İpleri koparmak üzere: İngiltere’den İsrail’e yaptırım yumruğu
İsrail’e tavır alma konusunda İngiltere ilk kez bu kadar kararlı görünüyor. Londra, geçen ay 21 ülkenin yanısıra Avrupa Komisyonu ile birlikte İsrail’e “Batı Şeria’daki yerleşim alanlarının genişletilmesine son vermesi” çağrısında bulunmuş, hatta daha da ileri giderek İsrail işgali altındaki bölgelerde Yahudi yerleşimcilerin “etnik temizlik” yaptığını bile söylemişti.
Çok sayıda ülkeyle birlikte yapılmış bir açıklama olduğu için İngiltere’nin “genel tepkiye” katılmış olması özellikle dikkat çekici değildi ancak üzerinden bir ay geçtikten sonra İsrail’e tepkisini daha arttırması bu kez işi çok ciddi tuttuğunu gösteriyor.
Bu bugüne kadar rastladığımız bir İngiliz tutumu değil. Çünkü İngiltere Batı’da İsrail’in güçlü müttefiklerinden biri olmuştur her zaman. Şu anki tutumu çok sert olsa da hala İsrail’e F35 parçaları tedarik etmeyi sürdürüyor da.
Yeni Başbakan Andy Burnham önceki Başbakan Keir Starmer’den farkı olarak İsrail’e daha eleştirel bakıyor, bu çok açık. Starmer, Gazze’de soykırım yaptığı sıralarda İsrail’in Gazze’ye elektrik vermeme, su sağlamama hakkı olduğunu söylemişti örneğin. Büyük tepki almıştı bu saçma lafları.
Şimdi gelinen noktada durum şu: Burnham hükümetinde Dışişleri Bakanı olan Ed Miliband geçen hafta, işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşim bölgesi projelerine Birleşik Krallık’ın dahil olmasını önlemek için tedbirler alacağını açıkladı. Açıklamanın, Gazze ile işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik faşist siyonist şiddetin arttığı bir dönemde gelmesi önemli.
Miliband’ın şu sözleri de hükümetin kararlılığını göstermesi açısından umut verici: “Hükümetimiz, Filistin’de iki devletli çözümün yok edilmesine göz yummayacaktır. Harekete geçeceğiz, önümüzdeki haftalarda kapsamlı bir dizi önlem açıklayacağım”.
Karşılıklı mal ticareti ile yatırımların derhal yasaklanıp yasaklanmayacağı konusunda bir takvim yok henüz. Miliband kapsamlı bir biçimde bir düzenleme yapacaklarını özellikle vurguladı bu konuda.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İngiltere’de ülkesi aleyhine esen havadan elbette uzun zamandan beri haberdar. Bu nedenle özellikle İngiliz iç siyasetine yönelik provokatif açıklamalar yapıyor. Birleşik Krallık’ı “Britanya İslam Cumhuriyeti” olarak nitelendirmesindeki amaç bu. İngiliz sağcılarına Müslüman göçmenleri hedef gösteriyor açıkça.
Yerleşim yerlerinin de İsrail ileri karakollarının da uluslararası hukukun ihlali anlamına geldiği ya da yasadışı olduğu sır değil. Ma’ale Adumim’deki yerleşim yeri ile diğer yasadışı yerleşim bölgelerinden Doğu Kudüs’e uzanan kesintisiz bir yerleşim koridoru oluşturmaya çalışıyor İsrail. Gerçekleşmesi halinde bu Batı Şeria’nın fiilen ikiye bölünmesi demektir.
Ana sorun elbette, İngiltere’nin yaptırımlarının İsrail’e karşı nasıl uygulanacağı ya da yaptırımların İsrail’in Filistin topraklarının sömürülmesinden elde ettiği kâr üzerinde engelleyici bir etki yaratıp yaratmayacağı. İlk adım olarak İngiltere de hem Fransa hem de Kanada ile birlikte İsrail işgalindeki yerleşim bölgelerinden mal ithalatını yasaklayacak. Hollanda kısa süre aynı yerlerle ticareti yasaklamıştı.
Bakalım “güçlü İsrail Lobisi” İngiliz hükümetine etki edebilecek mi? Birleşik Krallık’ı yeniden “en iyi batılı müttefiki” yapmayı becerebilecek mi? Çaba gösterdiklerine kuşku yok. İsrail’le ilişkilerin gerilmesinin kimi zararlarından söz ediyorlar örneğin bu lobiye yakın olanlar. İlki, İsrail’in Birleşik Krallık’ta “terör” saldırılarının önlenmesi konusunda İngiltere ile yaptığı istihbarat paylaşımını kesebileceği propagandası. İkincisi de yerleşim yerlerinden mal almama uygulamasında Batı Şeria ile İsrail menşeli malların ayırdedilmesinin zor olması.
İsrail’e karşı İngiliz yaptırımlarının Netanyahu’nun işine yarayacağını söyleyenler de var tabii. Yaptırımların Netanyahu’ya, kaybedeceği öngörülen Ekim’deki genel seçimler öncesinde yardımcı olabileceğinden endişe duyanların da olduğunu belirtelim. Bu tutumun İngiliz Yahudilerine karşı saldırıları arttıracağından korkanlar da var elbette.
Aslında “yayılmasına” çalışılan bu endişelerin hiçbirinin gerçekliği yok. İngiltere’nin istihbarat paylaştığı tek ülke İsrail değil. Malların ayırtedilmesi için bir formül mutlaka bulunur, Netanyahu’ya artık hiçbir şeyin “yaramayacağını” İsrail’i takip eden her kes biliyor. İngiliz Yahudilerine saldırıların artması da İsrail’in Gazze’ye ölüm yağdırdığı saldırılara duyulan öfke nedeniyle zaten hem de uzun zamandan beri artmış durumda. (Elbette önlenmelidir, kuşku yok).
İngiltere’nin İsrail’e karşı geç de olsa nihayet aldığı bu sert tutumun tüm batı ülkelerince de benimsenmesi muhteşem olurdu.
Siyonist/faşist devlet ne kadar yalnızlaştırılırsa o kadar iyidir çünkü.