İstanbul'daki Dikilitaş'ın gördükleri

Sultanahmet'ta bir taş duruyor.
Yaklaşık üç bin beş yüz yıldır.
Onu Mısır Firavunu III. Thutmose diktirdi.
Firavun öldü.
Hanedanı öldü.
Mısır'ın tanrıları değişti.
Sonra Romalılar taşı aldı, İstanbul'a getirdi.
Onu buraya diktiren İmparator Theodosius da öldü.
Roma bölündü.
Bizans çöktü.
Osmanlı geldi.
Osmanlı gitti.
Cumhuriyet kuruldu.
Taş hala orada.
Belki de İstanbul'da siyaseti konuşmak için bundan daha iyi bir yer yoktur.
Çünkü insan Sultanahmet'taki o dikilitaşın önünde durunca tarihin insana öğrettiği en acımasız gerçeği görüyor.
İktidarlar kendilerini kalıcı, tarih onları geçici sanır.
Bugün o taşın birkaç kilometre ötesinde yine iktidar kavgası var.
İstanbul'un sandıkla seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu cezaevinde.
Türkiye'nin en eski partisinde bir kurultay, yıllar sonra mahkeme kararıyla “mutlak butlan” sayıldı. Seçimi kaybederek koltuğundan ayrılan Kemal Kılıçdaroğlu, yargı kararıyla yeniden o koltuğa oturdu.
Üsküdar'da seçim öncesi 3 meclis üyesi gözaltında.
Bir tarafta sandığın verdiği yetki.
Diğer tarafta mahkeme kararlarının değiştirdiği siyasi tablo.
Ve Sultanahmet'ta III. Thutmose'un taşı...
Sessizce hepsini seyrediyor.
Oysa o taşın üzerinde üç bin beş yüz yıllık çok basit bir ders yazılı gibidir.
Hiçbir koltuk sahibine ait değildir.
Firavuna da değildi.
İmparatora da değildi.
Padişaha da değildi.
Bugünün siyasetçisine de değil.
Demokrasinin firavunlar çağından farkı tam da burada başlıyor.
Firavun, “Ben yönetiyorum” der.
Demokrasi ise sorar:
“Seni kim seçti?”
Belki bugün Türkiye'nin yeniden cevaplaması gereken soru da bu.
Ve belki III. Thutmose'un İstanbul'daki üç bin beş yüz yıllık taşı, bizim bütün “mutlak butlan” tartışmalarımızdan daha uzun ve daha anlaşılır bir cümle kuruyor.
Sandığı aşmaya çalışan herkes geçer.
İstanbul kalır.