8 Ağustos Dünya Kediler Günü: Türkiye'nin kedilerinin eşi benzeri yok!
Her yıl 8 Ağustos'ta kutlanan Dünya Kediler Günü'nde, dünyanın eşi benzeri olmayan iki endemik kedi ırkını barındıran ülkemiz, binlerce yıllık kedi kültürüyle öne çıkıyor.
Uluslararası Hayvan Refahı Fonu (IFAW), kedilere yönelik farkındalığı artırmak ve koruma sorunlarına dikkat çekmek amacıyla 2002 yılında 8 Ağustos'u Dünya Kediler Günü ilan etti.
Dünyada devlet korumasına alınmış iki farklı endemik kedi ırkına aynı anda ev sahipliği yapan tek ülke ise Türkiye.
Ankara kedisi, dünyanın en eski uzun tüylü kedi ırklarından biri olarak tanımlanıyor ve Avrupa'da 'Angora' adıyla biliniyor.
Bu zarif ırkın 16. yüzyılın sonlarında Fransız bilim insanı Claude Fabri de Peirese ile birlikte Fransa'ya ulaştığı ve kısa sürede Avrupa soylularının gözdesi haline geldiği biliniyor.
Fransız Kardinal Richelieu'nün her sabah 14 Ankara kedisiyle oynadığı, Kraliçe Marie-Antoinette'in ise 6 Ankara kedisine sahip olduğu ve mobilyalarını bile kedilerini okşayabilecek biçimde tasarlattığı tarihsel kaynaklarda yer alıyor.
Uzun, ipeksi ve parlak beyaz tüyleriyle tanınan Ankara kedisi, mavi, kehribar ya da her iki gözü farklı renkte (heterokromi) olabiliyor.
Her iki gözü mavi ve tüyleri beyaz olan Ankara kedilerinde genetik olarak sağırlık görülebiliyor.
18. yüzyılda İran kedisinin yaygınlaşmasıyla Ankara kedisinin popülerliği azalmaya başladı. Irk 1950'li yıllarda Amerikalı yetiştiricilerin Anadolu'dan götürdüğü bir çiftle yeniden gün yüzüne çıktı.
Türkiye'de ise Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesi tarafından özellikle beyaz Ankara kedileri için bir koruma ve üreme programı başlatıldı.
Ankara kedisi Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış bir biyolojik miras olarak kabul edildi ve yurt dışına çıkarılması yasaklandı.
Pursaklar Belediyesi bünyesinde 2017 yılında 15 kediyle faaliyete geçen Ankara Kedisini Koruma, Yaşatma ve Tanıtma Merkezi, 2 bin metrekarelik bir alan üzerinde 7 bölümden oluşuyor.
Merkezde Dünya Kedi Federasyonu tarafından onaylı safkan Ankara kedileri özel bakım ve eşleştirme programlarıyla korunuyor.
Merkezin veterineri Ayşegül Korkmaz, Ankara kedisinin İç Anadolu'ya özgü endemik bir tür olduğunu ve en iyi formunu doğal yaşam alanında gösterdiğini vurguluyor.
Tesiste şu toplam 50 anaç kedi barınıyor ve kedilerin stresini artırmamak için sayı sabit tutuluyor.
Merkez yılda yaklaşık 120 yavru kapasitesine ulaştı ve her yıl 10 dişi yavru, ileride anaç olmaları için ayrılarak sürdürülebilir bir üretim planı uygulanıyor.
Her kedinin çipi ve kimlik numarası bulunuyor, eşleştirmeler bu kayıtlar üzerinden yapılıyor ve doğan yavrular uygun sahiplere veriliyor.
Ankara kedisi atletik, cesur ve son derece zeki bir ırk olarak biliniyor ve sahibine derin bir bağlılık gösteriyor.
Türkiye'nin diğer endemik kedi ırkı Van kedisi ise ipeksi beyaz kürkü, farklı renkteki gözleri ve suyla oynamayı sevmesiyle dünyada nadir görülen türlerden biri.
Van kedisindeki farklı göz renkleri, beyazlığı belirleyen 'piebald' ve 'white' genlerinin etkisiyle ortaya çıkıyor.
Ankara kedisiyle sık karıştırılan Van kedisi, tüylerinin daha kısa olmasıyla, başında ve kuyruğunda görülen lekelerle ve suyu sevmesiyle Ankara kedisinden net biçimde ayrılıyor.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesindeki Van Kedisi Araştırma Merkezi, 'Kedi Villası' olarak bilinen tesiste orijinal Van kedilerini kontrollü üretim programlarıyla koruyor ve saf ırkın devamlılığını sağlamayı hedefliyor.
Merkezde her yıl planlı çiftleştirme dönemleri uygulanıyor, damızlık kedilerin sağlık kontrolleri ve aşıları tamamlandıktan sonra üreme sürecine geçiliyor.
Van kedisi yalnızca sayısal olarak değil genetik saflık açısından da korunuyor, orijinal ırk özelliklerini taşımayan bireyler damızlık programına dahil edilmiyor.
Kentte apartman yaşamına geçişle birlikte Van kedisi sahipliği azaldı, bu nedenle üniversitenin yürüttüğü koruma çalışmaları ırkın geleceği açısından kritik önem taşıyor.
Van kedisi akıllı, sadık ve eğitilmesi kolay bir ırk olarak tanımlanıyor, sahibiyle güçlü bir duygusal bağ kuruyor ancak tanımadığı kişilere karşı mesafeli kalıyor.
Türkiye'nin kedilerle binlerce yıllık bağı Osmanlı dönemine dayanıyor. Sokak hayvanları için kurulan vakıflar aracılığıyla kedilerin bakımının kurumsallaşması bu dönemlere dayanıyor.
1800’lü yıllarda ülkenin neredeyse tamamında yaygınlaşan "Mancacılık" mesleğini icra eden gezgin satıcılar, uzun sırıklarda taşıdıkları sakatatlarla sokak kedilerini ve köpeklerini düzenli olarak beslerdi.
16. yüzyıldan kalma yazılı kaynaklara göre İstanbul ve çevresinde kediler için hastaneler ve özel bahçeler bulunuyordu.
Osmanlı'da hayvan sevgisi o denli kurumsaldı ki Koca Mustafa Paşa, İstanbul'daki Şeyh Evhadüddin Tekkesi'ne kediler için günde iki sırık ciğer verilmesini vasiyetinde belirtti.
Bugün İstanbul, yüz binden fazla sokak kedisine ev sahipliği yapıyor ve vatandaşların büyük bölümü bu kedileri başıboş hayvan değil, ortaklaşa sahiplenilen dostlar olarak görüyor.
2016 yapımı 'Kedi' belgeseli, İstanbul sokaklarında yaşayan kedilerin hikayelerini anlatarak uluslararası alanda büyük ilgi gördü ve Türkiye'nin kedi kültürünü dünyaya tanıttı.
Kedilerin insanlarla yolculuğu yaklaşık 10 bin yıl önce Yakındoğu'da tarıma geçişle başladı, tahıl ambarlarındaki farelerin peşinden gelen yabani kediler zamanla insan yerleşimlerinin parçası oldu.
Köpeklerden farklı olarak kediler 'kendi kendini evcilleştiren' nadir türlerden biri olarak biliniyor. Bilim dünyasında insanların kedileri seçmediği, ama kedilerin insanların yanında kalmayı tercih ettiği kabul ediliyor.
Yetişkin kediler yalnızca insanlarla iletişim kurmak için miyavlıyor, kendi aralarında ise vücut dili, koku işaretleri ve tıslama gibi yöntemleri tercih ediyor.
Kedilerin koku alma yeteneği insanlardan yaklaşık 14 kat daha güçlüdür. Bir insna burnunda 5 milyon koku reseptörü varken, kedilerin burnunda tam 200 milyon koku reseptörü bulunuyor.
Bir kedinin kulaklarında toplam 20 kas yer alıyor ve bu sayede kulaklarını bağımsız olarak 180 derece döndürebiliyorlar.
Kediler günün yaklaşık yüzde 70'ini uyuyarak geçirir. Bu da ortalama 16 yaşına ulaşan bir kedinin ömrünün 11 yılından fazlasını uykuda geçirdiği anlamına geliyor.
Kedilerin mırıldamasının kemik iyileşmesini destekleyen düşük frekanslı titreşimler üretiyor.
Kedilerin mırıldaması yalnızca mutluluk ifadesi değil aynı zamanda bir tedavi mekanizması olarak da işlev görüyor.
Dünya Kediler Günü'nde ülkemiz, hem Ankara kedisi hem Van kedisi için yürüttüğü bilimsel koruma programlarıyla, hem de yüzyıllardan beri günümüze uzanan eşsiz kedi kültürüyle dünyanın en köklü 'kedi medeniyetlerinden' biri olmaya devam ediyor.
(AA)