Son Dakika | Süreç yasası Genel Kurul'dan geçti TBMM'de tarihi oturum

Son dakika... TBMM Genel Kurulu, İmralı Süreci için hazırlanan yasa teklifini oylamak için toplandı. Başta siyasi parti liderleri olmak üzere vekiller, yasaya ilişkin görüşlerini açıkladı. Yasa Genel Kurul'da tarihi oy ile kabul edildi.

Halk TV sizin sesiniz! Tıklayın güvenilir kaynağınıza ekleyin
Son Dakika | Süreç yasası Genel Kurul'dan geçti TBMM'de tarihi oturum

Meclis, PKK'nın silah bıraktığı İmralı Süreci için hazırlanan yasa teklifini oylamak için toplandı.

Genel Kurul, gündem dışı konuşmalarla başladı. Başta siyasi parti liderleri olmak üzere vekiller, yasaya ilişkin görüşlerini açıkladı.

Grup başkanvekilleri partileri adına görüşlerini açıkladı. AKP'nin önergesi ile ilgili ilk 6 maddenin görüşülmesi ve oylanmasını 269 milletvekili "Evet" oyu kullanırken 28 milletvekili "Hayır" oyu kullandı. Maddelerin görüşülmesi böylece kabul edildi.

Yasa Genel Kurul'da tarihi oy ile kabul edildi. Oylama bitimi ile de Meclis 1 Ekim'e kadar tatile girecek.

Yasa teklifinin ilk 6 maddesinin tamamı tek tek oylanarak kabul edildi. İkinci bölümün oylama aşamasına da tüm maddeler geçti. Çerçeve Yasa, açık oylamada 562 milletvekilinin 468 "Evet", 88 "Hayır", 6 "Çekimser" oy ile geçti.

SÜREÇ YASASI MECLİS'TEN GEÇTİ!

Çerçeve yasa ve kök yasa olarak adlandırılan Terörsüz Türkiye sürecinin ilk yasa Meclis'ten 562 milletvekilinin 468 "Evet", 88 "Hayır", 6 "Çekimser" oy ile geçti.

Meclis 1 Ekim'e kadar tatile girdi. Celal Adan Meclis kapanışını Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür ederek Genel Kurul'u kapattı.

12 MADDE KABUL EDİLDİ

Süreç yasası tüm maddelerin kabul edilmesinin ardından topluca oylanarak Genel Kurul'a sunulacak. Genel Kurul'a YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel de geldi. Oylama elektronik olarak yapılacak.

BİRİNCİ BÖLÜMDEKİ MADDELERİN OYLAMASI BİTTİ

Yasa teklifindeki 12 madde ikiye bölünmüştü. İlk 6 maddenin tamamı tek tek oylanarak kabul edildi. Yasanın ikinci bölümüne dair grup başkanvekillerinin konuşmaları ile görüşme başladı.

5'İNCİ MADDE KABUL EDİLDİ

Birleşimin 4'üncü oturumu Celal Adan başkanlığında devam ediyor. Oturumun açılışında YENİ YOL Partisi grubunun 5'inci maddede yer alan "terör suçlarından" ibaresi yerine "cebir ve şiddet içeren suçlardan" ibaresinin getirilmesi önergesi sunuldu. Önerge reddedildi, 5'inci madde olduğu gibi kabul edildi.

OTURUMA ARA VERİLDİ

İYİ Parti Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu'nun 7 bin 500 şehidin adını okuyacağını söylemesi üzerine TBMM Başkanvekili Celal Adan birleşime ara verdi.

GÖRÜŞMELER DEVAM EDİYOR

Milletvekillerinin kürsü konuşmalarının ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Milletvekilleri yerlerinden söz alarak yasayı değerlendirip sorularını iletiyorlar.

OYLAMA BAŞLADI

Süreç yasası için oylama aşamasına geçildi.

MHP'li TBMM Başkanvekili Celal Adan, "Teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir. Şimdi 1'inci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. 1'inci bölüm 1 ila 6'ncı maddeleri kapsamaktadır" dedi.

Oylama için vekiller kürsüde görüşlerini dile getiriyor. İlk olarak Yeni Yol'dan İdris Şahin çıktı.

KOMİSYON BAŞKANI SORULARI YANITLADI

KOMİSYON BAŞKANI SORULARI YANITLADI

Süreç yasası teklifinin kabul edildiği TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

Yüksel şunları ifade etti: Evet, çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan. İlk soruyu Sayın Necmettin Çalışkan sordu, özellikle toplumsal bütünleşmeden bir kesmin yararlandığını iddia etti. Şimdi tabii teklifin kapsamının burada PKK ve KCK terör örgütüyle sınırlandırılmasının temel sebebi, biliyorsunuz düzenlemenin belirli ve somut bir tasfiye sürecine yönelik olmasıdır. Bu düzenleme bütün terör örgütleri bakımından uygulanacak genel ve sürekli bir ceza veya infaz rejimi öngörmemektedir, onun için zaten müstakil ve geçici bir yasa dedik. Burada teklifin uygulanabilmesi için PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı bütün oluşumların fiili varlığına tamamen son vermesi, kontrolü altındaki her türlü silah ve mühimmatı teslim etmesi, bu durumun güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve söz konusu tespitin Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla kapsam tercihi örgütün tasfiyesine ilişkin somut ve doğrulanabilir şartlara dayanmaktadır. Şimdi Anayasa'da düzenlenen eşitlik ilkesi farklı hukuki ve fiili durumda bulunan kişilere her durumda aynı hükümlerin uygulanmasını gerektirmemektedir. Anayasa Mahkemesi de aslında buna ilişkin bir kararında hukuki durumlar arasında yapılan farklılaşmanın nesnel ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olması gerektiğini belirtmiştir. Suçların niteliği, ağırlığı, tehlikeliliği ve toplumsal etkileri farklı hukuki düzenlemeler yapılmasını haklı kılabilir. PKK/KCK mensupları ile diğer terör örgütlerinin mensupları aynı hukuki ve fiili durumda değildir çünkü diğer terör örgütleri bakımından aynı şartlara bağlı somut ve doğrulanabilir bir tasfiye süreci bulunmamaktadır. Bu nedenle kapsamın PKK/KCK ile sınırlandırılması nesnel ve makul bir sebebe dayanmakta, diğer terör örgütlerinin düzenlemeye dahil edilmemesi tek başına burada eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır. Yine burada hem Uşak Milletvekilimiz Sayın Güneş hem de Sayın Türkeş Taş'ın sorularına ilişkin teklifin hazırlanmasındaki temel amaç ve buradaki hedeflere ilişkin sorular geldi. Tabii burada biliyorsunuz 40 yılı aşkın süredir terörle kararlı bir mücadele var. Bugün terörün ülkemiz üzerindeki etkisinin kalıcı biçimde ortadan kaldırılmasını konuşabiliyorsak bunu devletimizin hukuk içinde yürüttüğü kararlı mücadeleye ve milletimizin sarsılmaz iradesine borçluyuz. Milletimizin birlik ve kardeşliği yalnızca bugünün şartlarında ortaya çıkmış bir anlayış da değildir. 1000 yılı aşkın ortak tarihimiz boyunca bu toprakların farklı kökenlerden gelen evlatları aynı kaderi paylaşmış, aynı vatanı savunmuş ve karşılaştıkları zorlukları birlikte aşmıştır. Çanakkale bunun en güçlü sembollerinden biridir; Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Lazıyla, Çerkeziyle Anadolu'nun ve gönül coğrafyamızın farklı bölgelerinden gelen kardeş milletlerin evlatları aynı bayrak, aynı vatan ve aynı istiklal ülküsü etrafında omuz omuza mücadele etmişlerdir. Cumhuriyetimiz de bu ortak iradenin, dayanışmanın ve birlikte yaşama kararlılığının en büyük eseridir. Dolayısıyla burada teklifin amacı geçmişte yaşanan acıları unutturmak veya terörle mücadelede ortaya konulan haklılığı tartışmaya açmak asla değildir. Amaç burada elde edilen kazanımları kalıcı hale getirmek, benzer acıların bir daha yaşanmamasını sağlamak ve terörün yeniden hayat bulamayacağı güçlü bir hukuk, güvenlik ve toplumsal güven zemini oluşturmaktır. Burada şunu da ifade etmek istiyorum; aziz şehitlerimizin hatırasına ve kahraman gazilerimizin fedakarlığına sahip çıkmanın en anlamlı yollarından biri de gelecek nesillerin terörün gölgesinden tamamen arındırılmış bir Türkiye'de yaşamasını sağlamaktır. Diğer bir soru hem yine Sayın Güneş tarafından hem de Sayın Kılıç tarafından soruldu. Burada "Bu düzenlemede hangi suçlar bu düzenleme hangi suçlara uygulanacaktır, hangi esaslara göre belirlenmiştir?" Burada biliyorsunuz teklifin kapsamı PKK/KCK terör örgütünün tamamen tasfiye edilmesi amacı doğrultusunda belirlenmiştir. Düzenleme yalnızca PKK/KCK terör örgütü ve bununla bağlantılı her türlü oluşum hakkında uygulanacaktır. Burada yine PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve örgüt lehine işlenen terörizmin finansmanı suçlarını kapsayacaktır. Kanun teklifinin 1. maddesinde amaç ve kapsam dışında bu açıkça belirtilmiştir. Buna karşılık örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları kapsam dışında bırakılmıştır. Ayrıca 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile bu tarihten önce işlenen suçlar nedeniyle verilmiş müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları da erteleme hükümlerinden yararlanamayacaktır. Örgüt mensuplarının örgütsel faaliyetle bağlantısı bulunmayan şahsi suçları, diğer örgüt üyeleriyle bağlantı örgütleriyle bağlantılı suçlar ve örgütsel faaliyet kapsamında işlenmeyen işlenmeyen suçlar da teklifin kapsamında değildir. Burada düzenlemede uygulanması yalnızca kanunun yürürlüğe girmesine de bağlı değildir biliyorsunuz. Öncelikle PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verilmesi, kontrol altındaki bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor ve bu tespitin de MGK tarafından teyit edilmesi ve kurul kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını zorunlu kılıyor. Şimdi bu şartlar gerçekleşmediği takdirde soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi dahil olmak üzere kanunda öngörülen işlemler uygulanamayacaktır ki teklif aslında belirli ve doğrulanabilir şartlara bağlanan yalnızca PKK/KCK terör örgütünün tamamen tasfiyesine özgü geçici ve sınırlı bir hukuki çerçeve oluşturmaktadır. Yine Sayın Selcan Taşçı ve Sayın Selçuk Türkoğlu'nun sorularında afla ilgili sorular soruldu. Biliyorsunuz genel af kamu davasını ve kesinleşmiş mahkumiyet hükmünü bütün cezai sonuçlarıyla ortadan kaldırır. Özel af ise kesinleşmiş cezanın infazından tamamen veya kısmen vazgeçilmesi ya da cezanın daha hafif bir cezaya çevrilmesini sonucunu doğurur. Bu teklifte ise suçun hukuki niteliği veya mahkumiyet hükmünün varlığı kendiliğinden ortadan kaldırılmamaktadır. Hükmedilen cezada doğrudan ve kesin bir indirim yapılmamakta, cezanın türü değiştirilmemekte ve mahkumiyete bağlı hak yoksunlukları kendiliğinden sona ermemektedir. Dolayısıyla düzenleme herkes hakkında resen uygulanmayacaktır. Kanundan yararlanmak isteyen kişinin 6 ay içinde yazılı başvuruda bulunması gerekmektedir. Bu başvurunun ardından soruşturma, kovuşturma veya cezanın infazı suçun ve cezanın ağırlığına göre 5 ya da 10 yıl süreyle ertelenecektir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemeyecek, dosya ve deliller korunacak ve müsadere hükümleri uygulanmaya devam edecektir. Ayrıca şunu da belirtmem gerekiyor: Erteleme süresi içinde yeni bir terör suçu işlenmesi halinde erteleme kararı kaldırılacak, soruşturma, kovuşturma veya cezanın infazına kaldığı yerden devam edilecektir. Dolayısıyla sağlanan imkan kesin ve geri alınamaz nitelikte değildir. Erteleme süresinin şartlara uygun geçirilmesi üzerine doğacak sonuçlar ise başlangıçta sağlanan doğrudan bir ceza indirimi değil, kanunda öngörülen koşullu erteleme döneminin bir sonucudur. Bu yönleriyle teklif genel veya özel af niteliğinde olmayıp örgütün tasfiyesine bağlı geçici, sınırlı, koşullu ve kendine özgü bir erteleme rejimi oluşturmaktadır. Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelerine geçilmesini açık oyla yapılması istemine dair bir önerge vardır, okutuyorum.

YENİ YOL PARTİLİ BİLİCİ KONUŞTU

YENİ YOL PARTİLİ BİLİCİ KONUŞTU

Yeni Yol Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici de konuştu:

Sayın Genel Başkanlar, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz. Bugün kardeşlik iklimimizi daha da güçlendirecek, ülkemizin geleceğine umut olacak tarihi bir eşiğin ilk adımlarını atıyoruz. Benzer süreçleri 1990'larda denedik, 2010'larda denedik, ne yazık ki kalıcı bir başarıya o dönemlerde ulaşamadık. Ancak bugün Gazi Meclisimizin Genel Kuruluna kadar taşıma iradesi gösterebildiğimiz bu süreç, geçmiş tecrübelerden ders çıkarılarak olgunlaştırılmış, milletimizin geleceğini ilgilendiren tarihi bir fırsattır. Değerli milletvekilleri, bir milleti ayakta tutan en sağlam temel ortak vatan bilinci ve birlikte yaşama iradesidir. Güzel vatanımız Türkiye; farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin yüzyıllardır aynı medeniyet çatısı altında buluştuğu, nevzuhur olmayan büyük ve köklü bir ülkedir. Bu zenginliği koruyarak her vatandaşımızın kendini güven içerisinde, eşit ve onurlu hissetmesini sağlamak hepimizin ortak sorumluluğudur. Toplumsal barış, adalet ve karşılıklı güven güçlendikçe zaten güçlü olan kardeşlik bağımız daha da güçlenecektir. Çünkü bu meselenin gerçek çözümü yalnızca hukuki düzenlemelerde değil, milletimizin gönlünde tesis edilecek birlikteliktedir.

Dünya ve bölgemiz büyük belirsizliklerden geçerken en büyük güvencemiz içeride tahkim edilmiş bir iç barış ve güçlü bir milli birlik olacaktır. Ben o bölgenin bir evladı ve 86 milyon vatandaşımızın milletvekili olarak bugün teknik ayrıntılardan çok, bu sürecin topluma nasıl anlatılması gerektiği üzerinde durmak istiyorum. Milletimizin gücü ortak tarihinden ve ortak kaderinden beslenmektedir. Bu ülkenin her ferdi, etnik kökeni, inancı veya yaşam tarzı ne olursa olsun bu güzel vatanın eşit ve onurlu vatandaşıdır. Hem 86 milyon vatandaşımızın gönül birlikteliğini hem de sınırlarımızın dışında kalan yakın bölgemizde yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler ve diğer halklarımızla tarihimizin oluşturduğu beşeri bağları karşılıklı saygı, güven ve iş birliği temelinde güçlendirmek hem Türkiye'nin hem de bölgemizin huzurunun olmazsa olmazıdır.

Artık siyasetin dili, geçmişin yüklerini taşımaktan ziyade geleceğin imkânlarını konuşabilmelidir. Devlet aklı ve millet vicdanı bu süreçte teenniyi, sabrı ve hikmeti hâkim kılmalıdır. Çünkü bugün en az ihtiyaç duyduğumuz şey popülizmdir. Korkular üzerinden siyaset üretmek, toplumun umutlarını tüketmekten başka hiçbir sonuç doğurmaz. Türküyle, Kürdüyle, Abazasıyla, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Pomağıyla, Müslümanıyla ve gayrimüslimiyle bu ülkeye gelecek kuşakların gurur duyacağı bir miras bırakmak istiyorsak farklılıklarımızı bir tehdit değil, ortak hayatımızın zenginliği olarak görmeliyiz. Değerli milletvekilleri, yüce kitabımız bizlere şöyle sesleniyor: "Biz sizi bir erkekten ve bir kadından yarattık. Sizi, birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık." Demek ki farklılık, ayrışmanın değil tanışmanın, çatışmanın değil kaynaşmanın vesilesidir. Bir başka önemli kelime ise barıştır. Yıllarca çatışmaların gölgesinde yıpratılan bu kavramı yeniden gerçek anlamına kavuşturmak zorundayız.

Silahların susması elbette önemli bir başlangıçtır ancak gerçek barış, insanların birbirini eşit birer vatandaş, ortak kaderin eşit ortakları olarak görmesiyle mümkün olacaktır. Kalıcı barışı sadece kanunlar sağlayamaz; kanunlar zemini oluşturur fakat gönülleri ancak adalet ve vicdan birleştirir. Bu sebeple atılacak her adımın yalnızca mevzuat bakımından değil, toplumun farklı kesimlerinde oluşturacağı karşılık bakımından da değerlendirilmesi gerekir. Bizlere düşen görev, toplumun üzerindeki psikolojik yükleri azaltacak yeni bir dil geliştirmek ve bunu vakar içerisinde milletimizin tamamına anlatmaktır. Geçmişte Kürtçe bir türkü söylemek dahi büyük tartışmalara sebep olabiliyordu, bugün çok farklı bir noktadayız. Fakat demokrasiler hiçbir zaman "artık yeter" diyemez. Hak ve özgürlükler, sürekli geliştirilmesi gereken ortak bir medeniyet yürüyüşüdür.

Değerli arkadaşlar, artık ihtiyacımız olan şey farklılıklarımızın etrafında yeni duvarlar örmek değil, onları ortak bir vatandaşlık anlayışı içerisinde buluşturacak cesareti göstermektir. Fikirdaş olmayabiliriz ama duygudaş olabiliriz. Ülkemizin ve bölgemizin cesur Türklere, Kürtlere ve Araplara ihtiyacı vardır. Hazreti Peygamber'in Mekke'nin fethindeki tutumunu hepimiz biliyoruz; güç eline geçtiğinde intikamı değil amanı, öfkeyi değil güveni tercih etti, geçmişin hesabını değil ortak geleceği önceledi. Burada hiç kimseyi tarihteki bir tarafla kıyaslamıyorum, sadece büyük medeniyetlerin krizleri nasıl aştığını hatırlatıyorum. Böylesi dönemlerde devletlerin ve toplumların asıl imtihanı, sahip oldukları güçten ziyade o gücü hangi ahlaki ölçüler içerisinde kullandıklarıdır.

Bugün bizim de ihtiyacımız olan şey ilm, hikmet, feraset ve ortak vicdandır. Dedelerimiz farklı dilleri konuşuyor, farklı kökenlerden geliyor, farklı inançlara sahip olabiliyorlardı ama aynı medeniyeti birlikte inşa edebiliyorlardı. Bu toprakların en büyük zenginliklerinden biri, yüzyıllar boyunca farklı dillerde söylenen sözlerin aynı medeniyetin ortak hafızasında buluşmasıdır. Yunus Emre'nin aziz Türkçesi de Feqiyê Teyran'ın aziz Kürtçesi de bizimdir. "Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim" diyen Yunus Emre de biziz, "Ey dilberi leba şirin, bu zıvıstan" diyen Feqiyê Teyran da biziz. Türkçenin aziz kelimeleriyle Kürtçenin aziz sözleri bu coğrafyanın acısını, umudunu, sevgisini ve birlikte yaşama iradesini yüzyıllardır aynı gönülde taşımaktadır. Bugün bize düşen görev, ortak medeniyet hafızamızı yeniden canlandırmak, bu tarihi tecrübeden ilham alarak çağımızın ihtiyaçlarına uygun yeni bir toplumsal sözleşme anlayışını güçlendirmektir. Artık sesimizi değil, sözümüzü yükseltmeliyiz. Daha çok demokrasi, daha güçlü bir hukuk devleti ve daha adil bir Türkiye için anayasamızı yeniden ele almanın da eksiklerimizi gidermenin de zamanı çoktan gelmiştir. Her vatandaşımızın kendisinden bir parça bulduğu, kendisini temsil edilmiş ve bu ülkeye ait hissettiği, toplumun tamamını kucaklayan yeni bir anayasa yapım sürecine bir an önce geçilmesi gerekiyor. Bu süreçte milletimizin her kesimi ve toplumun bütün paydaşları anayasa hazırlık masasında kendisine ait bir sandalye bulmalıdır. Farklılıklarımızı bir zenginlik olarak gören, temel hak ve özgürlükleriyle hukuk devletini güvence altına alan, demokratik Türkiye'ye yakışan bir anayasayı hep birlikte yapmalı, ardından bu anayasaya herkesin ve her kurumun eksiksiz uyduğu güçlü bir hukuk düzenini de hayata geçirmeliyiz.

Böylece anayasa tartışmalarını sürekli gündemimize taşımak yerine, Türkiye'nin önünü açacak kalıcı bir hukuk düzenini hep birlikte tesis edebiliriz. Çünkü gerçek güç birbirimizi susturmakta değil, birbirimizi dinleyebilecek olgunluğu gösterebilmektir. Çünkü biz birlikte yoğrulmuş kadim halklarız.

Çünkü biz birlikte büyük bir medeniyetiz. Ezcümle; gün, geçmişin korkularına, dürtülerine, psikolojilerine ve gerilimlerine dayalı ön yargıları aşarak geleceğe ümitle bakma günüdür. Gün, birbirimize geçmişin acılarıyla değil, insan onurunu ve adaleti merkeze alan bir anlayışla bakarak hatıraları adaletle, farklılıkları kardeşlikle ve geleceği ortak bir vicdanla buluşturma günüdür. Gün, çocuklarımızın geleceği için, annelerimizin duası için, atalarımızın emanetine layık olabilmek için adaleti, kardeşliği ve barışı hâkim kılma günüdür. Gün, her vatandaşımızın kendisini eşit, onurlu ve huzur içerisinde hissettiği güçlü ve müreffeh Türkiye idealini birlikte inşa etme günüdür.

Gelin tarih önünde vicdanımızı, milletimizin önünde irademizi ortaya koyalım ve tam demokratik bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim. Bu vesileyle, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'a, Yeni Yol Grubumuzun paydaşları olan Sayın Ahmet Davutoğlu'na, Sayın Mahmut Arıkan'a, Sayın Ali Babacan'a, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerine, tüm siyasi parti genel başkanlarına ve milletvekillerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, fikir insanlarımıza, en büyük fedakârlığı yapan aziz şehitlerimizin kıymetli ailelerine ve kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Bu tarihi fırsatı milletimizin ortak vicdanıyla değerlendireceğimize yürekten inanarak, imzacısı olduğum bu kanun teklifine evet oyu vereceğimi ifade ediyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

AKP'Lİ GÜL KONUŞTU

AKP'Lİ GÜL KONUŞTU

AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül de kürsüye çıkararak görüşlerini ifade etti:

Bugün terörsüz Türkiye'yi konuşuyorsak gazilerimizin, şehitlerimizin bu sürece çok önemli katkıları var, onların sayesinde bugün bu süreci konuşuyoruz. Ve yine değerli arkadaşlar, tarih cesur adımlarla ve sarsılmaz iradeyle yazılır. Bugün bir tarih yazıyoruz. Bugün tarih Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılıyor. Bugün AK Parti tarafından yazılıyor, Cumhur İttifakı tarafından yapılıyor.

Bugün Gazi Meclisimizde tüm milletvekillerimizde bir tarih yazılıyor. Bunun için hepinizi, Gazi Meclisi tebrik ediyorum. Kararlı ve vizyoner liderliğiyle bu süreci aşan ve her zaman bu süreçte yolumuzu açan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, yine siyasette ezberleri bozarak terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda her zaman destek olan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye teşekkürlerimizi arz ediyoruz.

Yine tüm süreçte kolaylaştırıcı desteğiyle Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'a ve tüm siyasi parti genel başkanlarına ve milletvekillerine çok teşekkür ediyoruz. Bugün bu kanun, milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair kanun 367 milletvekili arkadaşımız tarafından verilmiştir.

Bu çok tarihi bir uzlaşmanın, bir siyasal mutabakatın çok önemli bir göstergesidir. Bu aynı zamanda ülkemizde bir güven ve umut ikliminin de yansıması bakımından çok değerlidir. Siyaset kurumunun itibarı bakımından da Türk demokrasi tarihine geçmiş çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu yüzden yine Gazi Meclis çok önemli bir işlevi ifa etmiştir. Değerli arkadaşlar, bugün kurallı bir dünya düzeninin sonuna geldik. Gerçekten uluslararası sistemin çöktüğü, artık bir çatışmayı çözüme kavuşturamadığı bir dünyayı yaşıyoruz. Bunun karnesi Bosna'da, Suriye'de, Lübnan'da ve Gazze'de ortadadır.

Önerdikleri sistem insanlığa zulüm ve gözyaşı getirmiştir, barışı sağlayamamıştır. Gramsci'nin dediği gibi, eski dünya ölüyor, yenisi doğmak için çabalıyor diyor. Gerçekten de artık yeni bir dünyanın kurulması elzemdir. Bu yeni dünya, eski dünya can çekişirken yeni dünya kurulacak. Bu yeni dünyanın kuruluşu da işte bugün Gazi Meclisten, Türkiye'den doğacak. Bütün dünyaya barışı, küresel adaleti sağlayacak bir adımı bugün konuşuyoruz. Ülkemiz 50 yıllık... Cumhuriyetimiz 100 yaşında, 50 yıldır terör prangasıyla Türkiye boğuşmak zorunda bırakıldı. Ama bizim en büyük gücümüz nedir yeni dünyayı kurarken?

Sarsılmaz iç cephemiz. En büyük kalkanımız 86 milyon bir ve beraber olmaktır. Biz sadece bu topraklarda aynı anda nefes alıp vermiyoruz. Aynı kıbleye dönüyoruz, aynı rüyaları görüyoruz, aynı şeylere seviniyor, aynı şeylere üzülüyoruz. İstiklal Marşımız bir, bayrağımız bir, vatanımız bir ve bizler Malazgirt'te Alparslan'ın safında nasıl bir arada olmuşsak, Kudüs'te Selahaddin Eyyubi ile beraber omuz omuza olmuşsak, Çanakkale'de, Sakarya'da nasıl omuz omuza olmuşsak, bu Cumhuriyeti kurmuşsak, bin yıldır duygudaşlığımız, kaderdaşlığımız, kardeşliğimiz kıyamete kadar daha da güçlenerek devam edecek. Değerli arkadaşlar, komisyonda büyük bir mutabakatla çalışmamızı yaptık. Bu bir ortak akıl ve millet mutabakatıyla bu kanun yol çizildi. Ve kanun teklifini az önce değerli grup başkanımız anlattı, o yüzden o kısmı geçeceğim. 12 maddeden oluşan bu kanunda PKK, KCK terör örgütü ve bununla bağlantılı tüm oluşumların fiili varlığına son vermesi, silahların bırakılması, teslim edilmesi, bunun tespit edilmesi güvenlik kurumlarınca, bu tespitin Milli Güvenlik Kurulunca teyit edilmesi, bu teyidin Resmi Gazetede yayınlanması gibi çok önemli bir kritik eşiği yine komisyonda mutabakatla yaptık.

Dolayısıyla burada bir milletin aklı var, bir siyasal akıl var. Mecliste izleme komisyonuyla da denetimi yine Gazi Meclisin denetim ve işlevine bırakıyoruz. Değerli arkadaşlar, burada özellikle şunu ifade etmemiz gerekir ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi süreci izleyecek. Kurul... bahsettiğimiz bir kurul var. Bu kurul Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Adalet Bakanı, MİT Başkanı, Cumhurbaşkanı ve MGK Genel Sekreteri, tüm bu kurulun çalışmalarını izlemek üzere bir Mecliste komisyon kuruyoruz. Az önce de değerli başkanımız bahsetti, burada bizim en büyük hakemimiz milletin ta kendisi. Birçok uluslararası çatışma çözümleri oldu, farklı ülkelerde gelişmeler var ama bunların hiçbirisi bizim için bir model değildir.

Bu model bir Ankara mutabakatıdır, bir Türkiye mutabakatıdır, bir Türkiye modelidir. Bütün dünyaya örnek olacak barışın bir modelidir. Değerli arkadaşlar, burada bir barış değil, bir çatışmayı... diğer ülkelerde etnik kavgalar oldu, dini, mezhepsel çatışmalar oldu. Ama biz bin yıldır kardeşçe yaşadık, o yüzden burada bir barış değil, toplumsal huzuru, bütünleşmeyi bu anlamda öne çıkaracak bir süreci hep beraber yapacağız. Unutmayalım ki Trabzon'un huzuru neyse İzmir'in neşesi odur. Mardin'in, Van'daki gencin rüyası neyse İstanbul'daki evladımızın da geleceği odur. Bu millet Türküyle, Kürdüyle, Alevisi, Sünnisiyle, Çerkeziyle, Boşnağıyla sayamadığımız bütün o zenginliklerle 86 milyon kardeş olarak yolumuza devam edeceğiz. Artık Anadolu'da hiçbir anne Türkçe de ağıt yakmayacak, Kürtçe de ağıt yakmayacak. İbn Haldun ta yıllar önce, yüzyıllar önce ne söylüyor? Devletlerin gerçek temeli ortak dayanışma duygusuyla güçlenir. Biz milli dayanışmamızı güçlendirdikçe devlet daha güçlenir, millet daha güçlenir. O yüzden dayanışmamızı amasız, fakatsız, bin yıllık kardeşliğimizi, ahdimizi daha da güçlendirerek, Türk'ün gururuyla Kürt'ün onurunu eşzamanlı olarak dikkate alarak biz yolumuza devam edeceğiz. Değerli arkadaşlar, 40 yılı aşkın çok ağır bedeller ödedik. Peki biz bir tez koyuyoruz ortaya, artık terör sona ersin diyoruz, çerçeveyi belirledik, kritik eşiği ortaya koyduk. Peki buna karşı çıkanlar hangi tezi ortaya koyuyorsunuz? Hangi antitezi ortaya koyuyorsunuz? Terör devam mı etsin? Yine şehit anneler ağlasın mı? Anneler ağlamaya devam mı etsin? Terörsüz Türkiye, terörlü Türkiye olarak bir 50 yıl daha yoluna mı devam etsin?

Değerli arkadaşlar, biz Fırat'ın, Dicle'nin, Sakarya'nın, Meriç'in evlatlarını kurda kuşa yedirmeyeceğiz, bu terör belasına son vereceğiz. Değerli arkadaşlar, Türkiye'ye ayrıca bu ekonomik maliyeti de yol yapacak, fabrika yapacak, okul yapacakken, değerli arkadaşlar Türkiye'ye maliyeti 2.3 trilyon dolardır. Elbette maliyetle açıklanmaz ama şunu söylemek lazım, Türkiye'yi bir üç defa daha yıkıp yeniden inşa etsek o kadar maliyeti söz konusu. İşte tüm bu kaynaklar milletimize üretim, istihdam, fabrika, iş, aş olarak yansıyacak, yeni bir sayfa açılacak. Elbette silahlar susacak, adalet, kardeşlik, hukuk, demokrasi daha güçlü bir sesle yoluna devam edecek.

Daha fazla özgürlük siyasetimizde yeni bir nefes alacak. Demokrasimiz daha fazla oksijene kavuşacak. Ve yine demokratik kurumlar, toplumsal dayanışmayla elbette güçlenir, bizler bugün demokrasimizi daha fazla güçlendireceğiz. Değerli arkadaşlar, etnik ve mezhepsel gruplar üzerinden istikrarsızlık oluşturma çabalarına karşı biz bugün bu ortaya koyduğumuz iradeyle milletimizin kazanacağı bir yola çıkıyoruz. Vatanımız kazanacak, Türk kazanacak, Kürt kazanacak, Arap kazanacak, 86 milyon vatandaşımız kazanacak, Alevi kardeşlerimiz kazanacak. Bu coğrafya altında, bu coğrafyada yaşayan herkesin kazanacağı, kaybedenin olmayacağı bir süreç. Çocuklar kazanacak, gençler kazanacak, anneler kazanacak, Diyarbakır anneleri, Cumartesi anneleri, Barış anneleri kazanacak. Merak etmeyin, annelerin kazandığı yerde herkes kazanacak, hiç kimse kaybetmeyecek. Değerli kardeşlerim, Türkiye'de dönemsel olarak korkularla, yeri geldi irtica korkusuyla Türkiye'ye şeriat gelecek, Türkiye'de şu olacak diye dindarlar... yeri geldi Kürtler kendi dilini konuşmak isteyenler bu ülkeyi bölmek istiyorlar bölücülük korkusuyla, yeri geldi Aleviler hep ötekileştirildi. Bunun yer yer örneklerini Cumhuriyet tarihinde...

Tüm bu çalışmaların, bu bariyerlerin, korkuların hepsi acı hatırası ülkemizde yaşandı. Diyarbakır Cezaevi, köy baskınları, bu ülkede yaşanan isim değişiklikleri, bunların hepsi yaşandı. Oysa içeride düşman olmaz, suçlu olur. Ama bir düşman anlayışıyla icabında yanlış uygulamalar oldu. Ama biz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde iktidara geldiğimizde ilk yaptığımız icraat OHAL uygulamasına son vermektir. Kürtçe şarkı, isim yasaklarını ortadan kaldırdık.

Bu ülkede Kürtçeye bilinmeyen dil diyen anlayışı ortadan kaldırdık. Bin yıldır kadim bir şekilde bu coğrafyada ağıtların yakıldığı, ninnilerin söylediği Kürtçe bilinmeyen dil değil, kadim dildir, bu coğrafyanın asli dilidir. Bunu kimse inkar edemez. Bu anlayışı ortaya koyan çalışmaları... Anadilde savunma hakkını getirdik

MURAT EMİR'DEN AKP'NİN 'GİZLİ GÖRÜŞME YOK' SAVUNUSUNA YANIT

MURAT EMİR'DEN AKP'NİN 'GİZLİ GÖRÜŞME YOK' SAVUNUSUNA YANIT

Güler'in konuşmasından sonra YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, konuştu.

Emir, Güler'in süreç yasası gizli hazırlanmadı savunusuna şöyle yanıt verdi:

"Sayın Güler'e birkaç hususu anımsatmakta yarar görüyorum. Komisyon raporundan cümleler okudu, bu komisyon raporunu hep birlikte yazdık. Bakın bu komisyon raporunda aynı şu üçüncü, dördüncü paragrafta şu da yazıyor: "Örgütün silah bırakma süreci ile birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir." diyor. Bunu komisyonla yapmadınız. Böyle yapmadığınız gibi Türkiye'de yaşayan herkes gördü ki bunu büyük bir gizlilikle yaptınız. Üç kişiyle yaptınız, üç kişi diyen var, beş kişi diyen var, başka yerlere gidip gelindiği görüldü. Siz öyle söyleyin, biz gördüklerimizi söylüyoruz, biz tanıklıklarımızı söylüyoruz ama buradan baktığınızda sizin kendi milletvekillerinizden dahi sakladığınız, basıp veremediğiniz, kimsenin önüne koyamadığınız, gelip irticalen bir gün önce anlattığınız bir metinden bahsediyoruz. Burada görmeden imzalayanlar var. Bu onların takdiridir. Vekalet yetkilerini birilerine devredebilirler. Biz devretmedik. Böyle bir şeyi de ahlaki bulmayız. Ama siz bu metni gizlediniz, herkesten gizlediniz, kendi grubunuzdan dahi gizlediniz. Buna herkes tanık oldu. Efendim, efendim gelin katkı verin. Verdik, verdik, çok verdik. Komisyonda da verdik. Bakın yedinci bölümle ilgili bir sürü madde teklifinde bulunduk. Neredeydiniz? Neredeydiniz? Niye duymazdan geldiniz? Komisyonda 13 saat görev yaptık, bir virgülünü bile değiştirttemediniz. Cesaret edip üzerinde oynayamadınız. Böylesi talimatlandırılmış bir yasadan bahsediyoruz. Sadece eleştiriyorlar diyorsunuz, eleştireceğiz tabii. Her yerinden dökülen, özensiz, ceza hukuku sistematiğini altüst eden bir yasa. Diyorsunuz ki siz hazırlayın gelin. Bunu da yapabilirdik hep birlikte ama siz hükümetsiniz. Bakın bu yasanın etki analizini önümüze koyamadınız siz daha. "

AKP 'PKK'LILAR VEKİL OLABİLECEK' İDDİASINA YANIT VERDİ

AKP 'PKK'LILAR VEKİL OLABİLECEK' İDDİASINA YANIT VERDİ

Süreç yasasının gizlice hazırlandığı ve PKK mensuplarına milletvekilliği yolunu açacağı yönündeki eleştirilere Güler'den sert yanıt geldi. İddiaları "büyük yalanlar" olarak savunan Güler, seçilme yeterliliğine ilişkin kararların Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) ait olduğunu söyledi.

Yasa teklifinin sadece üç kişi tarafından bilindiği ve kapalı kapılar ardında hazırlandığı yönündeki iddiaları reddeden Güler, raporun aleni olduğunu belirtti.

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler,şunları ifade etti:

AK Parti Grubumuz adına tümü üzerinde görüşlerimizi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Aslında siyaseten farklı bazı düşüncelere, burada yapılan konuşmalara, ifadelere cevap vermek isterdim. Ancak günün anlam ve önemine binaen vermek istemiyorum. Biraz teknik bir açıklama yapmak istiyorum. Çok temas edilmedi bazı milletvekillerimiz, bazı hatipler verildi ama, öncelikle değerli milletvekilleri şunu ifade etmek isterim.

Meclisimizde gerçekten bütün siyasi parti gruplarımızın desteğiyle ve üye vermesiyle oluşturulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuz 5 Ağustos 2025 tarihi itibariyle çalışmalarına başlamış, gerçekten uzun müzakereler yapmış, yaklaşık 20 toplantı gerçekleştirmiş, 137 başkan, kişi dinlemek suretiyle bu ülkemizin yaklaşık 50 yıldır çok acı derinler yaşatmış bu sorununa karşı ciddi bir çalışma ortaya koymuştur. Ben bu komisyonda yer alan değerli milletvekillerimize çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok kıymetli, çok değerli görüşler var.

Kimler var? Baro başkanlarımız var burada. Korucu ailelerimiz var. Şehit ve gazi derneklerimizin başkanları var. Sendika ve memur dernek başkanlarımız var. Eski meclis başkanlarımız var. Bu konuda çalışmış ceza hukukçusu hocalarımız var. Yine bu önerilerde bulunan, bu yönde çalışan kıymetli akademisyenlerimiz var. Ben çok faydalandım. Bu rapordan gerçekten kendime çok güzel sonuçlar elde ettim. Keşke burada konuşma yapan değerli hatipler, orada yapılan konuşmalardan, önerilerden keşke faydalansalardı. Şimdi raporumuz 18 Şubat 2026 tarihi itibariyle bütün parti gruplarının desteği ve imzasıyla beraber ortaklaşa yayınlandı.

Takdim kısmının giriş cümlesi aynen şöyle başlıyor bu raporumuzun: Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve milli dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihi sorumluluğun bir yansımasıdır ve ifadesidir. Halkımızın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunlar, Gazi Meclisimizin yasa yapıcı ve denetleyici niteliğiyle ele alındığında kalıcı bir çözüm ufku kazandırmaktadır. Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclisimizin üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlenmiştir ve geleceği ve gereğini yapacağına inanıyoruz.

Evet, raporun giriş kısmı böyleydi. Peki şu anda görüştüğümüz kanun teklifimizin ana kaynağı neydi? Şu anda 12 maddeden oluşan, yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber, bir kanun teklifi üzerinde görüşüyoruz. Peki bunu oluşturan ana kaynak neydi? 6. madde. Raporumuzun sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri başlığındaki 6. madde. Bu 6. maddeyi okuduğumuzda aslında kanun teklifimizin ana kaynağını herkes çok açıklıkla görecektir. Ben çok, biraz önce üzüldüm. Efendim bu kanunu üç kişi biliyormuş. Şimdi, büyük yalanlar var ya, ben de aynen öyle diyorum. Bugünlerde duyduğum en büyük yalanlardan biri. Bu kanunu üç kişi biliyormuş. Duymayanlar duysun. Bu kanunu çok insan biliyordu. Çünkü niye? Raporumuz aleni. İnternet sitesine giren herkes görür. 6. maddeyi okuyan insanlar bu kanunun direktmen ne olduğunu çok net göreceklerdir. Dostum dinleyin ya, bakın biz sessizce herkesi dinledik ya. Büyük yalanlar vardır. O yalanlardan biri budur işte. Bir daha söylüyorum. Tamam? Dinleyin.

Bakın değerli arkadaşlar, raporumuzun 6. maddesinin giriş cümlesi, hemen söylüyorum size, bakın maddelere nasıl yansımış, nasıl oluşturulmuş, keşke okusalardı arkadaşlar. Bir zahmet okusalardı. Diyor ki, komisyonun bir diğer önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Milli dayanışma ve kardeşliğimizi pekiştirecek adımların atılmasını, geniş katılımlı, temsil gücü yüksek, açık ve şeffaf bir istişare süreciyle temin etmektir. Evet. Dönelim 6. maddenin 1. fıkrasına. Kritik eşik, örgütün silah bırakması. Süreçte en kritik eşik PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesidir.

Ne zaman söylenmiş bu? 18 Şubat 2026'da. Bazı arkadaşlar yeni duyuyor herhalde. 18 Şubat 2026'da rapora yansımış bir şeyi yeni duyuyor. Niye yeni duyuyor? Özensiz ve kanundan haberimiz yok diyor. Kanunun amaç ve kapsamına bak. Bak bakayım ne yazıyor, kanunun amaç ve kapsamında: Bu kanunun amacı, PKK, KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin, güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararı isminin Resmi Gazete'de yayımlanmasına müteakiben yürütülen işlemleri takip ediyor diyor.

Neredeymiş gizli kapaklı? 1. madde. Kritik eşik. Allah Allah, keşke okusalardı raporu. Peki, kanunumuzun 3. maddesi var. Diyor ki orada, örgüt mensuplarının durumu. 6'ya 3. Yukarıda belirtilen müstakil ve geçici kanunla birlikte ayrıca ceza ve infaz hukukunda yer alan hükümlerden istifade edilerek hazırlanacak bir düzenleme ile bahse konu kişiler hakkında tasarrufta bulunulabileceği ve ilgili kişiler hakkında mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.

Peki nasıl değerlendirilecek bunlar arkadaşlar? Hemen size okuyayım, bu çerçevede, terör örgütü mensupları bakımından, bizim raporumuzda var 61. sayfa, raporun ekinde. Bu örgütü, örgüt, terör örgütü mensupları bakımından fiilin niteliği ve kişinin de örgüt içindeki konumu esas alınarak, farklılaştırılmış, ölçülü ve denetlenebilir bir hukuki çerçevenin oluşturulması önem arz etmektedir. Yapılacak düzenleme örgüt mensuplarını yeknesak ve soyut bir kategorik değerlendirmeye tabi tutmak yerine, örgütsel faaliyet kapsamında ortaya çıkan bireysel sorumluluğun kapsamını ve yoğunluğunu merkeze alan bir yaklaşımla değerlendirilmelidir.

Ne yapmışız biz kanunda? 3. madde. Soruşturma ve kovuşturma içerisinde mevcut örgüt mensuplarının konumunu tahditlendirmeyi yazmışız. Raporda aynen yazıyor. Başka ne yapalım değerli arkadaşlar? Bakın 4. madde, koruma tedbirleri. Ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar. Bakın bunlar çok önemli arkadaşlar. Kanunun gerekçesiyle beraber, özellikle yerel mahkemenin verdiği kararlar ve istinaf incelemesi ve Yargıtay'da yapılacak inceleme neticesinde, eğer erteleme kapsamında yapılacaksa bu hususlar, açıkça yerel mahkemeye vermiş olduğu bu karar değerlendirmesi içerisinde değerlendirilmelidir ve sonuç itibariyle failin lehine olacak hususiyeti de bu kararında, erteleme içerisinde vermelidir. Son günlerde yapılan tartışmayı da görüyoruz.

Çok net 4. maddenin gerekçesiyle beraber, yerel mahkeme, istinaf ve Yargıtay sürecinde, çok açık bir şekilde failin lehine olan hususlar değerlendirilecek ve açıkça failin lehine olan husus erteleme kapsamı içerisinde ise, hükme esas olmak üzere bozulma kararı verilmek suretiyle yerel mahkemeye gönderilecek. Peki 6. maddeye geliyoruz, arkadaşlar. Yine failin durumuyla ilgili, rapordan bahsediyoruz.

Peki, biz bir şey daha önerdik burada. Efendim yargılamayı yürütmeye verdiler. Yürütmenin bu kadar ağır bir şeyi olur mu, sorumluluğu olur mu? Yargılama etkisi olur mu? Ya arkadaşlar, ya raporumuzun 6. maddesinin 5. fıkrası, altına imza attık. İzleme ve raporlama mekanizması. Kanunda örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlanmasını temin edecek, yürütme içerisinde bir mekanizmanın oluşturulması gerekmektedir. 7. madde: Bu kanun kapsamındaki faaliyetten uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi, kanunun Resmi Gazete'de yayınlanmasına müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında, Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil bir kurul tarafından yapılır.

Neresi gizli kapaklıymış bunun? Üç kişi biliyormuş. Ya kardeşim raporu okumazsan tabii kimse bilmez. Raporu okumadıysa kimse bilmez. Evet, peki, 1. maddeyi gördük, 2. madde tanımları gördük, 3. madde, fiili olarak terör örgütü mensuplarının soruşturma ve kovuşturmayla beraber, 6. madde mahkumiyet halleriyle beraber, adil, gerçekçi yaklaşımla beraber örgüt içerisindeki pozisyonu, ağırlığı, varsa karışmış olduğu faaliyetlerin veya yasa dışı işlerin veya suçların, bunların değerlendirmesiyle beraber bir değerlendirme yaptık ve metin hazırladık.

Tamamen raporla eşdeğer manada. Raporun açıkçası bir parçası olarak bu kanun teklifi hazırlanmıştır. Peki değerli arkadaşlar, bir husus daha var. Mevcut bu durum içerisinde, mevcut bu durum içerisinde, özellikle TCK 58 mahkumiyet hallerinde, 53. madde bağlamında ertelemeyle beraber hak yoksunluğu dediğimiz başlığın, sadece, son günlerde görüyorum kamuoyunda, siyasi yasaklılık, siyasi faaliyet başlığı adı altında birçok konuşma yapılıyor. Çok üzülüyorum.

Memnu haklar dediğimiz hadise sadece siyaset yapmayla ilgili midir? Kişinin idari olarak yapacağı görevlendirme ve yasaklamalar yok mudur? Dernek kurma, vakıf kurma, yöneticilik yapma, başka tahditler yok mudur? Memnu haklar dediğimiz sadece kişinin belediye meclis üyesi olması, belediye başkanı olması, milletvekili olmasıyla mı değerlendirilir? Birebir şey karıştırılıyor. Çok değerli arkadaşlar...

Çok değerli arkadaşlar Türk Ceza Kanunu çerçevesi içerisinde yapılan erteleme işlemlerinin Yüksek Seçim Kurulunun vermiş olduğu içtihatlar ve kararlar doğrultusunda bir kişinin milletvekili seçilip seçilmeyeceği, bir kişinin milletvekili seçimi kanunuyla ilgili alakası yoktur. Bu uygulamalar ve devam eden uygulanacak diğer hususlar kendi kanunlarıyla düzenlenecektir. Siz bu uygulamalar neticesinde eğer aday olmak istiyorsanız yasal sürelerin bitimi ve ilgili işlemlerin neticesinde eğer olacaksanız bunların değerlendirileceği yer başvuru yaptığınız il seçim kurulu ve varsa en sonunda Yüksek Seçim Kuruludur. Bunları birbirine karıştırarak, raporun tamamen bambaşka bir hale getirerek, efendim bu kanun garip yerlerde hazırlandı, üç kişi biliyordu, nerede hazırlandığı bilinmiyordu gibi böyle ucuz maalesef nezaketsiz ifadeleri reddediyorum. Raporumuzla bağlı, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuza bağlı 6. maddesiyle çok uyumlu bir kanun teklifinden bahsediyoruz. Ben emeği geçen arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Diğer bir yandan üzüldüm, efendim bir partinin kapalı grup toplantısına atıf var. Efendim öyle demiş, böyle demiş, uydurma birilerinin böyle dedikodusuyla beraber burada konuşulmasını da ben doğru bulmam. Adı üzerinde dedikodu, adı üzerinde birilerinin ifadesi. Bir genel başkan düzeyinde daha nezaketli, daha şık, daha özverili, daha doğru cümleler kurulmasına ben gayret ediyorum.

Ben de duyuyorum birçok siyasi partinin kapalı grup toplantısında neler konuşulduğunu. Bize de iletiliyor. Bunun polemiğini falan mı yapacağız? Hiç alakası yok. Arkadaşlar bizim amacımız belli. Bakın bizim derdimiz belli. Biz Türkiye'de bu topraklarda bir daha silahın, şiddetin asla konuşulmaması, bir daha bu topraklarda silah ve şiddet üzerinden bir meselenin ağır ekonomik sonuçlarıyla beraber yaşanılmamasını istiyoruz. Elimizden geldiğince, elimizden gelen tüm çabayla, tüm kapasitemizle, tüm değerlerimizle beraber bu soruna eğilip çözmeye çalışıyoruz. Eksiğimiz olabilir. Her şeyi dört dörtlük yapıyorum, tavra bak, biz her şeyi iyi biliriz. Ya kardeşim, o zaman ben size şunu sorarım, rapor ortada. 18 Şubat tarihinde yayınlandı. Özellikle hukuki düzenlemeler, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri. Birinci fıkradan başlayarak kritik eşik örgütün silah bırakması. Diğer müstakil ve geçici mahiyette kanun olması. Diğer husus, toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmayacak şekilde örgüt mensuplarının durumu, toplumsal bütünleşmenin sağlanması, yürütme içerisinde bir mekanizmanın oluşturulması ve bununla ilgili eşgüdüm sağlanması ve süreçte görev alanlara yasal güvence sağlanmasıyla ilgili başlıklarda, toplamda yedi başlık var. Ne önerdiniz? Ne yazdınız?

Konu belli. Konu belli. Ben yazdım. İstişare ettim. Birçok kişiyle yaptım. Süreçten önce de siyasi partileri bilgilendirdik Abdülhamit Bey'le beraber. Evet süre kısıtlı olabilir ama ben katkı sağlamak, katkı istemek için her türlü samimiyetli iyi niyetli çabayı gösterdim. Gizli kapaklıymış, efendim bilmem kapalı kapılar ardında hazırlanmış, bilmem neymiş. Böyle gerçekten nezaketsiz cümlelerle bu izah edilemez. Samimiyetle bir çaba var, bir gayret var. Ben başta bu sürece çok güçlü destekleriyle katkı sağlayan, yol gösteren Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a, yine her zaman olduğu gibi Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye, DEM Parti Eş Başkanlarına, İmralı'ya ziyareti yapan milletvekillerimize, AK Parti grubumuza, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerimize, İYİ Partideki milletvekillerimize, yine Yeniden Refah Partisindeki, Cumhuriyet Halk Partisindeki milletvekillerimize ben çok teşekkür ediyorum. Samimiyetle bu sürece katkı sağlamaya çalışıyorlar.

Diğer taraftan da bir şey var, illa bu insanları onların dediği gibi memnun etmemiz gerekiyor. Ya kardeşim bir şey sun ya, bir şey sun. Elli yıllık bir meseleye ben bütün samimiyetimle, bütün gayretimle, çabamla bir şey yapmaya çalışıyorum. Eksiğim olabilir, yanlışım da olabilir. Sen ne diyorsun ya bir görelim. Açın şu elinizdeki tecrübeyi, bilgiyi, yılları, birikimi. Bir görelim kardeşim. Rapor ortada. Altıncı başlık ortada. Buna imza attık. Ne diyorsun? Müstakil ve geçici kanun için ne diyorsun? Bu kurul için ne diyorsun? Yok. Anca eleştiririm, vay efendim o öyle olmuş, bu böyle olmuş. Arkadaşlar, bu kanun her yönüyle tereddütsüz Türkiye hedefi noktasında gerçek manada bir Türkiye modelidir. Bak açık söylüyorum. Sürecin başından itibaren komisyonumuzun işleyişi, devamındaki raporun çıkışı, devamındaki görüşmeler gerçek manada bu toprakların evlatlarının çalışmasıdır. Bundan bir gurur duyun ya, bir sevinin. Çok önemli bir şey bu. Bakın dünya örnekleri var. Söze kelama gelince efendim İRA derler, ETA derler, o derler, bu derler. Hepsinde üçüncü göz var. Hepsinde dışarıdan müdahale var. Bizde yok. Bu toprakların evlatları, Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, bu toprakların has evlatları samimiyetle bu sorunu çözmek ve gelecek Türkiye Yüzyılında daha sağlam, daha kararlı, kardeşçe omuz omuza yürümek istiyor. Peki bunu biz isterken birileri destekleyeceğini mi zannediyoruz? Yok, biliyoruz. Yıllar önce olduğu gibi birilerinin ekmeği buradan kesilecek. Birileri buradan siyasi menfaat elde edemeyecek. Yok olacaklar belki. Onların ben isteyeceğini düşünmüyorum, biliyorum. Hakaret edecekler, yalan yanlış bilgiler verecekler, uydurma bilgiler verecekler. Ama şunu anlıyorum ben; geçmiş yıllardan itibaren yaşanmışlıklarla beraber kaygılarımız olabilir, endişelerimiz olabilir. Ama bunu yapıcı, yıkıcı olmadan, samimiyetle bu sorunun çözümü noktasında yapmalıyız. Sonuç itibariyle arkadaşlar, bizim raporumuza da yansıdı. Ben cümlelerimi şöyle tamamlamak istiyorum. Gerçekten çok emek sarf edilen, büyük uğraşılar verilen, samimiyetle ortaya konulan bir çaba var. Bu çabanın sonucunda inşallah Rabbim de bunu bereketlendirir. Bakın, biz 60 sayfadan oluşan kendi AK Parti raporumuzda Sayın Cumhurbaşkanımızın 2009 yılında yaptığı bir konuşmayı da burada geçirmiştik. Ben o konuşmayla sözlerimi tamamlamak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız ifadesiyle; Türkiye'nin kaybetmesine, daha büyük risk ve tehditlerle karşılaşmasına tahammülümüz asla yok. Ülkenin bir bölümü üzerine çökmüş kara bulutlara tahammülümüz yok. Değerli kardeşlerim, umutsuzluğa tahammülümüz yok. Biz artık Botan Çayı'nda serinlemek, Zap Suyu gibi coşmak, Dicle, Fırat, Murat gibi barışa, kardeşliğe akmak istiyoruz. Derdimiz bu. İstiyoruz ki Munzur Dağları'nda hep birlikte kardelenler toplayalım. Cudi Dağı'ndan yediverenler, Ağrı Dağı'ndan çiğdemler derlemek istiyoruz. Ülkemin yedi coğrafyasından derilmiş çiçekleri ülkemin annelerine, o tertemiz yüreklere vermek istiyoruz. Türkiye'ye yeni ufuklar açmak, Türkiye'yi şaha kaldırmak, Türkiye'yi artık kabına sığmaz, tutulamaz, güçlü bir ülke olma yolunda zapt edilemez hale getirmek istiyoruz. Bunun mümkün olduğuna inanıyoruz. Çünkü bunu 7 yılda gördük. Nereden nereye geldiğimiz ortada. Bedeli her ne olursa olsun bunu başaracağız. Hep birlikte başaracağız. Burada olanlarla, olmayanlarla birlikte başaracağız. Bu kardeşlik projesini, bir bütünleşme projesini, bu Türkiye'yi ayağa kaldırma projesini hep birlikte başaracağız inşallah. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL YENİ PARTİ'NİN TAVRINI AÇIKLADI

ÖZGÜR ÖZEL YENİ PARTİ'NİN TAVRINI AÇIKLADI

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin tavrını şu sözlerle açıkladı:

Özgür Özel, "Kırmızı çizgilerimiz nettir; Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile Anayasa'nın güvence altına aldığı Cumhuriyet'in temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz, buna asla izin vermeyiz. Bu anlayışla iktidara değil ama milletimize güvenerek, bu metne değil ama partimizin duruşuna ve milletvekillerimizin göstereceği duruşa güvenerek, bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak, iktidarın hesabına karşı durarak ama Türkiye'nin geleceğinin önünü açacak bir sorumluluğu üstleniyorum.

Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur, partimizin adını millet koymuştur, partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde millet ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu'nu kararında serbest bırakıyor değilim; aksine kendi il, bölge, temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.

DEM PARTİ KONUŞTU: VATAN ORTAK GELECEK ORTAKTIR

DEM PARTİ KONUŞTU: VATAN ORTAK GELECEK ORTAKTIR

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan şunları ifade etti:

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Tuncer Bakırhan, buyurun efendim. Sayın Başkan, partilerin çok değerli genel başkanları, kıymetli milletvekilleri, bizi izleyen değerli Türkiye halkları ve cezaevindeki bütün yoldaşlarım hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Konuşmama başlamadan önce Sırrı Süreyya Önder şahsında barış için emek veren, çaba harcayan ama bugün aramızda olmayan bütün arkadaşlarımızı da saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizin kaderini ilgilendiren önemli bir gündemi görüşmek için bir aradayız. Bir asırlık Kürt meselesi çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor. Biz burada bu tarihi geçişe tanıklık ediyoruz. Görüştüğümüz bu kanun teklifi ülke olarak yeni bir istikamete yol almanın pusulasıdır. Bizi bu istikamete götürecek olan adres Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Saygıdeğer üyeler, Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt meselesi sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildi. Takrir-i Sükûn'dan İstiklal Mahkemelerine, gizli idare planlarından olağanüstü hal rejimlerine kadar mesele hep istisnanın bir konusu oldu. Bu meselenin devlet katındaki tarihi, ikili devlet pratiklerinin yaygınlaştığı, siyasetsizliğin örgütlendiği, istisnanın genişlediği bir tarih oldu. Bunun bedelini şu veya bu şekilde bütün ülke ödedi. Şimdi acı ve inkar dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız. Bütün cümlelerimizin gramerini değiştirmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz. Bugün mesele ilk kez gerekçesi yazılmış, müzakere edilebilir, itiraz edilebilir olağan bir yasama diliyle konuşuluyor. Bugünün önemi tarihsel bir düğümün nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve meclis kayıtlarına geçmesidir. Parlamento bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bu aynı zamanda ortak tarihimize ve ortak geleceğimize karşı meclisin bir sorumluluğudur. 1064'te Kars'ta Şeddadi Kürtleriyle Selçuklular arasında başlayan ortak kader ve hukuk 1071'de Malazgirt'te Anadolu'nun kapılarını açtı. Sonraki yıllarda bu kader ve hukuk güncellendi. Uzun yüzyıllar devam etti. 1900'lerin küresel, bölgesel ve ulusal atmosferinde bozulan bu dinamiği şimdi demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında güncelleme şansına sahibiz. O halde parlamento bu sorumluluğu taşımalı ve yeni bir tarihin önünü açmalıdır. Biliyoruz ki tarihe geçecek günler güçlü bir irade gerektirir. Bu irade bugün bu mecliste vardır. Değerli milletvekilleri, bu meclisin hafızası bizlere Türkler ve Kürtlerin ortak hikayesini ve güçlü ortaklık potansiyelini hatırlatıyor. Anadolu ile Mezopotamya arasında yüzyıllara yayılan ortak bir hayat var. Aynı kültür havzasında, aynı kavşaklarda ve aynı hikayede buluşmalar var. Bin yıllık kardeşliğimiz ve Cumhuriyetin kuruluşu bunun kanıtıdır. Amasya'da bu topraklar Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olarak telakki edildi. Erzurum'da birlik iradesi bu iklimde dile geldi. Birinci Meclis farklı bölgelerin ve kimliklerin temsilcilerini aynı çatı altında topladı. 1921 Anayasası yerel idareye alan açan çoğulcu bir ruh taşıdı. Ama bu ufuk inkar ve isyan sarmalında daraldı. Kadim tarihsel ilişkimiz büyük zarar gördü. Bu durum en çok da bu toprakları tehdit olarak görenleri sevindirdi. Bir parantez açmak istiyorum, bu süreç başladığında bazı dış güçler ne dedi biliyor musunuz? "Bu adımla Orta Doğu dengeleri altüst olacak" dedi. Aslında altüst olacak olan küresel güçlerin 100 yıllık hesaplarıydı. Biz bunu çok iyi biliyoruz. Bu süreç kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını altüst edecek, beraberliğimizi kaim kılacak, ortak geleceğimizi güçlendirecektir. Yarım asırlık çatışmalı süreç bu ülkenin her bir karışına büyük acılar yaşattı. Artık çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Yüz yıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kanun yasası Kürtleri hukuka dahil etmenin ilk adımıdır. Bu kanun teklifiyle beraberliğimizi ve geleceğimizi güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz, güçlü bir başlangıç yapıyoruz. 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla bu başlangıca imkan sağlayan Sayın Öcalan'ın bu kurucu rolünün altını önemle çizmek istiyorum. Kendisinin Türkiye çözümünden yana çabalarının ön yargılarla değil hakkaniyetle görülmesi gerekir. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin süreçteki kurucu rolünün de hakkını veriyoruz. Değerli hazırun, şimdi Türklerin güvenlik kaygısıyla Kürtlerin eşitlik talebini aynı hukuk düzeni içinde buluşturacak bir ufka bakıyoruz. Irak'tan Suriye'ye, İran'dan Doğu Akdeniz'e kadar sınır güvenlikleri, ittifaklar ve güç dengeleri hızlı bir şekilde değişiyor. Orta Doğu'da devletlerin yeniden inşası yeni bir paradigma ve bölgesel düzen ekseninde gerçekleşiyor. Kürtler, dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. Yüz yıl önce inkar edilen Kürt varlığı bugün Orta Doğu'nun temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Kürt jeopolitiği Orta Doğu'nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik demokratik bir geleceğe imkan sunuyor. Tarihi Türk-Kürt ilişkilerini bu jeopolitik gerçek etrafında yeniden güncellemeliyiz. Bu bize bölgedeki kor ateşlerden korunmak için büyük bir fırsat sunuyor. Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak Türkiye'yi ihya eder, Orta Doğu'ya huzur ve demokrasi getirir. Fırat'ın doğusu ile Fırat'ın batısını ortak hukuk ve kaderle mühürlemek büyük tehlikelere karşı büyük güvence yaratır. Biliyoruz ki komşuları yanan bir evde barış lüks değildir, sigortadır. Türkiye'nin kendi içindeki ateşi hukukla söndürmesi bize olduğu kadar bütün komşularımıza da nefes aldıracaktır. Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar genelde acıyla çizildi. Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var. Altını önemle çizmeliyim ki bu sayfa Türkiye'de yazılırsa mürekkebi tüm bölgeye yeter. Değerli milletvekilleri, bugün görüştüğümüz bu yasa bir ayrıcalık üreten yasa değildir. Çatışma çözümünün ilk adımıdır. Bu bir al-ver meselesi değil, bu tarihsel ilişkimizi düzeltme ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç taviz değildir, yenme ve yenilme hiç değildir. Bu sürecin tek bir kazananı var, o da tüm Türkiye 86 milyon yurttaşımızdır. Barış bir müsabaka değildir, halklar arasında tutulmuş bir skor tabelası olarak görülmemelidir. Bu kürsüden Türk kardeşlerime bütün açık yürekliliğimle seslenmek istiyorum. Bu süreçten sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye'yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir. Yüz yıldır size bölüneceğiz korkusu anlatıldı, yine anlatılmaya devam ediyor. Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey çatışmanın ta kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu meclisin çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız, çünkü vatan ortak, gelecektir ortak. Evlatlarını yitiren ailelere de sesleniyorum. Evlatlarınızın hatırasına gösterilecek en büyük hürmet başka hiçbir evladın ölmemesi ve zarar görmemesidir. Acılarınızı asla tartmayacağız, asla yarıştırmayacağız. Acı hangi evde olursa olsun Şırnak'tan Tekirdağ'a kadar hepimizindir. Bu ülkedeki her acıyı yüreğimin en müstesna köşesinde taşıyorum. Tek bir amacımız var, o da başka acıların yaşanmamasıdır. Kürt halkına da aynı açıklıkla sesleniyorum. Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır. Yine kandırılacağız kaygısını biliyoruz. Bu kaygı vehim değil, çok iyi anlıyoruz. Her şeyden önce Kürtler örgütlü bir halktır, ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şaşsa da düzeltecek bir kantar var, o da sizsiniz.

Emin olun, siyaset alanında Kürt halkının demokratik hakları için daha güçlü mücadeleye devam edeceğiz. Ama şimdi hepimizi yakan bir ateş var, önce o ateşi söndürmeliyiz. Kürtçede "Agır be agır be namırı" denir. Yani ateş ateşle söndürülmez. 50 yıllık çatışmanın bize öğrettiği en yalın hakikat budur inanın. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulan her düzen içinde bir sonraki çatışmanın tohumunu taşır. Çatışma çözümlerinde başarı her kimlik, her inanç, her topluluk kendisini bu ülkenin asli vatandaşı olarak görüyor mu sorusuna verilen cevapta bulunur. Bu süreç Türkiye'nin bölünmesine değil bütünleşmesine, ayrışmaya değil ortak yaşamın güçlendirilmesine büyük bir fırsat sunacak. Bu kanun teklifi ise ortak yaşamın, siyasi ve hukuki harcının güçlendirilmesine atılan ilk adımdır. Kanun teklifinde yer alan demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi vurgusu önemli bir yörüngeye işaret ediyor. Bu ilk adımı güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç demokratik siyasettir. Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümü ilk adımdan sonra gelmelidir. İlk adımı anlamlı kılacak şey ikinci adımda, yani Ekim ayında meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır. Ekimle birlikte artık Türkiye'de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların, yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dahil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmalıyız. Bu süreçte herkesin hakkını, hukukunu sağlamalıyız. Ekimde parlamentonun istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu meclistedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır, yani hepimizdedir. Değerli milletvekilleri, barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır. Bu kazanımı sağlamanın önündeki engellerden biri Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimdir. Türkiye siyaseti uzun süredir Mekke dönemi psikolojisi yaşıyor. Farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor. Diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor. Oysa Türkiye'nin ihtiyacı farklılıkların bir güvenlik tehdidi olmadığı, ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı Medine dönemi aklıdır. Artık çatışmadan barışa, kutuplaşmadan birlikteliğe, ayrışmadan ortak yaşama ve müzakereye hicret etmeliyiz. Hicret berekettir, hikmettir. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var. Bu tanışmadan kim kazanacak? Tabiki herkes. Bu barıştan kim kazanacak? Tabiki 86 milyon insanımız. Gelecek nesiller bir gün bu tutanakları okuduğunda bu günlere bakıp bu ülkenin insanları birbirleriyle yeniden konuşmayı başardı diyebilmeliler. İşte gerçek barış ve başarı budur. Bu kanun teklifine verilecek her evet oyu 86 milyonun geleceğine atılacak bir imzadır. Değerli arkadaşlar, barış eken yaşamı biçer. Barışla birlikte kerpiç evlere gencecik insanların ölüm haberleri artık gitmeyecek, analar yasta değil ortak mabette buluşacak. Şimdi bu yasayla müreffeh ve barış içinde bir Türkiye demir atabiliriz. Bu yasayla henüz doğmamış çocukların hayatında, milyonlarca insanın sofrasında bereketi çoğaltabiliriz. Emin olun, Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik ve eşit temelde güncellenmesiyle birlikte enerji ve ticaret koridorları, sanayi ve üretim havzaları inşa edebileceğiz. Bölgesel oyunun kurucu kurucu haline gelmek işten bile olmayacak. Çatışmalı sürecin bedelini başta yoksullar olmak üzere tüm ülke yıllardır ödedi. Barışın semeresini de çocuklar, gençler, yoksullar, emekçiler, emekliler kazanacak. Her yıl 50 milyar dolar artık acıları çoğaltan çatışmaya değil bereketi çoğaltan ekonomiye gidecek. İnşallah çatışmaya akan kaynak okula, hastaneye, üretime akacak. Yıllardır yatırım görmeyen coğrafyalar yaşam bulacak. Saygıdeğer halklarımız, peki biz bu teklife neden imza attık? Neden evet diyeceğiz? Açık ve net ifade ediyoruz. Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz. Değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz. Bu yasada şüphesiz eksikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye ana dil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazlarıdır, barışa giden yolun taşlarıdır. Fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır. Bugün atılan şey bir temeldir. Temel tek başına ev değildir. Katları örmek, odaları kurmak, en sonunda çatıyı çakmak gerekecektir. O çatı Demokratik Türkiye Cumhuriyeti'dir. Taşıyıcı kolonları hukuk devleti, eşit yurttaşlık, demokratik siyaset ve toplumsal barıştır. İmzamız bir sonuç belgesinin altına değil, bu inşanın hukuki zeminine atılmıştır. Kapı eksik diye o eşikten dönmeyeceğiz. Aralanan kapıdan kararlı bir şekilde içeri girecek, bu evi inşallah hep birlikte tamamlayacağız. Değerli üyeler, devlet dediğimiz şey toplumun tamamını, bütün renklerini yansıtmalıdır. Kürdün kimliğinin özgür olduğu ve özgürce örgütlenebildiği, Alevinin inancını eşitçe, özgürce yaşayabildiği, Romanın, Ermeninin, Çerkesin, bütün halkların ve inançların kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı demokratik bir ülke istiyoruz. 100 yıl önce bu meclis farklı kimlikleri aynı çatı altında toplayarak bir yaşam inşa etti. 100 yıl sonra aynı meclis en ağır meselesini yeniden kendi kürsüsüne, hukukun ve siyasetin diline çağırıyor. 86 milyon Ankara çözümüne hazırlanıyor. Bir asır önce bu çatı altında bir Cumhuriyet kuruldu. Şimdi onu çerçeve yasadan başlayarak hepinizin evi haline getirmek vaktidir. Yarın özgür düşüncenin ve eşit yaşamın şafağının attığı bir güne merhaba diyeceğiz.

Biz buna hem hazır hem de kararlıyız. Yaşar Kemal bir ada hikayesinde savaşlardan, sürgünlerden, yıkımlardan arta kalan insanları bir adada yeniden hayat kurarken anlatır. Çok içten ifade etmek istiyorum ki bizim adamız Türkiye'dir. O halde bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka bir yolumuz yoktur. Bu duygu ve düşüncelerle Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş, Sayın Bahçeli, Sayın Özel, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Arıkan, Sayın Babacan, Sayın Davutoğlu başta olmak üzere kanun teklifinde imzası olan bütün siyasi parti liderleri ve milletvekillerinin bu sürece büyük katkı verdiklerini bir kez daha belirtmek istiyorum. Eleştiri ve önerileriyle kanun teklifine oy vererek katkı sunacak her bir milletvekili arkadaşımı gönülden tebrik ediyorum. Bugün burada söylenen her söz, atılan her imza yarının Türkiye'sine miras kalacak. Bu meclisin tutanakları bir gün çocuklarımızın en çok gurur duyacağı sayfalar arasında yerini alacak. Kürsüden ayrılırken tek bir dileğim var: Bu kanun teklifinin altına düşen imzalar bir daha hiçbir zaman silahın konuşmadığı bir geleceğin ilk mührü olsun. Bu mühür bozulmasın, bu barış kalıcı olsun. Ortak ve eşit yaşamımız baki olsun. Hepinizi selam, saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

MHP'DEN İYİ PARTİ'NİN 'BU TEKLİF BİR AFTIR' İDDASINA YANIT

MHP'DEN İYİ PARTİ'NİN 'BU TEKLİF BİR AFTIR' İDDASINA YANIT

İmralı Süreci'ni başlatan MHP adına Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız konuştu.

Terörsüz Türkiye olarak adlandırdıkları sürecin arkasında olduklarını belirten Yıldız, süreç yasasının 'PKK'lılara bir aftır' iddiasına yanıt verdi. İYİ Parti'nin bu söylemine karşı yanıt veren Yıldız, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a husumeti olan hukukçulardan görüş alınırsa 'boşluğa' düşüleceğini söyledi.

Yıldız şunları ifade etti:

İstanbul Milletvekili Sayın Feti Yıldız. Buyurun Sayın Yıldız. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz erinde Milliyetçi Hareket Partisi'nin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in 22 Ekim 2024 tarihinde yapmış olduğu çağrıdan bugüne kadar, çok şükür, yuvalara yeni ateşler düşmemiştir. Bu hakikat yeryüzündeki hiçbir maddi değerle ölçülemez. Hiçbir siyasi duruş bunun kadar kıymetli olamaz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a şükranlarımızı bildiriyoruz. İradesiyle 'Terörsüz Türkiye' sürecini devlet politikası haline getirmiştir. Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'un değerli katkıları ve büyük emeği için teşekkür ediyoruz. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun tüm üyelerinin yaz boyunca fedakarca mesai yapmıştı, hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi üzerinde eleştirileriyle katkı sunan her milletvekiline, basın mensuplarına da ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Sayın milletvekilleri, on binlerce insanımızın hayatına, devasa kaynaklarımızın heba olmasına neden olan terörü tarihin karanlık çöplüğüne göndermek isteriz. Terör; siyasi, ideolojik, dini veya etnik hedeflere ulaşmak için şiddeti kullanan, hedef aldığı kurbanların ötesinde geniş kitleler üzerinde korku ve yıldırma iklimi yaratan bir insanlık suçudur. Terör, çağdaş devletlerin egemenlik, güvenlik ve toplumsal istikrarını derinden sarsan çok boyutlu bir tehdittir. Özellikle Soğuk Savaş dönemi sonrası uluslararası sistemin parçalı yapısı, devlet dışı silahlı yapıların güç kazanmasına zemin hazırlamış; bu aktörlerin çoğu yine etnik, dini, ideolojik motivasyonlarla hareket ederek devlet otoritesini zayıflatmıştır. Türkiye Cumhuriyeti 1980'lerden itibaren terörün systematik biçimde kullanıldığı bir süreci yaşamıştır. Bölücü ve radikal örgütlerin ülke bütünlüğüne yönelik eylemleri milli güvenlik siyasetinin temel önceliği haline gelmiştir. Bu kapsamda 'Terörsüz Türkiye' vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlenmesi, hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, toplumsal dayanışma, ekonomik kalkınmayı kapsayan bir devlet politikasıdır. Türkiye'nin jeopolitik konumu, üç kıtanın kesişme noktasında yer alması, güvenlik risklerinin yalnızca ulusal değil, bölgesel ve küresel boyutlar taşımasına da neden olmaktadır. Değerli milletvekilleri, 'Terörsüz Türkiye' süreci, küresel ve bölgesel krizlerin yoğunlaştığı bir dönemde devletin bekası, kardeşlik hukuku ve ortak tarih bilinci üzerinden bölgesel istikrarsızlıkları minimize etmeyi amaçlayan bir hedef çerçevesinde yürümektedir. 1 Ekim 2024'te Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama yılının açılış töreninde Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin bundan tam 677 gün önce DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşması, onlara hitaben söylediği sözler siyasi hayatımızda yeni bir kapı aralamıştır. Yine 22 Ekim'de grup toplantısında yaptığı tüm ezberleri bozan tarihi çağrı Türk siyasetinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu tarihi çağrı bir milattır. Yüzyılın en cesur, dönüştürücü siyaset hamlesidir. Bu hamle ve aradan geçen zaman PKK'nın kendini feshetmesini ve silahları bırakmak kararı almasıyla sonuçlanmıştır. Değerli milletvekilleri, 12 Mayıs 25'te kongresini toplayan PKK kendini feshetmesiyle süreç yeni bir boyut kazanmıştır. Yarım asra yakın bir süredir Türkiye'nin enerjisini, insan kaynaklarını, ekonomik refahını sömüren, bin yıllık kardeşliği kasteden bir yapı tasfiye edilmiştir. Elbette bu sonuca ulaşmak kolay olmamıştır. Kardeşliğimizi hedef alan terör tehdidinin ortadan kaldırılması ve toplumsal huzuru güçlendirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinde %95'in üzerinde bir temsil ile kurulan Milli Dayanışma ve Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu uzlaşma ikliminin yaratılmasında önemli bir görev yapmıştır. 5 Ağustos 2025'te çalışmalarına başlayan komisyonun başkanlığını Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş Bey yapmıştır. Meclisteki 12 siyasi partiden 11'inin katılımıyla, 11 üyeli çoğulcu ve kapsayıcı bir yapı kurulmuştur. Komisyon 21 kez toplanmış, 132 kişi ve kurumun görüşlerini almış, 80 saatlik bir çalışmanın sonunda 4199 sayfa tutanak tutulmuştur. 'Terörsüz Türkiye' sürecinde büyük bir rıza üretilmiş ve süreç aziz milletimiz tarafından sahiplenilmiştir. Komisyonda her görüş temsil edilmiş, sonuç olarak büyük bir mutabakatla 47 kabul, 2 ret, 1 çekimser oyla yapılacakları belirleyen bir rapor ortaya çıkmıştır. Dünya görüşleri farklı siyasi partiler Türkiye'de bir ilki gerçekleştirmiş ve asgari müştereklerde buluşmuştur. Terörsüz Türkiye barış ve huzur demektir, demokrasi ve hürriyet demektir, kardeşlik demektir. Yapılan kapsamlı toplantılarda müşterekleri önceleyen, farklılıklara hürmetkar bir anlayış öne çıkarılmıştır. Müstakil bir geçici yasa düzenlemesi için af ve cezasızlık algısına yol açmadan kapsayıcı olma rapora şerh düşülmüştür. Değerli milletvekilleri, 'Terörsüz Türkiye' süreci öngörülen bir plan dahilinde ilerleyecek, hukuk devleti daha da güçlenecek, dürüst ve samimi adımlar, dış dayatmalara kapalı öneriler, bin yıllık kardeşliğe ve ortak yaşama dönük tasarruflar Milliyetçi Hareket Partisi tarafından her zaman desteklenecektir. Yüreğimizle, gönlümüzle 'Terörsüz Türkiye'nin yanındayız. Tarihe, ecdada, şehitlere sahip çıkmak, ortak geleceği kucaklamak, milli değerler etrafında birleşmek, milli devleti korumak, bin yıllık kardeşliği yaşatmak amacıyla 'Terörsüz Türkiye'nin sonuna kadar arkasındayız. Sayın milletvekilleri, devletin temel görevi milletin bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyetin niteliklerini korumak; kişilerin temel hak ve hürriyetlerini, toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamaktır. Sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayan engelleri de bu arada kaldırmaktır. Temel amacımız silahlı yapılanmaların ortadan kaldırılması ve demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi, toplumsal bütünleşmenin sağlanması ve milletimizin ortak değerlerinin korunmasıdır. Hukuk devleti adaletin sağlanması, kamu düzeninin korunması, toplumumuza huzurun güçlendirilmesi ve suç işleyen bireylerin yeniden topluma kazandırılmasını gözeten çok boyutlu bir anlayışı ifade etmektedir. Bu yaklaşım doğrultusunda ceza adalet sistemi yalnızca geçmişte işlenmiş suçlara karşılık verme amacı taşımamaktadır. Kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak, yeniden suç işlenmesini önlemek; bu çerçevede hazırlanan teklifte gelecekte benzer olayların yaşanmamasının önlenmesi, elde edilen kazanımların kalıcı hale gelmesi, kamu güvenliğinin daha güçlü biçimde tesis edilmesidir. Sayın milletvekilleri, kanun koyucunun ceza ve infaz politikalarını belirleme konusunda takdir yetkisi vardır. Hukuk devletinin çizdiği sınırlar içerisinde kamu yararını gerçekleştirilmeye yönelik anayasal bir yetkidir. Teklif, mahkumiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme niteliğinde değildir. Bazı arkadaşlarımız maalesef kanunun gerekçesini ve lafzını okumadan, metnini okumadan bunun bir af olduğunu iddia edecek kadar gerçekten uzağa düşmektedir. Devam eden soruşturma ve kovuşturma süreçleriyle kesinleşmiş mahkumiyet hükümleri bütün sonuçlarıyla varlığını korumakta; suçun vasfına, mahkumiyet kararına veya ceza sorumluluğuna ilişkin herhangi bir değişiklik önerilmemektedir, öngörülmemektedir aynı zamanda. Değerli arkadaşlar, huzurunuza getirdiğimiz kanun teklifinin nitelikli bir çoğunlukla kabul edilmesi onun özel af olduğu iddiası var. Değerli arkadaşlar, bu mantığı devam ettirirsek eğer her infaz düzenlemesinde bir kısım bir miktar cezanın cezaevi dışında çekilmesini esas alırsak Covid izninde insanları 3 yıl, 5 yıl dışarı çıkardığımız kanunun için de nitelikli çoğunluk ararsınız. Bunun bu duruma düşmeyi hiçbiriniz istemezsiniz herhalde. Yani bir meseleye, bir meseleyi anlatırken ya öğreneceksiniz ya da danışacaksınız. Ancak Sayın Cumhurbaşkanıyla, Cumhur İttifakıyla ihtilafı olan insanlardan görüş alırsanız, sataşmak için söylemiyorum, boşa düşersiniz. Ben sözü fazla uzatmak istemiyorum. Kanun teklifinin bir çoğunlukla kabul edileceğini bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum

SALICI: VARSA FEZLEKE VEKİLLİĞİ BİTTİKTEN SONRA YARGILANIR

SALICI: VARSA FEZLEKE VEKİLLİĞİ BİTTİKTEN SONRA YARGILANIR

Oğuz Kaan Salıcı şunları ifade etti:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci söz İstanbul Milletvekili Sayın Oğuz Kaan Salıcı'ya ait. Buyurun Sayın Salıcı. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasi partilerimizin değerli genel başkanları; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben Adıyamanlıyım. Sevgili hemşehrim Sırrı Süreyya Önder'in bugün aramızda olmasını çok isterdim. Bugünü görmek en çok onun hakkıydı. Mekanı cennet olsun. Bizim oraya... Bizim oraya Şam ve Beyrut Ankara'dan daha yakın. Adıyaman'a Bağdat İzmir'den, Tebriz İstanbul'dan daha yakın. Buralar Orta Doğu'nun kadim şehirleri. "Coğrafya kaderdir" derler ya, bizim kaderimiz birbirine bağlı. Ben doğduğumda Suriye'yi Hafız Esad, daha iki sene öncesine kadar da oğlu yönetiyordu. 3 yaşımdayken Lübnan'da iç savaş başladı. 7 yaşımdayken İran'da devrim oldu. İran ile Irak 8 yıl savaştı. Hayatımın 23 yılında Irak'ı Saddam Hüseyin yönetti. 9 yaşımdayken Mısır'da İsrail'le barışan Enver Sedat öldürüldü. İsrail Golan Tepeleri'ni hukuksuzca ihlal etti, ilhak etti. PKK terörü başladığında 12 yaşımdaydım. Üniversite için İstanbul'a gittiğim yıllarda Kuveyt'te Amerika ile Irak savaşıyordu. O sırada İsak Rabin ile Yaser Arafat barışıyordu. Bugünlerin hiçbiri yok. Savaşlar oldu. Yeni düzenler kuruldu. Kurulan düzenler bozuldu, aktörler değişti. Yeni savaşlar, yeni barışlar oluştu.

Bugün kızım 10, oğlum 6 yaşında. En büyük dileğim evlatlarımızın terörün, şiddetin, savaşın uğramadığı bir Türkiye'de büyümesidir. Sorunlarını konuşarak çözebilmeleridir. Bugün omuzlarımda ben bu sorumluluğu taşıyorum. Olağanüstü bir bölge bölgesel kırılma döneminden geçiyoruz. İran'ın direniş ekseni kırıldı. Suriye'de Baas rejimi çöktü. İhvan siyaseti iflas etti. Irak yeni dengeler arıyor.

İsrail'in sınırları belirsizleşti. Filistin'de 70 binden fazla insan katledildi. Orta Doğu'da ekonomik ve siyasi güç ilişkileri değişiyor. Dahası Orta Doğu'da sınırlar değişiyor. Yüzyıl önce de sınırlar değişmişti. Bundan tam 104 yıl önce, 6 Mart 1922'de Sakarya Muharebesi'nden sonra Büyük Taarruz'dan önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu meclisin kürsüsüne çıktı ve şunları söyledi: "Türkiye'yi yok etmeye çalışanlar ile Türkiye'nin yok olmasında çıkar görenler zamanla birleşmiş, ittifak kurmuşlardır.

Yüzyıllar boyunca bu anlayış bir gelenek haline gelmiş ve sonuçta sonunda çeşitli bahanelerle Türkiye'nin iç işlerine, yönetimine ve hayatına müdahale etmeye kadar varmıştır." Değerli arkadaşlar, işte bu müdahaleleri püskürtmenin yolu toplumsal barıştır. Milletin birbirine şüphe dolu gözlerle bakmamasıdır.

Meclisin milletin ortak iradesini güçlü bir şekilde taşımasıdır. Çünkü askeri cephede savaşta yenilebilirsiniz, günü gelir yeniden taarruz edersiniz. Ama milletin ortak iradesi çökerse asıl tehlike orada başlar. Birlik ise milletin iradesinin zemini olan mecliste kurulur. Halkımızın isteği bağımsız ve kardeşçe yaşamaktır. Meclisin görevi de bunu başarmaktır. Biz bugün Kürt meselesini çözmüyoruz.

Biz bugün Kürt meselesinin silahlardan arındırılması yönünde tarihi bir adım atıyoruz. Silahın olduğu yerde sözün bir anlamı kalır mı? Biz bugün sözü başlatıyoruz. Değerli arkadaşlar, bakın Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin 1989 yılında yazdığı rapordur bu. Herkes korkarken biz cesurduk.

Herkes korkarken biz konuştuk. Demokratik çözümün adresini ilk biz gösterdik. Siyasi rakiplerimiz de yaptı. "Terörle iş birliği yapıyorsunuz" diye bize iftiralar attı. Hatta mitinglerden montaj videolar bile yayınlandı. Atı alan Üsküdar'ı geçti. Kara propaganda kazandı. İktidar sıralarında oturan değerli arkadaşlar, madem barışın kapısını açıyoruz, sizce de Türkiye'ye bir özür borcunuz yok mu?

Bu işin bu işin bugüne gelmesini en tutarlı şekilde Sosyal Demokrat Halkçı Parti, Cumhuriyet Halk Partisi geleneği savundu. "Çözümün adresi meclistir" dediğimizde bize müstehzi gülenler olmuştu. İşte şimdi mecliste çözüyoruz. Değerli arkadaşlar, Sayın Sırrı Sakık o günlerin tanığıdır. Sayın Ayşegül Doğan burada, rahmetli Orhan Doğan'ın kızı. Babasının gözaltına alındığı mecliste bugün birlikte çalışıyoruz. O günleri hayırla hatırlayan kimse kalmadı. Ama maalesef bu meclisten milletvekili alıp götürmeyi marifet zanneden bir anlayış hala yaşıyor.

Varsa fezlekesi, milletvekilliği bittikten sonra yargılanır. Ama önemli olan meclisin itibarını korumaktır. Değerli arkadaşlar, Türkiye uzun yıllar boyunca bazı meselelerini güvenlik ekseninin dışına çıkarak konuşmayı başaramadı. Hatta siyaset neredeyse öyle bir noktaya geldi ki, depreme "milli güvenlik sorunu" demezsen sağlam konut yapılmaz. Orman yangınlarına "milli güvenlik sorunu" demezsen itfaiye çalışmaz. Yolsuzluğa "milli güvenlik sorunu" demezsen üstüne gidilmez hale geldi. Her meseleye güvenlik gözüyle bakıldı, sorunlar o şekilde ele alındı.

Belki kavramın içi boşaltıldı. Bugün kelimenin tam anlamıyla milli güvenliğimizi yakından ilgilendiren bir noktaya gelindi. Şunu bilelim: Türkiye'nin asıl ihtiyacı, sorunlarını çözebilmek için onları önce birer güvenlik tehdidine dönüştürmek zorunda kalmadığı bir siyaset düzenidir.

İşte bu mantıkla sürecin gerçek başarısı silahların kaç adet teslim edildiğiyle değil, siyasetin ne kadar genişlediğiyle ölçülmelidir. Demokratik siyasetin alanı genişledikçe şiddet alanı daralacaktır. Sürecin itici gücü bölgesel güvenlik denklemi olmakla birlikte, Türkiye'nin geleceğini yalnızca dış gelişmelerin belirlediği bir güvenlik refleksi üzerine kurmak doğru değildir.

Çünkü jeopolitik gelişmeler değişken ve dalgalıdır. Demokratik siyaset ise kalıcıdır. Bugün dış gelişmeler nedeniyle başlayan bu süreç, yarın koşullar değiştiğinde ortadan kalkmamalıdır. Sürecin devlet politikasına dönüşmüş olması bu açıdan kıymetlidir, anlamlıdır ve kalıcılığını pekiştirmektedir.

Meselelerimizi konuşarak aşma iradesinden asla geri adım atılmamalıdır. İster ana dili, ister yerel yönetim temelli talepler olsun; terör hiçbir zaman meşru bir yöntem olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. İşte artık silah olmayacak değerli arkadaşlar. Artık konuşma vaktidir. Terör gerekçesiyle demokrasimizi askıya alanların artık bahanesi kalmayacaktır. Artık demokratikleşme zamanıdır.

Biz bizi komisyonumuzun raporuna "Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır" diye yazdırmak zorunda bırakan zihniyeti değiştirme zamanıdır. Kayyum uygulamalarına veda etme zamanıdır. Herkes için bireysel özgürlükleri garanti altına alma zamanıdır. Artık komedyenler için, gazeteciler için, sanatçılar için ifade özgürlüğü zamanıdır. Hukukta masumiyet karinesi diye temel bir ilke olduğunu hatırlamanın zamanıdır. Demokratikleşmeden kastımız da dar çerçevede ele alınmamalıdır. Demokrasi yalnızca seçim veya kuvvetler ayrılığı değildir.

Bunlar gereklidir ama yeterli değildir. İşte tam da burada konuşmamız gereken kavram yurttaşlıktır. Bizim hedefimiz her yurttaşın kökeni, kimliği, inancı, yaşam tarzı, ana dili, oy verdiği parti ne olursa olsun devlet tarafından eşit saygıya layık görülmesidir. Güçlü devlet yurttaşını yalnızca yönetmez. Yurttaşını tanır, dinler, muhatap alır, onurunu korur. Hukuk metinlerine "Herkes kanun önünde eşittir" diye yazmak yetmez.

Eşitlik kamusal saygınlığın eşit paylaşılmasıdır. Hiçbir yurttaş yolda çevirmeden geçerken, mülakata girerken sadece kimliğindeki doğum yerinden veya isminden dolayı endişe hissetmemelidir.

Bir yurttaş kendisini devlet karşısında sürekli açıklamak zorunda hissediyorsa demokrasi henüz tamamlanmamıştır. Bir yurttaş kendi kimliği nedeniyle eksik muamele gördüğünü düşünüyorsa Cumhuriyet henüz tamamlanmamıştır. İşte yapmamız gereken tam da budur: Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmaktır. Değerli milletvekilleri... Değerli milletvekilleri, hani bir laf ediliyor: "Türk, Kürt, Arap kardeştir." Doğrudur, kardeştir. Boşnak, Çerkez, Gürcü, Arnavut, Laz ve diğer herkes de kardeştir. Ama unutmayın: Sadece savaşırken ve savunurken değil, biz ölürken de yaşarken de kardeşiz.

İşsizlikte de kardeşiz, yoksullukta da kardeşiz, adaletsizlikte de kardeşiz. Kredi kartının asgari bölümünü yatırırken de kardeşiz. Ortak düşmandan önce ortak bir yaşamımız, ortak bir vatanımız var bizim. Evet, biz güçlü devlet istiyoruz. Ama yurttaşlarının korktuğu değil, yurttaşına güven veren güçlü bir devlet istiyoruz. Biz büyük bir devlet istiyoruz. Ama yurttaşına büyüklük taslayan değil, yurttaşını büyüten bir devlet istiyoruz. Silahların susması önemlidir.

Ama bundan daha önemlisi "Ben sorunlarımı siyaset dışı yöntemlerle çözebilirim" duygusunu altüst edebilmektir. Gelin hep beraber güvenliği demokrasiyle, devleti yurttaşla, Cumhuriyeti özgürlüklerle güçlendirelim. İşte o zaman yalnızca terörü değil, terörün beslendiği siyasal zemini de geride bırakmış olacağız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BUTLAN CHP'Sİ İÇİN KONUŞTULAR

BUTLAN CHP'Sİ İÇİN KONUŞTULAR

Teklifin genel kurulda oylamasından önce, butlan CHP'si adına Kars Milletvekili İnan Akgün Alp ve İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı konuştu. Alp şunları söyledi:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk olarak Kars Milletvekili Sayın İnan Akgün... Buyurun Sayın İnan Akgün Alp, buyurun. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifinin geneli üzerine Cumhuriyet Halk Partimizin görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler tarihsel bir tutarlılık içerisinde siyasetin silahlardan arındırılmasını, bu yolla güvenli bir toplumsal ve siyasal ortamın sağlanmasını, giderek demokrasinin eksiksiz işleyebilmesini ve kurumsallaşmasını, bu yolla başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesine yönelik çabaları her zaman destekledik ve bugün de bu çabaları tereddütsüz olarak destekliyoruz. Sayın milletvekilleri, Kürt sorununun demokratik çözümü amacıyla yürütülen çabalar yeni bir cesaret, bilgelik ve uzlaşma isteği gerektiren; ülkemizin, bölgemizin ve dahi dünyanın çok ihtiyaç duyduğu yeni bir dönemdir. Yakın tarihte Orta Doğu'da ve bölgemizde yaşanan gelişmeler bize bir kez daha göstermiştir ki emperyalist güçlerin manevralarına karşı halkların ve ülkelerin de kendilerini yeniden örgütlemeleri gereken bir dönemdeyiz. Bu örgütleme halklar arasında yeni siyasi birlikler oluşturma doğrultusunda güçlü adımlar atılmasını da gerektirmektedir. Sayın milletvekilleri, yaşanan gelişmeler göstermektedir ki Türkiye ve çevresinde büyük riskler var ama aynı zamanda yeni ufuklar da açılıyor. İnanıyoruz ki görüşülmekte olan bu yasa bir başlangıç olacak ve biz de ülke olarak yeni bir gelecek inşa edeceğiz. Bu yeni gelecek ellerini eski ayrılıkların ötesine uzatabilenlere aittir. Bu yeni gelecek şiddet ve zor yoluyla siyaset yapmayı ve geçmişin dogmatizmini reddedenlere aittir. Gelecek demokratik yolları izleme cesaretini gösterenlere aittir. Bu demokratik yolların her bireye ve her etnik gruba ortak yaşam için yeni sorumluluk vereceğini de öngörüyoruz. Türkiye'de bu yasa vesilesiyle yeni bir siyasi kültür gelişecektir. Bu kültür eski sorunları demokrasi ruhuyla ele alıp çözmeye de olanak taşıyacaktır. Değerli milletvekilleri, yeni sürece dahil olan herkese içtenlikle başarı ve sabır diliyoruz. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Yeni dönemde gelişen birlikte yaşama anlayışı kronikleşmiş krizlere ve kan dökülmesine son verebilir. Bunun sürdürülebilir olmasını umut ediyoruz. Bilinmelidir ki barış ve refah iklimi ancak özgür bir ülkede yeşerir. İnşallah ülkemiz silah ve şiddetin gölgesinden kurtulacak, barış ve refah içerisinde olacaktır. Görüşülmekte olan yasanın barış ikliminin oluşmasına vesile olacağını umut ediyoruz. Bu umudu bugüne kadar canlı tutan, adalet, özgürlük ve hakikat arayışından asla vazgeçmeyen onurlu bir barış için bedel ödeyen herkesi saygıyla anıyorum. Hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi minnet ve saygıyla anıyor, onlara Allah'tan gani gani rahmet diliyorum. Vatan kahramanı şehit ve gazilerimize minnettardır. Sayın milletvekilleri, ülkemizde 10 yıllardır devam eden çatışmalı ortam çok sayıda insanımızın ölümüne yol açtı. Devletimize büyük zararlar verdiği gibi çatışmanın içinde bulunan halkımıza da çok zararlar verdi. Bu nedenle artık ölümleri durduracak, herkes için daha iyi bir durum yaratacak barışçıl bir çözüme ulaşabileceğimizi umut ediyoruz. Partimiz bu sürece sorumluluk anlayışıyla, devletin kurucu partisi olma tarihsel misyonu ile ve devleti yaşatma perspektifiyle yaklaşmaktadır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ülkemizin üniter yapısından, demokratik hukuk devletinden taviz vermeden bu ülkede yaşayan herkesin kendisini eşit, özgür ve güvende hissedebileceği bir Türkiye inşa edeceğiz. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki Cumhuriyetin kurucu iradesi ikinci yüzyılda da toplumsal barışın ve ortak geleceğin kurucu iradesi olacaktır. Sayın milletvekilleri, bizim bu yasa konusundaki ilkesel tutumumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun hazırladığı raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, bu yolla çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması çabalarına öncü olmaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun bir gereği olarak bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil, sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil; tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir. Yasaya dayanak teşkil eden Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve milli dayanışmanın güçlenmesine yönelik tarihi sorumluluğun bir yansıması olarak kabul edilmelidir.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ele alınan hedefler dönemsel söylem ya da konjonktürel bir el hamle değil, birer devlet politikasıdır. Biz bu politikaya tereddütsüz katkı vereceğiz. Ayrıca ülkemizde önce bir siyasi kriz, sonra da sokakları ve linç kültürünü harekete geçirerek bir güvenlik krizi çıkarma yolu ile etnik ve mezhepsel bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturma amacıyla yeniden örgütlenen ve sinsice sürece yönelik toplumsal tepki yaratmaya çalışan ve demokrasi uğruna nice bedeller ödeyenlerin mağduriyet ve meşruiyetini devşirmeye çalışan yapılara da asla geçit vermeyeceğiz. Sayın milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde görüşülmekte olan yasa teklifine ilişkin Adalet Komisyonu üyesi bir milletvekili olarak bazı teknik izahatlar da yapmak istiyorum. Bu yolla yürütülen tartışmalara katkı sunacağımıza da inanıyorum.

Yasa gündeme geldiğinden beri yürüyen tartışmaların önemli bir bölümü Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporunun 6. bölümü kapsamında hazırlanan bu yasanın, raporun 7. bölümünde ifadesini bulan demokratikleşmeyle ilgili önerileri kapsamadığı, bu nedenle görüşülmekte olan kanunun beklentileri tam olarak karşılamadığı yönündedir. Oysa Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporunun 6. bölümünde tanımlanan ve örgütün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının güvenlik birimlerince tespit ve teyidini ifade eden kritik eşiğin, raporun 7. bölümünde yer alan adımlar bakımından bir başlangıç noktası oluşturduğunu tüm partiler komisyon aşamasında kabul etmişlerdir. Bugün bu yasayla işte bu başlangıcı yapıyoruz. 2015 yılında süreci akamete uğratan tecrübe karşısında bugün yürüyen sürecin özgün yanının silahların en başta bırakılması olduğu ve sürecin barış inşası, geçiş dönemi adaleti ve kalkınmayı kapsayacak şekilde yürütülmesi gerektiğini biz Adalet Komisyonu görüşmelerinde ifade etmiştik. Önemine binaen bir kez de burada ifade ediyoruz. Çözüm mimarisinin bir gereği olarak silahların devreden çıkarılması, güvenli bir siyasal ortamın oluşması için atılması gereken ilk adımdır. İşte bugün bu ilk adımı atıyoruz. Sayın milletvekilleri, yürümekte olan bir diğer tartışma da teklifin bir genel veya özel af niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Bilindiği üzere genel af kamu davasını ve kesinleşmiş mahkumiyeti bütün cezalarıyla ortadan kaldırmaktadır. Özel af ise kesinleşmiş cezanın infazından tamamen veya kısmen vazgeçilmesi ya da cezanın daha hafif bir türe çevrilmesi sonucunu doğurmaktadır. Oysa bu teklifte suçun hukuki niteliğinin, mahkumiyet hükmünün ve ceza sorumluluğunun korunduğunu görmekteyiz. Anayasa Mahkemesi 2020 yılı tarihli kararlarında cezanın miktarını ve türünü değiştirmeyip yalnızca infazın şekli ve rejimini düzenleyen hükümlerin özel af sayılmayacağını kabul etmiştir. Görüşülmekte olan düzenleme daha önce yürürlüğe giren 4616 ve 4758 sayılı kanunlardan da farklı olarak sadece örgütün feshine bağlı geçici, sınırlı ve kendine özgü bir erteleme rejimi oluşturmaktadır. Ceza ve infaz politikalarının belirlenmesi Anayasa'nın çizdiği sınırlar çerçevesinde her zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdir yetkisi kapsamındadır.

Toplumsal şartların değişmesi, güvenlik politikalarının ulaştığı seviye ve kamu düzeninin ihtiyaçları dikkate alınarak ceza adalet sisteminde yeni düzenlemeler yapılması yasama organının anayasal görevlerinden biridir. Görüşülmekte olan bu teklif bu yetkinin kullanılmasının somut bir örneğini oluşturmaktadır. Buyurun, tamamlayın. Teşekkür ederim Başkan. Sözlerime son verirken ifade etmek istiyorum ki silahlar susarsa kardeşlik güçlenir. Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir. Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır. Birlik varsa gelecek de vardır. Bu topraklar ayrılığın değil birliğin, düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur. Bu yasada bir teslimiyet veya mağlubiyet yoktur.

Barış onurlu bir barıştır. Herkes kazanacaktır. Halkımız müsterih olsun, Türkiye kazanacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle teklife Cumhuriyet Halk Partisi olarak evet oyu vereceğimizi belirtiyor, hayırlı olmasını temenni ediyorum. Beni dinlediğiniz ve dikkatiniz için teşekkür ediyorum.

DERVİŞOĞLU VE BAHÇELİ TOKALAŞMADI

DERVİŞOĞLU VE BAHÇELİ TOKALAŞMADI

MHP Lideri Bahçeli ve İYİ Parti Lideri Dervişoğlu'nun tokalaşmadığı görüldü.

ÖZGÜR ÖZEL GENEL KURUL'DA

ÖZGÜR ÖZEL GENEL KURUL'DA

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu'na geldi. YENİ Parti adına Özgür Özel konuşacak. Özel, ana muhalefet olarak tavırlarını açıklayacak.

MÜSAVAT DERVİŞOĞLU KONUŞTU

MÜSAVAT DERVİŞOĞLU KONUŞTU

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu konuştu:

Sayın Başkan, siyasi partilerimizin saygıdeğer genel başkanları, sayın milletvekilleri, aziz ve büyük Türk milleti. Devlet bir binaya benzer. O binanın harcı adalet, kolonları anayasa, çatısı ise milli egemenliktir. Bugün bu kürsüden bir kez daha ifade ediyorum. Bu iktidar elinde tuttuğu yetkiyi bir bir tadilat ruhsatı gibi kullanmaktadır. Bu süreç boyunca ne yapıldığını millet aslında çok iyi gördü. Biz de ilk günden beri haftalar süren komisyonculuk oyununun, süslü kelimelerin, büyük lafların ve kirli propagandaların arkasındaki iç ve dış emellerin ne olduğunu, ne yaşandığını Türk milletine her vesileyle anlattık. Nihayetinde bu kanun teklifi İmralı'daki terör hükümlüsünün onayından geçerken Türk milletinden gizlendi, hatta imzalayanlar dahi içerikten habersizdi. Şimdi bu kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi mi hazırlamıştır ki onun onayına sunulmaktadır? Meclis sürecin başındaki gibi sadece bir tescil makamına indirgenmiştir. Türk milletinin hüküm mührü onun bilgisi ve rızası dışında cebren kullanılmıştır. Dünyadaki silahlı örgütlerin sona erdirilmesi süreçleri uluslararası literatürde DDR, yani silahsızlanma, dağılma ve entegrasyon olarak bilinen bir sıralamayla yürütülür. Önce silahın doğrulanabilir bir biçimde toplanıp imha edilmesi, sonra komuta kademesinin fiilen çözülmesi ve ancak bunlardan sonra hukuki adımların atılması gerekir. Kolombiya, Kuzey İrlanda, İspanya, Endonezya, Güney Afrika hangisine bakarsanız bakın, bunların hiçbirinde yasal düzenleme ve ceza indirimleri silahsızlanmanın nesnel biçimde doğrulanmasından önce yapılmamıştır. Denetleyen de yürütme değil, bağımsız bir yargı ya da yarı yargısal organlardır. Yasal adım bir ödül de ödüdür, önce hak edilir, sonra verilir. Silahsızlanma, dağılma, entegrasyon sıralaması bu yasal düzenlemede fiilen tersine çevrilmiştir. Önce hukuki kazanım verilmekte, belirsiz bir gelecekte de silahsızlanma vaat haline getirilmektedir. Bu yöntem devleti örgüt karşısında neredeyse eşit bir sözleşmeci taraf konumuna taşımıştır. Meselenin sosyolojisine, jeopolitiğine ve tarihsel boyutuna hiç girmiyorum bile. Değerli milletvekilleri, elbette ki biz bir terör örgütünün silahsızlandırılmasına ve tasfiyesine itiraz etmiyoruz. Ama yaptığınız bu değildir. Bizim itirazımız bu düzenlemeyle meclisimizin tek adam rejiminde zaten yıpranan itibarının bile isteye yer ile yeksan edilmesidir, devletin asla sarsılmaması gereken konumuna halel getirilmesidir. İmza atanlara ve oy vereceklere soruyorum: Denetleyemeyeceğiniz, hatta yürürlüğe girmesini dahi sağlayamayacağınız bir yasayla tek bir kişiye daha fazla yetki ve daha az sorumluluk verdiğinizi anlamıyor musunuz? Bundan herhangi bir endişe duymuyor musunuz? Bu sürecin günahına ortak edilmek dışında bu meclisin süreçteki yeri nedir acaba? Sormak istiyorum. Bu vesileyle sadece komisyonda değil, sürecin en başından itibaren milletimizin onurunu, gururunu, hukukunu koruyan dava arkadaşlarıma, İYİ Parti Parlamento Grubuna huzurunuzda teşekkürlerimi sunuyorum. Hepsile ayrı ayrı iftihar ediyorum. Ben onlardan razıyım, Cenab-ı Allah da razı olsun. Büyük Türk milleti bilmelidir ki bugün tüm laf cambazlıklarının geldiği noktada 50 yıllık terör örgütü PKK'nın Avrupa'daki uyuşturucu baronları, Kandil ve etrafındaki kiralık katilleri affedilmek ve siyasete kazandırılmak istenmektedir. Çerçevenin içindeki tablo esasen bundan ibarettir. Bu sürece kim ne isim vermek istiyorsa versin, bizim için bunun adı milli kimliğimize, Cumhuriyetimize karşı girişilen büyük bir kalkışmadır. Bu neden kalkışmadır söyleyeyim. Sürekli Kürt sorunu dediğiniz ama altını bir türlü dolduramadığınız mesele var ya, işte siz sorunun öznesi yaptığınız Kürtleri PKK ile eşitlemeye çalıştığınız için bu bir kalkışmadır. Milletimiz o eşsiz ferasetiyle bu oyuna gelmemişken, Kürt ile PKK'nın bir arada anılmasına asla müsaade etmemişken çala kalem hazırladığınız bu metinle Kürdü ve PKK'yı yan yana getirmeye yeltendiğiniz için bu bir kalkışmadır. Terörsüz Türkiye diye yola çıkıp İmralı'daki müebbetlik hükümlüyü Kürtlere kayyum atamaya çalıştığınız için kalkışmadır. Biz cumhuriyet dedikçe siz imtiyaz heveslerinizle ona saldırdınız. O imtiyazlarınıza da eşit yurttaşlık kulp taktınız. Derdiniz etnik ayrımcılığın hukukileşmesinden başka bir şey değildir. Çünkü siz cumhuriyetin kanunla eşitlediği Kürdün değil, o eşitlikle imtiyazlarını kaybeden zorba ağaların yoldaşlarısınız. Din ve kimlik bezirganlarının yoldaşlarısınız. Bu yüzden bu iktidarın kanatları altına giriyor, feodal özlemlerinizle onların hanedan heveslerine ram oluyorsunuz. Amaç Türk milletini güçsüz, çaresiz ve seçeneksiz olduğuna inandırmaktır. Amaç Sayın Erdoğan'ın ömür boyu Cumhurbaşkanı kalabilmesinin önünü açmaktır. Bu süreci her derde deva bir ilaç gibi satmak için demokrasi, hukuk, dayanışma laflarının yanında dünyanın ve bölgemizin değişen dinamiklerinden söz ediyorlar. Erdoğan'ın dünya liderliğinden, Trump'ın dostluğundan bahsediyorlar. Trump'ın diğer dostu Netanyahu'nun emellerini anlatıyorlar ve onlara karşıymış gibi davranıyorlar. Türk milletine ve Orta Doğu'ya yeni bir kölelik rejimi öneren sömürge valisi kılıklı büyükelçinin demeçlerini kendi sözleriymiş gibi tekrarlıyorlar. Dünya değişiyor diyorlar, doğrudur. Ama onların iddia ettiğinin tersine değişiyor. Küreselleşme zayıflıyor, milli devletler yeniden güçleniyor. Bu teklifi hazırlayan zihniyetin beklediği gibi milli sınırlar anlamsızlaşmıyor, tam tersine belirginleşiyor. Milli kimlikleri parçalayan, siyaseti etnik ve mezhepsel bir mücadeleye indirgeyen zihniyet dünyada her yerde mağlup oluyor. Ayrıştıran değil birleştiren, milli kimliği güçlendiren yeni bir siyasi merkez doğuyor. Yani Cumhuriyetimizin 103 sene önce gerçekleştirdiği bu olağanüstü başarıyı birçok ülke daha yeni yeni anlıyor, yeni yeni kavrıyor. Siz ise asla bunun kıymetini bilmiyorsunuz. Bu gerçeği görmeyenler ülkelerine güvensizlik dışında bir şey veremiyor ve siz tam da böyle bir dönemde üniter, milli, laik devletimizi tasfiye etmeye çalışıyor, bunu da Türkiye'nin hayrınadır diye pazarlıyorsunuz. Sorarım size, Öcalan denen katilin ortaklığına muhtaç olunan bu işten ne hayır çıkar Allah aşkına...

Bir başka soru da şudur: O katili makbul bir siyaset gurusu gibi yanınıza kimler monte etmiştir? Bir kanun teklifi hazırlıyorsunuz. Bu kanun teröristlerden ve terör örgütü mensuplarından başka kimin işine yarıyor hiç düşündünüz mü? Onlara özgürlük ve imtiyazdan gayri vatandaşa ne getiriyor hiç hesabını yaptınız mı? Diyarbakırlıya, Vanlıya, Batmanlıya, Hakkarliliye iş mi veriyor bu yasa? Şırnaklıya, Bingöllüye, Bitlisliye, Siirtliye ekmek mi kazandırıyor? Bereketi mi arttırıyor? Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan gençlere yeni umutlar mı yeşertiyor?

Neyin açılımı bu, hiç kendi kendinize sordunuz mu? Sonra bize dönüp diyorsunuz ki: Sadece karşı çıkıyorsunuz, hiçbir çözüm sunmuyorsunuz. Çözüm işte ve ekmektedir. Çözüm eğitimdedir. Çözüm düşmanlıkta değil kardeşliktedir. Çözüm tarlalarda arttırılan berekettedir, fabrikaların bacalarındadır, istihdamdadır. Çözüm huzurda, refahta ve mutluluktadır. İlk günden beri söylüyorum: Bu memleketin hiçbir evladını kendimden ayrı görmüyorum. Kim neyin hesabını yaparsa yapsın, ben sadece Doğu'da değil, Ankara'nın batısında da yaşayan milyonlarca Kürt kardeşimin de hakkı ve hukuku için bir savunma hattı oluşturuyorum. Kardeşliği savunuyorum. Hukuku savunuyorum.

Adaleti savunuyorum. Cumhuriyeti ve onun değerlerini savunuyorum. Millet olmanın etnik bir işaretleme değil, vatandaşlık hukukuyla mümkün olabileceğini anlatmaya çabalıyorum. Bunu da Doğu'da da Batı'da da aynı dil ve üslupla dile getiriyorum. Meclisin kürsüsünde ne anlatıyorsam Diyarbakır Barosunda ve Ticaret Odasında da aynı şeyi söylüyorum. Kıymetli milletvekilleri, biz ne kadar halis niyetli olursak olalım bu teklifte daha ilk cümleden kıyım başlıyor. Anayasa'nın 5. maddesine atıf yapmışlar. Kopyalayıp yapıştırmışlar. Ancak tamamını değil. Çünkü içinden bir kelime çıkarılmış. Tek bir kelime. Bilin bakalım hangisi? Türk milleti dememiş, sadece millet demişler. Türk'ün inkarına buradan başlamışlar. İşte sorun da tam buradan neşet ediyor.

Kalkışmanın hedefi milletin vasfı olan Türklüktür. Hedefteki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran Türkiye halkını tanımlayan ve eşitleyen vasıftır. Birinci madde ise iktidarın iç ve dış politik ajandalarının kesişimini anlatmaktadır. Burada 15 yıllık Suriye bataklığının acı sonuçlarından İran'a kadar uzanan coğrafyanın açmazları vardır. Anayasayı sürekli ihlal eden iktidarın bu kez de Anayasaya karşı hilesini kısa ve orta vadeli hedefleri için yapabileceklerini görüyoruz. Bunlardan biri PKK KCK terör örgütünün silah bırakması ve bunların teyit edilmesi meselesidir. Sorum kısa, sorum net: Bu örgütün Suriye kolu kendini feshetti mi? Hayır. Aksine sivil toplum kisvesi altında yaygınlaşıyor. Bu örgütün İran kolu PJAK ve bağlı yapılanmalarının silah bırakması sağlanabildi mi? Elbette ki hayır. Bu işe evet diyen hiçbir Allah'ın kulu sormuyor mu kendine oralarda neden silah bırakılmıyor diye? Değerli arkadaşlar, gerçek şu: PKK silah bırakmıyor, yöntem değiştiriyor.

Ve iktidar ortakları da 3-5 oy uğruna, Anayasa değişikliği uğruna, ömür boyu başkanlık uğruna bu kirli oyunu milletimize terörsüz Türkiye diye pazarlamaya çalışıyor. Milletimizin huzurunda tarihe not düşüyorum: Terör bitmiyor, bir yerde yine silahlanıyor. Bir yerde devletleşiyor, bir yerde de silahla yapamadığını siyasetle yapmak üzere meşrulaştırılıyor. Gelelim Milli Güvenlik Kurulu ve Cumhurbaşkanınca oluşturulacak kurul meselesine. Bu kanunun uygulanmasını tavsiye kararı almak dışında yetkisi olmayan bir kurulun kararına bağlamak, buradaki hukukçulara soruyorum, ne demektir? Yetki üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir kurula bırakılırken meclis iradesi nasıl ve nerede devreye girecektir?

Bununla da kalmıyor. Bir kurul daha oluşturacaklarmış. O da kanun yürürlüğe girdikten sonra terör faaliyetlerinden dolayı yapılacak soruşturma ve kovuşturmalara izin verecekmiş. Yani burada da savcılar yetkisiz kılınmaktadır. Bir suç işlenirse soruşturma için kurulun izni gerekecek. Tıpkı kamu görevlilerinin yargılanması hakkındaki kanunun kopyası gibi. Devlet teröriste devlet görevlisi muamelesi yapmanın diğer bir düzenlemesidir bu. Devlet idare edenin yapabileceği bir iş de değildir.

Yani terörist hakkında soruşturmaya başlamak için bir kurulun onayı gerekmektedir. Ama niyet bellidir. Bu iktidar için işlenen suçlar işlerine gelmezse terör, işlerine gelirse masumiyet olarak etiketleniyor. Dün masum olan bugün terörist, bugün terörist olan yarın masum olabiliyor. İşin özü bu yasayla Cumhurbaşkanına bu kadar sıfatından sonra bir de başkadılık makamı bahşediliyor. Kanunun ayrıntılarına tam olarak girmiyorum. Zaten zamanım da yok. Onları bölümler ve maddeler üzerinde konuşacak olan arkadaşlarım yapacaklar. Bakın, bir başka önemli nokta da şu: Bu yasa teklifinde örtülü bir amaç daha var. O da Sayın Erdoğan'ı tam yetkili ama aynı zamanda tam sorumsuz kılmak. Yarın biri çıkıp bu ihaneti kim yaptı derse cevap ne olacak? Yasayı kim önerdi? Şu komisyon. Kim görüştü? Bu komisyon. Kim oy verdi? Şu milletvekilleri. Kim takip etti? Şu kurul. Bunları kim salıverdi? Falanca kurul. Peki, sorarım sizlere, hazırlatan, dikte eden, yangından mal kaçırır gibi bunu kanunlaştıran, hesabı kitabı yapan, kararı da meclise aldıran Sayın Cumhurbaşkanının sorumluluğu var mı? Yok. Peki o zaman, millete de adalete de ne cevap vereceksiniz? Siz belli ki bunu da düşünmüşsünüz. 10. madde ile bu kanun kapsamında görev yapan herkese mutlak bir sorumsuzluk zırhı giydiriliyor. Ama beyhudedir.

Hatırlayınız, 12 Eylül darbecileri Anayasaya geçici bir madde koyup kendilerine koruma kalkanı yaptılar. Sonuç ne oldu? Devran değişti ve yargılanıp 40 yıl sonra da olsa ceza aldılar. Bunu yapan iktidar bu gerçeği görmüyor olamaz. Bugün kendiniz için yazdığınız koruma hükümlerinin yarın sizi hukukun önünde hesap vermekten kurtaracağını mı zannediyorsunuz? İktidarlar değişir, kanunlar değişir ama hesap değişmez. Çünkü ihanetin zaman aşımı yoktur. Saygıdeğer milletvekilleri, şehitlerimizin hatırası, gazilerimizin hukuku, terör mağdurlarının adalet beklentisi bu kanunun neresindedir? Sürece kattığınız bir sus payından başka onlar sizin için de ne ifade etmektedir?

Bu metin fail odaklıdır. Mağduru görmezden gelmiş, zararın tazminiyle ilgilenmemiş, yani gerçeğin ortaya çıkmasını düzenlemenin dışında bırakmıştır. Yıllarca evladının, eşinin, kardeşinin failinin cezalandırılmasını bekleyen aileler yok sayılarak dosyalar idari bir kurulun kararıyla bir gecede kapatılabilecektir. Milli birlik, hukukun bir örgüte göre esnetilmesiyle değil, devletin meşru düzeninin tavizsiz korunmasıyla ayakta kalır. Devlet bir grubun, bir zümrenin, bir iktidarın mülkü değildir.

Devlet sahibininkidir, devlet büyük Türk milletinindir. Bu Gazi Meclis, milletin helal oylarıyla kurulmuş, milli egemenliğin tecelligahıdır. Kapalı kapılar ardında şekillenen bir mutabakat meclisin iradesiymiş gibi önümüze getirilemez. Hepimiz bu çatı altında Türk milletinin huzurunda bir yemin ettik. Devletin varlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağımıza dair. Üstelik namusumuz üzerine de and içtik. Bu kürsüde sizler de bunu okudunuz.

Sormak zorundayım: O yemini ettikten sonra hiç mi yeminimin gereğini yapabilecek miyim diye dertlenmediniz? Bu teklifin altına imza atarken, komisyondayken bir kez olsun o yemin hiç aklınıza gelmedi mi? Peki bugün burada o yemini bile bile çiğneyecek misiniz? Bu teklife evet mi diyeceksiniz? Bakın buradan söylüyorum: Biz hayır diyeceğiz. Tarihin doğru yerinde duracağız.

Milletimizin huzurunda, namusumuz ve şerefimiz üzerine ettiğimiz yeminimize sadık kalacağız. Değerli milletvekilleri, tesadüf değil ancak tevafuk olarak hatırlanmalıdır ki 106 yıl önce bugün, 10 Ağustos 1920 yılında Sevr denilen o teslimiyet belgesi imzalanırken dönemin İstanbul hükümeti ve mütareke basını devleti tasfiye eden o metni artık kan dursun diyerek alkışlamıştı.

O gün Anadolu'da milli mücadeleyi ve Misak-ı Milli'yi savunanlar marjinal ve kanun tanımaz ilan edilmişti. Ama bu Cumhuriyeti kuran o gün alkışlanan iktidar sahipleri değil, o gün horlanan bir avuç kahramandı. 106 yıl sonra bugün de bu Genel Kurulda aynı sınavdan geçiyoruz. Tarih çoğunluğun o gün yaptığı alkışları değil, hakikatin yanında duranların sesini yansıtmıştır.

Ve emin olun bundan sonra da tarih neye mal olacağını bilmeden veya umursamadan emirle el kaldıranları değil, doğru zamanda, doğru yerde, doğru kararı verenleri yüceltip tarihe kaydedecektir. Hiçbir aklı başında memleket dış tehditlere karşı önlem almak için içindeki yurttaşlık düzenini değiştirmez, sarsamaz ve yıkamaz. İşte süreciniz bu sebeple de bir ihanet anlamına geliyor.

Son sözümü yüreğimdeki ferahlıkla büyük Türk milletinin gözünün içine baka baka söylüyorum: Biz şu an siyaset yapmıyoruz. Bizim yaptığımız namusumuz üzerine ettiğimiz yemine sadakattir. Türk milletinin şanlı tarihinin, kutlu varlığının bekçisi ve sözcüsü olmaktan başka gayemiz, Cumhuriyetimiz, Cumhuriyetimizin ve milletimizin yaşamasından başka bir sevdamız yoktur. Oy çoğunluğu sizlerin, hüküm tarihin, son söz de büyük Türk milletinindir. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

YENİ YOL GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLADI

YENİ YOL GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLADI

Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen şunları ifade etti:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Yeni Yol Grubu olarak bu yola çıkışın kendisini meşru ve doğru bir çaba olarak gördük. Muhalefetin farklı görüşlerin düşüncelerine, önerilerine, toplumun vicdanına, toplumdan gelen itirazlara ve beklentilere daha fazla önem verilmesi gerektiğini her aşamada dile getirdik. Sürece destek kadar doğrudan karşıtlığın, kaygı ve eleştirilerin başta Millet Meclisi olmak üzere kamusal alanda görünürlüğünün her açıdan kıymetli olduğunu ifade ettik. Değerlendirme ve eleştiri için sürecin yapısını, karakterini doğru değerlendirmek gerekir. Bu süreç Türkiye'nin demokratikleşmesine dair bir süreç değildir. Kürt meselesine dair kök sebeplerin ele alındığı bir süreç de değildir. Bu süreç Kürt meselesinden neşet eden ancak yer yer bu meseleyi de aşan PKK, KCK terör örgütünün görüşmeler yoluyla silahsızlandırılması sürecidir. Dünya silahlı isyan ya da terör gruplarının görüşmeler yoluyla silahsızlandırılması ve örgütsel varlıklarının sona erdirilmesinde önemli tarihsel bir tecrübeye sahiptir. Bilinen hiçbir isyan veya örgüt bir devlete diz çöktüremediği gibi hiçbir devlet de son ferdini yok ederek isyanları sona erdirememiştir. Güney Afrika, Kolombiya, Endonezya, Filipinler, İrlanda ve İspanya gibi birçok örnek sayılabilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de 1920 ile 38 yılları arasında birçok affa imza attığı bilinmektedir. Mustafa Kemal Atatürk son olarak 3257 sayılı 29 Haziran 1938 kabul tarihli Af Kanunu ile İstiklal Mahkemeleri kararlarını bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırmıştır. Yakın dönemde Erbakan, Özal, Demirel gibi siyasetçiler yanında Genelkurmay ve MİT başkanlıklarının da benzer çabalar içerisinde olduğu bilinmektedir. 1984'ten bugüne kadar farklı isimlerle 9 yasa çıkarılmıştır. Önceki ay medyaya aynı gün yansıyan iki haber içinde bulunduğumuz sürecin önemini bir kere daha hatırlattı. İmralı heyetinden Avukat Özgür Erol, Abdullah Öcalan'ın "Aslında 93'te belli bir aşama katetmiştik, keşke o gün bu iş bitseydi" dediğini aktardı. Aynı gün Sayın Hakan Fidan da Katar'da "2013 yılında bu işi neticelendirmeye çok yaklaşmıştık, keşke tamamlayabilseydik" dedi. İki ayrı dönemden iki keşke ifadesi. 1993 girişiminin akim kalmasının keşkesinin maliyeti en az 40 bin can kaybı ve trilyonlarca dolar, 2013 sürecinin yarıda kalmasının keşkesinin maliyeti ise en az 10 bin can kaybı. Umarız içinde bulunduğumuz süreç de bir keşkeyle bitmez. Değerli milletvekilleri, böyle bir süreç yönetiminin bazı ön kabullere ihtiyacı vardır. Bunlardan ilki herhangi bir girişimin kamu düzeni zafiyeti yaratmaması gerektiğidir. Özellikle 2013 süreci bu konuda kötü bir hafızaya sahiptir. Yine örgütün Kürt meselesinden neşet etmiş olmasına rağmen Kürtler adına liderlik ve temsiliyet makamının oluşturulmasına da izin vermemek gerekir. Kürtler de tıpkı diğer unsurlar kadar çeşitli, farklı siyasi görüşlere ve organizasyonlara sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ilgilendiren bütün konularda olduğu gibi kendilerini ilgilendiren konulara da bu çeşitlilik ve temsiliyet dengesi içinde müdahil olacaklardır. Bir başka konu da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hak ve özgürlükleri veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yapısal dönüşümünün müzakere alanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin komisyon salonlarıdır, genel kuruludur, siyasettir, milletin meclisidir. Geçmişe nispeten bu girişimin başarılı olma ihtimalinin kuvvetli olduğuna inanıyoruz. Bu kuvvet sebeplerinin başında kendine özgü hikayesi, siyasal duruşu ve yaptığı çağrı ile süreci tetikleyen Sayın Devlet Bahçeli'nin rolüdür. Bu vesileyle bir kere daha teşekkür ediyoruz. Örgütün metodolojik dönüşümünü yönetmek iddiasıyla ön şart ileri sürmeden bu çağrıya cevap veren Abdullah Öcalan çağrıyı süreç denebilecek bir olguya taşımıştır. Üçüncü avantaj ciddi eleştiri ve farklılıklara rağmen Meclis'te oluşan güçlü konsensüstür. Bu bağlamda Sayın Mahmut Arıkan, Sayın Ahmet Davutoğlu ve Sayın Ali Babacan'ın açık ve net destek, tavsiye ve eleştirilerini de hatırlatmak gerekir. Bugüne kadar devlet merkezli süreç bozucu bir olayın yaşanmamış olması da devlet kurumlarının süreçteki pozitif rolüne ve uyumuna işaret eder. Sayın İbrahim Kalın'ın ve MİT Başkanlığı'nın hak ettikleri özel takdiri de kayda geçirmek gerekir. Sürecin yönetimi ve bugüne gelmesinde Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın Devlet Başkanı olarak oynadığı pozitif rol açıktır. Kalkınma yolu ve benzeri kuşak yolların güvenlik ihtiyacı, Orta Doğu'daki silahlı grupların tasfiye süreci, Avrupa'nın güvenlik mimarisinde Türkiye'ye artan ihtiyaç ve daha birçok sebep bölgesel ve uluslararası konjonktürün de fırsat ve imkanlar yarattığını gösterir. Değerli arkadaşlar, bu süreç başlatıldığında Sayın Devlet Bahçeli en önemli referansı iç cephenin tahkimine vermişti. Bu tahkim için Şerafettin Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Yalçınkaya ve benzeri AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını, KHK'ların yaşadığı sorunlara ilişkin adım atılmasını bekledik durduk. Aksine ceza usul hukukunu ve kişilerin masumiyet karinesini yok sayan birçok soruşturma gördük, yargı eliyle siyasetin dizaynına dair birçok yeni örnekle karşılaştık. Siyasi alanı, söz söyleme alanını da daraltan soruşturmalardan yargı kararlarının uygulanmamasının yasal güvence altına alınmasına dair düzenlemeye kadar bir hukuk devletinin en temel ve basit gerekliliklerinden uzaklaşan birçok örneğe tanık olduk. Bu kadar kuvvetli bir desteğin olduğu, bu kadar paylaşım başarısı için fiilen ve kavlen dua ettiği bir sürecin çok daha dikkatli yürütülmesi gerekirdi. Geride kalan zamanda Türkiye'nin daha demokrat, daha çoğulcu, daha özgürlükçü bir hukuk devleti olacağına dair inanç güçlendirilmemiştir. Atılması gereken birçok adım atılmamış ve bu durum sürece olan güveni zayıflatmıştır. Bu meselenin ortadan kalkmasıyla bu demokratik dönüşümün gündeme alınmasının önünde bir engel kalmayacağını savunuyor, bu yönde gelişmeler bekliyoruz. Sayın Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim, 5 Kasım 2024 ve 5 Mayıs 2026'da MHP grubunda yaptığı konuşmalar ve yine Sayın Bahçeli'nin 31 Mart, 1 Nisan, 2 Nisan 2025 ve 19 Mayıs 2026'da Türkgün gazetesinde yayınlanan yazılarında bu sürecin getirisi ve fırsatı olarak hukuk devletine, demokratik dönüşüme dair oldukça kuvvetli ve derinlikli bir perspektif görüyoruz. Doğrusu biz bunları Sayın Bahçeli'nin Türk milletine ve Türk siyasetine verilmiş birer taahhüdü olarak görüyor ve kendisinin de bu taahhütlerin arkasında sonuna kadar duracağına inanıyoruz, bu konuda da bir endişemiz olmadığını ifade ediyoruz. Ama Cumhur İttifakı'nın büyük ortağının bu süreç içerisinde bütün bu söylemleri boşa düşüren ve insanların ülkenin geleceğine ve bu sürecin ardından karşımıza çıkacağına inanılan değişim ve dönüşüm fırsatına olan inancını zayıflatan iş ve eylemlerden de bir an önce vazgeçmesi gerektiğini burada bir kere daha ifade ediyoruz. Değerli milletvekilleri, böyle bir yasayı hazırlamanın pek çok zorluğu var. Tam 9 kere bu denenmiş ama karşılık bulunamamış. Bir yandan devlet ve milletin hassasiyetleri, psikolojik eşikler, diğer yandan uygulanabilir, geri dönüşün önünü açacak bir düzenleme. Gerçekten bıçak sırtı bir denge. Bu iki denge içerisinde anayasal esaslar ve ceza mevzuatı mimarisi ile uyumlu bir çerçeve ortaya koymanın zorluklarını metnin birçok yerinde görüyoruz, hatta bu zorlukların bir kısmının da aşılamadığını da tespit ediyoruz. Teklif metninin Meclis Başkanlığına verilinceye kadar gruplardan esirgenmiş olması ciddi bir eksiklik olmuştur. Başta Anayasaya aykırılık iddiası olmak üzere Türk Ceza Kanunu ve İnfaz Kanununun genel mimarisiyle çelişen ve uygulamada sorun yaratılacağına inanılan mevzularda muhalefetin eleştirileri dikkate alınmadığı, hazırlığın diğer gruplarla daha detaylı ve uzun süreli bir şekilde çalışılması gerekirdi ve beklenirdi. Bu sürecin başarı kriteri kırsal alandaki örgüt üyelerinin illegaliteden legaliteye geçişi, açılacak birer adli dosyayla birlikte normal bir hayata intibak etmelerinin ve böylelikle Türkiye Cumhuriyeti aleyhine bir kere daha silaha yönelme imkanlarının yapısal olarak ortadan kalkmasıdır. Böyle bir fesih, sonlanma, tasfiye ve silahsızlanmanın yasal düzenleme olmadan gerçekleşemeyeceğinin imkansızlığı ortadaydı. Ancak buna rağmen yasa 2 yıl geciktirildi. Bu sürecin en önemli handikaplarından biri tespit, teyit ve ilandaki ısrar olmuştur. Bu ısrar yasaya da taşınmıştır. İtirazımız şudur: Bir devlet kurumu bu örgütün kendini feshetme ve silahsızlanma iradesini, iştiyakını ve buna uygun davranışlarını tespit ve teyit edebilir. Nihai amaç bir ön şarta dönüştürülemez. Bunun handikapları vardır, olacaktır. Bunun tespit ve ilanının uluslararası hukukta ve diplomatik ilişkilerde de bir soruna dönüşebileceği açıktır. Doğrusu şu olmalıydı: Yasal zemini oluşturacaksınız, bir kapıyı açacaksınız ve örgüt üyelerine "6 ay içerisinde buna uyan örgüt üyeleriyle ilgili hukuki statü budur, buna uyan bu devletin vatandaşlığı olarak hak ve hukukuna kavuşur, uymayanla egemenlik haklarım ölçüsünde mücadelemi sürdürürüm" diyecektiniz. Süre dolar, kayda giren silahlar, boşaltılan lojistik alanlar ve yargıya tabi olanlara bakılır ve ancak o zaman MİT ya da bu örgütün gerçekten bittiğini ilan edebilirdi. Bu şans hala burada duruyor, önergeler yoluyla düzeltilebilir. Diğer açıdan terör örgütü propagandası ve üyeliği iddiasıyla yargılanan sivil toplum örgütü ve siyasetçilerin yasaya yazılı başvuru şartıyla beraat etme ve aklanma haklarını da ellerinden almış oluyoruz. Yazılı başvuru şartının kişilerin kendilerini aklama haklarını zedelemeyecek ve bugüne kadar yaptıkları savunmaları ortadan kaldırmayacak bir şekilde dönüştürülmesi ve kodlanması gerekiyor. Değerli milletvekilleri, örgüt üyeleri geri döndüğünde yeni bir sorunun parçası olmamalarının en önemli imkanlarından biri devletin rızaları dahilinde onlar ile birlikte uygulayacağı bir toplumsal uyum ve entegrasyon programıdır. Bu yasada toplumsal uyum ve entegrasyona dair tek bir kelime yoktur. Değerli arkadaşlar, hepimizin ortak bir sorumluluğu var. Bu ülkenin yıllardır taşıdığı ağır bir yükü kaldırırken yalnızca silahların susmasını değil; özgüvenle, inançla, kararlılıkla Türkiye'yi daha demokrat, daha çoğulcu, daha özgürlükçü ve daha güçlü bir hukuk devletine dönüştürmektir. Umarız bu süreç yeni bir keşkeye dönüşmez. Umarız bu tarihi fırsat Türkiye'nin geleceği açısından mutluluk ve coşkuyla hatırlayacağımız bir sonuca ulaşır. Sözlerimi sevgili Muhsin Kızılkaya'nın dün yayınlanan yazısından bir alıntıyla tamamlamak istiyorum: "Sizin gibi ben de hep bir gün bitecek diye bekledim. Bir gün bitecekti çünkü. Başladığında 21 yaşındaydım, şimdi 63. Bittiğini görmekti tek dileğim, gördüm Rabbim'e şükür." Sağ olun.

BAHÇELİ VE DEM PARTİLİLER KULİSTE TOKALAŞTI

BAHÇELİ VE DEM PARTİLİLER KULİSTE TOKALAŞTI

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kuliste beklerken yanına gelen DEM Partili vekiller ile tokalaştı. DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan, Tülay Hatimoğulları, DEM Partili TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, İmralı Heyeti'nden Mithat Sancar ve DEM Partili Sezai Temelli, Bahçeli ile el sıkıştı.

SAADET PARTİSİ: ŞARTLI DESTEK VERİYORUZ

SAADET PARTİSİ: ŞARTLI DESTEK VERİYORUZ

15 dakika aranın ardından TBMM Genel Kurulu başladı. Meclis, süreç yasası kanun teklifini görüşmeye başladı.

Vekiller ve siyasi parti liderleri görüşlerini açıklamaya başladı. Kürsüye ilk Saadet Partisi Genel VBaşkanı Mahmut Arıkan çıktı.

Sadet Partisi olarak süreç yasası teklifine 'şartlı destek' verdiklerinin altını çizen Arıkan şşöyle konuştu:

"Yaptığımız görüşmelerin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan temenni ediyorum. Değerli milletvekilleri, Türkiye büyük bir devlet. Büyüklüğümüz yalnızca yüz ölçümümüzden, nüfusumuzdan, ordumuzun gücünden ibaret değil. Türkiye binlerce yıllık devlet geleneğinin, Anadolu'da asırlardır birlikte yaşama iradesinin çok büyük acılardan sonra yeniden ayağa kalkabilme kudretinin adıdır. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılındayız. Bir yüzyılı geride bıraktık. Büyük başarılarımız, büyük birikimlerimiz, büyük imkanlarımız var. Ancak geçmişten bugüne taşıdığımız hala çözmek zorunda olduğumuz meseleler de var. Bugün Türkiye'nin hem geçmişini hem de geleceğini ilgilendiren bir kanun üzerine konuşuyoruz. Onun için bugün kurulacak her cümlenin, atılacak her adımın, verilecek her oyun siyasi hesapların çok üzerinde bir anlamı var.

Değerli milletvekilleri, her şeyden önce bilinmesini isterim ki 56 yıllık Millî Görüş hareketi olarak bizler ilk günden itibaren Türküyle, Kürdüyle bu milletin kardeşliğinin güçlü bir şekilde tesisi için çalıştık. Terörün çözümü için çok büyük çabalar harcadık. Bunun için tarihimizde 1991 ve 1994 yıllarında iki ayrı rapor yayınladık. Kimsenin cesaret edemediği bir dönemde Erbakan hocamız Bingöl'de o müthiş konuşmayı yapmış, bunun için DGM'de yargılanmış, siyasi ceza almıştır. Yine 2009 yılında bu kez Saadet Partisi olarak bu meselenin çözümüne yönelik rapor hazırladık. Bu raporun ismine özellikle dikkat çekmek istiyorum: "Gönüllü Birliktelik ve Kardeşlik" başlığı ile bu raporumuzu kamuoyuyla paylaştık. Yani bizler ne tek tipçi Jakoben anlayışa teslim olduk ne de küresel güçlerin ülkemiz üzerindeki oyunlarını görmezden geldik. Millî Görüş hareketi bütün bu çabayı ortaya koyarken birçok iftiraya da maruz kaldık. Buna rağmen ne küstük ne geri adım attık, ne kınayanın kınamasına aldırdık. Milletimizin kardeşliğine, birlik ve beraberliğine katkı sağlayacak bütün hakikatleri en güçlü şekilde haykırmaya devam ettik. Saadet Partisi olarak "Terörsüz Türkiye" adı verilen süreçte kaygılarımızla birlikte beklentilerimizi de şeffaf bir şekilde hem muhataplarımızla hem de milletimizle paylaştık.

Baştan beri söylediğimiz bir şey var: Terörsüz Türkiye müphem bir ifade, ihtiyacımız olan yaşanabilir bir Türkiye'dir dedik. Bizim için mesele yalnızca kanun teklifine evet veya hayır demekten ibaret değildir dedik. Asıl mesele Türkiye'nin kendi sorunlarını kendi insanlarıyla, kendi meclisiyle, kendi hukuk düzeni içerisinde çözebilme iradesidir dedik. Elbette kaygılarımız var, elbette çekincelerimiz var, dikkatle takip ettiğimiz hususlar var. Bunları söylemekten, yanlış gördüğümüz noktaları ifade etmekten vazgeçmeyeceğiz. Ancak kaygılarımızın bizi yeniden kutuplaşma ve çatışma siyasetine sürüklemesine de izin vermeyeceğiz. Bu nedenle toplumsal dayanışmayı, kardeşliği, hukuku, millet iradesini ve ortak geleceği güçlendirecek bir anlayışla bu sürece destek veriyoruz. Bu destek herhangi bir siyasi aktöre koşulsuz bir destek değildir, iktidarın bütün uygulamalarına verilmiş bir onay da değildir, kanun teklifinin her maddesine bir kefalet de değildir.

Bizim desteğimiz Türkiye'nin meselelerini Türkiye'nin iradesiyle çözebilme çabasınadır. Bu evet Türkiye'nin iç işlerine hiçbir küresel gücün, hiçbir emperyalist odağın müdahale etmemesi için verilmiştir. Bu evet Filistin'i kana bulayan, bölgemizin geleceğine göz dikem siyonist yayılmacılara karşı Türkiye'nin daha güçlü, daha bağımsız, daha dirençli olması için verilmiştir. Biz terörün sona ermesine evet diyoruz, silahların susmasına evet diyoruz, kardeşliğe evet diyoruz, hak ve özgürlüklere evet diyoruz, hukukun üstünlüğüne evet diyoruz, meclis iradesine ve istişareye evet diyoruz.

Ancak şiddetin meşrulaştırılmasına hayır diyoruz, millet iradesinin devre dışı bırakılmasına hayır diyoruz, kapalı kapılar ardında yürütülen süreçlere hayır diyoruz, yeni vesayet anlayışlarına hayır diyoruz, Türkiye'nin geleceğinin başka hesaplara teslim edilmesine hayır diyoruz. Değerli milletvekilleri, Millî Görüş'ün terör, devlet, kardeşlik, adalet, toplumsal bütünlük üzerine ortaya koyduğu yaklaşım ele alınmadan bugünkü tartışmalar içerisinde doğru yönü tayin etmek mümkün değildir. Terör meselesinin çözümü bir partinin seçim hesabı değil, Türkiye'nin kazanması meselesidir. Silah bırakma ve tasfiye bu süreç için sadece başlangıç noktası olarak görülmelidir. Türkiye adaletsizlik, ekonomik eşitsizlik, siyasi kutuplaşma ve kimlik çatışması üzerinden bir düzene devam ederse yeni yeni sorunlar üretecektir. Saadet Partisi sürece daha başından, en başından kategorik biçimde karşı çıkmayı, kahinlik yapmayı Millî Görüş müktesebatıyla bağdaştırmamıştır. Çözümün adresi Erbakan hocamızın sürecin en karanlık dönemlerinde yaptığı konuşmalar, çağrılar ve çözüm önerilerindedir.

Evet, bugün bir kez daha yüksek sesle tekrar ediyoruz: Kalıcı çözüm adalet, hukuk, toplumsal bütünleşme ve kardeşliği birlikte inşa etmekten geçmektedir. Saadet Partisi çerçeve yasaya karşı mıyız veya destekliyor muyuz ikilisine hapsedilemez. Burada mesele sadece bir terör örgütünün tasfiyesi değil, terörü yeniden üreten zeminin bütünüyle ortadan kaldırılması meselesidir. Halihazırda yürüyen süreçle ilgili olarak Saadet Partisi'nin değerlendirme süreci silahların tamamen bırakılmasına dönük yöntem ve usuller, terör örgütünün tasfiyesini gerçekleştirme potansiyeli, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünün tartışmaya açılıp açılmadığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çözümün merkezi statüsünün devamlılığı, şiddete bulaşmamış insanların topluma yeniden kazandırılmasının nasıl mümkün olacağı etrafında şekillenmektedir.

Saadet Partisi yalnızca "Çerçeve yasayı destekliyoruz" veya "Çerçeve yasaya karşıyız" noktasında değildir. Bundan daha büyük bir teklifi Saadet Partisi olarak biz ortaya koyuyoruz. Mesele yalnızca terörü bitirmek değil, mesele terör bittikten sonra nasıl bir Türkiye'yi inşa edeceğimizdir. O nedenle partimiz çerçeve yasaya şartlı bir destek sunmaktadır. Birincisi; terörü ortadan kaldırmak devletin asli görevidir. Devlet kendi ülkesinde silahlı bir yapının varlığını olağanlaştıramaz, devletin egemenliğine alternatif bir silahlı otorite kabul edilemez. Dolayısıyla silahların bırakılması, örgütsel yapının tasfiyesi, devlet otoritesinin ülkenin her noktasında tartışmasız biçimde tesis edilmesi konusunda taviz verilemez. İkincisi; terörü meydana getiren şartlar ortadan kaldırılmadan yalnızca silahlı unsurlara odaklanmak hastalığın kendisini değil, belirtileri tedavi etmektir.

Bu çerçeve yasa terörü mü tasfiye ediyor yoksa terörü meydana getiren sebepleri ortadan kaldırıyor mu, bunun cevabını vermeliyiz. Biz Millî Görüş'ün terör meselesine ilişkin yaklaşımında güvenliği meselenin tek unsuru olarak hiçbir zaman görmedik. Ekonomik geri kalmışlık, işsizlik, bölgesel eşitsizlikler, adalet duygusunun, temel hak ve özgürlüklerin zedelenmesi, devlet ile vatandaş arasındaki mesafe, toplumsal kardeşliğin zayıflaması aynı bütünün birer parçasıdır. Dolayısıyla Saadet Partisi'nin çerçevesi kapsamlı bir kardeşlik, adalet ve toplumsal bütünleşme programıdır. Üç; toplumsal barış yalnızca bir tarafın beklentileriyle kurulamaz.

On yıllardır terör nedeniyle evladını, eşini, kardeşini kaybetmiş insanların yaşadığı acı yok sayılamaz. Millî Görüş'ün kardeşlik anlayışı Türkiye hedefinin şehit ailelerin ve gazilerin adalet beklentilerinden bağımsız ilerleyemeyeceğini vurgulamaktadır. Çünkü adalet duygusunun olmadığı yerde kalıcı toplumsal barış asla kurulamaz. Devlet bir yarayı kapatırken... bir yarayı kapatırken devlet başka yaralar açmamalıdır. Dört; terörsüz Türkiye hedefinin en büyük taşıyıcısı ekonomik kalkınma olmalıdır. Beş; terörsüz Türkiye hedefi Amerika ve İsrail'in soykırım, bölgesel yayılmacılık ve işgal politikalarından bağımsız düşünülemez. Bölge ülkeleri olarak... bölge ülkeleri Amerika ve İsrail ikilisinin bölgenin etnik ve toplumsal meseleleri üzerinden nüfuz üretme girişimlerinden daha dayanıklı olmalıdır, daha akıllıca bir tutum almalıdır. Bölge ülkelerine olan saldırılar, işgal girişimlerinin ölümcül sonuçları, geçmişte yaşananlar herkes için bir ibret olmalıdır. Terörsüz Türkiye süreci terörsüz bölge sürecine dönüştürülmelidir. Amerika ve İsrail'in bölgedeki emperyal politikalarını boşa çıkaracak bir zemin bu Meclis tarafından sağlanmalıdır. Değerli milletvekilleri, meselenin bir başka önemli tarafına dikkat çekmek istiyorum. Bugün toplumumuzun önemli bir kesimi bu süreci umutla takip ettiği kadar önemli bir kesim de şüpheyle yaklaşmaktadır. İnsanlarımız "İnşallah terör biter" diyor, "İnşallah bir daha evlatlarımızın burnu kanamaz" diyor, "İnşallah kardeşliğimiz güçlenir" diyor. Ama hemen ardından bir soruyu soruyor: "Bugünkü iktidara güvenebilir miyiz?" sorusunu. Bu soruyu küçümsemeyin, bu soruyu soran insanları sürecin karşısında olmakla suçlamayın, terörün devamını arzulayan insanlar olarak yaftalamayın. Çünkü bu şüphenin onlarca sebebi var. Bu sebeplerin önemli bir kısmı 24 yılda sizin yaptığınız icraatlardır. Yıllardır bu ülkede hukukun üstünlüğü tartışılıyor, yargının bağımsızlığı tartışılıyor, uzun tutukluklar tartışılıyor, seçilmişlerin hukuk yoluyla görevlerinden uzaklaştırılması tartışılıyor, ifade özgürlüğü tartışılıyor, toplantı ve gösteri hakkı tartışılıyor, mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığı tartışılıyor. Biz bugün bunları bir siyasi polemik çıkarmak için söylemiyoruz. Çok daha önemli bir sebeple söylüyoruz: Toplumsal barışı sağlayacaksanız güveni tesis etmeniz gerekir. Güven sadece kanun maddeleriyle kurulmaz, güven siyasetin davranışıyla inşa edilecektir. Bir taraftan Türkiye'de yeni bir dönem başlatıyoruz diyeceksiniz, diğer taraftan eski dönemin hukuk anlayışını devam ettireceksiniz; bu olmaz. Bir taraftan kardeşlik diyeceksiniz, öbür taraftan siyasi rakiplerinizi düşmanlaştıracaksınız; bu da olmaz. Bu çelişkiyi ortadan kaldırın. Değerli milletvekilleri, sözlerimin başında söyledim: Türkiyemiz çok büyük bir devlettir. Büyük devlet olmak en zor meseleleri aklıselimle, adaletle, hukukla, millî iradeyle çözebilmektir. Geçmişte yaşanan acı tecrübeler ortadadır. Milletimizin bir kez daha hayal kırıklığına uğramasına müsaade edilmemelidir. Bu millet çok acılar yaşadı, çok bedeller ödedi, çok kez umutlandı, çok kez de hayal kırıklığına uğradı. Artık aynı hataların tekrarına tahammülümüz yoktur. Biz söylememiz gerekeni söylemekle, uyarmamız gerekeni uyarmakla, doğru adıma destek vermekle yükümlüyüz. Siz de üstlendiğiniz sorumluluğun gereğini eksiksiz bir şekilde yerine getirmekle yükümlüsünüz. Biz istiyoruz ki Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı geçmişin kavgalarının tekrarlandığı değil, kardeşliğin güçlendiği, adaletin hakim olduğu Yeniden Büyük Türkiye'nin yüzyılı olsun."

AKP'NİN ÖNERGESİ KABUL EDİLDİ

Önerge Meclis'te oylandı. Süreç yasası böylelikle 269 milletvekilinin "Evet" 28 milletvekilinin "Hayır" oyu ile geçerek en geç 12 Ağustos'a kadar oylanacak.

Çerçeve yasanın oylamasının ardından TBMM, 1 Ekim'e kadar tatile girecek. Genel kurul oturumuna 15 dakika ara verildi.

AKP ÖNERGE VERDİ, TEKLİF KABUL EDİLENE KADAR MECLİS ÇALIŞACAK

AKP, süreç kanun teklifinin TBMM Genel Kurulu gündeminde ilk sıraya alınmasını ve teklif görüşmeleri tamamlanana kadar Meclis çalışmalarının sürdürülmesi için önerge verdi.

Teklif için TBMM 12 Ağustos'a kadar çalışması talep edildi.

Teklif yasalaşınca da TBMM Genel Kurulu'nun 1 Ekim'e kadar tatile girmesi önerildi.

AKP'DEN İYİ PARTİ'NİN ÖNERGESİNE YANIT

AKP'DEN İYİ PARTİ'NİN ÖNERGESİNE YANIT

AKP adına söz alan Cüneyt Yüksel, İYİ Parti'nin önergesindeki anayasa aykırılık iddiasını reddetti.

Yüksel şunları ifade etti:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. Türkiye'nin 40 yılı aşkın süredir mücadele ettiği terör meselesinin kalıcı biçimde ülkemizin gündeminden çıkarılması bakımından gerçekten tarihi ve kritik bir eşikteyiz. Huzurdaki teklif 360'tan fazla milletvekilinin imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur. Bu tarihi meselede ortaya konulan güçlü siyasi iradenin, ortak sorumluluğun ve güçlü bir toplumsal mutabakatın en somut göstergesidir. Bu teklif milletimizin 40 yılı aşkın süredir kanayan yarasını hukukun şifalı eliyle sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Bu teklifin ruhunda büyük mücadelelerde aynı safta duran ve Türkiye'yi oluşturan Türk'ün, Kürt'ün, Arab'ın, Laz'ın, Çerkes'in, Abaza'nın kardeşliği vardır. Bu ruh ortak tarihimizin, ortak kaderimizin ve ortak geleceğimizin hukuk diliyle yeniden tahkim edilmesidir. Bugün tarihimiz bakımından son derece anlamlı iki yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bugün Sevr Antlaşması'nın ve Anafartalar Zaferi'nin... Aslında burada aziz milletimiz Sevr'i Milli Mücadele ile nasıl tarihin çöplüğüne attıysa birliğimizi ve kardeşliğimizi hedef alan terörü de tarihin çöplüğüne atacaktır. Anafartalar'da Türk'üyle, Kürt'üyle omuz omuza destan yazan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve bütün aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yad ediyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifleri İç Tüzüğümüz uyarınca komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurulun gündemine gelir ve Genel Kurul tarafından karara bağlanır. İç Tüzüğümüzde Danışma Kuruluna veya grup önerisiyle bir kanun teklifinin görüşülmesini engelleme yetkisi tanınmamıştır. Kanun teklifleri üzerindeki nihai irade Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna aittir. Ayrıca teklife ilişkin Anayasaya aykırılık, hukuki güvenlik ve belirlilik iddiaları komisyonumuzun çalışmalarında ayrıntılı biçimde değerlendirilmiş ve yerinde görülmemiştir. Teklifin kapsamı, uygulanma şartları ve hukuki sonuçları açıkça düzenlenmiş, uygulama objektif şartlara ve yetkili makamların tespit ve kararlarına bağlanmıştır. Dolayısıyla teklifin Genel Kurulda görüşülmesinde engel teşkil edecek bir Anayasaya aykırılık söz konusu değildir. Burada aslında kritik eşik son derece açıktır: Silahların bırakılması ve örgütün varlığına son verilmesi, bunun tespit ve teyit edilmesi. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye terörle mücadelede ağır bedeller ödemiş, ancak milletimizin iradesi ve devletimizin kararlılığı karşısında terör amacına ulaşamamıştır. Bugün geldiğimiz nokta aziz şehitlerimizin fedakarlığının ve kahraman gazilerimizin mücadelesinin eseridir. Edirne'den Hakkari'ye yükselen ortak ses şudur: Artık evlatlarımız değil, silahlar toprağa gömülsün! Bu düşüncelerle kanun teklifinin Genel Kurulda görüşülmesine başlanmasını öngören grup önerisine katılmıyor ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

ÖZDAĞ: TÜRKİYE İDARE ETMEK KOLAYDIR, ZOR OLAN YÖNETMEK

ÖZDAĞ: TÜRKİYE İDARE ETMEK KOLAYDIR, ZOR OLAN YÖNETMEK

Yeni Yol Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, İYİ Partinin grup önerisi üzerine söz aldı.

Selçuk Özdağ şunları ifade etti:

"Bu süreç başladığı zaman bu parlamentodaki tüm partiler bu terörsüz Türkiye ile ilgili parlamentoda kurulan komisyona katıldılar İYİ Parti hariç. O zaman şöyle söylemiştim bu kürsüde: İYİ Partinin bu noktadaki hassasiyetlerini ve İYİ Partinin söylediklerine kulak verelim ve aynı zamanda da bu noktada tolerans gösterelim. Çünkü biz bu topraklara geldiğimiz andan itibaren çok stratejik topraklara gelmiştik. Benim sözümle Anadolu'da bir söz vardır, derler, şöyle derler, onu aktarayım size: Yol üstünde bağı olanın başı dertten kurtulmazmış. Anadolu'ya geldiğimiz andan itibaren başımız beladan hiç kurtulmadı değerli arkadaşlar. Ta ki Orta Asya'dan göç etmeye başladık, bu göçle beraber de Anadolu'ya ve Balkanlara gittiğimiz zaman da büyük bedeller ödedik. Bu bedel ödememizin sebebi emperyalistlerdi ve çeşitli saiklerdi. Hristiyanlı dünya dini yapmamıştık ve aynı zamanda da bir dünyada yeni bir medeniyet inşa etmiştik. Bu medeniyetin adına da bazen gül medeniyeti, bazen kitap medeniyeti, bazen da Türk-İslam medeniyeti adını vermiştik. Daha sonra İbn Haldun'un ifadesiyle her zevalin bir kemali, her kemalin de bir zevali vardır sözleri gereğince çöküşümüz başladı Osmanlı İmparatorluğunun. Sakarya önlerinde de yeniden biz yeni bir devlet kurduk Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları ile beraber. Yine aynı şekilde bedeller ödemeye devam ettik bu topraklarda. Türkiye'de çok isyanlar oldu değerli arkadaşlar. Bu isyanlar sadece etnik isyanlar değildi. Etnik kısımları da vardı ama feodaliteye karşı ve de aynı zamanda otoriteye karşı başkaldırı isyanlarıydı. Bu isyanlar Dersim'de olduğu gibi, Ağrı'da olduğu gibi, Ankara'da Keskin'de de oldu ve benim akrabam da asılmıştı burada. Ve aynısı Konya'da da olmuştu. Aynısı Kozan'da da olmuştu. Ve bu isyanlar devam etti ve bir süre sonra da durduruldu. Ardından Türkiye'de darbeler oldu arkadaşlar. Bu darbeler ekonomimize, demokrasimize ve aynı zamanda kültürel hayatımıza ve milletleşmemize mani oldu. Değerli arkadaşlar, Demirel'in bir sözü var: Türkiye'yi idare etmek kolaydır, yönetmek ise zordur der ve Türkiye'yi kim yönetmek istediyse mutlaka bedeller ödemiştir. Bu bedellere karşı Türkiye'de uzun zamandır bir terör örgütü var. 1983 yılından itibaren tarih sahnesine çıkmış Şemdinli ve Eruh'ta eylemler yapmış bir terör örgütü var. Bu terör örgütü 40 yıldır Türkiye'ye bedeller ödetiyor. Sadece terör örgütü ödetiyor demek de doğru değildir. Türkiye'yi yönetenlerin yanlışları sonucında bu terör örgütünün ortaya çıktığını da bir bedahat olduğunu kabul etmek zorundayız değerli arkadaşlar. O zaman ne yapmamız lazım? Türkiye'yi bir sosyal devlet yapmamız lazım. Türkiye'yi demokratik bir devlet yapmamız lazım. Türkiye'yi bir hukuk devleti yapmamız lazım. Türkiye'de insan haklarının tam ve kamil manada uygulandığı bir devlet haline getirmek mecburiyetindeyiz. Getirebildik mi? Getiremedik. Ve getiremedi... Ve şimdi Türkiye'yi demokratik bir Türkiye yapalım hep beraber. Evet, Türkiye'de silahlar bırakılsın. Silahların bırakılması yetmez. Silahların bırakılmasıyla beraber Türkiye'nin demokratik bir ülke olması gerekiyor. Avrupa Birliği kriterlerinde bir insan hakları, Avrupa Birliği kriterlerinde bir ihale yasası, bir imar yasası, yolsuzluğu ve hırsızlığı önleme yasası ve siyasi ahlak yasasını getirmek mecburiyetindeyiz. O nedenle ben diyorum ki burada: Birbirimize tahammül ederek yeni bir sayfa açılıyor. Bu sayfayla beraber öyle birilerinin söylemiş olduğu gibi tamamen "Yok canım, yapmayalım", birilerinin söylemiş olduğu gibi de "Yok canım, koşar adım gidelim" değil, temkinli bir iyimserlikle bu konuya yaklaşmak mecburiyetindeyiz diyorum ve şu sözü de hiç unutmayın arkadaşlar: Türkiye el-cüz'i la yetetecezza ülkedir, yani parçalanamayan parçadır Türkiye. Biz Kolberg Meydan Muharebesinden beri hep küçüle küçüle buraya kadar geldik. Bundan sonra küçülmeyeceğiz, bundan sonra hep beraber Türkiye'yi zengin yapmanın, mutlu yapmanın, özgür yapmanın yollarını araştıracağız... buna da dikkat edeceğiz, teşekkürler. Ve geçmişte olduğu kadar Atatürk döneminde, İnönü döneminde, Menderes döneminde, Özal döneminde, Erbakan döneminde olduğu, Sayın Ecevit döneminde de olduğu ve bundan.."

ÇÖMEZ: İHANET YASASIDIR

Grup başkanvekillerinin konuşmalarının ardından TBMM Genel Kurulu'nda İYİ Parti önerge sundu.

İYİ Parti, süreç yasası teklifinin anayasaya aykırı olduğu savunusu ile TBMM'de görüşme yapılmamasını istedi.

İYİ Parti adına önergenin gerekçelerini anlatmak için Turhan Çömez, kürsüye çıktı.

Çömez şunları ifade etti:

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ne dediğimi anlamış olsaydınız zaten bu sıkıntıların hiçbirisi olmayacaktı ama eminim biraz sonra ne söylüyorsam anlayacaksınız. Aylarca yasa çalışması yaptınız, aylarca! Bu çalışmalar yapılırken Kandil'deki terör baronları biliyordu, İmralı canisi biliyordu gidip geldiniz, Saray biliyordu ama sizler bilmiyordunuz, haberiniz yoktu! Ve son ana kadar, yasa teklifinin getirildiği ana kadar haberiniz yoktu. Ve önünüze bir beyaz sayfa verildi sizin, imzaladınız. O beyaz sayfanın üzerinde bu yasa teklifinin ne olduğuna dair hiçbir işaret yoktu. Nihayet, nihayet yasa teklifi sunulduktan sonra, parlamentoya geldikten sonra bir kapalı grup toplantısı yaptınız, orada öğrendiniz. Hâlâ orada size yasa teklifi elinize verilmedi. Verilmedi! Burada söylendi. Söylendiği zaman da içinizden bazıları çıktı, dedi ki: "Eyvah! Şimdi biz ne yaparız? Bölgemize gittiğimiz zaman ne söyleyeceğiz?" Bunu söylemeye başladınız. Biriniz de çıktı, dedi ki: "Biriniz de çıktı, dedi ki: Ya bu Anayasaya da aykırı. Yarın benim başıma bir iş gelir mi? Başıma bir iş gelirse ne yaparım falan" diye demeye başladınız. Bunları gazeteler yazdı. Hiçbirisini yalanlayamadınız. Yalanlasaydınız o zaman. Şimdi 5 Ağustos'ta, 5 Ağustos'ta yasa teklifi geldi. 15.30'da Meclis Başkanlığına geldi. 7 Ağustos'ta 15.30'da, 15.30'da komisyona geldi ve o komisyonda o şartlar altında, o şartlar altında son derece küçük, kapalı ve basık bir ortamda alelusul geçirdiniz. Alelusul geçirdiniz ve sonra dediniz ki: "Size iki saat süre. İki saat süre içerisinde ne yazacaksanız yazın." Tabii sizin yazacak hiçbir şeyiniz yok, itirazınız yok çünkü, ne söyleniyorsa onu yapıyorsunuz. Ve yasaya itiraz etmediniz. Şöyle biz oturduk, bütün hazırlığımızı yaptık. Size kocaman bir, tarihe not düşecek kocaman bir şerh gönderdik. Yanı sıra neler yaptık? Yanı sıra dedik ki: "Bakın, bu yasayı kabul etmeyin" dedik, iade dilekçesi verdik. "Bunu reddedin" dedik, kabul etmediniz, işleme bile koymadınız. "Anayasaya aykırıdır" dedik, açıkça Anayasaya aykırı. Şu anda Anayasaya aykırı bir af işlemi yapıyorsunuz, biraz sonra anlatacağım onu. Onu da kabul etmediniz. Dedik ki: "Bir Anayasa Komisyonu kuralım. Anayasa kurulan Anayasa Komisyonunda bunu görüşelim." "Hayır" dediniz, Anayasa Komisyonunu da toplamadınız. "Alt komisyonlar olsun, tali komisyonlar olsun." Onları da toplamadınız. "Peki uzmanlar gelsin. Nerede muhatapları? Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı gelsinler uzun uzun ifadeler versinler, izahatlar yapsınlar. Teknik insanlar gelsin, gazeteciler gelsin, sivil toplum örgütleri gelsin, şehit ve gazi yakınları gelsin, konuşsunlar." Onu da yapmadınız. "Aman bir an önce bitsin ve biz bunu yasalaştıralım." Niye öyle bir aceleniz var ki? Teröristlere af getireceksiniz. 9 bin teröriste af getireceksiniz. Bununla ilgili gece gündüz uğraşıyorsunuz. "Etki analiziniz var mı?" dedik. Yani bunun nelere mal olacağına dair biraz sonra bahsedeceğim. "Etki analiziniz var mı elinizde?" Onu da yapmamışsınız. Yani cezaevindeki 4 bin teröristi, dışarıdaki toplam 9 bin teröristi affetmeniz halinde neler olacak diye soruyoruz, hiçbir etki analiziniz yok. Biz yaptık oldu, koşun peşimizden. Çünkü Kandil baronları öyle istiyor, İmralı canisi öyle istiyor. Onları söylediniz ve dedik ki nihayetinde: "Pazartesi günü yapmayın, Meclis, televizyonu yayınlasın, bütün Türkiye görsün. Aman mümkün olduğu kadar kimse duymasın. Yaptığımız işten kimsenin haberi olmasın" dediniz. Peki bu süreçte kimin haberi vardı? Bu süreçte, bu süreçte İngiliz yayın organlarının haberi vardı. Reuters'tan öğreniyoruz, 10 ay önce Reuters açıklama yaptı, dedi ki: "9 bin teröristi affedecekler, çalışma yapıyorlar." Peki başka ne vardı? Amerikan Büyükelçisi tarif ediyordu, Amerikan Büyükelçisi. Ne diyordu Amerikan Büyükelçisi? "Çözüm süreci bir ülkenin, bir ülkenin diplomatı başka bir ülkenin iç işleriyle ilgili açıklama yapıyor. 4 ülkedeki Kürtler bir araya getirilecek" diyor. Anlaşıldı talimat nereden geliyor size. Projeyi kimlerin irade ettiğini, kimlerin arkasında durduğunu anlıyoruz. Biriniz de kalkıp Amerikan Büyükelçisine "Sen kimsin? Nasıl benim ülkemle ilgili böyle bir şey konuşuyorsun?" diyemediniz. İngiliz yayın kuruluşları gece gündüz yayın yaptılar, kaç bin tane teröristi affedeceğinizle ilgili yayınlar yaptılar. Şimdi buna af demek istemiyorsunuz. Bu açık seçik bir aftır ve 15 yıla kadar ceza almış olanlara 5 yıllık denetimli serbestlik, 15 yıldan sonra, daha uzun sürele ceza almış olanlara da 10 yıllık denetimli serbestlik getiriyorsunuz. Peki niye af demiyorsunuz biliyor musunuz? Çünkü... Buyurun, tamamlayın. PKK'lı teröristler buna af denmesini istemiyorlar. Çünkü diyorlar ki: "Biz suç işlemedik ki. Niye af diyeceksiniz buna? Biz af denmesini istemiyoruz." Ama göz göre göre 4 bin tane teröristi affediyorsunuz ve bir de kurul kuruyorsunuz. O kurula da bütün yetkiyi veriyorsunuz. Ondan sonra da bu yasanın içerisine 10. maddeyi koymuşsunuz. 10. maddeyle de onlara dokunulmazlık veriyorsunuz. 10. madde, aman diyor bunlara dokunmayın her şey yapsınlar. Ve o kurul, o kurul teröristlerin memnu haklarının iadesiyle ilgili 5 yıl veya 10 yıllık süreyi 2 yıl veya 3 yıla çekerek onların parlamentoya gelmesinin yollarını açıyor. Ayrıca o kurula bir yetki daha verdiniz. Nedir o yetki? O yetki de şudur: Şu anda haklarında dava açılmamış Kandil baronlarıyla ilgili bir soruşturma açılması için o kurul karar verecek. Yani kurul diyecek ki: "Hayır soruşturamazsınız." Siz de soruşturmayacaksınız. Bu açık seçik bir ihanet yasasıdır..."

ÇÖMEZ'DEN GÜL'E A YANIT

ÇÖMEZ'DEN GÜL'E A YANIT

İYİ Partili Çömez, AKP'li Gül'ün "Anafartalar" yanıtına şöyle yanıt verdi:

"Siz "Çanakkale'de beraberiz" diyorsunuz ya, Çanakkale'de hep birlikteydik ama bizim aramızda o Çanakkale'de hainler yoktu, teröristler yoktu, bu ülkeyi bölmek isteyenler yoktu, arkasındaki emperyalist kitleler yoktu. Orada gecesini gündüzüne katan, canını feda eden Anadolu aslanları vardı, hep birlikteydik. Onu istismar etmeyin. Google'a bakarak öğrendiğiniz tarihle hareket etmeyin. Bugün 10 Ağustos ve Sevr'in imzalandığı gün. Size söyledik, "Yapmayın bu tarihi" dedik. Çünkü alçak terör örgütü yapmış olduğu toplantıda, yapmış olduğu toplantıda "Biz Sevr için geldik buraya" diyor, bir tek kelime laf söylemediniz. Öyle Google'a bakarak tarihleri araştırıp konuşmayın. Çanakkale'de biz hep birlikteydik, el birliğiyle mücadele ettik. Bu ülkeyi nasıl kurduk? Hep beraber kurduk. Ama yanımızda teröristler yoktu, ihanet edenler yoktu ve biz Çanakkale'de emperyalizme karşı müca..."

AKP'DEN İYİ PARTİ'YE SEVR YANITI

AKP'DEN İYİ PARTİ'YE SEVR YANITI

AKP adına konuşan Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, İYİ Parti'nin 'Sevr yıldönümü' eleştirisine yanıt verdi.

"10 Ağustos dediğimizde Anafartalar Zaferi'nin 111. yılında Çanakkale destanını hatırlıyoruz. Bugün işte Sevr'in yıldönümüymüş de bugüne getirmişiz. Bugün bizim için anlamlı olan gün Çanakkale'de destanı yazılan Anafartalar destanıdır" diyen Gül şunları ifade etti:

Hepinizi saygıyla AK Parti grubumuz adına selamlıyorum. Bugün 10 Ağustos 2014, milletin adamı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk demokrasi tarihinde, siyasi tarihinde ilk defa milletin oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilmesinin sene-i devriyesi. Cumhurbaşkanımız milletimizden aldığı bu yetkiyle ve güçle, bu iradeyle hem bölgesel tüm krizlerde hem küresel tüm krizlerde hem ülkemizin huzuru için, refahı için her zaman milletimizin yanında olmuştur. O yüzden de milletimiz milletin adamı Recep Tayyip Erdoğan'a her zaman desteklemiştir, her zaman yanında olmuştur ve tüm bu tecrübe, liderlik hem Türkiye'nin hem dünyanın ihtiyaç duyduğu bir tecrübedir. O yüzden bundan sonraki dönemlerde de 2028'de de Türkiye'nin ve dünyanın, siyasetin, insanlığın Recep Tayyip Erdoğan'ın tecrübesine, birikimine, kararlı liderliğine ihtiyacı var. İnanıyorum ki milletimiz yine Cumhurbaşkanımızın yanında olacak, tekrar yoluna güçlü adımlarla devam edecektir. Tekrar milletimize şükranlarımızı sunuyoruz vermiş oldukları güçlü destek için. Bugün bir diğer önemli gün Anafartalar Zaferi'nin yıldönümü. Ben kanun gündemine girmeyeceğim çünkü birazdan kanunu yeterince maddeleriyle, ayrıntılarıyla konuşacağız, görüş, önerileri alacağız. Ancak şunu ifade etmek isterim ki bugün 10 Ağustos dediğimizde Anafartalar Zaferi'nin 111. yılında Çanakkale destanını hatırlıyoruz. Orada göğüs göğüse çarpışan Diyarbakırlı, Ağrılı, Karslı, İzmirli, Trabzonlu yiğitlerin nasıl omuz omuza vererek bu aziz millet için şehit olduklarını, bu aziz millet için bir cumhuriyet, bir devlet kurduklarına şahit olduğumuz tarihi bir gündür. O yüzden başta Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Bugün işte Sevr'in yıldönümüymüş de bugüne getirmişiz. Bugün bizim için anlamlı olan gün Çanakkale'de destanı yazılan Anafartalar destanıdır, Çanakkale ruhudur. Nasıl bin yıl önce Sultan Alparslan'la bu kapılar hep beraber açıldıysa Türküyle, Kürtüyle, Alevisi, Sünnisiyle; kıyamete kadar Çanakkale'de omuz omuza şehit olmuşların kıyamete kadar kardeşliği için yapılan bir mücadeledir. Dolayısıyla Sevr... Sevr bir emperyalistlerin projesiydi. Sykes-Picot'yla özellikle bu meseleleri bölgede kaşımak üzere, Türkiye'yi zayıflatmak üzere emperyalistlerin kurduğu bir oyundu. Bu oyunu Gazi Meclis... Gazi Meclis emperyalistlerin kardeşliğimizi bozma çabasını da bugün çıkaracağı kanunla paçavraya çevirecek, tarihin çöp tenekesine atacaktır. Bu duygularla Genel Kurulu selamlıyorum, teşekkür ediyorum.

YENİ PARTİ'NİN GÖRÜŞÜNÜ ÖZGÜR ÖZEL AÇIKLAYACAK

YENİ PARTİ'NİN GÖRÜŞÜNÜ ÖZGÜR ÖZEL AÇIKLAYACAK

YENİ Parti Grubu Grup Başkanvekili Murat Emir, konuştu:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık bir buçuk yıl önce Türkiye'de terörü kalıcı olarak bitirmek, silahların susması, bir daha hiçbir ananın gözyaşı dökmemesi adına, demokrasi adına, hukuk devletimiz adına, yerle bir olmuş adaletimiz adına bir komisyon kurulması gündeme geldi.

O komisyonu Sayın Meclis Başkanımızın başkanlığında hep birlikte kurduk ve adına da Milli Dayanışma, Kardeşlik ve de Demokrasi Komisyonu dedik. Bu ismi öylesine koymadık. Bu komisyonun amacına ulaşması için bu topraklara barışı, güveni, huzuru, bereketi, kardeşliği gerçekten getirmesi için silahların susması gerektiğini, elbette terörün bitirilmesi gerektiğini, her birimizin en önemli kırmızı çizgisinin Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğü olduğunu ama bütün bunları demokrasisiz, adaletsiz, kardeşçe bir yaşam kurmadan da başaramayacağımızı o gün söyledik, söyleye geliyoruz.

Önemli çalışmalar yaptık. Sonunda bir rapor oluşturduk ve o raporun arkasında katılan 5 partinin de temsilcileri vardı, herkesin eksiksiz imzası vardı. Ve sonuçta o raporda 6. bölümde yer alan terörün bitirilmesine dönük olarak atılması gereken adımlarla ilgili olarak bugün bir adım atılmış durumda. O adımın başındayız, belki ortasındayız.

Ama demokratikleşmeyle ilgili, yani 7. bölümle ilgili maalesef hiçbir adım atılmadığı gibi Türkiye son bir buçuk yılda 19 Mart'ta içine düşürüldüğü darbe sürecinin derinleştirilerek, yoğunlaştırılarak halk iradesinin sürekli gasp edildiği, yargının muhalif kim varsa gazeteci, düşünür, normal vatandaş, siyasetçi, siyasi parti her biri üzerinde bir saldırı aracına dönüştüğü, sopaya dönüştüğü ve Türkiye'nin demokrasisini hızla kaybettiği bir sürecin içerisinden geçiyoruz.

Komisyon sürecine başladığımızda ülkemizdeki herkes, 86 milyon elbette ki "Barış gelsin, kardeşlik gelsin, bir daha kan akmasın, bir daha şehitler olmasın" dedi, dedik, hep birlikte dedik. Bir umut vardı ama aynı zamanda bir güvensizlik de vardı. Güvensizliğin sebebini hep birlikte biliyoruz.

Siyasi iktidara karşı bugüne kadar yaptıklarına baktığınızda bu ülkeye demokrasi getirmeyeceği, özgürlük getirmeyeceği, ne pahasına olursa olsun kendi koltuğunu korumak için siyasi projelere yaslanacağı kaygısı vardı.

Maalesef ifade etmeliyiz ki bu bir buçuk yılda bu görüşü değiştirmemiz için hiçbir sebep olmadı. Bakınız, komisyon raporunda "Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır" dedik. Hiçbir Anayasa Mahkemesi kararına uyulmadı. Hâlâ uyulmadı, hâlâ Can Atalay gelip burada yemin edemedi. "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır" dedik, hâlâ göz ardı ediliyor. "Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalı" dedik, kurumsal parti kimliğimize saldırıldı.

Aynı şekilde yargılamada tutuklamanın istisna olması gerektiğini, mahkemelerin bağımsız ve adil olması gerektiğini söyledik, raporumuza bağladık, herhangi bir adım atılmadı. "Halk iradesine saygı gösterilmelidir, kayyumlar olmamalıdır" dedik, "Kayyumlar gitmeli, seçilmiş başkanlar göreve atanmalıdır" dedik, hâlâ bununla ilgili de en ufak bir adım atılmış değil. Dolayısıyla demokrasi olmadan, dolayısıyla raporun 7. bölümünü ıskalayan, dolayısıyla bu konuda güçlü bir enerji gösterileceğine dönük en ufak bir emare dahi gösterilmeyen bir süreçte bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, Sayın milletvekilleri; biz silahların susması adına, silahların susması adına, terörün kalıcı olarak bitmesi adına atılabilecek her adımı, gelebilecek her öneriyi benimsiyoruz, ciddiye alıyoruz, önemsiyoruz. Bu kanun teklifiyle ilgili olarak biz bugüne kadar kimi eleştirilerimizi, önerilerimizi komisyonda gündeme getirdik. Üzülerek söylemeliyim ki bu teklifin geliş biçimi, getiriliş biçimi, imzalanış biçimi, komisyonda en haklı eleştirilerimize karşı dahi noktasına virgülüne dahi dokundurulmayışı, ortak aklın çalıştırılmayışı önemli eksiklikler olmuştur. Biz bunları burada da kayda geçireceğiz ama partimizin tutumunu Sayın Genel Başkanımız ayrıntılı bir şekilde değerlendirecek, hem milletimizle hem de Meclisimizle paylaşacaktır. Saygılar sunarım.

DEM PARTİ'DEN ÇAĞRI

DEM PARTİ'DEN ÇAĞRI

" Gelin, bu tarihi birlikteliğe hep beraber katkı sunalım; gelin, bu tarihi sorumluluğu birlikte taşıyalım. Barışı birlikte kalıcılaştıralım" diyen DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit şunları ifade etti:

Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Evet, bugün Türkiye'nin ortak geleceğini birlikte kurabileceğimiz tarihsel bir gündeyiz, önemli bir gün bugün. Ve hepimiz de bu önemli günün hem tanıkları hem de yapıcılarıyız. Sadece anı kurtarmak için değil, tarihi kazanmak için buradayız. Uzun yıllardır ağır bedeller ödeyen Türkiye halklarının önünde bugün önemli bir imkan var. Sorunlarımızı demokratik siyaset, hukuk, müzakere, ortak akıl zemininde çözmek, barışı kalıcılaştırmak ve demokratik toplumu birlikte inşa etmek. Önümüzdeki yasa teklifini Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik yeniden kuruluşun önemli bir başlangıcı olarak görüyoruz. Elbette teklifin eksiklikleri var, bunu hem komisyonda hem burada hem de kamuoyunda ifade ettik. Fakat bundan sonrası da bu eksiklikleri gidermek gibi bir sorumluluğumuz da var. Bugün bizim önümüzde en, bizim önümüzdeki en büyük sorumluluk aslında bugün yapılan, atılan bu adımı büyütmek, bu başlangıcı büyütmek. Çünkü barış yalnızca bir yasayla gelmez, gelmeyecek. Barış hukukta, siyasette ve toplumsal yaşamın bütün alanlarında atılacak demokratik adımlarla ancak kalıcı hale gelebilir. Bunun için; demokratik siyasetin alanını genişletmek, hukukun üstünlüğünü güçlendirmek, AYM ve AİHM kararlarını uygulamak, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sağlamak, anadilin kamusal yaşamda ve eğitimde özgürce kullanılmasının önündeki engelleri kaldırmak, seçilmişlerin ve halk iradesinin güvence altına alındığı bir demokratik düzeni hep beraber geliştirmek zorundayız.

Biz DEM Parti olarak bu sürece tarihsel ve stratejik bir perspektifle yaklaşıyoruz. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü Türkiye'nin demokratikleşme mücadelesinden asla ayrı görmüyoruz. Tarihsel Kürt-Türk ilişkilerinin eşit hukuk ve demokratik siyaset temelinde güçlenmesini Türkiye'nin ortak geleceğinin temel meselelerinden biri olarak görüyoruz. Bizim Demokratik Cumhuriyet hedefimiz tam olarak budur: Bütün kimliklerin, bütün inançların, kültürlerin ve toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde kendisini özgürce ifade ettiği yeni bir gelecek, ortak bir yaşam. Kürtlerin, Türklerin, Arapların, Lazların, Çerkeslerin, Alevilerin, Sünnilerin, kadınların, gençlerin, emekçilerin, çiftçilerin, emeklilerin ve toplumun bütün kesimlerinin kendisini bu ülkenin eşit, özgür ve onurlu bir yurttaşı olarak hissettiği yeni bir Türkiye. Değerli milletvekilleri, bu süreç yalnızca bir siyasi partinin sorumluluğu değildir; Meclisin, iktidarın, muhalefetin ve bütün toplumun, her birimizin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle bütün siyasi partilere ve bütün milletvekili arkadaşlarımıza çağrımızdır: Gelin, bu tarihi sürece hep birlikte katkı sunalım. Farklılıklarımızı koruyarak ortaklaşabileceğimiz alanları büyütelim. Eleştirilerimizi süreci güçlendiren önerilere dönüştürelim. Barışın toplumsal iradesini Meclisin ortak iradesiyle buluşturalım. Çünkü barışın kazananı 86 milyonuyla bir bütün Türkiye olacaktır. Barış, gençlerin bu ülkede umutla yaşayabilmesinin ve geleceğini başka ülkelerde aramamasının anahtarıdır; kadınların eşit ve özgür yaşamasıdır; emekçilerin, çiftçinin, emeklinin hayatının güçlenmesi, refahının artmasıdır; çocukların haklarına kavuşmasının garantisidir; kaynaklarımızın halklarımıza, toplumumuza refah olarak dönmesidir. Bugün önümüzde duran fırsat yalnızca çatışmasızlığın değil, daha demokratik, daha adil ve daha müreffeh bir Türkiye'nin kapısını aralamaktadır. Biz bu fırsata inanıyoruz. Halklarımızın barış iradesine, Meclisin ortak aklına ve Türkiye'nin demokratik bir geleceği birlikte kurabileceğine inanıyoruz. Gelin, bu tarihi birlikteliğe hep beraber katkı sunalım; gelin, bu tarihi sorumluluğu birlikte taşıyalım. Barışı birlikte kalıcılaştıralım, demokrasiyi birlikte büyütelim, eşit yurttaşlığı birlikte güçlendirelim, Cumhuriyetin ikinci yüzyılını Demokratik Cumhuriyet hedefiyle hep birlikte inşa edelim. Bu inançla, bugün atacağımız adımın halklarımız için kalıcı barışın, demokratik toplumun, özgür yarınların güçlü bir başlangıcı olmasını diliyor; Genel Kurulu ve hazırunu saygıyla selamlıyorum.

BUTLAN CHP'Sİ GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLADI

BUTLAN CHP'Sİ GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLADI

Butlan CHP'sinin Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli şunları ifade etti:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Öncelikle belirtmeliyim ki Cumhuriyet Halk Partisi Kürt sorununun çözülmesi için öncülük yapan bir siyasi partidir. O zamanki adıyla Sosyal Demokrat Halkçı Parti tarafından 1989 yılında kapsamlı bir rapor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Raporu, aynı zamanda Kürt Raporu olarak bir rapor hazırladık. Bu kapsamlı raporda sorunu tüm boyutlarıyla ele alarak Kürt realitesinin kabul edilmesi, ana dil yasaklarının kaldırılması, demokratikleşmenin sağlanması ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ve tüm ülkede ekonomik ve toplumsal sorunları çözecek bir kalkınma hamlesinin başlatılmasını önerdik. Ne yazık ki o dönemde bu sorun çözülmedi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak silahı, şiddeti ve terörü bitirecek; demokratikleşmeyi tüm kurum ve kurallarıyla tesis edecek, üniter devlet yapısını güçlendirecek, hukuk devletini kuracak ve toplumsal barışı sağlayacak çözüm önerilerini her zaman ortaya koyduk. Bu yoldaki çabaları destekledik ve hepsinden önemlisi çözümün adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalı dedik. Eğer bu sorun şimdiye kadar çözülemediyse bunun nedeni sürecin açık ve şeffaf bir biçimde yürütülmemiş olması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu sürecin dışında kalmış olmasıdır. Bugün bu amaçla kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna Cumhuriyet Halk Partisi olarak üye verdik ve çalışmalara katkıda bulunduk. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve milli dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihî sorumluluğun bir yansımasıdır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ele alınan terörsüz Türkiye hedefi bir devlet politikası olup vatandaşlarımızın ortak geleceğini garanti altına alan bir yaklaşımın sonucudur. Ve bugün önümüze gelen yasa teklifinde de ilgili komisyon raporunun 6'ncı maddesine göre hazırlandığı ve sorunun çözümünde bir ilk aşama olacağı düşüncesiyle desteklediğimizi belirttik ve bir tutum belgemizle birlikte neden desteklediğimizi de kamuoyuna açık ve net bir biçimde açıkladık. Değerli milletvekilleri, terörün bitmesi Türkiye için tarihsel bir fırsattır. Bu süreç ancak Cumhuriyet'in kurucu ilkeleriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin demokratik meşruiyetiyle, hukuk devletiyle, eşit yurttaşlıkla, üniter yapıyla, kalkınma ve refahla ve bağımsız dış politika iradesiyle başarıya ulaşabilir. Bu çerçevede doğrulanabilir silahsızlanma, demokratik reformlar, bölgesel güvenlik düzenlemesi ve dış müdahaleleri sınırlayacak egemenlik stratejisi bu konunun çözüme ulaşması için temel ilkelerdir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak devleti kuran bir parti olmanın tarihsel sorumluluğuyla ve meseleyi bir devlet politikası olarak değerlendirerek Cumhuriyet'imizin ikinci yüzyılında da ülkemizin birlik ve bütünlüğünün, üniter yapısının, halkımızın huzur ve refahının, devletimizin ilelebet payidar kalmasının en güçlü güvencesi olmaya devam edecektir. Görüşülmekte olan yasa teklifine terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi, silahların tamamen devreden çıkarılması, bölgesel güvenlik düzenlemelerinin hayata geçirilmesi ve demokratik siyasetin güçlenmesiyle birlikte Cumhuriyet'imizin demokrasiyle taçlandığı yeni bir dönemin başlayacağı düşüncesiyle destek vereceğimizi ifade ediyoruz. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İYİ PARTİ'DEN ÇOK SERT ELEŞTİRİLER

İYİ PARTİ'DEN ÇOK SERT ELEŞTİRİLER

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, çok sert bir konuşma yaptı. Çömez, sürece ve süreç yasasına tepkilerini dile getirirken bugünün Sevr Anlaşması'nın yıldönümü olmasını da eleştirdi.

Turhan Çömez şunları ifade etti:

Terörsüz Türkiye güzel bir ifadedir; ancak Türkiye aynı zamanda teröristsiz, ihanetsiz ve hainsiz olmalıdır; teröre destek olan, terörden medet uman ve terörle arasına mesafe koyamayan tüm yapı ve anlayışları Gazi Meclis çatısı altında kınıyorum. Barış kavramı ancak devletler arasında savaş sonrası imzalanan bir hukuktur, fakat bu kavram yıllardır ihanetin üzerini örtmek için istismar ediliyor; barış kavramı arkasına saklanıp hain emellerini hayata geçirmek isteyenleri lanetliyorum.

İYİ Parti olarak bu ülkede herkesin refah ve huzur içinde yaşayacağı bir atmosfer için çalışmaya devam edeceğiz. AK Parti’nin 24 yıllık iktidarı başında terör sıfır noktasındayken bugün terörle pazarlık noktasına gelinmesinin sebebi nedir? 2014 yılında çıkan yetki yasasını neden kullanmadınız ve terörü neden bu noktaya getirdiniz? İçişleri Bakanınız dağlarda bir tek terörist kalmayacağını, sadece 86 teröristin kaldığını söylerken ve Murat Karayılan’ı bin parçaya bölme sözü verirken bugün nasıl aynı masada pazarlık yapar hale geldiniz? Sayın Erdoğan’ın PKK’nın eylem yapamaz hale geldiğini söylemesinin üzerinden iki yıl geçmişken, sizi Kandil baronlarıyla ve İmralı’daki cani başıyla pazarlık masasına oturtan nedir?

Kayıtsız şartsız silah bırakacaklar diyerek sergilediğiniz tiyatronun ardından bu alçaklar Sevr’i geri getireceklerini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldıracaklarını söyleyerek size meydan okudular. Teröristlerin affedileceği bu yasa teklifini Sevr’in imzalandığı güne ve Meclis’in canlı yayın yapmadığı pazartesi gününe getirmeniz bir utanç vesikasıdır. Niye utanıyor ve korkuyorsunuz? Aziz Türk milleti kimin neyi ne amaçla yaptığını görüyor; günü geldiğinde hem sandıkta hesap soracak hem de bu ihanet projesine destek verenleri tarihin kara sayfalarına gömecektir.

YENİ YOL GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLADI

YENİ YOL GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLADI

YENİ Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, partisi adına görüşlerini açıkladı.

Yasa teklifine destek veren Kaya şunları ifade etti:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok değerli bir coğrafyada omuz omuza mücadele ederek şehitler vererek tarihi bir birikimle vatan toprağı haline getirdiğimiz bir ülkede hep birlikte yaşıyoruz.


Ülkemiz 40 yılı aşkın bir süredir çatışmalı bir sürecin, silahlı bir örgütün silahlarını bırakacağı ve örgütün tasfiye edileceği bir sürece doğru giriyor. Bu sürecin hem devletimiz hem de milletimiz lehine sonuçlanacağına inanıyor ve bu imkana kavuşacağımıza yürekten inanıyorum.


Bu süreci 22 Ekim itibariyle başlatan Milliyetçi Hareket Partisi’nin Sayın Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye ve bu çağrısından sonra da sürece sürekli her kritik aşamada verdiği destek için şahsım adına çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bu sürece devlet adına desteğini açıklayan Sayın Cumhurbaşkanı’na ve bu süreçte devlet adına ortaya koymuş olduğu katkılara ve süreci yönetiminden dolayı da çok teşekkür ediyorum.


Sürece olumlu katkılarıyla destek veren başta Saadet Partimizin Sayın Genel Başkanı Mahmut Arıkan’a ve tüm siyasi partilerin genel başkanlarına da ayrıca teşekkür ediyorum.


Bu sürecin çok kolay bir süreç olmadığını, fırsatlarla birlikte tarihi riskler taşıdığını hep beraber biliyoruz. Ama elbette fırsatların çok olduğu yerde de tehditlerin olmaması zaten eşyanın tabiatına aykırıdır. Dolayısıyla bu fırsatları olumluya döndürmek risklerden de kaçınarak uzun bir yol yolculuğunun belki de bugün ilk adımını hep birlikte atmış olacağız.


İlk yapmamız gereken vatanımızın ve ülkemizin bir tehdit altında olmaktan çıkarılmasına dair süreci hep birlikte yönetmek. Daha sonra da bu silah bırakmanın bir gereği bir şartı olarak değil, ama ülkemizin hukukla, adaletle, demokrasiyle, ekonomik kalkınmayla, şahsiyetli bir dış politikayla mutlaka ama mutlaka belli bir tarihi mecraya doğru girmesi için hep beraber adımlar atmamız lazım.


Çünkü bugüne kadar silah, terör, şiddet bir şekilde bu ülkeye özgürlük ve demokrasi getirmek isteyenlerin önüne sürekli bir engel olarak çıkarıldı. Hep özgürlükler güvenliğe feda edilmeye çalışıldı.


İşte tam da şiddetin, çatışmanın, terörün sahneden çekildiği bir dönemde üzerimize çok büyük sorumluluklar var. Bunu bir galibiyet bir yenilgi olarak görmekten daha öte bu ülkenin
...ama birbirlerinin ayağına basmayan kuvvetler ayrılığına sahip bir ülkeyi hep beraber inşa etmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Dolayısıyla evet bir örgüt silah bıraktı, her şey bitti, hadi eski gündemlerimize dönelim dersek bu ülkeye çok büyük kötülükler yapmış oluruz.


Bu sürece dair kaygıları olanları da anlayarak bu süreçte dediğim gibi bu fırsatları ve bu riskleri birlikte aşabilmenin iradesini ortaya koymamız lazım. Bunları birlikte aşabilmenin yolu tek olmaktan geçmiyor. Elbette her partinin demokratik siyasal rekabet içerisinde birbirinden ayrılacağı noktalar olacak. Milletin önüne koyacağı programlar olacak.


Ama artık bu çatışmalı ve kutup siyasetinden vazgeçerek gerçekten memleketin meseleleri üzerine kafa yoran siyasal eleştirilerini ya da önerilerini itiraz üzerinden değil, bu memleketin ihtiyaç duyduğu programlar üzerinden yani hizmet, eser ve gerçekten program siyasetine Türkiye’nin dönmesi lazım.


Bu bağlamda baktığımız zaman bugünkü bu yasadan sonra her ne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Ekim’e kadar bir genel kurul çalışmalarına ara veriyor olsa da 1 Ekim’den sonra bahsettiğim gibi özellikle demokratikleşme, yargının bağımsızlığı, güçlü ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışır tıpkı Cumhuriyet’in kuruluşundaki gibi ülkenin ana meselelerinin tek karargahı olan bir Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne olan ihtiyacı hep beraber ortaya koymak zorundayız.


Ve yine ifade ettiğim gibi bir diğer önemli husus bu memlekette yaşayan her kim olursa olsun işi yargıya düştüğü zaman gönül rahatlığıyla yargının bağımsızlığına inanacağı bir süreci de hep beraber inşa etmek zorundayız. Dolayısıyla ben sözlerimi bu tarihi günde çok da uzatmadan bir an önce gündeme geçmesini de temin etmek adına bu sürecin tekrar başarıya ulaşmasını ama önümüzde çok uzun ve meşakkatli bir yol olduğunu bu uzun ve meşakkatli yolun siyasal kamplaşma ve kutuplaşmalarla değil tam tersine demokratik siyasal bir düzeni inşa etmekle aşılabileceğine inanıyor tekrar sürece katkısı olan herkese teşekkür ve saygılarımı sunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İYİ PARTİ SIRALARINA TÜRK BAYRAĞI KOYDU

Sürece sert bir dil ile karşı çıkan İYİ Parti, genel kuruldaki oturma sıralarına Türk bayrağı koyduğu görüldü. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da genel kurula geldi.

İYİ Parti vekillerinin de Türk bayrağı atkısı taktığı görüldü.

Bahçeli TBMM'de

Bahçeli TBMM'de

TBMM'deki görüşmeler için MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de geldi. Bahçeli, genel kurula giriş yaparken, "18 Saat dinleyeceksiniz soru mu bu" dedi.

AKP Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu da MHP sıralarına gelip Devlet Bahçeli ile tokalaştı.

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
TBMM Çerçeve Yasa