Her şeyi kekikle çözebilir miyiz?
“Elimizde araştırılmayı ve geliştirilmeyi bekleyen çok büyük bir doğal kaynak var. Bunu bilimle buluşturalım.”
“Türkiye'nin sadece tüketen değil, üreten ve teknoloji geliştiren bir ülke olması gerekiyor.”
Prof. Dr. Oktay Yeğen ile tarım üzerine konuştuk.

Hocam, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Sizin ziraat mühendisi olduğunuzu ve kekikler ilgilendiğinizi biliyoruz. Bu konuya ilginiz nasıl başladı?
Öncelikle beni bu programa davet ettiğiniz için teşekkür ederim.
Ben 1942 yılında Antalya'nın Akseki ilçesinde, gerçekten eğitimci bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Dedem Osmanlı döneminde öğretmenlik yapmış, annem ve babam ise Cumhuriyet döneminin öğretmenleriydi.
Akseki'de o yıllarda lise olmadığı için, ailem çocuklarının okuyabilmesi amacıyla Ankara'ya tayin istedi. Böylece benim de eğitim hayatımın yolu Ankara'ya açıldı.
1960 yılında Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdim ve aynı yıl Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne girdim. Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı'nın 1416 sayılı yasa kapsamında açtığı yurtdışı doktora bursunu kazanarak Almanya'ya gittim. Göttingen Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde bitki hastalıkları, yani fitopatoloji alanında doktora yaptım.
1970 yılında Türkiye'ye döndüm ve üniversitedeki akademik hayatım başladı. Ankara Üniversitesi'nde doçentlik ve öğretim üyeliğinden sonra 1984 yılında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne profesör olarak atandım. Uzun yıllar burada öğretim üyeliği ve rektör yardımcılığı görevlerinde bulundum. 2009 yılında emekli oldum.
Ama emekli olmak, bilimden emekli olmak anlamına gelmiyor.
Benim asıl ilgi alanım, tarımda kullanılan sentetik kimyasallara alternatif olabilecek doğal maddeler üzerine araştırmalar yapmaktı. Bu çalışmalar beni tekrar çocukluğuma, Akseki'ye ve kekik bitkisine kadar götürdü.
Çünkü ben daha çocukken Akseki'de insanların kekik yağını çeşitli amaçlarla kullandığını görüyordum. O zaman bunun bilimsel tarafını bilmiyordum tabii. Ama yıllar sonra bilim insanı olduğumda, çocukluğumda gördüğüm şeyin bilimsel olarak araştırılabilecek çok önemli bir konu olduğunu fark ettim.
Belki de hayatın güzel taraflarından biri bu: Çocukken merak ettiğiniz bir şey, 40-50 yıl sonra bilimsel araştırma konunuz olabiliyor.
Yetiştirilen Tarımsal ürünler, hastalık etmenler ve zararlılardan ne kadar zarar görür ? Peki tarımda kullanılan zirai mücadele ilaçları neden bu kadar önemli? Bunları tamamen bırakmak mümkün mü?
Burada önce çok önemli bir noktayı belirtmek gerekiyor.
Çiftçimizin zararlılarla ve bitki hastalıklarıyla mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü dünyada yetiştirilen tarımsal ürünlerin yaklaşık üçte biri; hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlar nedeniyle kaybedilebiliyor.
Dolayısıyla “İlaç kullanmayalım, hiçbir şey yapmayalım” demek doğru değil.
Asıl mesele şu:
Etkili mücadele yaparken insan sağlığını, çevreyi ve doğal dengeyi nasıl koruyacağız?
Bugün kullanılan zirai mücadele ilaçlarının önemli bir bölümü çok ciddi araştırmalardan geçiyor. Bir kimyasalın ruhsatlandırılması için etkinliği, bitkiye zarar verip vermediği, insan ve hayvanlara toksisitesi, çevre üzerindeki etkileri ve kalıntıları araştırılıyor.
Yani ruhsatlı bir ilacın, önerilen dozda ve doğru şekilde kullanılması ile yanlış veya bilinçsiz kullanılması aynı şey değildir.
Fakat burada başka bir sorun ortaya çıkıyor.
Bazı kimyasalların çevrede kalıcılığı, yararlı organizmalar üzerindeki etkileri ve gıda üzerindeki kalıntıları nedeniyle, sentetik kimyasallara alternatif yöntemler geliştirmek artık bütün dünyanın üzerinde çalışması gereken bir konu.
Benim yıllardır söylediğim de tam olarak bu.
Ben sentetik ilaçların bir gecede tamamen ortadan kaldırılmasını söylemiyorum.
Ben diyorum ki:
Bugünden alternatifleri geliştirmeye başlayalım.
Çünkü yarın bu kimyasallardan birinin kullanımı kısıtlandığında veya yasaklandığında, “Şimdi ne yapacağız?” diye düşünmeye başlarsak çok geç kalmış oluruz.
Siz uzun yıllardır doğal maddelerin, özellikle kekik yağının bu konuda kullanılabileceğini söylüyorsunuz. Bunun bilimsel bir temeli var mı?
Evet, bizim yıllardır yaptığımız çalışmaların temelinde de bu var. Bu konudaki ayrıntılı bilgi, benim internet sitemde (https://www.oktayyegen.com) bulununabilir.
1990'lı yıllardan itibaren Almanya'daki Göttingen Üniversitesi ile Akdeniz Üniversitesi'nin birlikte yürüttüğü projelerde, toprak kaynaklı bazı bitki hastalıkları ve zararlılarıyla mücadelede doğal maddelerin, özellikle bazı bitkilerden elde edilen uçucu yağların kullanılabilirliğini araştırdık.
Bu çalışmalar Volkswagen Vakfı tarafından da desteklendi.
Araştırmalarımızda Türkiye'de yetişen çeşitli kekik türlerini de inceledik. Bunların içinde özellikle Akseki ve çevresinde yetişen, yörede “karabaş” veya “çorba kekiği” olarak bilinen Thymbra spicata bizim açımızdan çok dikkat çekici sonuçlar verdi.
Burada benim için bilimsel taraf kadar duygusal bir taraf da var.
Çünkü yıllar önce Akseki'de çocukken gördüğüm kekik, yıllar sonra laboratuvarda karşıma çıktı.
Çocukken “Bu kekik ne işe yarıyor?” diye merak ediyordum. Yıllar sonra bilim insanı olarak aynı soruyu bu kez laboratuvarda sordum.
Ve gördük ki bu bitkinin içindeki uçucu yağların gerçekten önemli biyolojik etkileri olabiliyor.
Bu konuda uluslararası bilimsel yayınlarımız oldu. Ayrıca Kanada'da kabul edilmiş bir patentimiz de bulunuyor.
Hatta 1990'lı yıllarda, bu çalışmaların uygulamaya geçirilmesi amacıyla çeşitli proje önerileri de hazırladık. Ancak o dönemde gerekli desteği ve ilgiyi yeterince bulamadık.
Ve açıkçası benim bugün üzerinde durmak istediğim en önemli konu da biraz burada.
Türkiye'de bu alanda hem bilimsel bilgi var, hem doğal kaynak var, hem yetişmiş insan var. Ama bunları bir araya getirip uygulamaya dönüştürme konusunda hâlâ hak ettiğimiz noktada değiliz.
Peki bu doğal maddeler gerçekten nerelerde kullanılabilir? Somut olarak ülkeye ne kazandırabilir?
Aslında kullanım alanı düşündüğümüzden çok daha geniş. Örneğin bitki hastalıkları ve zararlılarıyla mücadelede sentetik kimyasallara alternatif doğal preparatlar geliştirilebilir.
Bunun yanında hasattan sonra kurutulan ve depolanan ürünlerde mantar gelişimini ve buna bağlı mikotoksin, özellikle aflatoksin oluşumunu azaltmaya yönelik doğal ürünler üzerinde çalışılabilir.
Bu konu Türkiye için çok önemli.
Çünkü fındık, incir, biber gibi ürünlerimiz zaman zaman aflatoksin ve diğer mikotoksinler nedeniyle ihracatta sorun yaşayabiliyor.
Bir başka alan sivrisinek mücadelesi.
Akdeniz Üniversitesi'nde yaptığımız çalışmalarda, içerisinde kekik yağı da bulunan doğal bir preparatın sivrisinek larvaları üzerinde oldukça yüksek etkili olduğu gösterildi.
Yani aynı doğal kaynaklardan farklı alanlarda yararlanma potansiyelimiz var.
Arıcılık da bunlardan biri.
Arı kireç hastalığı ve Varroa gibi problemlerle mücadelede doğal kaynaklı alternatifler geliştirilebilir.
Bunun yanında ev ve işyerlerinde kullanılan bazı haşere ilaçlarına alternatif ürünler, hatta hayvan yetiştiriciliğinde kullanılabilecek bazı doğal preparatlar geliştirilebilir.
Ama benim için en önemli nokta şu:
Bunların hepsi “kekik yağını alıp doğrudan ilaç olarak kullanalım” demek değil.
Bilimsel olarak etkili maddeyi belirlemek, dozunu belirlemek, formülasyonunu yapmak, güvenliğini ve etkinliğini göstermek gerekiyor.
Yani bizim ihtiyacımız olan şey sadece bir bitki değil.
Bilim + teknoloji + yatırım + üretim.
Bunları bir araya getirebilirsek, Türkiye için çok önemli bir sektör ortaya çıkabilir.
Çiftçi kazanır, sanayi kazanır, ülke kazanır. Hatta ihracat yapabilecek yeni ürünler geliştirebiliriz.
Ve belki en önemlisi, bizim kendi doğal kaynaklarımızı başkalarının keşfetmesini beklemek zorunda kalmayız.
O zaman hocam, sizin asıl çağrınız nedir? Türkiye bu konuda ne yapmalı?
Benim çağrım aslında çok basit:
Türkiye kendi sahip olduğu bilimsel birikimi ve doğal kaynakları değerlendirmeli.
Ben bu konuda ilk projelerimi yaklaşık 25-30 yıl önce hazırladım. O zaman 60'lı yaşlardaydım. Bugün 80'li yaşlarımdayım.
Aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ aynı şeyi söylüyor olmam biraz düşündürücü.
Çünkü Türkiye'nin çok büyük bir avantajı var.
Bizim biyolojik çeşitliliğimiz çok yüksek. Anadolu'nun her bölgesinde farklı bitkiler yetişiyor. Akdeniz bölgesinde, özellikle bizim yöremizde, çok değerli aromatik ve tıbbi bitkiler bulunuyor.
Ama bunları sadece toplayıp satmak yerine, bilimsel olarak inceleyip katma değeri yüksek ürünlere dönüştürmemiz gerekiyor.
Örneğin kekik sadece sofraya konulan bir baharat olarak kalmamalı.
Onun içerisindeki etkili maddeleri araştırıp, bunlardan tarımda, gıda sektöründe, hayvancılıkta ve başka alanlarda kullanılabilecek güvenli ve bilimsel olarak kanıtlanmış ürünler geliştirebiliriz.
Bunun için çiftçinin de sisteme dahil edilmesi gerekiyor.
Bitkinin yetiştirildiği bölgede bir işleme veya distilasyon tesisi kurulabilir. Çiftçi ürününü satar, sanayi bunu işler, bilim insanları araştırır, yeni ürünler geliştirilir.
Böylece hem kırsal kalkınmaya katkı sağlanır hem çiftçiye yeni bir gelir kapısı açılır.
Ve Türkiye, ithal etmek zorunda kaldığı bazı ürünlerin yerine kendi ürünlerini geliştirebilir; hatta bunları ihraç edebilir.
Benim yıllardır anlatmaya çalıştığım konu aslında bu.
Türkiye'nin sadece tüketen değil, üreten ve teknoloji geliştiren bir ülke olması gerekiyor.
Ve şunu özellikle vurgulamak istiyorum:
Ben bugün burada “Her şeyi kekikle çözelim” demiyorum.
Bilim insanı olarak böyle bir şey söylemem mümkün değil.
Ben diyorum ki:
Elimizde araştırılmayı ve geliştirilmeyi bekleyen çok büyük bir doğal kaynak var. Bunu bilimle buluşturalım.
Benim en büyük üzüntüm, Türkiye'nin bu konuda sahip olduğu potansiyelin hâlâ hak ettiği değeri görmemesi.
Çünkü biz bu çalışmaları yaptığımız yıllarda bu konular belki biraz erken konuşuluyordu. Bugün ise dünya doğal, sürdürülebilir ve çevre dostu çözümleri çok daha fazla konuşuyor.
Dolayısıyla aslında Türkiye'nin geriden gelmesi gerekmiyor.
Tam tersine, bazı alanlarda önden gidebilecek potansiyelimiz var.
Ben 80'li yaşlarımda hâlâ bu konuyu anlatıyorsam, bunun sebebi de biraz bu.
İnsan yaptığı araştırmanın sadece makalede kalmasını istemiyor.
Bir gün o çalışmanın çiftçinin tarlasına, üreticinin fabrikasına ve ülkenin ekonomisine dokunduğunu görmek istiyor.
Benim bütün dileğim bu.
Ve belki de Akseki'nin dağlarında yetişen küçük bir kekik bitkisi, bize bunun için güzel bir başlangıç noktası olabilir.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...