İBB davasında 2. celsenin 11. günü: İki kişi hakkında tahliye kararı

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 414 sanıklı İBB davasının ikinci celsesinde 11. gün başladı. İmamoğlu, konuşma yaptı. Mahkeme başkanı Ali Rıza Akyüz ve Serkan Öztürk'ün tahliyesine karar verdi.

Halk TV sizin sesiniz! Tıklayın güvenilir kaynağınıza ekleyin
Gamze Altunay
Gamze Altunay Editör
İBB davasında 2. celsenin 11. günü: İki kişi hakkında tahliye kararı

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 414 sanıklı İBB davasının ikinci celsesi, bugün 11. gününde Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısında bulunan yeni duruşma salonunda devam etti.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yürüttüğü davada, tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin dinlenmesine devam ediliyor. İkinci celsenin 11'inci gününün en önemli gündemi ise Ekrem İmamoğlu'nun tahliye talebi oldu.

Mahkeme heyeti, tahliye taleplerinin ilk duruşmadaki sanık sıralamasına göre alınacağını ve her sanık ya da avukatı için yarım saat süre tanınacağını açıklamıştı. Bu sıralamaya göre İmamoğlu'nun tahliye talebinde bulunacağı tarih 3 Eylül olarak belirlenmişti.

53 İSİM TUTUKLU

İBB davasında toplam 414 sanık yargılanıyor. Sanıklardan 53'ü tutuklu bulunuyor.

Tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin alınmasıyla birlikte gözler mahkeme heyetinin vereceği kararlara çevrilmiş durumda.

Bugünkü duruşmada Ekrem İmamoğlu'nun tahliye talebi, avukatlarının savunmaları ve mahkeme heyetinin değerlendirmeleri takip edildi.

İKİ KİŞİ HAKKINDA TAHLİYE KARARI

Bugünkü duruşmada mahkeme heyeti iki kişi hakkında tahliye kararı verirken İmamoğlu dâhil diğer tutukluların ise tutukluluk hâlinin devamına karar verdi.

Halk TV muhabiri Gamze Altunay, İBB davasının ikinci celsesinde yaşananları anbean aktardı...

DURUŞMA SONRASI AİLELERİN GÖZYAŞLARI SEL OLDU

Duruşmanın ardından ailelerin yaşadığı duygusal anlar, kameralara yansıdı.

İKİ KİŞİ HAKKINDA TAHLİYE KARARI

İKİ KİŞİ HAKKINDA TAHLİYE KARARI

Mahkeme heyeti ileri yaşı ile sağlık sorunlarını gerekçe göstererek Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ve iş insanı Serkan Öztürk'ün tahliyelerine karar verdi.

Mahkeme heyetinin aralarında Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu diğer 51 tutuklu sanığın ise tutukluluk hallerinin devamına hükmetmesiyle 2'nci celsenin 11'inci günü sona erdi.

HEYET GELDİ

Karar arasının sona ermesinin ardından mahkeme heyeti kararı açıklamak için salona geldi.

İmamoğlu salona "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla giriş yaptı.

"CUMHURBAŞKANI İMAMOĞLU" SLOGANLARI

Savcının mütalaasını açıklamasın ardından duruşmaya karar arası verildi. O esnada salonda "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları yankılandı.

SAVCIDAN TUTUKLULUĞA DEVAM TALEBİ

İmamoğlu'nun sözlerini tamamlamasının ardından savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, tutukluların tutukluluk hâlinin devamı talep edildi.

MAHKEMEDE DUYGUSAL ANLAR

İmamoğlu'nun kürsüde kadın tutukluların yaşadıklarından bahsettiği anlarda, salon bulunan kadın tutukluların gözyaşlarına hâkim olamadığı görüldü.

Son olarak İmamoğlu "Bu davanın millet şahididir. Bu hukuksuzluk... hukuksuzlukların şahidi millettir. Bize yapılanların şahidi milletimdir. Millet şahidimdir! Buradan ilan ediyorum: Cumhuriyet, demokrasi, adalet için bedeli hayatım da olsa sonuna kadar mücadele edecek bir Ekrem İmamoğlu buradadır. Ben bu iddianameyi yazanları yargılamaya burada devam edeceğim." diye konuştu.

"İNSANLARIN NASIL TEHDİT EDİLDİĞİNİ GÖRDÜK"

Tutuksuz tanıklardan Muzaffer Beyaz hakkında istenen ancak kabul edilemeyen tutukluluk talebine de değinen İmamoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Tutsaklıkla tehdit edilince bir insanın nasıl yığıldığını gördüm. Bir gün sonra nihai durumunu, ek ifade olarak eline tutuşturulan metni nasıl okuduğunu da gördüm. Yazık değil mi? 'Bu salonda gerçekleri söylersen başına gelecekleri görürsün' uyarısı mıdır bu? Biz savcılık tarafından insanların aileleriyle nasıl tehdit edildiğini gördük. Hakkını helal eden adama nasıl tutuklama istendiğini hep birlikte gördük. Bu, henüz kürsüye gelmeyenlere 'Tekrar özgürlüğünüz dâhil her şeyle sınanacaksınız' demektir."

"Ertan Yıldız’ın duruşmada söyledikleriyle daha önce söylediklerinin nasıl uyuşmadığını da gördük. Savcının dosyanın belkemiği ilan ettiği itirafçı dinleniyor; sorular bitmeden mikrofonlar kapatılıyor ve soru sorulmayacağına karar veriliyor. Sözde örgüt liderinin avukatları soru sormadan buradan uğurlanıyor."

"Naim Erol Özgüner adlı itirafçı dinlendi. Telefondan insanlar yattı; ama telefonla ilgili bir şey olmadığını avukatları itiraf etti. Bu sır telefonla ilgili yetkililere ihbar yapılmış. Sizce böyle bir ihbar geldiğinde telefonla aranamayacak kişi kim olur? Özgüner olur. Ama nasıl oluyorsa savcılık avukatı arıyor. Normalde ne yapılır? Evi basılır, normalde yapıyorsunuz ya; evinde arama yapılır. Nasıl oluyorsa o avukat telefonla aranıyor. Ayıptır, yazıktır."

"TROL KÜLTÜRÜNÜ BU ÜLKENİN TOPRAKLARINA TAŞIYANLARIN KİM OLDUĞUNU BİZ BİLİYORUZ"

"Şunun altını çizeyim: Burada gencecik çocuklar geldi, sanık diye ifade verdi. Yazıktır. Trol kültürünü bu ülkenin topraklarına taşıyanların kim olduğunu biz biliyoruz. Kendi gözlerimle gördüm iş insanlarının cep telefonunda; o insanların nasıl bakan olduğunu da gördüm. Ama bu çocuklar masum çocuklar ve burada yargılandılar. Ben bunları yapanları kınıyorum."

"İDDİA MAKAMINDAN 'HADDİNİ BİL YOKSA BİLDİRİRİZ' İFADESİNİ DUYDUK; BANA KİMLER HADDİMİ BİLDİRECEK?"

"Acele etmemiz gereken bir şeyi hatırlatayım mahkeme heyetine: Bu insanların tahliye olması, tutuksuz yargılanması... Ama bütün bunlar yaşanırken aklıma şu geliyor; acaba kim acele ediyor? Bu salonda yaşananlar gerçekten zorluk, bizim adımıza büyük bir zorluktur; adil bir mahkemede olmak istememizin feryadıdır bu. Bu sözleri 87 milyon yurttaşıma iletilmesi için anlatıyorum. Milletimizin şahit olması için anlatıyorum." diyen İmamoğlu konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:

"Hiçbir gerekçe gösterilmeden iki kere duruşmadan çıkarıldım. Yine bu duruşmalarda vahim olaylar yaşadık; iddia makamının 'Haddini bil, yoksa bildiririz!' dediğini duyduk. Ben hâlâ o çoğul cümlede kimden bahsediyor bilmiyorum. Bana kimler haddimi bildirecek?"

İMAMOĞLU'NDAN 2'NCİ CELSEDEKİ ŞARTLARA TEPKİ

İBB davasında ikinci celsenin geç saatlere kadar sürmesine de değinen İmamoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İlginç bir celse yaşıyoruz, gece yarılarına kadar sürüyor. 15 saati aşan duruşmalar yapıldı. İnsanı fiziksel ve zihinsel olarak tüketen duruşmalar yaşatıldı. Bunun anlamı şu, tutsak arkadaşlarım için konuşuyorum: Günlük 4-5 saatlik uykuyla, yani yaklaşık 100 saatte 1 gram temiz hava almadan bu duruşmalarla karşı karşıya kaldık. Bunun hukuki değerlendirmesi elbette yapılacaktır. Böyle acele olmaz; böylesi acele işe şeytan karışır."

"YAZDIĞIM ŞEYDEN BİLE ÇEKİNEN BİR DÜZEN OLABİLİR Mİ?"

"Siyasi şov aslında bu iddianamede yazan şeydir. Sonra savunmamıza 'siyasi şov' deniliyor. Bu iftiranamedir, terfinamedir; bütün iddialar çöptür. Ben bir tek delil görmedim, gören varsa yansıtsınlar ben özür dileyeceğim." diyen İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

"CHP’yi ele geçirme işlemi ne yazık ki bu ucube rejim tarafından butlan kararıyla devam ettiriliyor, bizimle ne alakası var? Bütün bunlar yaşanırken bizden hiçbir şey olmamış gibi davranmamız bekleniyor. Millet şahidimdir. Anlatmamızdan, milletin gerçekleri duymasından rahatsızlar. Öyle ki bu salonda değil, dışında bile duyulmasından rahatsız oluyorlar.

Bu süreç avukatım Mehmet Pehlivan'ın gözaltına alınmasıyla başlamış, savunmam engellenerek devam etmiştir. 'Süre sınırı getirilmesin' dememe rağmen savunmama engel olunmuştur. Gerçeğe aykırı bir şekilde savunma yapmamakla suçlandım; bu durum belgelerde de mevcuttur. Ben hak yemem, hakkımı da yedirmem. Mahkeme salonundan çıkarıldım, 'Susma hakkını kullanıyor' denildi. Ardından bir kitap yazdım, halkımızın bilmesini istedim. Ama milletime ulaşması engellenmek istendi. Yazdığım şeyden bile çekinen bir düzen olabilir mi?"

"SİYASİ ŞOVA İHTİYAÇ DUYANLAR HALKIN EKMEĞİNE GÖZ KOYANLARDIR"

"Sanığın savunması siyasi şov olarak nitelendirilemez. Biz burada gerçekten Türkiye'yi çok ağır bir sürece doğru iten bir avuç muhterisle karşı karşıyayız; anayasal haklarına, geleceğine el konulmak istenen halkımız adına direniyoruz, devam edeceğiz." vurgusu yapan İmamoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Savunduğumuz özgürlüğümüz, itibarımız ve geleceğimizdir. Siyasi şova ihtiyaç duyanlar halkın ekmeğine göz koyanlardır. Hakları için direnen madenciler, doğası için direnen köylüler, eğitim için direnen öğrenciler bunlara göre şov yapmaktadır. Esas güçlü olan millettir, bu kavram değişmeyecektir. Millet güçlüdür."

İMAMOĞLU'NDAN BAKAN GÜRLEK'E CANLI YAYIN YANITI

"Bütün bunlar yaşanırken Adalet Bakanı çıkmış, 'Ekrem İmamoğlu hakkında davanın canlı yayınlanmasını istiyor mu hâlâ?' diye soruyor. 'Bana göre asrın yolsuzluğu' diyerek cezayı önden kestirmeye çalışan şahıs yetmemiş, bu ucube sistemde bir de HSK Başkanı olmuş. Derdi Ekrem İmamoğlu." diyen İmamoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ben cevap vereyim: Evet, canlı yayını istiyorum hem de misliyle istiyorum. Hatta ileri gidiyorum; baştan sona geçmiş duruşmalar da yayınlansın, SEGBİS kaydı var. Benim milletimden saklayacağım bir şey yoktur. Millet görsün, kendi karar versin. Çünkü millet şahidimdir."

"ÖDÜL OLARAK ADALET BAKANI OLMUŞTUR"

"Başsavcı olduğu dönemde kanuna aykırı basın açıklaması yapıyor, o dönemde iftiraları kamuoyu önünde anlatıyordu. Hatta gizlilik kararı olan dosya içinde yalan, dolan, iftira ne varsa; avukatların katına dahi çıkamadığı adliyede bütün bunlar yandaş basına sızıyor, masumiyet karinesi hiçe sayılıyordu. Tarihte görülmemiş, hiç kimsenin başına gelmesin. Alçakça tasarlanmış bu dönemde ailelerimiz saldırılara maruz kaldı. Makamı gereği siyasetçi oldu, yine yargı sürecini etkilemeye yönelik konuşmalarına devam ediyor. Kimse emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Hatırlayın; ilk celsenin ardından çıkıp bana nasıl savunma yapmam gerektiğini anlatıyordu. 'Aynı anda bakan, başsavcı, hâkim, savcı ve avukat mı olmak istiyor?' diye düşünmeden edemiyorum. Ancak bilinsin ki bu siyasi kişi, yani Adalet Bakanı, AK Parti'nin 31 Mart yenilgisinin hemen ardından bu soruşturmayı başlatmak için başsavcı olarak atanmıştır. Bu soruşturmanın karar vericisinin tensipleriyle göreve gelmiştir.

"Yapılan bu soruşturma sonrasında ödül olarak Adalet Bakanı olmuştur. Türkiye'deki ucube sistemin gereği de bütün hâkimlerin başına HSK Başkanı oldu. Avukat olmak istemesi de beni şaşırtmıyor açıkçası. Bu cendereyi yaratanlar, buradan adalet çıkacak diye yüce Türk milletini bu işlemeyen sistemde ikna edemezler. Biz bir maça çıkmışız; iddia ve savunma makamları hukuki bir mücadele yapacak ama bir de ne görelim? İddia makamı karar merciinin tepesine oturtulmuş, Adalet Bakanı HSK Başkanı olmuş. Türkiye adına, Türk yargı düzeni adına, geleceği adına bu kötü düzen en büyük tehdittir. 19 Mart sürecinden itibaren ben 15 ceza davasıyla muhatap olmuş kişiyim; 23 hâkim değiştirildi benim duruşmalarımda."

İMAMOĞLU KÜRSÜDE

İMAMOĞLU KÜRSÜDE

İmamoğlu tahliye talebinde bulunmak üzere kürsüye geldi.

Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı'nın ilk ifadeleri şöyle:

"Silivri'deyiz. Silivri'de mahkeme başkanı ve heyeti huzurunda aziz milletimi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın olduğu bu haftada; Cumhuriyetin, demokrasinin ve adaletin kolonlarının sarsıldığı bir dönemde mücadele veriyoruz. Barışın konuşulduğu, otoriter rejimin ise savaş narları attığı bu süreçte Atatürk’ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözlerine sahip çıkıyoruz.

Hukukçularımızın da aynı şekilde hayırlara vesile olmasını dileyeceğim bu başlangıçta; ne yazık ki yargıya inanılmadığı ve güvenilmediği bir ortamda, hasarların acilen giderildiği, yere düşen adaleti tekmelemenin değil onu ayağa kaldırmanın amaçlandığı bir süreç olmasını önemsiyorum. Çok önemli bir dönemde çok büyük sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu biliyorum.

Böylesine büyük bir salon acaba ne kadar büyük bir adalete ev sahipliği yapıyor ya da yapabilecek? Yanıtını elbette milletimiz verir. Bu salona baktığımızda, örgüt kavramının konuşulduğu bir ortamda başta kadın arkadaşlarımız olmak üzere kıymetli kader arkadaşlarıma baktığımda buradan bir örgüt çıkmayacağını herkes görüyor. Kim bakarsa görebilir; ama bakmazsa, görmek istemezse... Buradan bir örgüt çıkmaz ancak büyük zalimlikle mücadele eden kader arkadaşlarım var."

İMAMOĞLU EN SON KONUŞACAK

Keleş'ten önce mahkeme başkanı Ekrem İmamoğlu’na söz vermek istedi. Ancak İmamoğlu, Fatih Keleş’ten sonra konuşmak istedi.

Tutuklu isimlerde son söz İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’na verilecek.

Keleş'in avukatı Baran Kaya, müvekkili Fatih Keleş'in Ekrem İmamoğlu adına rüşvete aracılık etmekle suçlandığını belirterek bazı eylemlerde "Her ne kadar eylemi tespit edilememiş olsa bile..." ifadelerinin kullanıldığına dikkati çekti ve "Rüşvete aracılık eden var, rüşveti alan ve veren yok" dedi.

Kaya, ayrıca mali suçlara ilişkin bir yargılamada bu kadar uzun bir tutukluluğun görülmediğine değindi ve 19 Mart'ta tutuklananların yarısının hala cezaevinde olduğunu ve aradan 17 ayın geçtiğini belirtti.

TUNCAY YILMAZ'DAN TAHLİYE TALEBİ

Tuncay Yılmaz'ın avukatları aracılığıyla tahliyesini talep etmesinin ardından Fatih Keleş'in avukatları tahliye talebinde bulunmak için kürsüye geldi.

Yılmaz'ın avukatı Kemal Yıldız şöyle konuştu:

"İddianamede Tuncay Yılmaz'a isnat edilen suçlamalar 3 temele dayanıyor. Birincisi, burada da dinlenirken duruşma sırasında dinlenirken beyanlarının gerçek dışı olduğu ayan beyan ortaya çıkmış olan etkin pişmanlık beyanları. Birazdan değineceğiz. İkincisi, iddianameyi hazırlayan savcıların delili olmayan, varsayıma dayalı yorumları. Üçüncüsü de yine savcı veya savcıların kanuni düzenlemelere ilişkin yanlış yorumları. Bunların her 3'ü de Tuncay Yılmaz'ın tutukluluğunu ispat etmeye yetmemektedir. Tutukluluk incelemesinde olduğumuza göre o zaman başlayalım. 1. İlk koşul ne? Kendisine isnat edilen suçları işlediğine ilişkin somut delillere dayalı kuvvetli şüphenin varlığıdır. Ama bırakın delili etkin pişmanlık beyanında bulunanlar dahi böyle bir delil ortaya koyamamıştır Tuncay Yılmaz için. Varsayıma dayalı açıklamalar. Malumunuz 3 gruba ayrılmış. Örgüte üyelik, rüşvete aracılık ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama. Örgütü sona bırakacağım bunların.

Çünkü dinlenen tanıklar çerçevesinde ve de suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamayı da çok uzun açıkladım daha önce. Oraya kısaca geçeceğim onları. Ama rüşvet suçuna aracılık etmeyi biraz daha burada yeniden ele almak istiyorum. Malumunuz bu suçlama iddianamede 3. ve 4. eylemlerde yansımış. 3. eylemde Adem Kameroğlu'nun bir inşaat projesine inşaat ruhsatı alabilmek için Ekrem İmamoğlu'na bir villayı rüşvet olarak verdiği, 4. eylemde ise aynı projeye iskan ruhsatı alabilmek için bu defa yine Tuncay Yılmaz'ın aracılığıyla Necati Özkan'a 4 tane daireyi rüşvet olarak verdiği iddiasına dayanmaktadır. Peki delil ne? Sadece Adem Kameroğlu ve Veysel Erçevik'in beyanları. Onun dışında bir delil yok. Diğer deliller onlardan üretilmeye çalışılan deliller.

Bu 2 kişi burada dinlendi ve bizim savunmamıza karşı cevap vermek üzere hazırlanıp gelmişler. Yani hani gördüklerini, bildiklerini, yaşamı üzerine değil. Nereden anlıyoruz? Şuradan anlıyoruz. Veysel Erçevik şöyle başladı savunmasına: "Efendim bize demişler ki bazı avukatlar baskı altında beyanda bulunduğumuzu söylemişler." Sonrasında da şöyle bir açıklama yaptı: Etkin pişmanlık beyanında bulunurken savcının kendisine, birazdan daha uzun açıklayacak ama özetle söylüyorum, "Başkalarını haksız yere suçlama" demiş. Bununla şunu anlatmaya çalıştı: "Ben baskı altında beyanda bulunmadım." Ama ben kendisine şu soruyu yönelttim. Dedim ki: "1'den fazla etkin pişmanlık beyanında ne arıyordunuz? Böyle aklınıza geldikçe gidip de beyanda mı bulunuyorsunuz?" Ha, şimdi bunu söyleyince şunu açıklamaya başladı: "Siz cezaevi ortamını bilmiyorsunuz. Benim orada ne çektiğimi bilmıyorsunuz."

Evet, doğrudur. Ben etkin pişmanlık beyanlarının bu davada delil olarak kullanılamayacağını iddia ediyorum. Ve bunların baskı altında olduğunu da iddia ediyorum. Ama şu cümlemle şunu demedim ben. Bunu da söyleyen meslektaşlarım oldu delil diye, örnek vererek ama. "Savcı baskı kurarak bu beyanları aldı" demedim ben. Ben şunu iddia ediyorum: Cezaevi ortamı zordur. İnsanlar bir süre sonra muhakemesini kaybediyor. Ailesi var, onların baskısı geliyor. Çocuğu var, çokluğu var. Burada da bakın her tutuklu aileci anlatıyor. Kolay değildir buna direnmek de. Dolayısıyla bunu tarihteki örneklerini anlattım. Dolayısıyla bu beyanlar güvenilmezdir dedim. Nitekim Veysel Erçevik'in kendi cevabı da bu beyanlarımı, yani savunmamı, bu beyanların özgür iradeye dayanamayacağı savunmamı haklı çıkardı. Beyanlarında Veysel Erçevik etkin pişmanlık beyanlarına benzer şeyler açıkladı. Onlarda da kendi içinde çelişki var ama orası dursun.

Ama benim şimdi asıl üzerinde duracağım konu 3. eylem ve Adem Kameroğlu'nun beyanları. Arada da atıflar yapacağım 4. eylemle ilgili zamanı doğru kullanayım diye. Meslektaşlarım Kazım Yiğit Akalın ile Erkam Erdem, çok ayrıntılı ilişkileri de ortaya koyan bir savunma yaptılar. Oraya atıfta bulunuyorum. Şimdi 3. eylem. İddia şu: Adem Kameroğlu diyor ki, önce bunun normal bir satış olduğunu söylüyor ilk beyanında. 17 Nisan'da hakkında yakalama emri düzenlenmiş. Bakın dilekçemde bu. Niye baskı altındadır bu beyan? Savcının ona işte "Sana şunu yaparız, bunu yaparız" demesine gerek var mı? Her gelen tutuklanıyor. Kendisi de baskı altında değil mi? Ama olsun. Şuradan ben devam edeyim. Diyor ki 17 Nisan tarihli beyanında: "Ben" diyor, "Ruhsat almak için belediyeye başvurdum. Görevliler beni Tuncay Yılmaz'a yönlendirdiler. Tuncay da dedi ki bana, ruhsat almak istediğin projeden değil de başka projeden 1 tane villa seçeceğiz, onu vereceksin. Ne oldu sonra? İşte şu kadar paraya karar verdik. Önce" diyor, "İşte bunu 15 taksitle 1,5 milyona alıyorum." Sonra bunu "Bir kısmını çek verdiler." Bunların hepsi daha ilk başta kendisiyle çelişki. Onlar da dursun. "Ve ben" diyor, "Ruhsat alabilmek için mecbur kaldım, kabul ettim bunu" diyor. Peki duruşmada ne anlattı? Duruşmada Veysel Erçevik'e ve biraz da işin gerçeğine yaklaşmaya çalışıyor bu defa. Diyor ki, ama bu arada şunu da hatırlatmak isterim, siz Sayın Başkan sordunuz: "Soruşturma evresinde, savcılıkta verilen beyanlar var" diye. "Evet, evet onlar doğrudur" dedi.

Ama bakın onlarla hiç alakası olmayan beyanda bulunuyor şimdi. Villa ile ilgili; efendim dedi, Ekrem İmamoğlu'nun oğluyla eşi gelmişler villayı beğenmişler. Aslında gerçek bir satış yaptık. Bakın baştaki anlatımı ile çelişiyor. Ondan sonra sorduk; işlemleri de Tuncay takip etti, peki. Sonra dönüp dediler ki; biz bu parayı ödedik. Burası çelişki. Paralar nasıl ödendi? Bu defa işte o savunmalarımız filan dinlenmiş olacak ki, bu defa sonradan çek verdiler dendi. Çek ne zaman verildi? Baştan verildi. Hâlbuki olay böyle de olmamış. Önce senetler verilmiş ama senetler ödenemeyince demiş ki; vadeli çek verin ben bunu kullanayım. İleri vadeli çek verilmiş. Bakın bunların hepsini koyduk. Yani madem hazırlandınız bari bunlara hazırlanın.
Hadi bunu da geçtik. Parayla niye sen havale edilmesinden uzun süre sonra veriyorsunuz dedik? Çünkü para havale ediliyor, bazen bir hafta geçiyor, bazen bir ay geçiyor. Bakın, verdiği cevabın mantıksızlığının farkında. Diyor ki: "Para geliyordu" diyor, "duruyordu bizim hesapta" diyor. "Tuncay arıyordu" diyor, "müsait misiniz diye soruyordu." Ya ben verdiğim parayı geri alacağım, hakkımı istiyorum ben. Niye müsait misin diye sorayım ki ben? Ben kardeşim hesabına parayı gönderdim, geliyorum çeki ver bana dedim. Ve ama o arada 100 bin lira da çekilmiyor hesaptan. Para düşürmek için 500 bin çekilmiş, 300 bin çekilmiş, ne çekilmiş. Çelişki çelişki üstüne. Daha fazla uzatmayayım o kısmını, zaman uçuyor çünkü.

Baz bilgisinin örtüşmediğini, soruşturma evresinde başka türlü olay anlatımı olduğunu, inşaat ruhsatı alındıktan 8 ay sonra satış sözleşmesinin olduğunu, 4. eylem bakımından iskân ruhsatından 6 yıl önce rüşvet verilmiş gibi onun iddiasına göre göründüğü sorularını vurunca kendisine hiçbirine cevap vermeyip şöyle böyle bir cevap verdi: "Efendim ben verdim mi vermedim mi siz ona bakın" dedi. Biz villaların ve dairelerin verilmediğini iddia etmiyoruz ki. Bunlar gerçek alışveriştir diyoruz. E biz buna ilişkin savunmamızı yapabiliyoruz. Ama iddia eden iddiasını ispat edemiyor. Yine sordurduk… 6 ay sonra niye rüşvet veriyorsunuz? Almışsın zaten inşaat ruhsatını. Cevaba bak, şu: "Belediyelerin elindeki güçten ve bana yapabileceklerinden korktum." Peki o zaman baş başa dönüp bir kez de siz sayın mahkemeye sormak isterim. İşte basbaskı. Belediyelerin elinde ne güç var? Almışsınız ruhsatı. Ne yapabilirler sana? Kaldı ki uzatmayayım yine davalarla Büyükşehir Belediyesi durdurunca inşaatı, çözdürmüş mü zemini? İki; belediyeden, hiç yaptırım gücü olmayan belediyelerden korkan insan, savcı yakalama niyetiyle kendisi gittiğinde korkmadan beyanda bulunabilir mi özgür iradesiyle? Hadi bir de onu geçtik; bu beyana güvenilebilir mi? Bu beyan üzerinde bir karara oturtulabilir mi?

Dördüncü eylemi dediğim gibi meslektaşlarımın açıklamalarına atıf yapıyorum. Sadece şu kadarını belirtmek isterim ki; 17 Nisan'da deniyor ki yine başa döndüm geriye, "Paralar" diyor, "aynı yöntemle Tuncay üzerinden iade edildi" diyor. Yani parayı bize gönderdiler, biz Tuncay'a... Yani bu oradaki mizanseni öyle öğrenmiş gelmiş, öyle hazırlanmış. Ama bunu savunmamda anlatmıştım. Necati Bey dilekçeler verince çelişkiye anlatıyor. Bu defa olayın gerçeğini söylemek zorunda kalıyor. Ama diyor ki, niye farklı şey anlattığını: "Efendim aradan uzun zaman geçmişti, unutmuşum" diyor. Şimdi duruşmada sayın savcı sordu; "Bu süreci kim yönetti?" diye. Dedi ki; "Bizzat ben yönettim" dedi. Bizzat ve de şöyle söyledi: "Operasyonu ben yönettim" dedi. Nasıl bir operasyonsa artık... Kendi yönettiği operasyonu unutur mu insan? 4 tane daireyi karşılıksız vermişsiniz siz iddianıza göre. İçinize de oturmuş belli ki. Böyle kabul etmemiz lazım. Ama unuttunuz ne yaptığınızı.

Tekrar hatırlatmak isterim: Tapuya gidip "Aldım, sattım" dediğinizde tık tık tık tapu size geçiyor. "Parayı aldın mı?" diye soruyor tapu görevlisi. "Evet, evet" dediğinizde "Tamam" diyor. Nasıl aldığında filan karışmıyor. Ve bir şeyi dikkatinize sunmak isterim: Taşınmaz satışlarında paranın bankadan gönderilmesi zorunluluğu ne zaman geldi ülkemizde biliyor musunuz? 1 Temmuz 2026’da. Yani 2-3 ay önce geldi daha. Parayı nasıl gönderdiğinizi soran yok. Madem böyle bir sistem varken neden dolambaçlı yollara girsinler? Bunu da sorduk kendisine: "Gerçek gibi görünsün istedim." E gerçek gibi görünmesine ilişkin tapudan alışveriş yaptık dediğinizde gerçek görünüyor. Bu şekilde aleyhine delil vermiş oluyor. Deli mi bu insanlar?

Sonuç olarak; bu kısımla ilgili sonuç olarak: Kendilerini cezalardan kurtarmak, başkalarına iftira atmaları için sebebi olan, beyanları kendi içerisinde ve birbiriyle çelişen kişilerin beyanı dışında hiçbir delil bulunmayan, iddialarını ispat edebilmek için ileri gelebildikleri tek delilin paranın kendi hesaplarına yatırılmasından uzun zamanlar sonra, üstelik de hiç alakasız miktarda para çekimleri olduğu, iddia edilen baz kayıtlarının örtüştüğü 3 ve 4. eylemden dolayı bu kişiler dışarıda gezerken Tuncay Yılmaz'ın tutuklu olmasını tamamen vicdanınıza bırakıyorum. Burayla ilgili son söyleyeceğim şey; meslektaşım Yiğit Akalın, dedi ki: "Şarta bağlı rüşvet olmaz"… Doğru. Ama ben daha da ilerisini anlattım. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için Yargıtay kararlarında rüşvetin yapılan işle doğrudan ilgili olmasını söyler. "Göreve sıkı sıkıya bağlılık" filan diye anlatıyorlar. Yani şunu anlatıyorum: Ruhsatı verene verdiğinizde rüşvet olabilir. Ekrem İmamoğlu ruhsatı veren makam değil ya da süje değil. Biz aracı değiliz ya, iddia bu ya, alan da o ya; burada rüşvet suçundan söz edilemez. Orada da açıkladım; çok zorlarsanız görevi kötüye kullanmaya gidersiniz. "Şarta bağlı olmaz" dedi, doğru. İş yapıldıktan sonra verilen para da rüşvet oluşturmuyor yargı kararına göre. Tekrardan diyorum; çok zorlarsanız görevi kötüye kullanma, hadi ispatı kabul ederseniz. Dolayısıyla burayı geçtim.

İkinci ana başlığım: Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama. Şimdi burada malumunuz 7 eylem var. Bunların hepsine girebilmem mümkün değil. Ama şunu söyleyebilirim: Orada savunmamızı yaptık. Burada bir hariç olayın sanığı olan ama bizim açımızdan da tanık diyebileceğimiz kişilerin hepsi dinlendi. Bir tanesinin dahi bize yönelik suçlayıcı bir beyanı yok. Ama iki hususu belirtmek isteriz: Bakın, size ilk tutuklama beyanını aldığımızda demiştim ki; bir insanın adını iddianamede her yere yazınca o suçlu olmuyor. Bu garibanın da şanssızlığı bu. Her yere yazmışlar ama suçlama hâline gelememiş. Seyfi Bey'e de sorduk da. Dedi ki, Tuncay Yılmaz'ın adını veriyor. "Niye onun adını verdin?" dedik. "Gördün mü, biliyor musun?" "Yok" dedi, "bilmiyorum" dedi. Dedim ki: "Ya insaf! Bir insan senin beyanınla belki ceza alacak." Onlardan isteneni o yap... Ha pardon, tabii asıl önemlisini unuttum. "Savcı dedi ki bana" dedi, "'İsim vermen lazım' dedi." Tutanaklarda duruyor. “Benim aklıma Tuncay geldi!”

Diyelim ki o tarafta duruşmada o yaptı, o dur diyelim. Neyse. Bakın Tuncay Yılmaz'ın durumu bu. Muzaffer Beyaz duruşmadaki beyanında 7. eylem bakımından hiçbir suçlama yok. Öyle de inşaat İmamoğlu Şirketi filan da demedi. "Ben burayı yapmak için anlaşmıştım, sonradan Adem Soytekin'e devrettim. İki tane daha daire istedim, olmazsa bir tane dediler ondan alamadım" dedi. Beyanın içerisinde başka çelişkiler de var da. Nitekim Sayın İddianame Makamı ne yaptı? Suç duyurusunda bulunulsun dedi. Neden? Suçlamayı kabul etmedi.

Şimdi başka bir eylem de bir neden burada bütün bu eylemlerde suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu? Birincisi kaynağı belli olmayan para suçtan elde edilen gelir değildir. Bu Yeminli Mütalaa'da var. Türkiye'de de neden buldun kanunu yok. Bu kanunun düzenleme Batı'da olduğu gibi alındığı için orada da bunu destekleyen normlar var, bizde yok bunlar. Eğer bir gelirin suçtan elde edildiği iddia ediliyorsa bunu ispat etmek iddia makamında ve sonuç olarak mahkemede. Ama şunu diyemezsiniz, şunu demeniz lazım: "Bak bu gelir şuradan elde edildi, bu dolayısıyla suçtan elde edilmiş gelir." Ama iddia makamı duruşmada dahi hiç böyle bir açıklamaya ihtiyaç duymaksızın kaynağı belli olmayan para suç duyurusunda bulunulsun.

Şunu da diyemezsiniz, genel geçer ibarelerle "Efendim bunlar şöyle suçlardan elde edilmiş." Bakın burada ceza yargılamasındayız. Şu suçlardan böyle gelir elde edildi, şu şekilde aylandı diye o nedensellik ilişkisini açıklamanız lazım. Hani nerede? İlk başta rüşvet aldı diyorsun, Tuncay Yılmaz arttırdı. Nasıl? Ne yaparak? Tuncay Yılmaz da diyor ki "Kasamızda para vardı, var cebinizde para." Nereden buldun diyorsunuz, yok öyle bir kanun. Siz kime soruyorsunuz bunu? Kimse soramaz böyle bir soruyu bizim ülkemizde. Kamu görevlileri hariç. Ama kime soruyorsunuz? Kamu görevlisi olmayanlara soruyorsunuz. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Hüseyin Kayapalı başvurusunda "Kanunilik ilkesine aykırıdır bu" diyor. Normu genişletemezsiniz, yapamazsınız diyor. Aynı karar Yargıtay Ceza Daireleri tarafından da verilmiş. Örnek olarak işte 3. Ceza Dairesi, 2024 tarihlidir, sunarım bunları. Yapamazsın bunu diyor, soramazsın böyle bir soruyu. Taşınmaz satın alma işlemlerinde elden para ödenmesi daha önce de, sadece vergisel sorun yaratabilir. Daha önce de anlattım. Biraz önce arz ettiğim, taşınmaz ticareti hakkındaki yönetmelik daha yeni söyledi "Bankadan göndereceksiniz" diye. Dolayısıyla elden para ödedin diye suç gelirlerini aklama suçundan söz edilemez. "O para sende olamaz" gibi bir varsayımda bulunamazsınız. Birazdan ona gelirim.

Burada Tuncay Yılmaz'la nedensellik kurulan bir örgütsel suç yok. Hiçbiriyle yok ama efendim kendi savunması gerekiyor. Yine tekrar ediyorum: Ne ülke suçtan elde edilmiştir, burada suçtan elde edilen malvarlığı değerlerini aklama denilen eylemler bu suçu oluşturmaz. Neden oluşturmaz? Bunu da uzun uzun anlattım. Suçtan gelir elde ettiniz, bununla gidip bir mal aldığınızda bu cezalandırılmayan sonraki harekettir. Nitekim tekrar ediyorum, 55. maddede Türk Ceza Kanunu kazanç müsaderesi bunun için geldi. Gerekçesine filan bakın. Çünkü şöyle de bir sorunla karşılaşıyordu bizim yargımız: Kişi suçtan bir gelir elde etmiş, bunda ev falan aldığında müsadere kanunilik ilkesi tartışması yaşanıyordu. İşte onun için geldi bu. Suç gelirlerinin aklamasının nasıl olacağını anlattım, bir daha şu anda zamanım iyice azaldı, çünkü meslektaşlarıma vereceğim sözü.

Toparlıyorum; 33. eylem CHP Gençlik Kolları, bu anlamda bir eylem. 34. eylem Bodrum'da Seyfi İlbey'den alınan villa. Eylem 136 Ali Nuhoğlu'ndan satın alınan villa. Bunların hepsi bu kapsamda. Hiçbirinin suç gelirlerini aklama suçunu oluşturması mümkün değil. 136'ya ilişkin şu kadar ben temel kısa bir açıklama daha yapayım: Bakın Ali Nuhoğlu'nun kendisinde anlatımı, ki etkin pişmanlık genelde, doğru kabul edilse de bir suç yok orada. Ne diyor? "Bana dedi ki Tuncay, bizim paramız yok sen al, biz senden satın alalım." Tamam da nerede burada suç? Yani bizim ticaretinizde, ülkemizde çok rastlanan bir şey bu. Suç ne? Onu yazdıktan sonra MASAK değer tartışmasına filan giriyor. Bakın yine aynı şeyi söylüyorum, vergisel tartışma yapabilir, buyurun. Tekrar tekrar ediyorum; Ali Nuhoğlu'nun beyanlarını doğru kabul ediyorum. O yüzden de biraz sonra lütfen şunu istemiyorum: "İşte dinlenmeyen tanıklar." Bu halini de kabul edin lütfen, ona rağmen suç yok. Ve ondan sonra 35. eylem, 136. eylem satış eylemleridir. Tanıklar gelip gelip burada, daha doğrusu sanıklar gelip burada anlattılar. Bunların hepsinin gerçek eylemler olduğunu. Velev ki gerçek dışı, yani onların işte haliyle orantısız para filan diyor. Biz ne yapalım?

Son olarak da 7. eylem, yani o inşaatın aslında İmamoğlu'yla bağlantılı olduğu vesaire iddiası. Bakın Adem Soytekin duruşmada böyle bir açıklamada bulunmadı. Muzaffer Beyaz duruşmada böyle bir açıklamada bulunmadı. Velev ki doğru olsun bu, yine burada da sorun ne? Hukuken yine bundan bir şey çıkmaz. Neden? Çünkü bütün işlemler yürürlükte, bir süreç söz konusu. Siz ülkede suçtan elde edildiğini ispat edemedikçe, "Bu para kimin?" ya da "Sen bu parayı nereden buldun?" sorusunu soramadığınız müddetçe, kanunda düzenleme yok, bunlardan bir suç çıkmaz. Son iki dakikam. Bakın 350, o zaman uzun anlattım 1: Buradan hemen örgüt çıkmaz zaten. Hiyerarşik bir yapı, buraya gelip yargılanan sanıklar "Bana söylediler ama yapmadım" diyebiliyor, nasıl bir hiyerarşi? Tacir, iş ilişkisi, kamusal ilişki. Dolayısıyla bütünü itibarıyla örgütten söz edilemez ama Tuncay Yılmaz bakımından hiç iddia edilemez.

Şundan dolayı edilemez efendim: Tuncay Yılmaz, İmamoğlu İnşaat Şirketi'nde çalışan bir işçi. Hiyerarşik ilişki orada var. Suç örgütünün ne diyorsunuz? Belediye çevresinde, değil mi? Orada bir hiyerarşi yok ki. İddia edilen bütün eylemler şahsi eylemler. Nasıl oraya bağlayacaksınız? Dolayısıyla örgütün de kabulü mümkün değildir. Gözaltı süresi, takip ediyorsunuz. Bir dakika da meslektaşıma söz verin lütfen. 1: İddianameye konu suçların niteliğine ilişkin somut delile dayalı kuvvetli suç şüphesini bırakın, basit şüphe bile yok. 2: Delilleri karartma şüphesinden söz edebilmeniz için deliller toplanmış durumda. Biz de deliller bizim sistemimizde soruşturma evresinde toplanıyor, soruşturma evresinde delil toplanır. Üçüncüsü, kaçma şüphesinden zaten söz edilemez, neden biliyor musunuz? Zaten iddianame bunu yok ediyor. Ne diyor iddianame? "Bunlardan bir operasyon öncesinde haber aldılar, şunları yaptılar." Ne yapmışlar? İşte avukatlarına gidip sormuşlar "Ne oluyor?" diye. E dolayısıyla zaten kaçma şüphesinin olmadığını iddianame kendisi söylüyor. Ölçülü ve verilen cezanın tamamı uygulansaydı...

Yargılanmayı tutuksuz yargılayacaksanız ne bileyim, adli kontrol tedbiri uygulanması kabul edilir, burada kalır. Bu çerçevede Tuncay Yılmaz'ın tutukluluğuna son verilerek tahliyesine karar verilmesini saygılarımla talep ederim."

ARA SONA ERDİ

Duruşmaya verilen ara sona erdi. Tuncay Yılmaz kürsüde.

ARA VERİLDİ

Duruşmaya ara verildi. Ara bittikten sonra önce Tuncay Yılmaz ardından Ekrem İmamoğlu tahliye talebinde bulunacak.

"SUÇ DUYURUSU TALEBİNDE BULUNUYORUM"

Murat Ongun'un avukatı Rahşan Sertkaya, Aziz İhsan Aktaş'ın bahsettiği sistemde Burak Korzay ve Ertan Yıldız'ın olduğunu söyledi.

Sertkaya şöyle konuştu:

“Yolsuzluk iddialarına gelince: Ertan Yıldız, ifadesinde iki kez şunu söyledi: 'Savcılar bile benim bu kadar az şey bilmeme şaşırdı. İnanamadılar önce.' Bunu söyleyen kişi, aynı kürsüde İBB'nin 4,5-5 milyar dolarlık bütçesini 5 yıl başarıyla yönettiğini defalarca tekrarlayan aynı kişiydi. Yıllık 4,5-5 milyar dolar yöneten Ertan Yıldız, kendini aklayıp herkese suç isnat etti. Ben müvekkilimden sorumluyum. Onun iftirasını yutmadık, yutmayacağız. Sayın Başkan, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre iftiraya uğrayan kişinin bırakın tutuklanmasını, gözaltına alınmasına sebep olan kişi dahi iftira suçunun yanı sıra kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu tutulur. Verdikleri ifadelerin birer iftiradan ibaret olduğu apaçık ortada olan Ertan Yıldız, Umut Şenol ve Eyüp Subaşı hakkında iftira ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum.

Ama kimse merak buyurmasın, diğer iftiracıları unutmuş değiliz. Onların da iftiralarını delilleriyle tek tek ispat edeceğiz ve tüm hukuki adımları atacağız. Sözümüz söz. Sayın Başkan, değerli heyet; bu toprakların köklerinden gelen adalet mirasında sizlerle ortak olduğumuzu düşünüyorum ve buna inanarak müvekkilim Murat Ongun'un derhal tahliyesiyle beraatine karar vermenizi talep ediyorum.”

"İŞİMİ BAŞARIYLA YAPMAM KARŞI TARAFI KIZDIRDI"

Murat Ongun sözlerini şöyle sonlandırdı:

"Murat Ongun olarak değil, yaptığım işten ötürü, birlikte çalıştığım Sayın İmamoğlu'nun önemli bir siyasi aktör olmasından ötürü tabii ki rakip siyasi örgütlerle ciddi bir iletişim ve algı savaşına girmiş biriyim. Yani bu benim işim, ben ön cephedeydim. Benim bu ön cephede olmam ve bunu da başarıyla yapmış olmam kuşkusuz karşıdan bazı insanları kızdırmış, bana karşı öfkelendirmiş falan filan olabilir ama ben atfedilmiş algılar, büyütülmüş ifadeler üzerinden 18 aydır cezaevinde olmamalıyım. Biraz net, somut delil ararım. Varsa başımın üstünde yeri var, gider yatarım. Allaha şükür bütün rahatsız olan arkadaşlarıma geçmiş olsun diliyorum. Çok sağlıklıyım, taşı sıksam sütünü çıkarırım. Kan tahlillerimiz iyi çıkıyor, değerlerimiz 15-20 yıl öncesine dönmüş, gayet iyiyiz yani. Allah nazar değdirmesin, herkese sağlık şifa versin. Herhangi bir sorun da yaşamıyorum. Yazıyorum, çiziyorum, üretiyorum. Ama ben burada haklı olarak yatıyorum demem lazım. Ben şu an haksız olarak yatıyorum. Biraz evvel size iddia olunana nazaran yüzde 1,5'u Kültür ve Medya A.Ş.'ye atfedilmiş dedim ya, işte o 1,5'un yüzde 0,4'ü Medya A.Ş. Yüzde 0,4.

18 aydır tutukluyum ben. Öncelikle gerçekten kendimden çok sevdiğim kıymetli çalışma arkadaşlarım, iş ahlaklarına, dürüstlüklerine şahit ve kefil olduğum kadın arkadaşlarımın bir an evvel ailelerine ve evlatlarına sizin tarafınızdan kavuşturulmasını talep ediyorum, lütfen lütfen. Kendime gelince, birkaç gün önce bu kürsüde söyledim, Ertan Yıldız'ın tabiriyle büyük zorluk, ızdırap, hatta çıldırtıcı bir ceza olan ev hapsi adli kontrol talebiyle tahliyemi talep ediyor, adil olmanızı temenni ediyor, saygılar sunuyorum."

"5 MİLYAR DOLARLIK ERTAN"

Murat Ongun, "5 milyar dolarlık Ertan Bodrum'da. Ben, Genel Müdürü Pınar Hanım, Müdür Yardımcısı Fatoş Hanım, Reklam Müdürü Elif Hanım ise 18 aydır tutukluyuz" dedi. Ongun şöyle konuştu:

"Birkaç gün önce 4,5-5 milyar dolarlık bütçe yönettiğini koltukları kabararak anlatan Ertan Yıldız, duruşma için kısa ara verdiği Bodrum tatiline döndü. Mal ve hizmet alımı 2024 yılında 780 milyon lira olan Medya A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı ben, Genel Müdürü Pınar Hanım, Müdür Yardımcısı Fatoş Hanım, Reklam Müdürü Elif Hanım ise 18 aydır tutukluyuz. O Bodrum'da, 5 milyar dolarlık Ertan Bodrum'da; 20 milyon dolarlık 4 kişi 18 aydır hapiste. Herhalde 8 milyar için de tek kusursuz insan Ertan Yıldız olsa gerek, kulağa öyle geliyor."

"ZENGİNLEŞTİĞİME DAİR BULGU YOK"

Murat Ongun, yasanın reklam işlerini ihalesiz verme yetkisini tanıdığını ancak yine de ihaleleri davet usulüyle yaptıklarını belirtti.

Ongun, 2022 yılındaki mal beyanında arabasının olduğunu 2025'de ise arabasının olmadığını, zenginleştiğine dair bir bulgunun olmadığını ifade etti.

MURAT ONGUN KÜRSÜDE

Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun tahliye talebinde bulunuyor.

Murat Ongun şunları söyledi:

"Kişinin mesleği, makamı, statüsü, malı mülkü, o malın mülkün maddi gücü, politik gücü, yargıdaki gücü hiç fark etmez. Bunlar onun hatasız bir birey olmasını garanti eden unsurlar değildir. Çünkü hata insana mahsustur, insanoğlunun da en doğal sonucudur. İnancımız da bunu teyit eder. Sonuç olarak burada olma sebebimiz zaten bir hata sonucu koparılan meyve yüzünden cennetten kovulmamız değil mi? Sayın Başkan, Sayın Heyet, 7 aydır süren kovuşturma safhasında da gördük ki bu soruşturmanın savcıları benimle ilgili çok vahim derecede hatalı bir sonuca varmışlardır. Her ne kadar Orhan Gencebay'ın 'Hatamla Sev Beni' demesi olsa da 18 aylık hücre cezası insanın içinde sevgi filizlerinin büyümesine hayli engel teşkil ediyor. 7 ay azabı aklında tutsa da kurdun bile kışı bitiyorken bizim hukuki kışımızın karı hala üstümüze yağıyor."

"MAKAMIM SUÇLU İLAN EDİLDİ"

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, şahsi olarak kendisinin değil bulunduğu makamın suçlu ilan edildiğini söyledi.

"18 AYDIR KONTROLLERİM YAPILMIYOR"

Kağan Sürmegöz tahliye talebinde bulundu. Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer geldi. Tahliye talebine ilişkin Doğruer, 35 yıllık çalışma hayatında maaşı dışında hesabına giren paranın olmadığını belirtti. Cilt kanseri geçirdiğini belirten Doğruer, 18 aydır kontrollerinin yapılmadığını söyledi. Doğruer, "Buradan sağ çıkabilirsem çok da uzun olmayan hayatımı tedavi olarak geçireceğim" dedi.

"KIZIMA SARILMAK İSTİYORUM"

Güldem Şık da tahliye talebinde bulundu. Şık şunları söyledi:

Sayın Başkanım, değerli heyet; ben bu ay 50 yaşımdan gün alıyorum. Ve ben bunu cezaevinden almak istemiyorum. En önemlisi ve en kıymetlisi de 18 aydır sarılamadığım ve öpemediğim kızıma sarılıp “annem yanındayım, artık hasret de esaret de yok” demek istiyorum. Ben artık tekrar tekrar sürülmekten de yarınları beklemekten de özlemekten de çok yoruldum. Bir kez daha yok olan özgürlük hakkımın geri verilmesini talep ediyorum. Saygılarımla. Umarım 530 gündür yaşadığım yoklarımı 5 dakika 30 saniyede size de anlatabilmişimdir. Teşekkür ederim.

ARA VERİLDİ

Barış Kılıç, 16 eylemden sorumlu tutulduğunu, bunların 7'sinde imzasının dahi bulunmadığını ifade etti. Duruşmaya ara verildi.

AVUKATLARA SORUŞTURMA

Ramazan Gülten’in avukatı Enes Hikmet Ermaner, kendisi ve avukat Hüseyin Ersöz hakkında, duruşmalardaki beyanları nedeniyle soruşturma başlatıldığını sözlerine ekledi.

Ermaner şunları söyledi:

"Yargılamanın başlamış olduğu günden bu yana yargılama sırasında karşılaştığımız birçok usulsüzlük hakkında gerek duruşma sırasındaki beyanlarımız ile gerekse de dosyaya sunmuş olduğumuz dilekçeler ile taleplerde bulunmuştuk. Yargılama safahatı içerisinde ileri sürmüş olduğumuz ve tümüyle avukatlık faaliyeti ve savunma dokunulmazlığı kapsamında olan bu beyan ve taleplerimizi aynı zamanda bu hususları yargılama sırasında dile getirmiş olmanın da vermiş olduğu rahatlıkla bizlere mikrofon uzatan birçok basın kuruluşu ile de paylaştık. Fakat gelinen noktada, dün öğlen saatlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan almış olduğumuz bir telefon ile benim ve değerli meslektaşım Av. Hüseyin Ersöz’ün hakkında sizlere hakaret e iğimiz ve sizleri tehdit e iğimiz iddiasıyla resen soruşturma başlatıldığını ve ifade vermek üzere adliyeye davet edildiğimizi öğrendik. Bu beyan ve taleplerimizde herhangi bir suç unsuru olmadığını sizlerin de bildiğini düşünüyorum ki bugüne kadar Mahkemenizce beyanlarımız ve taleplerimiz nedeniyle hakkımızda suç duyurusunda bulunulmasına dair bir ara karar dahi kurulmadı.

Fakat İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, duruşmada ve dilekçelerimizde belirtmiş olduğumuz özellikle İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla Yargılama Yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi Ve ve temyiz incelemesi yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararlarını basın karşısında da belirtmiş olmamız nedeniyle, sizlerin de herhangi bir şikayeti olmaksızın hakkımızda resen bir soruşturma başla ı. Avukatlık Kanunu ve bu Kanun’un sağlamış olduğu korumalar ihlal edilerek herhangi bir soruşturma izni alınmaksızın hakkımızda soruşturma başlatılması ve ifadeye çağrılmamızın temel nedeninin yapmış olduğumuz savunma faaliyeti olduğunu düşünüyoruz. Biz avukatız, bizim görevimiz hak savunuculuğudur. Burada hakkımızda soruşturma başlatılan husus da tam olarak avukatlık faaliyetimizle alakalıdır. Fakat bu nedenle, sizlere yönelik suç işlediğimiz iddiasıyla ifade vermek üzere yarın Çağlayan Adliyesi’nde olacağız. Bu hususu da bilgi ve dikkatinize sunmak isterim."

"KIZIMLA YAŞAYACAĞIM ANLAR EKSİLMESİN"

Ramazan Gülten, “Sözde örgütsel hiyerarşi içerisinde sözde örgüt yöneticileri ile aramda tek bir iletişim kaydı dosyada bulunmamaktır” dedi.

Gülten şunları söyledi:

"Savunmamda, ben tutukluyken dünyaya gelen kızımdan bahsetmiştim. Onun birçok ilkini kaçırdığımı, hiç değilse ilk yaş gününü ve ilk adımlarını kaçırmak istemediğimi söylemiştim. Tutukluluğumun devamı nedeniyle onları da kaçırdım. Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken benim yerime onun ilklerine tanıklık etti. Sonra gördüklerini ve yaşadıklarını haftalık bir saatlik görüşlerimizde ve on dakikalık telefon konuşmalarımızda bana anlatarak beni kızımın hayatının içinde tutmaya, babalığımı eksiltmemeye çalıştı.

İlk adımlar ve ilk yaş günü artık geride kaldı. Biz de geride kalanları saymak yerine, birlikte atacağımız binlerce adımı düşünmeyi öğrendik. Bugün sizden geçmişte kaçırdığım anları geri vermenizi istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Ancak bundan sonra kızımla yaşayabileceğim anların da eksilmemesini istiyorum. Yargılamadan kaçmak gibi bir düşüncem yoktur. Yirmi yıllık meslek hayatım, on yedi yıllık kamu hizmetim, ailem, yaşam düzenim ve bütün bağlarım buradadır. Savunmam alınmış, deliller dosyaya girmiş ve hakkımdaki iddialar ayrıntılı biçimde tartışılmıştır. Bu nedenle geldiğimiz aşamada tutukluluğumun devamının gerekli ve ölçülü olmadığını düşünüyorum. Gerekli görülmesi halinde hakkımda uygun adli kontrol tedbirleri uygulanarak tahliyeme karar verilmesini saygılarımla arz ediyorum."

"ONUR DUYUYORUM"

Buğra Gökce, örgüt adına menfaat sağladığına ilişkin iddialara şöyle yanıt verdi:

"Kredi ile aldığım bir evim var, arabam yok. Cezaevinde yattığım sürede de maddi sıkıntı yaşıyorum ve bununla da onur duyuyorum."

Gökce, “Sizden merhamet istemiyorum, adalet istiyorum” dedi.

"BAKANLIKLARDA ÇALIŞIYORDUR..."

Taner Çetin'in avukatları tahliye talebinde bulundu. Buğra Gökce kürsüde. Gökce, "Belediye encümeninin aldığı kararlara imza atmak suç ise Çankaya'da, İzmir'de de binlerce yıl ceza alacak kadar suç işlemiş olabilirim. Bu suçu Türkiye'de işlememiş bürokrat yoktur. Hatta bazıları şu an bakanlıklarda çalışıyordur" dedi.

"TUTUKLULUK ARTIK CEZALANDIRMA OLDU"

Fatoş Ayık tahliye talebinde şunları söyledi:

"1,5 senenin sonunda artık hissettiğimiz şey bir tedbirden öte artık bu tutukluğun bizim için bir cezalandırma olduğudur. İddianamedeki olaylar, kişiler, kişilerin ilişkileri, paralar, bunlarla ilgim yoktur. Bahse konu kişileri tanımadığım için bu olaylara dair bir bilgim de yoktur. Söylemiştim, yine söyleyeceğim. Ben ne kendimin ne anne babamın başını öne eğdirecek bir eylemde bulunmadım. Artık kendimi geçtim, 1,5 senenin sonunda 69 yaşındaki annem ve 74 yaşındaki babamın cezaevi kapılarındaki, mahkeme salonlarındaki gözü yaşlı bekleyişleri son bulsun istiyorum. Ailemle yaşıyordum, son zamanlarda artık sürekli onlardan duyduğum şey yorgun oldukları. Bana ihtiyaçları var çünkü. Kendimden öte artık onlar için adil olduğuna inandığım sayın mahkemenizden tahliye talebinde bulunmak istiyorum. Sayın başkanım, ayrıca burada 5 kadın tutuklu sanık kaldık. Bizi ailelerimize, anne olanları evlatlarına kavuşturmanızı diliyorum, saygılarımla."

DURUŞMA BAŞLADI

İBB davasında ikinci celsenin 11’inci günü başladı. Sanık kürsüsüne ilk gelen isim Fatoş Ayık oldu.

Ayık, Kadir Topbaş döneminde İBB’de işe başladığını belirtti ve “Varlığından haberdar olmadığım bir örgüt yüzünden 1,5 yıldır çile çekiyorum” dedi.

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
İBB İBB Davası Ekrem İmamoğlu Tahliye