Kamu hizmetlerinin önemi
YÖN/FİKRET BİLÂ
Kamu hizmetleri devletin vatandaşa sunduğu hizmetlerdir.
Sadece devlet tarafından sunulabilen hizmetler “tam kamu hizmeti” olarak tanımlanır.
En tipik örneği yargı hizmetidir.
Yargı hizmeti sadece devlet tarafından yürütülür.
Özel sektörün mahkeme kurup, vatandaşı yargılaması söz konusu olamaz.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önceki dönemlerde tam kamu hizmeti niteliğinde olmasa da birçok hizmet devlet tarafından sunulurdu.
Milli savunma, iç güvenlik, sağlık, eğitim gibi hizmetler de sadece devletin sunduğu hizmetler arasındaydı.
Milli savunma ve güvenlik hizmetleri de yargı hizmeti gibi tam kamu hizmeti sayılırdı.
Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sosyalist ülke sayısının giderek azalması, eskiden sosyalist olan birçok ülkenin de kapitalist sisteme geçmesiyle sonuçlandı.
Bu durum devlet tarafından sunulan kamu hizmetlerinin da azalması sonunu doğurdu.
Örneğin, eskiden tam kamu hizmeti olarak tanımlanan milli savunma hizmetleri bile özel sektörle paylaşılabilir hale geldi.
Bazı ülkelerin paralı askerlerden oluşan birlikleri kullanılması gibi.
Keza eskiden sadece polis tarafından sağlanan güvenlik hizmetlerinin bir kısmını da özel sektör sağlamayı başladı.
Şirketlerin özel güvenlik hizmeti sunması gibi.
Sağlık ve eğitim hizmetleri yine devlet tarafından verilirken, bu iki alana da özel sektör girdi.
Devlet hastaneleri ve okullarının yanı sıra özel hastaneler, özel okullar da devreye girdi.
Vatandaş açısından yararlı olan, elbette birçok hizmetin devlet tarafından, ücretsiz olarak verilmesidir.
Ancak son dönemlerde giderek yaygınlaşan neo-liberal politikalar, birçok kamu hizmetinin özelleştirilmesiyle sonuçlandı.
Bu Türkiye’de de yaşandı.
En fazla özelleştirme AK Parti iktidarı döneminde yapıldı.
Tarım, tekstil, madencilik gibi alanlarda faaliyet gösteren kamu kurumları özelleştirildi.
Ulaşım hizmeti de büyük bir kamu hizmetidir.
Eski dönemde yine köprüler, yollar, otoyollar, limanlar devlet tarafından inşa edilmiştir.
Günümüzde ise bu hizmetler de özelleştiriliyor.
Son örneği ise köprüler ve otoyolların işletilmesinin özel sektöre devredilmesini öngören kararname oldu.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla, Resmi Gazete’de yayımlanan kararnameye göre başta Boğaz köprüleri olmak üzere bazı otoyolların işletilmesi de 30 yıllığına özel sektöre verilecek.
Bu kararın en önemli gerekçesi Türkiye’nin kaynak ihtiyacıdır.
Bütçesi her yıl açık veren, dış borçları, borçlara ödenen faizleri her yıl artan iktidar yeni kaynak arayışlarına yöneldi.
Köprüler ve otoyolların işletmesinin 30 yıllığına özel sektöre verilmesi de bu kaynak arayışının sonucudur.
Bu karar vatandaş lehine bir karar değildir.
Sermaye lehine bir karardır.
Köprülerin, yolların işletmesini 30 yıllığına alacak olan şirketler kuşkusuz kâr elde etmeyi hedefleyecektir.
Bunun anlamı ise köprülerden, otoyollardan geçiş ücretlerinin önemli ölçüde artacağıdır.
Bu da vatandaşın seyahat özgürlüğünü kısıtlayacak bir ulaşım maliyeti oluşturacaktır.
Özel sektör öncelikle vatandaşa hizmet için, kamu yararı için çalışmaz, kâr elde etmek için çalışır.
Köprüler ve otoyolların işletmesinin özel sektöre verilmesi sermaye lehine, vatandaş aleyhine sonuç verecektir.
Kamu hizmetlerinin devlet tarafından verilmesinin önemi ise “kâr” etmeyi değil kamu yararını gözetmesidir.