşunun sormadığı rütbeyi, mevzuat neden sorsun?
Gazilerimizin talebi ayrıcalık değilse, yapılması gereken onları tekrar tekrar meydanlara çıkarmak değil; haklı taleplerini dinlemek ve çözülebilecek sorunları çözmektir.
Vefa sözle ifade edilir.
Adalet ise hukukla güvence altına alınır.