İBB davasında 2. celsenin 13. günü tamamlandı: Duruşmada neler yaşandı?
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da yargılandığı davanın ikinci celsesinde 13. gün sona erdi. İtirafçı Eyüp Subaşı'na "sistem" ifadeleri soruldu. Subaşı, "Savcı 'Sistem diye yorumlar mısınız?' dedi. Ben de 'Tabii' dedim" şeklinde yanıt verdi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasının ikinci celsesinde 13. duruşma günü. Tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasının ardından sona erdi.
Davanın ikinci celsesinin 12. günü geride kaldı. Dünkü duruşmada Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Selim İmamoğlu da savunma yaptı.
Selim İmamoğlu, savunmasında davada sanık olarak yer almasına ilişkin, "Soyadım İmamoğlu olmasaydı burada olmayacaktım" dedi.
Türkiye'nin farklı bir geleceği hak ettiğini belirten İmamoğlu, savunmasının sonunda beraatini, hesaplarına konulan tedbirin kaldırılmasını ve yurt dışı yasağının kaldırılmasını talep etti.
Selim İmamoğlu, "Türkiye'nin bu mahkeme salonlarını değil, başka bir geleceği, başka bir hayali hak ettiğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, ayrıca tutuklu bulunan babası Ekrem İmamoğlu ile diğer yol arkadaşlarının tahliyesini talep ederek, "En önemlisi sevgili babam Ekrem İmamoğlu ve tüm yol arkadaşlarımın tahliyesini talep ediyorum" dedi.
Davanın 13. gününde de duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay, İBB davasının ikinci celsesinde yaşananları anbean aktardı...
DURUŞMA SONA ERDİ AVUKATIN SAVUNMASI YARIDA KALDI
Adem Tuncay'ın avukatı Bedirhan Şimşek savunmasını yaptığı sırada duruşma sonlandırıldı. Mahkeme Başkanı savunmanın bir dahaki duruşmada kaldığı yerden devam edeceğini söyledi. Savunmanın yapılabilen kısmı ise şöyle:
Evet. Müvekkilin ısrarlı bir biçimde anlatmaya çalıştığı husus şudur: Belediyedeki geçmişini anlatıyor, kişisel hayatını anlatıyor, burada ne yaşadığını anlatıyor. Bunları anlatmasının maksadı, şimdi farklı bir suçlamayla karşı karşıya kalıyor olsak, söz gelimi bir cinayet suçlaması, söz gelimi bir uyuşturucu madde ticareti dosyasındaki savunma... Müvekkilin ısrarlı bir şekilde geçmişinden, aslında burada yaptığı şeylerden ve aslında kişisel hayatından bahsederek savunma yapması beklenemez. Buradaki maksadı şudur: Neticede ben burada 2006 yılından beri çalışıyorum. 2006 yılından beri buradaki idari işleyişte bir sorumluluğum var. Ben bu sorumluluğun gereğini yerine getiriyorum. Buradaki bütün bu eylemlerle ilgili sürece dahilim, sürece dahil edilme biçimim bununla ilgilidir diyor Sayın Başkan.
Şimdi burada aslında anlatmaya çalıştığı şey şu: İddianamenin kapsamı, iddianamede iddia edilen husus temelde şuna dayanıyor: Bir örgüt var, bir suç örgütü var. Bu suç örgütünün aslında siyasi bir amacı var. Siyasi bir amaca matuf olarak hareket ediyor ve bu doğrultuda hareket eden bir örgütün bir şekilde üyeleri var ve çevresinde üye olmadığı halde bu suçlara iştirak eden insanlar var. Şimdi müvekkil bu bağlamda şunu söylüyor: Benim 2006 yılında giriş yaptığım yer, aslında üyesi olarak değerlendirilebileceğim yer İstanbul Büyükşehir Belediyesidir. Ben buradaki kurumsal işleyişin bir parçasıyım, benim buradaki rolüm bununla sınırlıdır. Şimdi müvekkil burada öz geçmişini Sayın Başkan anlattı. Örgütle ilgili neticede bir örgütün varlığı ile ilgili veya yokluğu ile ilgili bir bilgisi olmadığını anlattı.
Ben şununla başlayıp ona göre devam etmek istiyorum: Şimdi sıklıkla soruldu; etkin pişmanlık ifadesi ve ilk başta verdiği ifade ve halihazırda huzurda verdiği ifade... Bu ifadeler aslında çelişki arz ediyor şeklinde ifade edildi. Ben üç ifadenin birbiriyle uyumsuz olduğu bir nokta olduğunu düşünmüyorum. Buradaki mesele şu aslında: Müvekkil ısrarlı bir şekilde şunu söylüyor: "Benim dahil olduğum eylemler, benim içerisinde olduğum, benim bir şekilde imzam olan evraklarla ilgili makul gerekçelerim var. Ama ben belediyede memur olduğum için şahit olduğum, bir şekilde sorunlu olduğum hususları ifade etme gereği duydum. Bunları da ifade ettim, bunların soruşturulması gerektiğini düşündüm." Şimdi bunların soruşturulması, bunlarla ilgili bir sonuca varılması ile ilgili müvekkil ifade vermiştir. Ancak ben şunu da bir eleştiri konusu olarak ifade edeyim; müvekkilin ifadesinde dile getirdiği hususların çoğu zaten iddianame kapsamında doğrudan bir suçlamaya dönüşmemiştir. Bununla ilgili bir soruşturma yapılmamıştır. Müvekkilin ifade ettiği hususlar kendi eylemleri ile ilgili, doğrudan kendi eylemlerindeki sorumluluğuyla ilgili değildir. Dolayısıyla burada aslında bir çelişki yoktur. Burada aslında ifadelerin arasında bir uyumsuzluk söz konusu değildir.
Müvekkil Sayın Başkan, değerli üyeler, ısrarlı bir şekilde şunu ifade ediyor: Ben 2006 yılında burada göreve başladım, çeşitli derecelerde görev aldım. Neticede bundan sonra belirli bir pozisyonda görevlendirildim ve bütün bu süreçte benim dahlim bununla ilgilidir. Şimdi benim aslında burada şu sorunun cevabını aradığım bir durum var: İddianamede belli suçlamalar getiriliyor, bu suçlamalarda neticede bu suçlamalara, bu suçlara iştirak etme gerekçesi olarak müvekkilin herhangi bir gerekçesi yok. Yani burada müvekkil örgüt üyesi olmakla itham edilmiyor. Örgüt üyesi olmayan bir kişinin bu kadar iddiaya konu akçeli işle ilgili bir illiyetinin, bir iltisakının olduğu durumda müvekkil doğal olarak şu soruyu soruyor: Benim bu işlerle bir ilgim olsa idi en nihayetinde maddi varlığımda, menfaat olarak bir zenginleşme olurdu. Mal varlığımda bir zenginleşme olurdu. Bunun...
Hakim: Zaten müvekkiliniz tutuksuz.
Bedirhan Şimşek: Sayın Başkan, benim müvekkilim... Doğrudur, doğrudur. Benim müvekkilim tutuksuz ama suçlarda eylem sayısını da gözettiğinizde ciddi bir suçlama var. Bunlara ilişkin en azından genel olarak beyanda bulunmak istiyorum. Haklısınız, yorucu bir günün sonu, ben de sizi daha fazla yormak istemiyorum ama eylem sayısını gözettiğimizde benim bunları ifade etme noktasında yükümlülüğüm var, öyle ifade edeyim.
Hakim: Biz de normalde çok fazla süre verdik zaten. Hani onu ortadan...
Bedirhan Şimşek: Doğrudur ama sorulan sorular bile bizim savunma süremizi Sayın Başkan aşıyor. Yani soruların süresi dahi benim yapacağım savunmanın süresini aştı. Zaten ben bu kadar uzun bir savunma da yapmayacağım. Şimdi şunu belirteyim: Müvekkil ısrarlı bir şekilde şunu söylüyor: "Benim burada bu eylemlere iştirak etme gerekçem ne olabilir?" Aslında bu sorunun cevabını bulabilmek adına veya bunun bir cevabının olmadığını ifade etmek adına bunları uzun uzun anlatma gereği duydu. Ben tekrar edeyim; dediğim gibi MASAK raporlarında müvekkilin mal varlığında bir zenginleşme yok. Müvekkil mal varlığını kendisi ifade etti. Burada mal varlığında bahse konu şeyler 2013 model bir araç, küçük bir arsa—bunun nasıl alındığını da ifade etti—ve bir ev. Bundan ibaret bir durum.
Müvekkil yine soruşturma aşamasında Sayın Başkan, telefonunu verdi, bilgisayarının şifrelerini verdi, bunların incelenmesine müsaade gösterdi ve bunlarda da aslında iddianameye konu suçlamalarla ilgili bir delil elde edilemedi. Şimdi bütün bunları birleştirdiğimiz zaman; müvekkilin birincisi, burada maddi bir menfaati yok. İkincisi, müvekkil aleyhine elde edilmiş bir delil yok. Üçüncüsü, şimdi şuna da geleceğim; Sayın Murat Ongun'un ifadesinde geçti, size işte bir şekilde Ekrem İmamoğlu bir lojman tahsis etti, size müdürlük görevi bahşedildi... Aslında buradaki durum da buradaki mesele de şu: Neticede müvekkil burada uzun süredir çalışan bir pozisyonda, bu birimi en iyi bilen insanlardan biri ve bu birimde altı aylık bir boşluk süreci var. Bu boşluk sürecinden sonra aslında bu birimde liyakatli biri bulunamadığı için kendisine bu görev tevdi ediliyor. Bu görevin tevdi edilmesiyle paralel olarak aslında kendisine lojmanda yer tahsis ediliyor. Şimdi buradaki mesele, aslında buradaki lojmandaki yer tahsis edilmesi meselesi müdürlük makamıyla paralel bir durum.
Şimdi şunu da ifade edeyim, müvekkil ısrarla söyledi: Benim burada bir suç örgütünün varlığının kabulünde, bu suç örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ediyorsam... En azından eşiyle ilgili durumdan bahsetti Sayın Başkan, ben savunma dilekçelerimin eklerinde de sundum. Eşinin aslında bu yönetim değişikliğinden sonra görevlendirildiği yerin fotoğraflarını sundum. Gerçekten...
Hakim: Onu kendisi anlattı.
Bedirhan Şimşek: Gerçekten... Yani bir şekilde nefes alınamayacak, çalışılamayacak bir yerde müvekkilin eşi görevlendiriliyor. Buradaki koşullar aslında müvekkilin eşinin işten ayrılmasını amaçlamayı sağlıyor, bu koşullar bu yüzden yaratılıyor. Neticede müvekkilin eşi işten de çıkartılıyor. Bu koşullara rağmen burada kalmaya devam ettiği durumda en nihayetinde işten çıkartılıyor ve işe iade davası açıyor, işe iade ediliyor. Buna rağmen işe iadesi gerçekleşmiyor. Şuraya gelmeye çalışıyorum... Müvekkilin bu yapı olarak iddia edilen, oluşum, sistem olarak ifade edilen, örgüt iddiasına konu insanlarla birlikte hareket ettiği durumda en azından eşinin durumunu iyileştirebilecek bir pozisyonu olmaz mıydı? Bu sorunun cevabı da bence açık. Yani burada müvekkil aslında kendi pozisyonunun gerektirdiği şeyi yapmak dışında, buna uygun hareket etmek dışında herhangi bir fiili, faaliyeti yok. Etkin pişmanlık ifadesini açıkladım. Burada dediğim gibi aslında sorunlu, şüpheli gördüğü bazı hususları açıklamamış. Ama bunların çoğu zaten kendi eylemleriyle, kendi suçlandığı eylemlerle ilgili değil.
Şimdi müvekkilin buradaki konusuna, Sayın Başkan bahsettim, müvekkilde de ısrarla şunun cevabını aradım. Bu suçlamalara cevap ararken. Neticede iddianamede ısrarla tekrar eden bir husus var. İhale fesat karıştırma suçlaması, bununla ilgili de ek savunma verdiniz. Burada esas olarak temelde suçlandığı husus, buradaki ihale yeterlilik kriterleriyle ilgili. Biz bu ihale yeterlilik kriterleriyle ilgili defalarca konuştuk. Aslında benim müvekkile sorduğum soru şu: "İdari işleyiş içerisinde geçmişte bunun dışında bir uygulama var mıydı? Yani biz siz Adem Tuncer olarak bu uygulamanın dışına çıkıp bir işlem yaptınız mı ve bu şekilde suça iştirak etmiş olabilir misiniz?" Çünkü mesele şu; ihale yeterlilik kriterleri olarak iddia makamı tarafından ifade edilen bir husus var. Bunun aslında İstanbul'da faaliyet gösteren firmaların önemli bir kısmını elediği iddia ediliyor. Bu elemesi hususu aslında bunların ihale yeterlilik kriterlerinin yüksek belirlenmesi üzerinden burada ihaleye katılımın engellendiği iddia ediliyor.
Şimdi Sayın Başkan, ben şunu da söyleyeyim; neticede bununla ilgili bir çalışma yaptığımda da geçmişe dönük olarak, böyle bir suçlama gelmiş mi? Çünkü en nihayetinde biz içtihatlardan ve emsallerden yola çıkarak bazı suçlamaların cevabını arayabiliriz. Geçmiş dönemlerde buna ilişkin bir suçlama var mı? Yani bir belediyede ihale yeterlilik kriterlerinin yüksek tutulması gerekçe gösterilerek bir şekilde bu ihale komisyonunda, ihale onay belgesinde imzası olan kişilerle ilgili suç isnadı gerçekleşmiş mi ve bu bir Yargıtay denetiminden geçmiş mi? Buna ilişkin ihaleye fesat karıştırma suçuna ilişkin Türkiye'de ne yazık ki bir yargılama bunun öncesinde gerçekleşmemiş. Yani ihaleye katılımı engelleme aslında şu şekilde oluyor: Dediğim gibi fiziki zorlama, tehdit veya bir şekilde ihaleye katılmak isteyen şirketlere menfaat temini, bu şekilde iradelerinin sakat bırakılması. Bunun dışında bu yolla, yani bu kriterlerin yüksek tutulması yoluyla bu suçun işlendiği bir örnek yok.
Şimdi ben yine müvekkile aslında şunu sordum: "Buradaki geçmişte siz neler, hangi ihaleler önünüze geldi? Bu ihalelerdeki yeterlilik kriterleri nelerdi?"
Bununla ilgili kendisi zaten ifade etti. 2011 yılında gerçekleşen bir ihaleden bahsetti, Billboard ihalesi. Burada 9 milyon TL'lik bir sermaye şartı, yine 20 milyon TL'lik 3 yıllık bir ciro ortalaması ihale şartı olarak belirlenmiş. 2017 yılında düzenlenen 5 bin durak reklam ihalesinde yine sermaye şartı 12 milyon TL, 3 yıllık ciro ortalaması 50 milyon TL olarak belirlenmiş. Yine 2018 yılında metro istasyonları reklam ihalesinde sermaye şartı 5 milyon TL, 5 yıllık ciro ortalaması 40 milyon TL olarak belirlenmiş. Şimdi bunları uzatmayacağım, bu şekilde çok örnek var. Bunların hepsi, ben ilgili yılların dolar kuruna baktığım zaman, hatta bunları dolar enflasyonunu hesaplayarak günümüze getirdiğimiz noktada aslında şu anki belirlenen yeterlilik kriterlerinin üstünde.
Şimdi burada müvekkilin yaptığı şey; geçmiş yıllarda örneğini gördüğü bazı ihalelerin şartnamelerine, örneklerine bakıp bu neticede durumun, önüne gelen ihale onay evrakının buna uyup uymadığını denetlemekten ibarettir. Bunu da aslında yerine getirmiştir.
Bunun dışında, Sayın Başkan, dediğim gibi ihalelere ilişkin durumu belirttik. Zaten siz ek savunma alınması yönünde bir ara karar tesis ettiniz. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin kararları var. İhaleye fesat karıştırma suçu ile ilgili, suçun suç boyutunun kabulü halinde arada fiili ve hukuki kesinti olmadığı da gözetildiğinde ek savunma alınmasının gerekliliği belirtilmiş.
Şimdi yine ben uzatmadan aslında genel savunmalarımızda ifade edeceğim ama eylem bazlı olarak gitmek istiyorum. 61 nolu eylemle ilgili ilk olarak savunmayı yapmak istiyorum
— Arkadaşlar ne yapıyorsunuz ya? Şimdi çay arasından sonra ayrıntılı beyanda bulunuyorsunuz. Müvekkiliniz tutuksuz. Ben saatlerce burada avukat dinleyemem ki ya. Normal ağır ceza dosyalarında yapmayın gözünü seveyim. Tutuksuz müvekkillerde size bu kadar imkan veriyorlar, niye bu dosyada avukatlar böyle yapıyor?
— Doğrudur ama şimdi iddianamede geçen her isnada ilişkin bize 4 dakika söz hakkı verilse...
— Ağır ceza yargılaması yapmıyoruz. Ben normal ağır cezada...
— Ben de ilk defa ağır ceza yargılamasına katılmıyorum, doğru.
— Günlük 30 dosyaya çıkıyorum. Tutuksuz dosyalarda da 5 dakikadan fazla kimseye söz hakkı vermiyorum mütalaaya karşı savunma yapmıyorsa. Niye bu dosyalarda avukatlarımız böyle yapıyor?
— Sayın Başkan, şimdi bizim neticede yani savunmamız aslında isnat edilen şey çok fazla...
— Şöyle yapalım müdafi, savunmanıza yarın devam edelim Avukat Bey. Bugün burada sonlandıralım. Yarın kaldığınız yerden devam edersiniz.
— Tamam.
— Siz de başkanım savunmanızı hazırlayın.
— Tamam
— Yarın devam edersiniz. Yarından itibaren tüm tutuksuz sanıkların duruşma salonunda hazır edilmesi talimatını vereceğim. Bundan sonra kim geldiyse alacağım. Herkes gelecek, sırasını bekleyecek.
MAHKEME BAŞKANI VE AVUKAT ARASINDA GERGİNLİK
Adem Tuncay'ın avukat savunmasının ardından Mahkeme Başkanı kimseyi kürsüye almayacağını söyledi. Başka bir avukat ise bir ismin daha alınmasını istedi. Bunun üzerine başkan avukata tepki göstererek "Ben burada iş kolaylaştırmaya çalışıyorum liste yapıyorum yapmak zorunda değilim. siz ilk kez mi tutuksuz dosyayla karşılaştınız şu aşamada yakalama kararı nasıl çıkartayım pazar günü Kars’ta yakalansa nasıl gidip sorularınızı soracaksınız ben bu listede gelenleri dinlerim en sonunda gelmeyenler hakkında yakalama kararı çıkartırım" dedi.
KAĞAN SÜRMEGÖZ İTİRAFÇI TUNCAY'A SORULARINI YÖNELTTİ
Kağan Sürmegöz: Adem Bey, öncelikle şu sorulardan başlayayım: Bu Reklam Yönetim Müdürlüğü ne zaman kuruldu?
Adem Tuncay: 2016 yılında. Sonlarına doğru.
Kağan Sürmegöz: 2016 yılında müdürlük kuruldu. Siz de müdür yardımcısı olarak atandınız, ben de müdür olarak atandım.
Adem Tuncay: Bu müdürlük kurulduktan bir birkaç ay sonra, 2017 yılının...
Kağan Sürmegöz: Ondan önce Emlak Müdürlüğündeydiniz. Ne göreviniz vardı?
Adem Tuncay: Emlak Müdürlüğünde Kira Şefliğinde çalıştım. O dönem böyle bir müdürlük olmadığı için reklam dosyaları da Emlak Müdürlüğü...
Kağan Sürmegöz: Şefliğinizin adı neydi?
Adem Tuncay: Efendim?
Kağan Sürmegöz: Şefliğinizin adı?
Adem Tuncay: Anlatıyorum. O dönemde bu dosyalar Kira Şefliği içerisinde yürütülüyordu. Daha sonra 20... yanlış hatırlamıyorsam 15 olması lazım, işte bu birim içerisinde bir Reklam Koordinasyon Şefliği kuruldu, bu müdürlük kurulmadan bir yıl kadar önce. Ben de burada şef olarak görevlendirildim.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Peki 2019'a kadar beraber çalıştık. Birtakım ihaleler yapıldı. 2016 öncesinde de ihaleler yapıldı. Şimdi 2016 yani 2019 öncesinde, 6. ayın öncesinde yapılan ihalelerle 2019 sonrasında yapılan ihaleler arasında herhangi bir fark var mı?
Adem Tuncay: Ben bunu savunmamda çok açık bir şekilde dile getirdim. Tüm ihalelerde önceki dönemde uygulanan yöntem neyse, bu ihalelerde de aynı yöntem birebir uygulanmıştır.
Kağan Sürmegöz: Kriterler anlamında bir farklılık var mıydı?
Adem Tuncay: Kriterler adına da bir farklılık yoktur. Hatta belki bazı ihaleler özelinde önceki dönemde belirlenmiş olan kriterler daha da yüksek kalabilmektedir.
Kağan Sürmegöz: İhaleyi kazananlar anlamında bir farklılık var mıydı?
Adem Tuncay: Ben görev aldığım tüm süreçte, yani 2016 öncesinde de bu reklam ihaleleri ağırlıklı olarak hep belediye iştirak şirketleri üzerinde kalmıştır. Bu dönemde de böyle olmuştur.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Kazananların arasında da bir farklılık yok. Peki muhammen bedel belirleme yetkisi bir müdürde ya da daire başkanında olabilir mi, yoksa bir komisyon mu belirler?
Adem Tuncay: Şimdi onu kısaca şöyle izah edeyim: Muhammen bedel belirleme yetkisi kimdedir diye böyle çok kanunda belirtilmiş bir tanım yoktur. Ama muhammen bedel komisyonu ita amirinin görevlendirmesiyle, görevlendirmesiyle görev yapar. Bu kapsamda da elindeki verileri değerlendirip ortaya raporun sonuç kısmına yazar, oluşan kanaati idarenin onayına sunar. Yani Genel Sekreter Yardımcısının ve üst makamın onaylamamış olduğu bir muhammen bedel raporunun ihale için hiçbir bağlayıcılığı yoktur.
Kağan Sürmegöz: Tamam, kim belirliyor? Muhammen Bedel Takdir Komisyonu.
Adem Tuncay: Bedel takdir komisyonu belirler, evet.
Kağan Sürmegöz: Peki, 22.03 tarihindeki ifadenizde ihalelerin hazırlık sürecinde yer aldığınızı belirtmektesiniz. Bunları daha sonra da tekrar ettiniz, doğru mu?
Adem Tuncay: İhalelerin hazırlık süreçleri derken ne manada soruyorsunuz?
Kağan Sürmegöz: Sizin söylediğiniz manada soruyorum. Hani siz... Sizin beyanınız...
Adem Tuncay: Evet evet. Şimdi ben burada oturup kendisi böyle sıfırdan bir şartname yazar gibi bir iddiada bulunmayacağım. Bunun böyle olmadığını siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Burada asıl mesele evet, şartnameler hazırlanırken bir önceki benzer işe, benzer bir iş varsa ona ilişkin şartname bu yeni yapılacak ihalenin taslağı olarak alınır, üzerinde kanun, mevzuatın gerektirdiği bütün hususlar eklenir. Sadece yeterlilik kriterleriyle ödeme kriterleri, yani ödeme şartları bu bilirsiniz bazı ihalelerde aylıktır, bazılarında yıllık, bazılarında 6 aylıktır. Bunu neticede sözleşmeyi imzalamaya yetkili olan makam, amir olan makama sunulur. Amir olan makam bununla ilgili hususları netleştirir ve kendisi dosyayı takiben bir üst makama sunar. Durum bu şekildedir.
Kağan Sürmegöz: Tamam, yani bir zincir süreci bu. Hazırlık da olur, akabinde de ihale onay...
Adem Tuncay: Zincir süreci olur ama onay zinciri yani...
Kağan Sürmegöz: Evet evet, ama karar mercii bellidir.
Adem Tuncay: Karar mercii bellidir.
Kağan Sürmegöz: Tamam, karar mercii kimdir diyorsunuz? İhale onay belgesinde kimin imzası varsa...
Adem Tuncay: Şimdi bu alttaki ekip bu hacimli ihalelerdeki ilk hazırlık ekibi. Hazırlık ekibi. Buradaki yeterlilik kriterlerini falan belirleyecek bir durum yoktur. Bunu siz de çok iyi bilirsiniz, ben de bilirim. Durum bu şekildedir.
Kağan Sürmegöz: 2886 sayılı Kanun kapsamındaki ihalelerde İhale listesi Zabıta Müdürlüğüne gönderilir. Reklam Şube Müdürlüğü olarak bunu Zabıtaya bildiriyoruz. Denetiminizin ve adaletin de hem benim sorumlu olduğum hem de Zabıta Daire Başkanlığı personellerince yapıldığını söylediniz beyanınızda, doğru mu?
Adem Tuncay: Evet, yapılan ihaleler, ihale yapıldıktan sonra sadece Zabıtaya değil, hatta Gelirler tarafına da gönderilir. Gelirler Reklam Vergisi tahsili için... Doğrudur.
Kağan Sürmegöz: Bu süreç içerisinde bu beyanlarınızda birçok aykırılıklardan bahsetmişsiniz. Bunlarla ilgili hiçbir tespit tutanağı vesaire Zabıtaya gönderdiniz mi?
Adem Tuncay: Yani hangi aykırılık? Bana net söylerseniz ben ona göreyim.
Kağan Sürmegöz: Sizin beyanınızdan okuyorum, bilmiyorum.
Adem Tuncay: Hangi beyanımymış? Şimdi...
Kağan Sürmegöz: Sayfa 2862. Alıntı iddianamede yazım hatası vesaire...
Adem Tuncay: Şimdi benim önümde 4000 sayfalık iddianame yok şimdi. Ben sayfa 2862 denince...
Kağan Sürmegöz: Yani bu beyanınız size ait değil mi?
Adem Tuncay: Soruyu anlayayım, şimdi ben sizin sorunuzu anlayayım...
Kağan Sürmegöz: Sorum şu: Reklam Yönetim Şube Müdürlüğü olarak sahada denetim yapılır mı? Aynı zamanda yapılan denetimlerin yanında Zabıta Daire Başkanlığı personelleri de aynı zamanda denetim yapar mı?
Adem Tuncay: Reklam Yönetim Müdürlüğü olarak denetim tabii ki yapılır ama şu şekilde: Şimdi Reklam Yönetim Müdürlüğünü en iyi siz bilirsiniz, kurucu müdürsünüz. Yaklaşık 30 kişilik bir personel ile çalışır. Bunun odacısını, çaycısını, şoförünü çıktığınız zaman belki sahaya gönderebileceğiniz 3 tane 5 tane adam vardır, yoktur. İstanbul 39 ilçesidir, bu 5 kişiyle denetlemek çok mümkün değildir. Ama zaman zaman sahaya çıkılır, tabii ki bakılır.
Kağan Sürmegöz: Denetim yapılır yani, elinizden geldiğince yaparsınız. Tamam.
Adem Tuncay: Doğru.
Kağan Sürmegöz: Şimdi bu bahsettiğimiz mesela raketler olsun, diğer şeyler... üst geçitler vesaire. Bunlarla ilgili bir aykırılık bu zamana kadar tespit ettiniz mi? Yani bir fazla kullanım var mıydı?
Adem Tuncay: Hayır, ben bir fazla kullanım yok, böyle bir iddiam yok zaten.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Şimdi eylem 68, 70, 71, 72 ihale onay belgesindeki ilk imza sizin, belgeyi imzalayarak da üst makamlara arz eden makamsınız, doğru mu?
Adem Tuncay: Ben bu evraktaki idari imzamın arz etmeye çalıştım.
Kağan Sürmegöz: Tamam, aynı şekilde anlattınız. Eylem 7...
Adem Tuncay: Ben bir cevap vereyim ama. Şimdi siz böyle... Ben evet arz imzamın niteliğini...
Kağan Sürmegöz: Yeterli bu, teşekkürler.
Adem Tuncay: Hayır. Siz, siz isterseniz yapın. Şunun için, benim cevabım; şunu ben bitirmeden, siz bana bu yeterli veya yeterli değil şeklinde benim bir yönlendirmemi, Değil tabii efendim. Nasıl, ben nasıl cevap vereceğim, kendi bilebilirim. Yani sizin tavsiyenize bu aşamada ihtiyacım yok. Ben onun için buna cevap verdim.
Hakim: Daha önce de dile getirdik. Yani sizin sorunuzu sıralamış, siz de cevabınızı sıralamış. Alalım cevabı.
Adem Tuncay: Hepimiz ihale onaylarına ilişkin idari imza, siz de çok iyi bilirsiniz ki, ıı, az önce anlatmaya çalıştığım, herhangi bir görüş belirtmeden, bir imza atar. A.A.'nın hazırlamış olduğu dosyada, idari ve teknik şartnameden sonra herhangi bir görüş belirtmeden Daire Başkanlığının makamına sunuma imza atar. Yani Daire Başkanı bugün görüş vermesi gibi bir durumu söz konusu değildir veya genel sekreter yardımcısının olur vermesi gibi böyle bir, kanaat bildiren bir imza değildir.
Umarım cevap verebilmişimdir.
Kağan Sürmegöz: Eylem 55'teki kararını imzalamışsınız. Zannediyorsam mektup yapan bu süreçte sizin imzanız vardı. Iı, eylem 62'de de muhammen bedel Teklif Komisyonu üyesisiniz.
Adem Tuncay: Eylem 60?
Kağan Sürmegöz: 62.
Adem Tuncay: Eylem 61 ve eylem 62'de muhammen bedel komisyon üyesiyim, evet.
Kağan Sürmegöz: Şimdi 2020 yılında Kültür A.Ş.'ye kurban diye verilen sistem hareketleriyle ilgili biraz önce Sayın Savcımız sormuştu. LCD olarak şartname yazılmış. Şirketin, şirkette bu başlık bu sözcüğe uygun olarak, edinmelerini yerine getirmiş. Fakat bir süre sonra bu şartnamede yazan ekranlar güneşten çabuk zarar görmüş, dolayısıyla da tüm ekranların değişmesi gerektiği, tamamının da daha pahalı olan LED ekranlarla değiştirilmesi yönünde bir tadilatta bulunmuş. Daha sonra, Kağan Sürmegöz'e talebi uygun bulmamız gerektiğini ancak şartname cevaz vermemiş. Ancak duyduğum kadarıyla söz konusu firma onay verilmeyen değişiklikleri sağlamaya uygulamaya başladı dediniz.
Adem Tuncay: Evet, doğrudur.
Kağan Sürmegöz: Yani biz bir LCD ekranı yaktık, şartnameye. Daha sonra ilk talep geldi, daha pahalı olan LED ekranların konulması istendi.
Adem Tuncay: Evet, evet.
Kağan Sürmegöz: Tamam, siz de bununla ilgili onay vermediniz. Aslında siz de çok iyi bilirsiniz ki bizim böyle bir şeye onay verip vermeme gibi, hani bu aslında bir tercih meselesi değildir. Bu işin anayasası şartnamesidir. Şartnamede LCD yazıyorsa LCD kurulur. Ama evet sizden zaman zaman bu dosyayla ilgili bize bunların onaylanması konusunda birtakım, eee, bildirimler, talimatlar gelmiştir. Umarım bunu siz de hatırlıyorsunuzdur.
Adem Tuncay: Evet, evet, evet. Can Bey'le falan görüşmüştük, o zaman tam ekranları hatırlıyorum, evet.
Kağan Sürmegöz: Evet. Sonra sizin daha detaylı araştırmalarınız olmuştur. Şuna geleceğim. Şimdi şartname buna onay veriyor mu, vermiyor mu?
Adem Tuncay: Hayır, vermiyor.
Kağan Sürmegöz: Ki, bu bizim işletme sözleşmemizde bir, madde var. Bu maddede, bizim gördüğümüz kadarıyla açık şekilde onay vermiyor. Yani teknolojik gelişmeler olursa Ya işte, anlattığınız gibi güneşten zarar görüyorsa ve daha pahalısı olan bilet ekran konulmak isteniyorsa, bunu madde olarak siz hazırlamış olduğunuz şartnamede yazıyor.
Adem Tuncay: Şimdi, Kağan Bey, yani bu teknolojik
Kağan Sürmegöz: Sizin değil mi? Daha pahalı olan net ekranla değiştirilmek istenmiş. Evet, evet. Ben de size demişim ki bakın, siz de demişsiniz ki uygun değil.
Adem Tuncay: Evet, evet, dedik, doğru. Siz bizi buna kaç kere siz bunu bize kaç kere söylediniz?
Kağan Sürmegöz: Defalarca, kaç kere, kaç kere yazı geldiyse söylemişimdir. Defalarca kültür her şeyin talebimize geliyor, ben de size havale ediyorum yazıyı ve buna da bir bakmanızı istiyorum, siz de araştırıyorsunuz tabii. Biz sizi her seferinde, siz de uygun değil diyorsunuz. Olmaz diyorum. Tamam, ben de diyorum ki, hani bu usulü bir iş işlem gibi anlatıyorsunuz da bu bizim iç işleyişimiz. Yani gelmiş ve şartnamede ben bu işletme sözleşmesine, Sayın Başkan'a sunmak istiyorum. İlgili maddeyi de sunmak istiyorum. Buraya da işaretledim. İlki şartnamenin, şunu sunabilir miyim? Madde 22, 3. sayfada, buna izin verilmediği gösteriliyor. Hani ben ilk seferinde mobbing yapmadım. Ya yapmadım, izin vermezsiniz.
Adem Tuncay: Şimdi, Kağan Bey, siz de çok iyi bilirsiniz ki,
Kağan Sürmegöz: Başkanım, iddianamede olmamasına rağmen, bir soru daha soracağım. Bunu bana, ıı, huzurda Sayın Savcımız sormuştu. Bilboard kiralamasındaki ürünlerin birleştirilmesiyle ilgili birtakım beyanlarınız var.
Adem Tuncay: Evet, evet, onun yanında getirdim, buyurun.
Kağan Sürmegöz: Yaklaşık 1000 boyunca bir baskı yapılmış. en sonunda ben ve Selim Burak Çevik imzalamak üzere izin vermişiz. Şimdi bu konuyla alakalı, ilk defa bir sorular sordu ve ben heyete cevap vermiştim. Şimdi şunu sormuştum, tamam. Ne getirdiniz? O zaman şunu sorayım, bu, bu imzalar geçerli, bu imzalar mı, yani? Kamu kurumlarında e imza mı geçerlidir, ıslak imza mı geçerlidir?
Adem Tuncay: Yani bu teknik bir soru, bunun ne cevap bekliyorsunuz? Yani, o kurum hangi uygulamayı kullanıyorsa, bu evrak hangi sistem üzerinden giriyorsa ve e-imzaya geçirilmişse imza içerisindedir.
Kağan Sürmegöz: Tamam, şöyle sorayım. Sizin de benim de imza attığım bu evraklarda bir usulsüzlük var mıydı? Hala o beyanınızın arkasında mısınız?
Adem Tuncay: Arkasındayım. Ben, ben bunlarla ilgili şunu söyleyeyim özellikle. Şimdi siz de çok iyi biliyorsunuz ki, biz, biz o dönem, yani bu ihalenin yapıldığı tarihi hatırlıyorsunuzdur. Ben bir size hemen hatırlatacağım. Bu, bu işin sözleşmesi 15.12.2021'de imzalandı. Bundan sadece bir gün sonra, bakın böyle, 1 ay demiyorum. Sadece bir gün sonra, şu şirketten, işte iştirak şirketinden neredeyse ihalenin tamamının, lokasyonlarıyla ve ürün tipleriyle değiştirilecek, değiştirilmesi talep edildi. Ben de size, hatta Hakan da, çok şahit bu hususta, Orman Çiftliği, bir, biz size yani ayın 15'inde ihale yapıyoruz. Yerleri, yerler belirlenmiş. Ayın 16'sında şirket bize böyle bir talep iletiliiyor. Biz bunun olmayacağını ve sizin bununla ilgili de defalarca bize, bu işi yapmanız gerektiğini, yapılması gerektiği ile ilgili söylediniz. Doğru mudur? Doğrudur. Doğrudur, muhtemelen demeyeceksiniz ama doğrudur.
Kağan Sürmegöz: Adem Bey, bu, evet imzalanan yatsa da kanuna aykırılık var mıdır, yok mudur? Sizin de imzaladığınız, benim de imzaladığım yazıda kanun aykırılık var mı? Adem Bey, ben bunu, ben bunu imzalamıyorum. Var derseniz suç duyurusunda bulunun, bu kadar basit.
Kağan Sürmegöz: Ben, ben bunu İmzanız yoksa da kurtulursunuz.
Adem Tuncay: Benim, benim imzam var, benim imzam yok. Ben size durumu hemen kısaca izah edeyim. Ben, ben bu evrakı imzalamayacağımı size defalarca beyan ettim ve nitekim siz de böyle, böyle belli periyotlarla, atıyorum ayda bir, belki iki ayda bir, belki üç ayda bir, bilmiyorum, bize bu işin yapılması gerektiğini defalarca baskı kurdunuz ve ben bu evrakı imzalamayacağımı ama siz en son hatta biz bunu, oturduk, konuştuk. Bunu imzalamak zorundayız gibi bir, beyan kurdunuz. Biz de onun üzerinden Sayın Başkana şimdi arz etmek istiyorum. e-imzalı evrakı iki imzalı olarak imzalamadığım halini, Sayın Başkana sunmak istiyorum.
Kağan Sürmegöz: Sayın Başkan, biz de evrak sunmuştuk bu konuyla alakalı. Bunu o kuruma sorarsanız, en doğru sonucu bu şekilde alacağımızı düşünüyorum. Kurumumuza bir yazıyla sorun. Bu evrak bu süreç içerisinde imzalayan birisi var, şahıslar saatli saatleri, kim imzalamış, siz de bilirsiniz.
Adem Tuncay: E-imza ortada Sayın Başkan.
Kağan Sürmegöz: E-imza ortada, ben de o evrakı verdim. İmza dökümlerini de verdim. Saat çıkardığınız saati tarihi… Şimdi diğer soruya geçiyorum.
Adem Tuncay: Ben çok net söylüyorum, benim o evrak.
Kağan Sürmegöz: Benim imzam yok diyorsanız, imzam yok. E-imzam yok zaten, biliyorsunuz ama şimdi, böyle, yönlendirici bir şekilde.
Adem Tuncay: Hayır, yönlendirici şekilde size şunu net söylüyorum, şimdi, ben, yani siz, dysise girip sıfırdan bir evrak kaydı yapmanız gibi, bunu onay için üst makam, onaya üst makam yapabiliyor musunuz? Siz, siz yap, siz yapamazsınız ki
Kağan Sürmegöz: İzin vermiyor ki prosedür ona.
Adem Tuncay: Ben bunu imzalamayacağım diye beyan ederek bunu e-imza şey dosyadan DYS sistemde daha doğrusu size atmışımdır. Ama ben bu evrakı imzalamayacağım beyan ettim ve imzalamadım da. Evrak da oradadır. Bunun DYS sistemindeki şimdi benim oradaki dökümümü gösterip normal başkanlık oluru nasıl olur? Aynı evrak üzerinde 3 kişinin e-imzası oluşur. Neden bu evrakta 2 tane e-imza var?
Kağan Sürmegöz: Peki Adem Bey o zaman 20 12 2022'deki yazınız ne olacak? Bu hukuki süreci tebliğ edeyim.
Adem Tuncay: Efendim
Kağan Sürmegöz: 20 12 2022'de yazınız var.
Adem Tuncay: 20 12 2022'de.
Kağan Sürmegöz: Bu başkanlık olurunun uygun görüldüğünü biliniyorsunuz. Burada imzanız var bakabilirsiniz. Buraya bakın.
Adem Tuncay: O sizin imzalamış olduğunuz başkanlık olurunu ben o dilekçeye cevap vermek adına bu tarihi bir başkanlık.
Kağan Sürmegöz: Yine Buğra Gökce'den gelen soruyu gözden çıkarsaydınız o zaman.
Adem Tuncay: Kağan Bey bu görüş bildiren, karar veren bir yazı değil. Bu sadece sizin almış olduğunuz başkanlık olurunun ilgili şirkete bildirildiği bir yazı. Orada bir karar tasarrufu yok.
Kağan Sürmegöz: Diğer soruma geçiyorum. Kentsel Tasarım Komisyon Başkanı olmasından kaynaklı bunu da Sayın Savcı sordu. Büyükşehir Belediyesi birçok reklam firmasıyla tanışıklığı bulunmasından dolayı Serdal Taşkın'ın bu firmalara iletişim sağladığını bildirdiniz.
Adem Tuncay: Evet.
Kağan Sürmegöz: Bu bu cümleyi kurarken kaynağınız ne? Yani siz gördünüz mü, duyduysanız ben kimi tanıştırdım mesela? Bana bir örnek verebilir misiniz?
Adem Tuncay: Ben bizzat birilerini tanıştırdığınızla ilgili yani öyle bir görüşmeye işte şahit olmuşluğum yoktur. Ben sizin bir iletişimle böyle bir görüşme yaptığınız diye bir iddiam yoktur. Ama sizin reklamla ilgili lokasyonları alıp iletişime gitmeniz orada… Tamam peki ama bakın başka bir şey söylüyorsunuz burada. Diyorsunuz ben bir Allah'ın kulunu bugüne kadar ...... tanıştırmadım. Ama siz diyorsunuz ki bu reklam firmaları ile iletişimi sağladığınızı biliyorsunuz. Yani bunu nasıl bir gör yani bir gördüğünüz bir şey var mı? Bir Allah'ın kulunu gördünüz mü siz?
Adem Tuncay: Haftalık rutin zaten giderken bizden benden ben yoksam belki alt ekipten Hakan'dan zaten bu iletişime giderken...
Kağan Sürmegöz: Bakın başka bir şey söylüyoruz soruda?
Adem Tuncay: Tamam onu söylüyorum işte. Tamam aynı şeyi söylüyorum.
Kağan Sürmegöz: Ben kiminle iletişimi sağlattım Serdal Bey'in?
Adem Tuncay: Ben size spesifik olarak şu kişi veya bu kişi diyemem.
Kağan Sürmegöz: Diyemezsiniz yok ki ama. Şimdi 1 tane bile örnek veremiyorsunuz Adem Bey. Sayın savcım sadece bunu soruyor. Bu beyanların içerisindeyiz.
Adem Tuncay: Siz siz bu beyanlarla içeride değilsiniz Kağan Bey. Siz biz aynı gün zaten gözaltına alındık, aynı gün tutuklandık. Benim beyanımdan sonra içeri giren kimse yoktur. Yani şimdi konuyu çarpıtmayın.
Kağan Sürmegöz: Bu beyanlardan sonra siz dışarıdasınız. Ben içerideyim 18 aydır Adem Bey.
Adem Tuncay: Kağan Bey sizin içeride olma sebebinizin bu beyan olduğunu düşünmüyorum. Şimdi bu konuda tartışmak istemiyorum. Bana bana bana ifadeyle alakalı bir şey sorarsanız cevap veririm.
Kağan Sürmegöz: Elektrik direklerinin işletilmesi ile ilgili birtakım beyanlarınız var. Dosyadaki 100 milyon kontratlık bir sözleşme için anlaşıldığını duydunuz. Bundan zannedersem benden duymuşsunuz.
Adem Tuncay: Evet, evet.
Kağan Sürmegöz: Şimdi belediyenin BEDAŞ yani CK Boğaziçi'nin sözleşmesine müdahale etme yetkisi, hakkı, irtibatı var mıdır?
Adem Tuncay: Ama şimdi bakın. Şimdi böyle her şeyi hakla, resmiyetle, belgeyle konuşursak zaten bizim burada olmamamız lazım.
Kağan Sürmegöz: Tamam, hak olarak da değil. Yani sözlü olarak da söyleyebilirsiniz. Mesela CK Boğaziçi sözleşmesine müdahale edildi mi?
Adem Tuncay: Mesela o değil. Siz siz benim ifademde de belirttiğim gibi madem böyle siz Serdar Pişirici'yi neden ofisinde ziyaret ettiniz? Neden bu anlattığım konuşma orada gerçekleşti? Sonra siz bizi neden biz bunları bundan edindiğimiz zaten şeylerden şüpheler neticesinde sonraki şeylerimizde kafamızda canlandırmış olduk. Anlatabiliyor muyum? Yoksa bizim onun ifade, neydinin adı? Bizim elektrik direklerine müdahale etme şansımız var mıydı? O da burada yoktu. Ona bakarsanız şimdi dosyada dosyada herkes de işte ismi geçen bütün üst düzey İBB bürokratlarının aslında ihalelerde bir yetkisi olmadığını söylüyor ama bir yetkisi olduğu gayet açık. Şimdi bana bu şekilde sorarak bana dediğim gibi ifademle alakalı soru soracaksınız.
Kağan Sürmegöz: İfadenizde statların önündeki panoların işletim işletmecilerini tek tek saydınız. Galatasaray Stadyumu'nun önünde ….. varmış. Fenerbahçe Stadyumu'nun önünde …. TV Planlama Müdürünün varmış. Beşiktaş Stadyumu'nun önünde Umut Şenol varmış doğru mu?
Adem Tuncay: Efendim?
Kağan Sürmegöz: Doğru mu diye sordum?
Adem Tuncay: Evet, Galatasaray'ın Stadı'nın ön tarafında 3 tane pano
Hakim: İfadelerde doğru olup olmadığı teyitli zaten aynı ifadeyi doğru mu diye sormanıza gerek yok zaten. Direkt soruya geçelim.
Kağan Sürmegöz: Galatasaray Stadı'nın önündeki reklam panolarına kim izin verir?
Adem Tuncay: Normalde Kentsel Tasarım Müdürlüğü izin verir eğer Galatasaray'a ait parselin içerisinde yer alıyorsa.
Kağan Sürmegöz: Kentsel Tasarım Müdürlüğünden önce kim izin verir? Galatasaray Seyrantepe Stadı.
Adem Tuncay: İzin verir derken.
Kağan Sürmegöz: Karayolları Genel Müdürlüğü sorumluluğundadır. Karayolları Genel Müdürlüğü verir.
Adem Tuncay: Şimdi E5'in de tüm kenarları.
Kağan Sürmegöz: Hayır, E5 protokolle devredilmiştir.
Adem Tuncay: Bir bölümü devredilmiştir. Orada da.
Kağan Sürmegöz: Büyükçekmece'den Boğaz Köprüsü'ne kadar devredilmiştir. Galatasaray Stadı'nın önündeki panolar biz ne yazık ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak stadın önündeki panolara izin veremiyoruz. Karayolları Genel Müdürlüğü bir izin belgesi veriyor. Eğer o görüş verilirse de Kentsel Tasarım Müdürlüğü izin veriyor. Durum bu. Şimdi bu konuyla ilgili de bana heyet soru sordu. Dolayısıyla ondan da sizden teyit almaya çalışıyorum. Sas Media Eray Yazgan buraya gelecek Sn. Başkanım. Galatasaray Kulübünden böyle bir yer almış mı? Ya da Galatasaray Kulübüne İstanbul Büyükşehir Belediyesi izin vermiş mi? Lütfen onu da sorabilir misiniz? Fenerbahçe …..... Planlama Şirketi buraya izin verildi mi, verilmedi mi?
Adem Tuncay: Orada bir dönem ecrimisil dosyası olduğunu hatırlıyorum. Küçük bir bölümü, belli bir kısmıyla ilgili.
Kağan Sürmegöz: Küçük bir bölümü kamusal alanda kalmıştı.
Adem Tuncay: Ama sizden biz bunu da çok net defalarca duyduk. Yani 3 kulübe de, İstanbul'daki 3 büyük kulübe de destek olmak amacıyla bazı işte birkaç tane panonun destek amacıyla verildiğini siz bunu yani şu anda.
Kağan Sürmegöz: Bu pano ama bizim alanımızda değildi.
Adem Tuncay: Siz siz hakikaten öyle bir şey söylemediğinizi mi iddia ediyorsunuz? Ben doğru mu anlıyorum yani?
Kağan Sürmegöz: Bakın, ben böyle bir şey söyledim, söylemedim demiyorum size.
Adem Tuncay: Söylediniz ama ki. Şimdi diyorum ki ifadeniz.
Kağan Sürmegöz: Soru soruyorsunuz. İfadeniz helallik istemişsiniz ya. Ben sizden madem bu kadar bu konuda hassassınız, bu mesela Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe Spor Kulüplerine destek olmak amacıyla pano verileceği hususunda hakikaten Allah için soruyorum, siz hiç böyle bir şeyi gündem yapmadınız kimseye böyle destek olmadıysanız ben bir şey diyemiyorum.
Kağan Sürmegöz: Tamam, tam onu soruyorum işte. Siz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak Galatasaray'a da Fenerbahçe'ye de benden duyduğunuz gibi destek olduk mu? Bu sorunun cevabını arıyoruz. Galatasaray Stadı'nın önüne biz izin verdik mi diyorum? Vermedik. Siz ne dediniz?
Adem Tuncay: Zaten resmi olarak izin verilebilecek olsanız nasıl destek olacaksınız? Zaten orası izin alınacak bir yer olsa veya izin başvurusu yapılmış, izin verilmiş bir yer olsa sizden ne için destek istesinler veya siz niye destek veresiniz?
Kağan Sürmegöz: İzin verilmeyecek bir yer miydi?
Adem Tuncay: Bakın, başka bir şey söylüyorum. Ben izin verilecek yer, verilmeyecek yer demiyorum.
Kağan Sürmegöz: Ama şimdi dediniz ki "Destek olmak için izin verilmeyeceklere izin verdiniz" dediniz.
Adem Tuncay: Hayır canım, siz siz öyle anladınız.
Kağan Sürmegöz: Peki. Beşiktaş Stadı'nın önünde Umut Şenol'a ait panolar varmış, doğru mu?
Adem Tuncay: Beşiktaş Stadı'nın önünde, evet biz de ecrimisil dosyası olmayan, izni de olmayan bizzat panolar.
Kağan Sürmegöz: Bu panoları ihbar edebiliriz.
Hakim: Buyurun. Soruyu soralım, cevabını bekleyin.
Kağan Sürmegöz: Sn. Başkanım, Adem Bey dedi ki "Beşiktaş Stadı'nın etrafında panolar var" dedi. Burada da yazdığı kadarıyla Umut Şenol'muş. Umut Şenol'a da soramadık bunu. Ben öyle bir pano olduğunu düşünmüyorum. Eğer varsa da Adem Bey'in direktifleri doğrultusunda tespit edelim. Onunla ilgili de gerekli işlemleri yapalım.
Adem Tuncay: Ben şu an yani o panoların tam olarak stadın önünde tam olarak neresinde olduğunu maalesef belediyede şahsıma karşı böyle bir şey bakış olduğu için gidip onları edinecek durumda da değilim.
Kağan Sürmegöz: Belediyede kaydı var mı bunların?
Adem Tuncay: Oradan gidip ilgili ekipleri belki tabii ki belki teknik ekipler bakmıştır etmişti belki de bilmiyorum. Şu an gidip benim o o arşivi taramam lazım. Ama böyle bir yetkim yok maalesef şu anda.
.
Murat Ongun itirafçı Tuncay'a soru sordu
Murat Ongun: Adem Bey, reklam müdürü olduğunuz için de aslında, genel bir şeyle başlayalım. Çünkü duruşma sahası çok geniştir. İlginize de müracaat ediliyor yani. Cümle aynen her ikisi de, tüm yasal prosedürleri tamam olan bir reklam alanı keyfi bir şekilde kaldırılabilir mi Adem Bey?
Adem Tuncay: Yasal.
Murat Ongun: Bu sizin reklam müdürü olduğunuz için bilginize soruyorum. Yani sizin de bir ifadeniz yok yani, bilgiyi alıyorum sizden. Tüm yasal prosedürleri tamam olan bir reklam mecrası kaldırılabilir mi? Tüm yasal prosedürleri tamam olan.
Adem Tuncay: Yani bu şimdi ucu açık bir soru. Şimdi tüm yasal prosedürleri tamamdır ama işin bir ihalesi vardır belki, süresi bitmiştir.
Murat Ongun: Hayır, hayır hepsi tamam olan. Yani sıkıntısız bir şekilde, değil mi Adem Bey?
Adem Tuncay: İhale kapsamında verilmişse, süresi devam ediyorsa tabii ki kaldırılmaz. İşletmeci de yükümlülüklerini yerine getiriyorsa…
Murat Ongun: Kentsel tasarım onayı, her şey varsa, o da, o da dahil.
Adem Tuncay: Veya diğer açıdan, kentsel tasarım izninden her mevzuata uygun bir şekilde uygunsa, yönetmeliğe de uygunsa, izin de verilmişse, süresi de bitmediyse kaldırılmaz tabii ki.
Murat Ongun: Teşekkür ederim. Ben bunu daha sonra kullanacağım için size sordum. Şey, reklam müdürü olduğunuz için. Devam ediyorum. Biraz evvel beyanda da bulundunuz, bu ifadenizde de var. "Reklam ihalelerinin muhammen bedelini belediye takdir komisyonu belirler." diyorsunuz, rayiç bedeli de dikkate alarak. Bu muhammen bedeli, yani 61, 67 biri de ben dediniz ya.
Adem Tuncay: Evet.
Murat Ongun: Bu muhammen bedeli belirleyen takdir komisyonunun üyeleri kimler bunlar? Yani bu komisyonun amiri, şefi var mı? Bu 3 kişi mi, 4 kişi mi? Bu gizemli insan kim yani hiç ortada olmayan?
Adem Tuncay: Bunlar gizemli falan değildir. Komisyonlar genelde muhammen bedel takdir komisyonları 3 kişilik bir ekiptir. Daire tarafından belirlenir. Bu komisyon üyeleri de, komisyon üyeleri de imza atarlar.
Murat Ongun: Yani sizin reklam yönetimden çıkan ihalelerle ilgili komisyonun üyeleri yine müdürlüğünüzün 3 memur personeliyle oluyor, doğru mu anladım?
Adem Tuncay: Genelde daire başkanlığı, yani bazen müdürlükte de olabilir. Hatta bazı dosyalarda belki o daire başkanlığı içinde genelde evet, 3 kişiden oluşur. Bunlar da Genel Sekreterliğin görevlendirmesiyle.
Murat Ongun: Ve bu kişiler devlet memuru, değil mi?
Adem Tuncay: Devlet memuru, doğru.
Murat Ongun: Teşekkür ederim. Yine ifadenizde 2017'den beri hatırladığınız kadarıyla 20-25 tane reklam ihalesinin hazırlık süreci içinde yer aldığınızı beyan etmişsiniz. Hazırlık sürecini de ihaleye katılacak firmaların gerekli şartları taşıyıp taşımadığı hususunda belge hazırlama olarak tarif etmişsiniz. Siz de anlattınız, bitireyim soruyu. Siz de anlattınız, sizin hazırlığınız ihaleler ana ihale. Yani hani encümene gönderdiğiniz ihaleler. İşte bak, benim daha sonra ihale değil. Bu iddianamede Kültür A.Ş.'ye adresleme, Kültür A.Ş. alsın diye şartnamede oynamalar yapıldığı söyleniyor.
Adem Tuncay: Ben öyle bir şey demedim.
Murat Ongun: Suçlamayı söylüyorum size, söylediğinizi söylemedim zaten. Hani siz de bunların hazırlık sürecini yapıp şartnameyi hazırladığınız için bu Kültür A.Ş.'nin kanadında encümen çıkışlı ihalelerde böyle bir adresleme, böyle bir kusur var mı? Siz şartları buna göre mi takdir ediyorsunuz? Siz derken kişisel olarak hem siz hem de Reklam Müdürlüğünü kurumsal olarak ifade ediyorum.
Adem Tuncay: Aynı şeyi tekrar söyleyeceğim. Bu ihale, bu iddianameye konu edilen ihalelerdeki şartlar geçmiş yıllarda yapılan ihalelerin dosyaları baz alınarak aynı şekilde düzenlenmiştir. Farklılıklar yoktur. Yani yeterlik anlamında, ödeme şartları anlamında.
Murat Ongun: Yani doğal olarak bir adreslemeden bahsedemiyoruz.
Adem Tuncay: Öncekilerdeki uygulamalar aynı şekilde devam etmiştir.
Murat Ongun: Yani adresleme, siz öncesinde de adreslenmiştir diyorsunuz gayet haklı olarak.
Adem Tuncay: Kötü bir şey demiyorum. Adres verilmiştir, verilmemiştir.
Murat Ongun: Aynı Türkçe. Yani ben Türkçe’yi iyi biliyorum, oradan söyleyeyim. Kötü bir şey demedim yani merak etmeyin.
Adem Tuncay: Ben öyle bir şey söylemedim.
Murat Ongun: Tamam, tamam. Şöyle. Kağan Bey'in biraz evvel Savcı Bey'e sordurduğu reklam alanları taleplerini bana sunduğunu, benim onayladıklarımın işte artısı varmış, eksisi varmış Kentsel Tasarım Müdürlüğüne nihai izin için onaylamaya gönderildiğini beyan ediyorsunuz ifadenizde. Kentsel Tasarım Müdürlüğü kime bağlıdır? Yani böyle yukarıya doğru çıktığınız zaman benimle bir irtibatı var mıdır veya Kaan Bey'in bir irtibatı var mıdır?
Adem Tuncay: Hiyerarşik anlamda belediyenin herhangi bir daire başkanlığının sorumluluğu yoktur. Kentsel Tasarım Müdürlüğü, Projeler Daire Başkanlığına bağlıdır. İşte o da beni, şu an bilmiyorum, ilgili Genel Sekreter Yardımcısına bağlıdır.
Murat Ongun: Yani Kağan Bey ile de alakası yok, benimle de alakası yok aslında. O nihai bir onay mercii dediniz ya bu izinlere.
Adem Tuncay: Tamam. Tamam.
Murat Ongun: Yani Kağan Bey'in kontrolünde bir yer mi? Benim talimatlarımın geçtiği bir yer mi? Bunu soruyorum. Bizim burada bir tesirimiz, etkimiz, hiyerarşimiz var mı? Onu soruyorum.
Adem Tuncay: Şimdi Murat Bey, sizin belediyedeki etkinizi belediyede çalışan çaycı bile bilir. Öncelikle onu bir söyleyeyim.
Murat Ongun: Patron mu şef anlamında?
Adem Tuncay: Evet. Şimdi sizin burada hani resmi evrak veya imza anlamında bir yetkiniz yoktur, doğrudur. Ben öyle bir şey de söylemiyorum zaten. Ama bu demek değildir ki sizin bu reklamla ilgili konularda bir yetkinizin olmadığı veya böyle bir…
Murat Ongun: Onu demedim. Kentsel Tasarım Müdürlüğünü sordum. Burada bizim herhangi bir emir, talimat filan verecek halim yok herhalde benim. Hangi genel sekreter yardımcısıysa ben de bilmiyorum kime bağlı olduğunu.
Adem Tuncay: Hayır, siz zaten siz, yani biliyorsunuz siz de, siz herhangi bir komisyonda veya konu süreciyle falan muhatap olacak durumda bir insan, ne bir çalışan, ne bir…
Murat Ongun: Öyle değil ama yanılıyorsunuz. Siz 2007'de İBB'ye girmişsiniz, memursunuz. 20 yıldır da İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çalışıyorsunuz. Kaan Bey'le de iki kere benim yanıma geldiniz. Siz burada Kaan Bey'in bana patron olarak hitap ettiğini söylüyorsunuz. Belediyede insanlar hiyerarşik olarak kendilerinden üstteki insanlara patron olarak mı hitap ediyor yoksa Başkanım mı diyor?
Adem Tuncay: Hayır, hayır Murat Bey. Ben size…
Murat Ongun: Kaan Bey, Patron diyor burada dediniz, patron.
Adem Tuncay: Hayır, hayır. Sizinle ilgili, sizinle ilgili bize bir konu anlatırken hani bir patron diye hitap ediyor. Yoksa sizin şahsınıza karşı patron diye zaten hitap etmez, edemez.
Murat Ongun: Çünkü o cümle Hakan Karaköse'nin ifadesinden kopya. O yüzden aklınızda kalmış, yanlış kalmış. Siz de şaşırırsınız, siz de bana, Kaan Bey de bana bu şekilde hitap ediyor. Belediyeye başlayan Sayın Başkanım diye hitap ediyor. Bu ilçe belediyesi de değil, bu bir ritüel. Siz bunu benden çok daha iyi biliyorsunuz. Benden çok daha eskisiniz burada. Şimdi bir sorun daha var. Üç etkin pişman ifadesi. Kağan Bey'in Emlak Daire Başkanı yapılması için siz ifadenizde Ertan Yıldız'ı etken olarak görmüşsünüz.
Adem Tuncay: Ama böyle peş peşe birkaç soruyu böyle peş peşe sıralayarak
Murat Ongun: Hayır, birkaç soru değil. Tek soru. Bir dinleseniz anlayacaksınız. Kağan Bey’in Emlak Daire Başkanı yapılması için ifadenizde siz Ertan Yıldız’ı etken göstermişsiniz. Hakan Karaköse’nin etkin pişman ifadesinde, Ekrem İmamoğlu’na yaptığı sunumla yükseldiği belirtilmiş. Diğer bir etkin pişman ifadesinde ise benim tarafından daire başkanı yapıldığı söylenmiş. Bu üç etkin pişman ifadesi ve üç farklı kaynak var. Adem Bey, yıllarca birlikte görev yaptınız Kağan Bey’le, 20 yıldır da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde memur olarak çalışıyorsunuz. Acaba Kağan Sürmegözü’nün liyakati Daire Başkanı olmaya yeterli değil miydi de bizler devreye girdik?
Adem Tuncay: Şimdi buna çok samimi cevap vereceğim. Yani aslında söylüyorum. Kesinlikle ve kesinlikle bugüne kadar, yani Emlak Daire Başkanlığının tarihinde, emlak ve hukukla ilgili konuları bilmeyen bir kişinin Daire Başkanı olduğu yoktur. Emlak geçmiş Daire Başkanlarına baktığınızda bunlar ağırlıklı olarak avukatlar üzerinden Daire Başkanlığı yapılmıştır. Kağan Bey sadece iş hayatına başladığı, yani belediyeye başladığı Kentsel Tasarım Müdürlüğünde yanlış hatırlamıyorsam o da 2006 yılında başlamış olsun, 2010 yılı boyunca Kentsel Tasarımda çalışmıştır. Kağan Bey yani emlakla ilgili, kamulaştırmayla ilgili konulara böyle çok hakim birisi falan değildi zaten. Yani hangi liyakatten kastederseniz ne der? İyi bir idarecilik mi yoksa bu...
Murat Ongun: Layıklı değil mi? Soru çok açık. Kanaat sorusu soruyorum sadece.
Adem Tuncay: Şimdi onu layık görmüşler, göreve getirmişler. Ben şimdi layık veya değil diyemem bu konuda.
Murat Ongun: Peki. Şimdi tabii beyanların birbiriyle çelişmemesi gayet önem arz ediyor. Bugün ne yazık ki bu kürsüde sizden başlangıçta, ortada verdiğiniz bir beyan hatta bitişte tekrarladığınız beyanın tam tersi istikamette savcılık incelemesinde bir yanıt verdiğinizi gördüm. Siz konuşmanıza başlarken de, savunmanızı yaparken de altını çizerek kendi işinizin ihalelerle ilgili olduğunu, iştirak şirketlerinin yaptığı iş ve işlemlerle ilgili hiçbir şey bilmediğinizi, efendime söyleyeyim, şu notumu da aldım da, hani birileri bir menfaat falan elde etmişse benim buralarda bilgi, ilgim bulunmamaktadır. Görev alanımın dışındaki hususlarla ilgili değerlendirme yapmıyorum dediniz. Bunu dedikten sonra o ihalesi, işte İlbaklar’ın ihalesi şu, işte Murat Ongun’un şirketidir, Reklamist, ben bunu duydum. Burada 40 tane de bunu söylediniz. Şimdi siz savunmanızı, tersinde bir beyan vermiş durumdasınız. Neden bunu tercih ediyorsunuz? Madem bilginiz olmayan alanlarla ilgili konuşma yapamam, kim ne yapmış bilemem diye başladığınız bir savunma, neden sizin buralara dair her şeyi bildiğinizi beyan etmenizle sonuçlandı? Onu soruyorum.
Adem Tuncay: Ben her şeyi bildiğimi falan da iddia etmiyorum. İfadelerime bakıldığında da ben kafamda oluşan bu soruların, bu tereddütlerin araştırılması amacıyla Savcılık Makamına bu bildiğim hususları anlattım. Araştırıldığında belki ortaya bir suç çıkar düşüncesiyle ben. Yoksa ben hiç kimseye çok net bir suç isnadında bulunarak bu işte şöyle akçeli bir işe bulaşmıştır, şu parayı almıştır, şunu vermiştir, bunu şunun için yapmıştır gibi bir ifadem yoktur.
Murat Ongun: Teşekkür ederim. Somut bir bilginiz olmadan sadece duyuma dayalı...
Adem Tuncay: Duyuma dayalı değil. Duyuma dayalı değil.
Murat Ongun: İşte aynısını söylediniz.
Adem Tuncay: Ama bilginiz yok demiştiniz. Ama benim sizin uzmanlık alanınızın ne olduğunu biliyorum. Şimdi beni çok yönlendirmeye çalışıyor. Ben bir şey söylemiyorum. Lütfen söylemediğim şeyi bana söylemişim gibi ikide bir tekrarlamayın.
Murat Ongun: O zaman Reklamist firmasının benim olduğuna dair delilinizi ortaya koyar mısınız lütfen?
Adem Tuncay: Ortaya delil koyamayacağım. Çünkü bu Reklamist ile alakalı hususun yani resmiyette zaten bunun sahibinin Nihat Sütlaş olduğunu ifademde geçirmişim.
Murat Ongun: Ben de onu diyorum. Diğer iddialarınız da duyum üzerine mi? Ya da intikam, kafa, şüphe... Yani somut bir şey olmadan diyorsunuz. Onu diyorum, aynı şeyi söylüyorum.
Adem Tuncay: Somut bir şey olmadan... İşte somut bir şey olmadan derken Salih Bey’in de ifade ettiği sizin bu...
Murat Ongun: Salih Bey’in bütün ifadeleri gitti. Yani dram yaşadık biz.
Adem Tuncay: Sadece Salih Bey değil. Yani dosyayı inceledim. 3-4 tane 5 farklı kişi var. Yani bu Reklamist’te sizin bu ilişkinizi sadece bu iddianamede Adem Tuncay dile getirmiş gibi düşünmüyorsunuzdur umarım. Bunu beyan eden çok kişi var. Hatta buna maruz kalan şirket kendisi buna benzer şeyleri söyledi yani.
Murat Ongun: Adem Bey, hikayeler medyaya çıkıyor. Medyadan çıktıktan sonra nasıl kopya ifadeler olduğunu keşke savunmama gelseydiniz de görseydiniz onları. Onları ben geçtim. Sayın Başkanım, ben son bir soru soracağım Adem Bey’e ama öncesinde burası için de sizin için de değerli olacağını düşünüyorum. Çünkü bu Savcı Bey’in sorusuna da bir yanıt niteliğinde olacak. Şimdi Adem Bey, Serdal Bey haftalık gitti gidişini ben onu bilemem tabii. Ama benden İletişim Koordinatörü... Ben sıklıkla İletişim Koordinatörlüğünde bulunurum ama her daim de orada olacağım diye bir şey yok. Yani benim Kağan Bey’le haftalık bir görüşmem rutin olarak söz konusu değil Sayın Savcım. Onu bilginize sunarım. Şimdi tabii olayların yaşandığı dönemleri hiç hatırlamıyoruz. Şöyle, bizim yani 2021 yılının sonlarına doğru sonlarından itibaren malumunuz bir Altılı Masa dönemi vardı Değerli Başkanım o dönem. Bu 6 tane siyasi parti, 6 tane siyasi talep demektir. Bazen siyasi talepler konusunda Kağan Bey bana danışmaya gelmişti. Açık hava reklamcılığıyla ilgili bu ziyaretlerin sebebi budur. Son olarak size şunu söylüyorum, ifadenizde soruyorum, ifadenizde "Örgütün parçası olsam hem örgütün üst düzeyiyle hem üyeleriyle geçmişten gelen sıkı bir ilişkim olurdu." demişsiniz. Doğru, değil mi?
Adem Tuncay: Ben hiç öyle bir şey demedim.
Murat Ongun: Şunu bulsanıza şeyi. Yani bakarak yazdım bunu. Yani diyorsunuz ki "Ben bu örgütün bir üyesi falan değilim. Ben bu örgütün parçası olsam zaten örgütün üst düzeyiyle de hem de üyeleriyle geçmişten gelen bir sıkı ilişkim olurdu." dediniz. Bunu dediniz.
Adem Tuncay: Hiç öyle bir şey söylemedim. Onu şu an siz söylüyorsunuz. Ben özellikle eşimin ve kendimin yaşadığı durumu anlattım. Varlığı iddia edilen bu örgütün bir parçası olsaydım en azından eşimin işten çıkarılmasını engelleyecek kadar bir etkim olmaz mıydı dedim. Yoksa belediyenin üst yönetimiyle sıkı fıkı olurdum gibi bir şey söylemedim. Hiçbir zaman da belediyede çalışırken de öyle bir derdim olmadı. Ben haftalık rutin yapılan yine genelde yani bazen haftada bir bazen iki haftada bir yapılan Genel Sekreterimizin bütün Daire Başkanları, Müdürler toplantısının %90’ına bile katılmamışımdır.
Murat Ongun: Sayın Başkanım...
Adem Tuncay: Benim belediyenin üst yönetimiyle böyle sıkı fıkı olma gibi bir talebim, şeyim hiçbir zaman olmamıştır. Hatta uzakta durmaya çalışmışımdır.
Murat Ongun: Sayın Başkanım, 21 Ağustos tarihli Emlak Müdürlüğü... Pardon, 8 Ağustos tarihli Emlak Müdürlüğü kısmında Sayın Savcı siz de bakın. Kendisinin ifadesi: "Bu örgütün parçası olsaydım hem örgütün üst düzeyiyle hem de üyeleriyle geçmişten gelen ve görev yaptığım süre içinde sıkı bir ilişkim olması gerekirdi." Bu sizin sözünüz. Beni yalancılıkla suçlamayın.
Adem Tuncay: Hayır, ben şöyle izah edeyim o zaman. Ben bunu az önceki ifademde "Not aldım." dediniz diye... Ben az önceki ifademde böyle bir şey söylemedim. Yani savcılığa verdiğim ifadedeki o beyanımı şu an tam olarak hatırlayamadım. Ama yine şimdi sorunuza ben cevap vereyim.
Murat Ongun: Tamam. Siz bir örgüt var herhalde size göre ki siz bu örgütün...
Adem Tuncay: Hayır, hayır. Ben örgüt var falan demiyorum.
Murat Ongun: Yok, yok da demiyorsunuz.
Adem Tuncay: Yok da demiyorum. Yani bu Mahkemenin takdir edeceği bir husus.
Murat Ongun: Şimdi bir anlığına iddiayı doğru kabul edelim. Bir örgüt var. Ben de o örgütün...
Adem Tuncay: Bir dakika Murat Bey, lütfen ya! Yani...
Murat Ongun: Ben sorumu soracağım bir dakika. Bir anlığına kabul edelim...
Adem Tuncay: Bir anlığına kabul edelim yani işi böyle...
Murat Ongun: Ya iddianame bu, iddianame. Bir anlığına kabul edelim ne demek? Biz 18 aydır hapisteyiz o iddianame yüzünden. Sen bir anlığına kabul etme, ben her gün kabul ediyorum.
Adem Tuncay: 18 aydır hapiste olmanızın sitemini bana yapmayın yani. Ben...
Murat Ongun: Ben sana yapmıyorum. Hayır, hayal kurmuyorum diyorsun. Somut şeylerden bahsediyorsun. Sayın Başkanım, bundan yargılandığımız için söylüyorum. 20 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışıyorsunuz. Kimin döneminde müdür görevine atandınız?
Âdem Tuncay: Hemen söylüyorum. Ben bu yeni yönetim göreve geldikten sonra, tabii sizin pozisyonunuzun yanında pozisyon değildir ama yönetici olarak çalışmaya başlamadım. Ben Emlak Müdürlüğü'ne rahmetli Kadir Topbaş döneminde başladım. Şeflik görevinde de bulundum, müdür yardımcılığı görevinde de bulundum. Akabinde, akabinde...
Murat Ongun: Müdür dedim ben, yardımcı değil.
Âdem Tuncay: Tamam oraya da geliyorum şimdi. Akabinde Kağan sürüne göre daire başkanı olduktan sonra bu müdürlük yaklaşık bir 6 ay kadar boş kaldı. O sırada başka başka insanlarla mülakatlar yapıldı.
Murat Ongun: Bunları anlattınız. Kimin döneminde müdür oldunuz? Müdürlük title'ı size hangi dönemde verildi?
Âdem Tuncay: Ben 2022 yılının 9. ayında müdür olarak...
Murat Ongun: Ekrem İmamoğlu İBB Başkanıyken müdür olarak atandınız 20 yıldır çalıştığınız belediyede. Hangi dönemde 20 yıldır çalıştığınız belediyede ilk kez belediye lojmanı size tahsis edildi?
Âdem Tuncay: 2022 olması lazım o da...
Murat Ongun: Sizi 20 yıldır çalıştığınız belediyede müdür yapan, size lojman veren Ekrem İmamoğlu örgüt lideriyse, örgütün üyesi olursunuz. Lojmanınızı ve makamınızı veren kişi olarak. Şu anda da hala İBB lojmanında yaşıyorsunuz. Kimse de size kötülük yapmıyor. Teşekkür ediyorum.
Âdem Tuncay: Çok güzel yapıyorlar onu da söyleyeyim de şimdi yapmıyor demeyin.
Murat Ongun: Yapsalar atarlar lojmandan.
Âdem Tuncay: Çalışıyorlar merak etmeyin, onunla ilgili de çalışıyorlar. Sürekli bir baskı altındayım oturduğum lojmanla ilgili zaten. Bu konuyu ben dile getirmemiştim ama açtığınız için getireyim. Ayrıca bu belediyenin herhangi bir yöneticisinin lojmanı falan da değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin lojmanı. Yani burada oturan sadece tek memur ben değilim, orada oturan bir sürü memur var belediyenin.
Murat Ongun: (Ses anlaşılmıyor)
Âdem Tuncay: …bahçeli, havuzlu filan. Böyle beyan etmiştiniz savunmanızda. O zaman siz de örgütün varlığını kabul ederek örgütün yöneticisi olduğunuzu mu iddia ediyorsunuz şu anda?
Murat Ongun: (Ses anlaşılmıyor)
"COİN GÖNDERİLDİĞİNİ GÖRMEDİM, DUYDUM"
Adem Tuncay'ın Cumhuriyet savcısı ve hakim sorgusu gerçekleşti. Tuncay, iddialarını ya duyduğunu ya da hatırlamadığını söyledi:
Hakim: 08.08.2025 tarihli savcılık ifadeniz var.
Adem Tuncay: Evet başkanım.
Hakim: İçeriği de Serdal Taşkın'la Kağan Sürmegöz'e ilişkin. İhale ilanına yazılan ihale dışı olaylara ilişkin. Emlak Genel Müdürlüğüne, genel olarak oralardaki işlere yönelik anlatımlarınız var. Doğru mu bu beyanlarınız?
Adem Tuncay: Başkanım, ifademde dediğim gibi hür irademle verdim. İfademin tamamen arkasındayım.
Hakim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mıdır?
Adem Tuncay: Yok başka.
Hakim: Tamam, teşekkür ederim. Savcım sorunuz var mıdır?
Savcı: Var başkanım.
Hakim: Buyurun.
Savcı: Adem Bey, Serdal Taşkın'la Kağan Sürmegöz'ün nasıl bir ilişkisi vardı?
Adem Tuncay: Serdal Taşkın iletişim koordinatörü olarak göreve başladıktan sonra, ifademde de anlattığım gibi Kağan Sürmegöz'le rutin olarak toplantılar yapar, bu şekilde haftada bir genelde iletişim koordinatörlüğünde buluşup bu reklamla ilgili konuları değerlendirirlerdi. Yani durum bu şekilde.
Savcı: Doğan Hamit Doğruer de aktarmış size bir telefonların alınmadığı toplantılar var diyor. Bunlardan neye ilişkin?
Adem Tuncay: Sayın Savcım, işte aslında ifademde de anlattığım gibi Kağan Sürmegöz uzun yıllar Kentsel Tasarım Komisyon Başkanlığı yapmıştı, Kentsel Tasarım Müdürlüğünde. Dolayısıyla bu bütün reklam başvuruları Kentsel Tasarım Müdürlüğüne yapıldığı için o dönemde bütün reklamcılarla doğal olarak bir tanışıklığı bulunuyordu. Seçimden sonraki süreçte de Serdal Bey iletişim koordinatörlüğü olarak atanınca, Kağan Bey bu reklamla ilgili konuları hem görüşmek için hem de o reklamcılarla -bu Kağan Bey'in kendi beyanlarıdır, bize, bana o dönemde söylediğidir- peyderpey buluşmuştur. Hatta ifademde de belirttiğim gibi Doğan Hamit Doğruer de bu toplantılara telefonların alınmadığını bir dönem, hatta kendisi ifadesinde de aslında serzenişlerde bulunduğunu kabul etmiş ama içeriğini biraz farklı izah etmiş. Burada Serdal Bey'in biraz hızlı gittiğinden, kontrolsüz gittiği gibi serzenişlerde bulunuyordu.
Savcı: Hangi konularda hızlı gittiğini?
Adem Tuncay: İşte bu şirketlerle alakalı, iddianamede birçok yerde bahsedilen aslında bu yapılmamış işlere ilişkin drone hizmeti, çekim hizmeti, konsept belirleme gibi işlerle ilgili aslında bunların tam olarak altlıklarının hazırlanmadan biraz hızlı, belgesiz hareket ettiğiyle ilgili serzenişlerde bulunuyordu. Ben de ifademde bunu dile getirdim Sayın Savcım.
Savcı: Bu yapılmayan işlerle ilgili fatura meselesi nasıl olurdu? Durum şekillendirme, konsept belirleme tarzında bir şeyler bahsetmişsiniz.
Adem Tuncay: Başkanım bunlar benim bildiğim yani bu hususlar şey olarak değil, ben iştirakte hiç çalışmadım, ben devlet memuruyum. Sadece Doğan Bey'in bunlarla ilgili yani bu reklamcılardan bu yönde drone çekim hizmeti gibi gerekçelerle aslında olmayan bir işlerle ilgili fatura kesildiği ama burada ben şöyle bir şey söylemek istemedim, yani burada fatura kesildi, şirkete, iştirak şirketine bir para aktarıldı gibi serzenişlerde bulunuyordu.
Savcı: Bu Kağan Sürmegöz, Ertan Yıldız'ın ilişkisinden bahsetmişsiniz Daire Başkanlığı sürecinde. Ertan Yıldız'ın destek olduğu vesaire, bu konu tam olarak?
Adem Tuncay: Doğrudur, doğrudur sayın başkanım. O ifadede de ifade ettiğim gibi, Kağan Sürmegöz Daire Başkanı olacağı ile ilgili ben odasına gittiğimde -o zaman ben müdür yardımcısı olarak çalışıyordum o birimde, Kağan Bey de reklam denetim müdürüydü- odasına gittiğimde kendisini Ertan Bey'in çağırdığını, kendisini Daire Başkanı olarak düşündüğünü, bununla ilgili görüştüğünü Kağan Bey'e söylemiş. Kağan Bey de bunu söyledi bana ve nitekim bir süre sonra da Emlak Yönetimi Daire Başkanı da oldu. Hatta yine ifademdeki şeyleri de hemen tekrarlayabilirim Sayın Savcım, Daire Başkanı olduktan sonraki süreçte de Bakırköy ile ilgili Ertan Bey, biliyorsunuz Bakırköy Belediyesinde de meclis üyesi olarak gitti diyebiliyorum, zaman zaman oradan da işte başkan yardımcılığı seviyesinde, müdür seviyesinde Kağan Bey'den bir takım talepleri olmuştur personel anlamında. Orada da birtakım kişiler görüşmeye gönderilmiştir. Bunları da...
Savcı: Tavsiye maiyetinde mi geliyordu?
Adem Tuncay: Yani ne maksatla tam olarak bilemem tabii ki ama yani orada çalışmak üzere Ertan Bey'le yani öyle bir ilişkisi olduğunu söylemeye çalışıyorum.
Savcı: Tamam, yine bu Cüneyt Okul var, Çiçekist firmanın sahibi, coin meselesi var biraz bahseder misiniz?
Adem Tuncay: Sayın Savcım hemen anlatayım. Bu konu aslında benim birebir şahit olduğum bir husus değildir. Şöyle, bu çiçek büfesi ihalesinde hatırladığım kadarıyla yaklaşık 60 lokasyonluk bir liste vardı, bundan sahaya kurulamayan bir 10 tane eksik kalmıştı. Kağan Bey de bir gün, bu 10 lokasyonluk listenin istenmesi için bana bir telefonla durumu bildirdi. Ben de müdür yardımcım olarak arkadaşa, Cüneyt Bey'i ara, şu 10 eksik yerin ile ilgili önerilerini...
Savcı: Hakan Bey'den bahsediyorsunuz?
Adem Tuncay: Hakan Karaköse’den bahsediyorum Sayın Savcım. Ben de Hakan Karaköse’ye bu durumu ilettiğimde, Hakan Karaköse de kendisi Cüneyt Okun'u arıyor, aslında 10 lokasyonluk listeyi istiyor ama Cüneyt Bey anladığımız kadarıyla o an konuyu biraz daha farklı anlayıp daha “gecikme için özür dilerim" işte gibi şeklinde bir coin hususunu Hakan'a telefonda istemeden anlatıyor. Daha sonra Hakan Karaköse... Ben buraya kadar başkanım, sayın savcım olayın içerisinde yokum. Daha sonraki süreçte Hakan bunu bana izah ettiğinde ben de ilgilisini davet ettirdim yine Hakan vasıtasıyla.
Savcı: Kimi davet ettiniz? Cüneyt'i mi?
Adem Tuncay: Cüneyt Bey'i ofise davet ettirdim. Dedim ki geldiğinde birkaç gün sonra, şimdi tam günü hatırlamıyorum Sayın Savcım, dedim ki Hakan'la dün telefon konuşmasında böyle böyle bir konu geçmiş nedir bu durum? Kendisi bana hiç işin içeriğiyle girmeden "ya bir şeyler oldu ama ben işin zarar görmemesi için konuşmak istemiyorum" gibi konuyu kapattı.
Savcı: İfadenizde şey demişsiniz, Cüneyt'in Yakup, Ertan ve Kağan'a coin gönderdiğini, ödemelerini söylediğini...
Adem Tuncay: Sayın Savcım bunu Hakan'dan duyduğumu söyledim.
Savcı: Cüneyt size geldiğinde hiç bundan bahsetmedi mi?
Adem Tuncay: Cüneyt Bey bana geldiğinde birisine coin gönderdiği gibi bir ifade sadece "bir şeyler oldu ama ben işin zarar görmemesi için konuşmak istemiyorum" şeklinde konuyu kapattı.
Savcı: Tamam yine Urban Medya'ya ilişkin bir beyanınız var. Urban Medya kime aittir?
Adem Tuncay: Urban Medya bildiğimiz kadarıyla Hüseyin Köksal, Ahmet Köksal ortaklığı diye biliyorum ama.
Savcı: Ekran değişikliği meselesinden bahsetmişsiniz. LCD ekranların daha sonra farklı bir ekran türüne değiştirilmesi falan. Kağan Sürmegöz'ün ifadesini okuyorum. "Bana ve Hakan'a bu firmanın patron firması olduğunu, bu işin yapılması gerektiğini birkaç kez söyledi. Ama biz şartnameye buna cevaz vermediği için onaylamadık" şeklinde bir beyanınız var. Patron şirketi tabiri nedir? Bunu Kağan Sürmegöz mü söyledi?
Adem Tuncay: Şimdi buradaki durumu şöyle izah edeyim hızlıca, bizim bu yapmış olduğumuz reklam ihalesi yani 2000 raket 400 megalight ihalesinde şartnamenin tanımlamış olduğu bir ekran tipi var, bunlar da LCD ekranlardır şartnamedeki geçen şekliyle. Ancak bir süre sonra bu ekranların işte güneş ışıklarından biraz daha fazla etkilendiği, çabuk zarar gördüğü, ufak bir yerinden darbe aldığında ekranın tamamının değişmesi gerektiği gibi taleplerle bu ekranları aslında daha da pahalı olan LED ekranlarla değişme yönünde bir talep geldi. Ama neticede bizim için bu işin anayasası şartnamedir, biz de şartnamenin buna cevaz vermediğini söyledik, bu talep belli periyotlarla bize bu şekilde geldi. Yani bu LCD yerine LED uygulanması talebi belli periyotlarla bize iletildi ama biz bunun doğru olmadığını aslında daha yararlı biri olsa şartnameye uygun olmadığı için bunun doğru olmadığını defalarca beyan ettik. Ve nitekim bu onuru da yani bu... onayı da vermedik. Bunu da söyleyeyim Sayın Savcım bu arada. Benim bu hususlarla alakalı söyleyebileceğim aslında bunlar artık. O diğer kısım ise benim Hakan... yani Hüseyin Köksal'ın personeli olan işte Uğur... Şu an soyismini hatırlayamıyorum Sayın Savcım. O kişinin işte Hakan'a, patronlarının kendisinin "Biz bu işin bedelini ödedik, mecbur bu işi yapacaklar" gibi bir beyanı olmuş. Bu açıklamayla işte gelip bizim Hakan Karaköse'ye o şirketin elemanı...
Savcı: Kağan Sürmegöz'ün bu hususta bir hani beyanı olduğunu biliyor musun? Bir söylemi, bununla ilgili?
Adem Tuncay: Bununla ilgili... Sayın Savcım, tabii. İşte bu LCD yerine LED'lerin uygulanması konusunda biz belli periyotlarda böyle bir baskı altında kaldık. Ama...
Savcı: Kağan Sürmegöz'ün doğrudan patron firması vesaire tarzında bir söylemi oldu mu size baskı haricinde?
Adem Tuncay: Yani hani patron firması... Yani hani şunu söyleyeyim; patron firmasını net hatırlamıyorum ama şöyle... Yani bu firmayla ilgili bir iş, bir talep geldiğinde biraz daha böyle hani diğer firmalar... Biraz daha farklı... Veya kendisi de... Mesela bu Hüseyin Köksal veya Ahmet Köksal veya işte bunların üst düzey yetkilileri belediyeye geldiklerinde kesinlikle ve kesinlikle bunlar bizle görüşmezlerdi. Hemen daha çok yukarı kısımda bir talepleri varsa, bir görüşme varsa oradan ayrılırlardı.
Savcı: Peki Kağan Sürmegöz ile Murat Ongun'un nasıl bir ilişkisi vardı? Veya Murat Ongun belediye süreçlerine, reklam vesaire dahil bir varlığı var mıydı?
Adem Tuncay: Başkanım... Aslında orada... Orada az önce ilk başta anlattım Sayın Savcım. Kusura bakmayın ilk başta... Oradaki husus aslında ilk Serdal Bey'e anlattığım süreçle benzer. Şimdi Serdal Bey bir yılın... yaklaşık tam bir yıl kadar bir görev yapmıştır. Akabinde Murat Ongun Bey iletişim koordinatörü olarak görevlendirildi. Bu süreçte de Kaan Bey yine özellikle Kentsel Tasarım Müdürlüğünün reklam başvurularıyla ilgili, konularla ilgili kendisi haftada bir mutlaka İletişim Koordinatörlüğüne gider. Orada reklamla ilgili konular değerlendirilir. Hatta dosyaların üzerine artı ekleyip artı veya eksi şeklinde böyle bir notlar alırdı. Onlar ondan sonra Kentsel Tasarıma geri gönderilirdi Sayın Savcım.
Savcı: İfadenizde bu başvurulara ilişkin reklam değeri yüksek olanları Kağan Sürmegöz'e gönderildiği, Kağan Sürmegöz'ün de Murat Ongun'a haftalık sundukları şeklinde beyanınız var. Daha sonraki beyanların devamında işte bu süreçler tamamlanınca mevzuata göre izin verilecek firmalar ve izin alacak firmalarla sözleşmeler yapmaya yönlendirildiği şeklinde beyanınız var. Bu konuyu bir detaylandıralım.
Adem Tuncay: Doğrudur Sayın Savcım. Aslında az önce anlattığım süreç gibi. Bu kentsel tasarıma yılda belki binlerce başvuru gidiyor ama tabelalar da kentsel tasarıma giden başvurular arasında. Kaan Bey'in iletişime giderken yanında götürdüğü dosyalar bunlar değil. Sadece...
Savcı: Reklam değeri...
Adem Tuncay: Reklamla ilgili, reklam değeri yüksek... aslında yerler için gidiyor, onu söylemeye çalışıyorum.
Savcı: Bir de bu reklam yerleriyle ilgili bu hani değeri yüksek olan yerlere göz yumulduğundan bahsediyorsunuz. Daha sonraki süreçte Murat Ongun'un bu alanların, bu reklamların indirilmemesi yönünde Kağan Sürmegöz aracılığıyla zabıtaya talimat verdiği şeklinde beyanınız var.
Adem Tuncay: Doğrudur Sayın Savcım. Bu bazen, şimdi yönetmelik gereği tabii reklam izni vermek mümkün olmayan yerler de oluyordu. Bunların bir kısmı da ecrimisil dosyası adı altında zaten yürütülürdü. Bunlarla alakalı zabıtadan zaman zaman kaldırmayla ilgili talepler de gelirdi. Kaan Bey bunların kaldırılması veya kaldırılmaması yönünde bir tasarrafta bulunurdu. Veya bunu "Önce iletişimle görüşeceğiz" deyip bekletir gibi durumlar yaşanıyordu.
Savcı: Yani Kağan Sürmegöz üzerinden bir talimat veriliyordu zabıtaya Murat Ongun tarafından, bu yerlerle ilgili?
Adem Tuncay: Evet, özetle.
Savcı: Reklamist'e ilişkin bir anlatımlarınız var. Bu reklamistin işlerini Murat Ongun'un Kağan Sürmegöz üzerinden takip ettiğini ifade etmişsiniz. Bu takip nasıl oluyordu?
Adem Tuncay: Sayın Savcım, orada aslında yani az önceki ifademde Salih Bey'in de buradaki benzer duruma atıfta bulundu. Bu Reklamist'in işleriyle alakalı evet Kağan Bey defalarca bize... Yani bunu bir kere değil yani, bunun patron firması olduğunu... Hüseyin Köksal'ın şirketini çok hatırlayamıyorum ama Reklamist'le alakalı bunu defalarca dile...
Savcı: Patrondan kastı?
Adem Tuncay: Murat Bey. Yani Murat Bey'e patron diye hitap ederdi zaman zaman. "O patron firması" ya bunu böyle bir kere falan değil, defalarca söylemişliği vardır. Bu şirketin işleri de yine dediğim gibi talepleri geldiği zaman biraz daha farklı bir tarzda yaklaşılırdı.
Savcı: Peki bu Modyo ve Reklamist arasındaki bir anlaşmadan bahsetmişsiniz. Burada Kaan Sürmegöz'ün...
Adem Tuncay: Evet Sayın Savcım. Modyo meselesi... Modyo aslında 2015 yılında yapılmış bir araç içi dijital ekran ihalesi. Yaklaşık da 20 yıllık bir ihale, 2035'te sona erecek. Şimdi bu Modyo'nun ihalesi yapıldığında Modyo'nun ihalesinin kapsamına giren bazı hatlar var ve bunlar ilk ihale olduğu için biraz daha değerli, biraz daha değerli hatlar. Bir de bundan sonra peyderpey yeni açılan metro istasyonlarındaki yeni ortaya çıkan yeni hatlar var. Biz buralarla ilgili de ihale yaptık ama bunların tamamı da değersizdir de demek istemiyorum, değerli lokasyonlu yerler de vardır. Şimdi bu 2020'den sonra özellikle bu dijitalle alakalı kısımlara genelde Reklamist firması talip olur ve bu işleri de hani alt yüklenici, iştirak şirketinden alırdı. Daha sonraki süreçlerde Reklamist bazı değerli olmayan lokasyonları hani verim alamadığı lokasyonları, öyle söyleyeyim, çalıştıramadığı veya işte yeterli kâr sağlayamadığı gibi gerekçelerle bunları işletmek istemediği için ama ihaleyi de almış olduğu için... İhalede sadece bir hat yok, değerlisi var. Bunların değersiz kısımlarını özellikle Modyo'ya bir kiralama yaptırılırdı. Bu süreçte... bu süreçte dediğim gibi yine Kaan Bey'in Modyo ile görüşmesi sonucunda... Modyo buna aslında biraz mecbur edilmek zorunda kaldı diyebilirim yani.
Savcı: Burada amaç Reklamist'in kârlarını katlamak mı?
Adem Tuncay: Reklamist'in tabii yeteri kadar bir hattı başka bir yere... Ama bu kiralamadaki bedellerin ne olduğu falan tabii bilmiyorum yani.
Savcı: Tamam, başka sorum yok. Teşekkürler.
"2006 YILINDA BELEDİYEDE ÇALIŞMAYA BAŞLADIM SİYASİ BİR GÖREVLİ OLMADIM"
İBB'de bir dönem Reklam Yönetimi Şube Müdürü olan Adem Tuncay ifade verdi:
Sayın başkanım sayın heyet öncelikle hepinizi saygıyla saygılarımı arz ediyorum. Ben evli ve 2 çocuk babasıyım. Biri 12, diğeri 8 yaşında 2 çocuğum bulunmaktadır. Şunu özellikle söylemek istiyorum başkanım, ben bu belediyede siyasi bir görevli olarak bulunmadım. 2006 yılında bu belediyede çalışmaya başladım. Yani varlığı iddia edilen bu yapıdan çok daha öncesinde bu belediyede çalışmaya başlamıştım. 2006 yılından sonra farklı müdürlüklerde yaklaşık bir 10 yıl kadar çalıştıktan sonra 2017 yılının Ocak ayında Reklam Yönetimi Müdürlüğüne müdür yardımcısı olarak atandım. 2019 ortalarına kadar da bu görevi tek müdür yardımcısı olarak devam ettirdim. Seçim döneminden sonra yani 2019'dan sonra, aynı müdürlüğe, 2 müdür yardımcısı arkadaş daha atandı. Akabinde bu birimin ilk müdürü olan Kağan Sürmegöz daire başkanlığına atandı. Daire başkanı olarak atandıktan sonra yaklaşık 6 ay kadar hem Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı görevini yürüttü hem de Reklam Yönetimi Müdürlüğüne vekalet etti. Yani müdürlük yaklaşık olarak bir 6 ay kadar boş kaldı. Bu süreçte birkaç farklı isimle de müdürlük konusunda mülakat yapıldığını da biliyoruz. Ben ise 20 Eylül 2022 tarihinde bu müdürlüğe müdür olarak atandım. Gözaltına alındığım tarih olan 19 Mart 2025 tarihine kadar da fiilen bu görevimi sürdürdüm.
Başkanım gözaltına alındıktan sonra da şunları özellikle belirtmek isterim, benim gözaltına alındığım sabah evimde arama yapıldı, herhangi bir değerli eşyaya veya herhangi bir farklı bir paraya rastlanmadı. Kolluk kuvvetlerine bilgisayarımı kendim teslim ettim, şifresini de paylaştım. Aynı şekilde cep telefonumun şifresini de hiçbir tereddüt etmeden kolluk görevlileriyle paylaştım. Emniyette bulunduğum süreçte daha önce yürütülen bir mülkiye soruşturması kapsamında bazı reklam ihalelerine ilişkin bilgiler, ilişkin sorular yöneltildi. Bu sorulara da çok açıkca, samimi bir şekilde cevap verdim. Ancak emniyet işlemlerinin ardından savcılığa, daha sonra sulh ceza hakimliği tarafından tutuklandım. Cezaevinde bulunduğum süreçte başkanım, özellikle Hakan Karaköse'nin tahliye edilmesinden sonra, bugüne kadar beni hiç ziyaret etmeyen belediyenin üst düzey, kendilerini meclis üyesi olarak tanıtan kişiler, hatta bir 2 tane de milletvekili birebir ziyaretime gelmeye başladılar. Bunlardan birisiyle görüştüm, birisiyle görüşmek istemediğimi de bir dilekçe yazarak cezaevi yönetimine bildirdim.
Yani tekrar söyleyeceğim başkanım, ben bir devlet memuruyum, hiçbir siyasi partiye aidiyetim olmamıştır, bu grupta bu şekilde çalışmadım. Hatta başkanım şöyle de bir durum var, ismini Ülkü olarak hatırladığım, şu an soy ismini hatırlayamadığım biri, kendisini meclis üyesi olarak tanıtan bir hanımefendi de beni cezaevinde Hakan Karaköse'nin tahliyesinden sonra ziyaret ettiğinde, özellikle özür dilerim özellikle Hakan Karaköse'nin ifadesinin bana ulaşıp ulaşmadığını, “ne söylemiş olabilir ki, iftira atmıştır” şeklinde birtakım beyanlarda bulunduktan sonra, konuyla alakasız bir şekilde bana lojmanda, belediye lojmanında oturup oturmadığımı sordu. Tabii ben o günkü şartlarda yani bu durumun konuştuğumuz konuyla çok bir alakası bulunmuyordu. Ben bunu bir sıradan bir merak sorusu olarak da algılamadım. Yani bu yaşam alanımın bilindiğini, aile düzenimin bilindiğini böyle hissettiren üstü kapalı bir mesaj olarak algıladım. Yani özetle Hakan Karaköse'nin tahliyesinden sonra bana dolaylı bir böyle telkin ve üzerinde baskı kurulmaya çalışıldı.
Başkanım bunlardan savcılığa kendi irademle başvurdum, bunu da özellikle belirtmek istiyorum. Hiç buna başvurma gerekçem de şu şekildedir, cezaevi sürecinde yaşadığım bu durumları çok düşünme fırsatım oldu. Zaman içerisinde avukatımla yaptığım görüşmeler, dosyaya ilişkin edindiğim yeni bilgiler neticesinde kendim savcılık makamına bir dilekçeyle başvurdum ve bildiklerimi anlatmaya karar verdim. Savcı bey tarafından da hiçbir şekilde kimsenin ismini vermem konusunda bir zorlama yapılmadı bana. Onu da özellikle belirtmek isterim. Bana yöneltilen bütün sorulara tüm samimiyetimle cevap verdim. Tabii tüm bunları anlatırken de ben herhangi bir suç işlediğimi kabul etmek amacıyla değil maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlamak amacıyla savcılık makamına bildiğim hususları araştırılması, araştırıldığında belki bir suç unsuru olabilecek olabilir şeyi verdim.
Başkanım onun haricinde şu konuya da değinmek istiyorum, ben tahliye edildikten sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesine yazılı bir dilekçeyle başvurdum işbaşı yapmak için. Ancak bugün halen daha görevime başlatılmış değilim. Oysa ki bu dosyada tutuklanıp cezaevine giren daha sonrasında tahliye edilen birçok üst düzey bürokrat, bunların arasında genel sekreter yardımcısı, daire başkanı, genel müdürler var. Hepsi görevine başlatılmış, ben ise halen görevime başlatılmış değilim. Bu uygulamanın uygulamada da belediye bana şöyle bir cevap dönüyor; hakkınızdaki hukuki süreç devam ettiğinden uygun görülmemiştir şeklinde dönüş yapılıyor ama diğer tahliye edilenlerle ilgili de aslında aynı süreç işlemesine rağmen onlar görevine başlamış olmasına rağmen biz halen görevimize başlatılmış değiliz. Yani bu ceza yargılamasının dışında ayrıca şahsım açısından bir fiili bir cezalandırmaya da dönüşmüştür. Bu da devam etmektedir sayın başkanım.
Başka başkanım eylemlerin hiçbir şekilde bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Yani bu iddia edilen örgütle aramda hiçbir bağ olmadığını, olmasının mümkün de olmadığını desteklemek açısından benim eşim 2008 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir iştirak şirketinde çalışıyor idi. Yalnız yeni yönetimden sonra iş hayatında çok ciddi sıkıntılar yaşamaya başladı 2019'dan sonra. Aslında biriminde idari işler uzmanı olarak görev yapmasına rağmen kendisi bir dönem iş tanımıyla alakası olmayan personele gelen postaların dağıtımı, santral bölümünde telefona bakmakta zorlanmış. Yani kendilerince iş yerinde biraz küçük düşürülmüştür. Akabinde bulunma sınırı kalmamış. Genel müdürlük binasının -2. katında kazan dairesiyle dışarıya açılan bir penceresi dahi olmayan bir -2'te arşiv odasında çalışmış, çalışmaya zorlanmıştır. Bu çalışma koşulları bizim hem eşimi hem beni hem de çocuklarımızı çok derinden etkilemiştir ve sonunda yaklaşık 13 yıl emek verdiği işinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine dava da açılmıştır. Davada kazanılmasına rağmen idare tarafından mahkeme kararına rağmen görevine de başlatılmamıştır sayın başkanım.
Yine de şu soruyu sormadan da edemiyorum. Eğer ben iddia edildiği gibi yani varlığı ileri sürülen bu örgütün menfaatleri doğrultusunda hareket eden bir kişi olsaydım en azından eşimin bunları yaşamasına engel olamaz mıydım? Yani en azından eşimin 13 yıl emek verdiği işini koruyacak kadar bir etkin olmaz mıydı? Ancak yaşananlar da bunun tam tersini göstermektedir. Eşim işinden çıkarılmış, işe iade davasını kazanmasına rağmen işine geri döndürülmemiştir.
Sayın Başkanım, Sayın Heyet, işte buraya kadar kişisel ve mesleki durumla alakalı biraz bilgi vermeye çalıştım. Şimdi bir hususu daha açıklayıp Başkanım, eylemlere geçmek istiyorum. Başkanım, ben bu savunmamı yaparken bu dosyanın tamamını savunmak gibi bir iddiada olmayacağım. İddianamede ana ihaleden sonra gerçekleştiği iddia edilen birtakım iddialar bulunmaktadır. İşte iştirak şirketlerinin yaptığı alt ihalelerden, muvazaalı olduğu ileri sürülen yan tekliflerden, işte işi alan firmalardan, işte paraların bir sisteme aktarıldığından ve daha sonraki aşamalarda gerçekleştiği ileri sürülen başka başka işlemlerden söz edilmektedir. Yani eğer sonraki süreçlerde birileri bu sistemin bir açığı varsa ve bunlardan yararlandıysa, birileri bir menfaat elde ettiyse veya iddianamede ileri sürüldüğü gibi başka başka birtakım işlemler yapılmışsa bile, bu konularla benim hiçbir bilgim ve ilgim bulunmamaktadır. Bunların tabii ki doğru olup olmadığını ortaya çıkarmak elbette Sayın Mahkemenizin takdirindedir. Onun için ben burada bunların doğru veya yanlış olduğunu tartışmıyorum. Ben sadece kendi yaptığım işi, kendi görev alanımı ve kendi bilgimin sınırlarını anlatacağım.
Sayın Başkanım, dediğim gibi ben 2006'da burada göreve başladım. Rahmetli Kadir Topbaş döneminde çalıştım, Mevlüt Uysal döneminde de çalıştım, Ekrem İmamoğlu döneminde de görevime devam ettim. Ben bu kurumda yıllar içerisinde öğrendiğim, gördüğüm ve uygulanan idari işlemleri görevim değiştikçe bana düşen sorumluluklar çerçevesinde yerine getirmeye çalıştım. İş iştirak şirketleri tarafından yapılan ihalelerin işte ilk ihalelerin alt yükleniciye verileceği, buradan bir gelir elde edileceği, işte bu gelirin başka bir fona aktarılacağı gibi hususlarda ilgim, benim herhangi bir bilgim bulunmamaktadır. Bu yönde de bir talimat da kesinlikle olmamıştır. Ben görev alanımın dışına çıkmadım. Herhangi bir örgütün amacına hizmet etmek amacıyla da bir hareket etmedim.
Özetle Sayın Başkanım, ana ihale yapıldıktan sonraki süreçlerde bu alt ihalelerin nasıl gerçekleştirildiği, bu işi alan firmaların daha sonra ne yaptığı veya bu süreçlerde gerçekleştiği ileri sürülen diğer işlemler benim görev ve yetki alanım içerisinde değildir. Ben bunların gerçekleşip gerçekleşmediğini de bilmiyorum. Kim tarafından hangi amaçla yapıldığını değerlendirebilecek bir bilgiye de sahip değilim. Ben bilmediğim, içinde bulunmadığım, görev alanımın dışında gerçekleşen hususlarla ilgili bir değerlendirme yapmayacağım. Dolayısıyla burada bunlar olmuştur şeklinde bir savunma yapmıyorum, gerçekleştiğini de söylemiyorum. Bunların değerlendirilmesi elbette ki Sayın Mahkemenizin takdirindedir. Ben sadece şunu söyleyebilirim: Benim bu ihalelerdeki görev ve yetkim sınırlıdır. İddia edilen örgütün faaliyetlerine hizmet etmek amacıyla da hiçbir zaman hareket etmedim. Bilerek ve isteyerek de hiçbir yanlışın içerisinde bulunmadım.
Sayın Başkanım, son olarak bu ihaleler ve sonrasında gerçekleştiği ileri sürülen işlemler nedeniyle şahsımın herhangi bir menfaat sağladığına ilişkin somut bir bilgi, belge ve delil de bulunmamaktadır. Ayrıca dosyada çok sayıda tanık dinlenmiş, gizli tanık anlatımlarına yer verilmiş, etkin pişmanlıktan faydalanan kişilerin ayrıntılı beyanları alınmıştır. Buna rağmen benimle ilgili yani bu iddia edilen yapılan bir talimat aldığıma, ihalelerin işte belli şekilde sonuçlandırılması amacıyla hareket ettiğime, ihale sonraki süreçlerden haberdar olduğuma, bunlara katıldığıma veya buradan bir menfaat elde ettiğime dair hiçbir somut anlatım da bulunmamaktadır. Sayın Başkanım, şimdi izninizle eylemlerle ilgili savunmama geçmek istiyorum.
İlk olarak Eylem 61 yönünden savunma yapacağım. Sayın Başkanım, bu eylem yani Eylem 61, 2 bin adet ve 400 megawatt ihalesine ilişkindir. Bu ihale 2020 yılında gerçekleştirilmiştir. Şimdi bu iddianamede ve raporlarda ben bu eyleme dahil edilirken her ne kadar Reklam Yönetim Müdürü sıfatıyla dahil edilmiş olsam da ben bu ihalenin yapıldığı tarihte Reklam Yönetim Müdürü değil, müdür yardımcısı olarak görev yapmaktaydım. Dolayısıyla benim ihalenin ihale onay belgesinde dahil imzam bulunmamaktadır. Ki bilirkişi raporundaki tabloda da ben bu kişiler arasında gösterilmemekteyim. Aynı zamanda ben belediye encümeni üyesi değilim, ihale komisyonu üyesi değilim, ihale yetkilisi değilim, sözleşme imzalayan makam değilim. Yani bu eylemde ihaleye fesat suçlamasını inanın anlayamıyorum.
Eylem 61'in sonuç kısmına baktığımızda şahsıma bu eylemle ilgili hem ihaleye fesat suçlaması hem de kamu zararına dolandırıcılık suçlaması yöneltilmektedir. Oysaki ben bu ihalenin sadece ve sadece muhammen bedel takdir komisyonunda görev aldım. Muhammen bedelin bu eylemle ilgili olarak kasıtlı olarak düşük belirlendiği iddiasını kabul etmesem de bu kamu zararına dolandırıcılık suçlamasının muhammen bedel raporundaki imzama dayandırıldığını görebiliyorum. Ancak sadece muhammen bedel komisyonunda görev yaptığım bu ihalede tarafıma ihaleye fesat suçlamasını anlayamıyorum. Nitekim iddia makamının da şahsımla ilgili iddianamede böyle bir tespiti yoktur. Bilirkişi raporunda da rekabeti engellediği ileri sürülen kişiler arasında benim ismim yer almamaktadır. Sadece 16.08.2024 tarihli tevdi raporuna dayandırılmaktadır benim bu eyleme eklenmem.
Başkanım, tevdi raporunu incelediğimizde de yine sadece muhammen bedelin belirlenme yöntemi eleştirilmiş ve sözleşme sonrasında fazla kullanıldığı iddia edilen fazla kullanıma göz yumulduğu gerekçesiyle bir kamu zararı oluştuğu raporda açıklanmıştır. Yani ben bu tespitlerle ilgili açıklamamı birazdan yapacağım ama bunu özellikle söylemek istiyorum: Tevdi raporunda da şahsımın ihaleye fesat karıştırdığı ile ilgili bir tespit, öyle bir açıklama da bulunmamaktadır. Benim bu ihaledeki görevim bellidir. O da muhammen bedel takdir komisyonu üyeliği. Bu iddianamede bu işin niteliğine ve hükümlerine ilişkin birtakım eleştiriler olabilir. Ben burada bunların tamamının doğru veya yanlış olduğunu da tartışmayacağım Sayın Başkanım. Ancak iddianamedeki bu şartların benim tarafımdan belirlendiğine dair dosyada şahsımla alakalı bir anlatım da bulunmamaktadır, bir belge de bulunmamaktadır.
Sayın Başkanım, Sayın Heyet, dosyaya konu bu ihaleler ve bu idari işlemler birden fazla birimin, kurulun, komisyonun ve karar makamının görev aldığı süreçlerdir. Bu evrakları hazırlayan, kontrol eden, paraf eden, arz eden, uygun görüş veren, nihai onay veren makamların görev ve yetki sorumlulukları birbirinden farklıdır. Bunları herhangi bir kişiye veya herhangi bir kuruma sorumluluk yüklemek için de söylemiyorum. Ben sadece kendi görev alanımın sınırlarını çizmeye çalışıyorum. Ben bu ihalenin yapıldığı tarihte müdür yardımcısı olarak görev yapıyordum. Sadece muhammen bedel takdir komisyonunda yer aldım. Benim bu ihalelere ilişkin bu aşamalarda herhangi bir karar verme yetkim zaten mümkün değildir. Kanun ihale yetkilisini de ihale yapma yetkisini de encümenin yetkilerini de hatta encümenin tahkik yetkilerini de açıkça tanımlamaktadır. Eylem 61 ile ilgili Başkanım, ihaleye fesat suçlaması açısından söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.
Şimdi ise izninizle muhammen bedel yönünden açıklamalarımı yapmak istiyorum. Başkanım, bu eylemde muhammen bedelin kasıtlı olarak düşük belirlendiği iddia edilerek şahsıma kamu zararına dolandırıcılık suçlaması yöneltilmektedir. Bu yüzden ilk olarak muhammen bedelin aslında kanunda belirtilen tanımıyla ne anlama geldiğini, komisyon olarak bizim nasıl bir çalışma yaptığımızı, hangi verilerden faydalandığımızı, belediyenin geçmiş yıllarda yapılan ihalelerde hangi yöntemi kullandığını anlatmaya çalışacağım. Başkanım, haddimi aşmak istemiyorum ama affınıza sığınarak önce kanunun muhammen bedelle ilgili hükümlerine kısaca bir değinmek istiyorum. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 4. maddesinde tahmin edilen bedel, bizzat kanun koyucu tarafından tahmini bir değer olarak nitelendirilmiştir. Yani ihalenin kesinleşen nihai satış, kira veya ihale bedeli olarak öngörülmemiştir.
Yine aynı kanunun 9. maddesi muhammen bedelin tespit yöntemini düzenlemektedir. Bu düzenleme muhammen bedelin objektif verilere dayalı bir öngörü işlemi olduğunu açıkça göstermektedir. Yani mevzuat sonuçta ulaşılacak kesin bedeli beklemiyor komisyondan; izlenmesi gereken usulü ve dayanak gösterme yükümlülüğünü güvence altına almaktadır. Yine aynı kanunun 28. maddesi ise ihalenin gerçek ve bağlayıcı bedelinin ancak ihale sürecinin sonunda teklifler üzerinden oluştuğunu açıkça kabul etmektedir. Dolayısıyla bizim hazırlamış olduğumuz muhammen bedel raporu adı da üzerinde, tahmini bir bedeldir. İhalenin başlangıç referans seviyesidir, sonucu değildir. Muhammen bedel komisyonun dışındadır nihai bedeli, isteklilerin teklifiyle şekillenen ihale sonucu. Başkanım, tüm bu açıklamalarımdan da anlaşılacağı üzere tekrar etmek istiyorum: Muhammen bedel adı üzerinde tahmini bir bedeldir, nihai bir ihale bedeli değildir. Kaldı ki bu komisyon raporu da tek başına sonuç doğuran bir karar değildir. Yetkili makamların onaylaması halinde işleme konulabilecek bir rapordur. Ben bu ihalede sadece Muhammen Bedel Takdir Komisyonu'nda ita amirinin görevlendirilmesiyle yer aldım.
Başkanım, bu Eylem 61 ile ilgili muhammen bedeli belirlerken de nasıl bir yöntem izlediğimizi anlatacağım kısaca. Biz diğer tüm ihalelerde olduğu gibi bu ihaleye emsal olabilecek geçmiş ihale dosyalarındaki bedelleri, varsa aynı alanlara ilişkin ecrimisil bedellerini ve idarenin daha önce kullandığı verileri kullandık. Bu çalışmayı yaparken geçmiş dönemde ihalesi yapılmış, aynı tip ürünleri kapsayan bir ihale dosyası vardı, onu gördük. O ihalenin içerisinde de çift taraflı raket reklam uygulamaları vardı, afiş değiştirici reklam uygulamaları vardı, sabit olanlar da vardı. Yani emsal alınan ihalenin kapsamında olan ürünlerin tamamı bu iddianameye konu edilen eylem içinde, eylemin içerisindedir; aynı ürünlerdir yani. Biz de komisyon olarak bu dosya üzerinden bir değerlendirme yaptık. İdareye ödenen son işletme bedellerini, TÜİK verilerini baz aldık. Bunları değerlendirerek bir kanaate ulaştık ve kanaatimizi idarenin onayına sunduk. Yani Sayın Başkanım, geçmişte bu bedel nasıl belirleniyorsa aynı yöntemi bu ihalede de uyguladık. Aynı zamanda bu raporun sonuç kısmındaki ifade de bence önemlidir Başkanım. Çünkü biz komisyon olarak "Bu işin kesin değeri şu kadardır." şeklinde bir tespitte de bulunmadık. "Bu tahmini bedelin şu kadar olabileceği kanaati hasıl olmuştur." şeklinde bir rapor hazırladık. Muhammen Bedel Takdir Komisyonu'nun yaptığı işlem neticede ihale sürecinin sadece hazırlık aşamasına ilişkin bir evraktır. Benim muhammen bedel yönünden görev ve yetkim bununla sınırlıdır. Bu yöntem, yani belediyenin elindeki emsallerden yararlanma yöntemi bu ihaleye özgü de değildir; geçmişten beri süreklilik gösteren kurumsal bir yöntemdir.
Başkanım, ayrıca şu hususu da özellikle belirtmek istiyorum: Şimdi her ne kadar muhammen bedelin düşük belirlendiği iddia edilmiş olsa da ben bu eyleme ilişkin raporları okuduğumda bilirkişinin veya tevdi raporunda "Bu işin olması gereken muhammen bedeli aslında şu kadardır ama siz şu kadar belirlediniz, dolayısıyla aradaki fark kamu zararıdır." şeklinde bir tespit de yok. Eleştiri daha çok sadece siz bu reklam ünitelerinin çift taraflı, afiş değiştiricili niteliklerini dikkate almadan bedel belirlediğimiz yönde bir eleştiri var. Ama az önce izah etmeye çalıştım; bizim emsal aldığımız dosya da aynı tip ürünleri kapsayan bir dosyaydı. O ürünler de aynı şekilde çift taraflı, afiş değiştirici olarak kullanılan ürünlerdi. Bu nedenle yani bunun... Bize şöyle bir eleştiri var Başkanım, oraya da kısaca bir değineyim: "Neden ecrimisil bedellerini baz alarak bir değerlendirme yaptınız?" diye de bir eleştiri var. Onu da şöyle söyleyeyim: Bizim emsal aldığımız dosya aslında daha önce ihalesi yapılmış, işletme süresi sona ermiş, işletme süresi sona erdikten sonra bu yeni ihale yapılıncaya kadarki sürece herhangi bir kamu zararı oluşmaması adına açılmış ecrimisil dosyasıdır. Yani bizim emsal aldığımız ihale iyi... Ecrimisil olarak değerlendirmek çok doğru değil Sayın Başkanım. Onun arkasında da bir ihale vardır, o ürünlerin içerisinde de aynı ürünler vardır. Dolayısıyla biz aynı tip ürünleri kapsayan bir emsal dosyayı baz alarak ortaya tahmini bir bedel çıkardık ve bunu da idarenin onayına sunduk.
Sayın Başkanım, bu eylemle ilgili olarak bir de yaklaşık 490 milyon gibi bir rakamlık kamu zararı iddiası bulunmaktadır. Yani bu iddia da yine reklam ünitelerinin çift taraflı, afiş değiştiricili olarak kullanılması nedeniyle haksız kazanç elde edildiği iddiasına dayanmaktadır. Oysaki bu işe ait teknik şartnameye bakıldığında, bu şartnamenin 9.10. maddesinde bu reklam ünitelerinin çift taraflı veya afiş değiştiricili olarak kullanılabileceği ile ilgili hüküm şartnamede mevcuttur. Yine bu tutar da Sayın Başkanım, bizim belirlediğimiz bedelle olması gereken muhammen bedel arasındaki fark değildir bu 490 milyon. Burada da yine bir hesaplama yoktur. Tevdi raporundaki bu 490 milyonluk hesaplama Başkanım, sözleşmenin uygulanması sırasında gerçekleştiği ileri sürülen fazla kullanımın 2030 yılına kadar sürmesi durumunda belediye encümeninin kesmesi gereken cezaları kesmemesi durumunda oluşması muhtemel ama kesin olmayan bir zarar hesabıdır.
Özetle Sayın Başkanım, şunu söyleyip bitireceğim Eylem 61'i: Ben tekrar söylüyorum; ben bu ihalenin sadece ve sadece Muhammen Bedel Takdir Komisyonu'nda görev yaptım. Bu görevi yaparken de geçmişte uygulanan aynı yöntemi uyguladım, yani komisyon olarak uyguladık daha doğrusu. Bir de oluşan kanaati idarenin onayına sunduk. Kanun belediye encümenine de ita amirine de bu muhammen bedelin belirlenme yöntemiyle alakalı farklı farklı yetkiler tanımaktadır. Biz sadece eski emsallerden yararlanarak bir tahmini bedel öngördük ve bunu da idarenin onayına sunduk. Benim bu Eylem 61 ile alakalı söyleyeceklerim bunlardan ibarettir Başkanım. Şimdi ise izninizle bir sonraki eyleme, yani eylem 62 ile ilgili savunmama geçmek istiyorum Sayın Başkanım. Yani eylem 62 yönünden de öncelikle şahsıma yöneltilen, şahsıma yöneltilen...
Hakim: Biraz seri geçin, eylem çok.
Adem Tuncay: Efendim Başkanım?
Hakim: Eylem çok olduğu için biraz daha seri geçin.
Adem Tuncay: Tabi Başkanım. Eylem 62 yönünden de Başkanım, öncelikle şahsıma yöneltilen bu ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla ilgili kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Benim bu eylemdeki durumum eylem 61'deki durumumla aynıdır. Ben bu ihalede de ihale onay belgesinde yer alan bu şartnameleri hazırlayan veya bu ihalenin sonucuna karar veren kişi değilim. Benim buradaki görevim de ita amirinin görevlendirmesi üzerine muhammen bedel takdir komisyonunda görev yapmaktan ibarettir. Buna rağmen bu ihalede de şahsıma ihaleye fesat karıştırma suçlaması yöneltilmiş, bu suçlama bilirkişi raporu ile yine tevdi raporuna dayandırılmıştır. Ancak Sayın Başkanım, bu raporları kendi durumum açısından incelediğimde de bu ihaleye fesat suçlamasının hangi fiilime dayandırıldığı iddianamede ve raporlarda bulunmamaktadır.
Bilirkişi raporu ihaleye katılımı engelleyici, yeterlilik kriterlerinin yüksek belirlendiği ve rekabetin engellendiği yönünde birtakım değerlendirmeler yapmasına rağmen şahsımı bunlardan sorumlu kişiler arasında saymamıştır. Sadece tevdi raporunda ismim geçmektedir Sayın Başkanım. Oradaki durum yine aynı; sözleşme sonrasında bu ünitelerin, reklam ünitelerinin çift yönlü, tek yönlü kullanımı kullanımına göz yumulduğu gerekçesiyle ihaleye fesat karıştırdığım iddia ediliyor. Yani ihaleden sonraki yıllarda gerçekleşen bir eylemden dolayı. Yani özetle Sayın Başkanım, eylem 61'de olduğu gibi burada da benim açımdan durumum aynıdır. Ben bu ihalede hangi somut fiilimle bu ihaleye fesat karıştırmışım, bunu iddianamede göremedim. Bu nedenle eylem 61 ve eylem 62... eylem 61 yönünden ihaleye fesat suçlamasıyla ilgili yapmış olduğum açıklamaları eylem 62 yönünden de aynı şekilde aynı şekilde tekrar ederim. Aynı hususları tekrarlayarak sayın heyetinizi gereksiz yere de meşgul etmek istemiyorum. Şimdi Sayın Başkanım, eylem 62'deki görevimle ilgili kısmı anlatacağım izninizle.
Ben bu eylemde, eylem 62'de muhammen bedel takdir komisyonunda görev aldım. Aldım. Özellikle de burada şu hususa özellikle cevap vermek istiyorum: Bu raporda bakım, onarım, temizlik gibi maliyetlerin mükerrer olarak indirildiği iddia edilerek böyle bir 27 milyonluk kamu zararından bahsedilmektedir. Onun için Başkanım, önce size bu bedeli nasıl bulduğumuzu kısaca bir anlatacağım. Sayın Heyet Başkanım, bu ihale üst geçitte bulunan reklam alanlarının 3 yıl süreyle işletilmesine ilişkindir. Komisyonumuz tarafından 3 yıl için muhammen bedel 90 milyon TL olarak belirlenmiş, yani yıllık 30 milyon TL muhammen bedel belirlenmiştir. Biz, bizim bu ihale ile ilgili hazırlıkları yaptığımız dönemde İstanbul'da daha önce, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde üst geçitlerle ilgili yapılmış bir ihale bulunmuyordu. Biz de bunun üzerine yaptığımız araştırmalarda bu ihaleye emsal teşkil edebilecek araştırma yaptığımızda Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin geçmişte böyle bir ihale yaptığını gördük.
Ama şunu özellikle söylemek istiyorum, biz Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ihalesini rakam yönünden, bedel yönünden baz almadık, sadece bir referans olarak aldık. Çünkü bu geçirmiş olduğumuz soruşturmada da Mülkiye soruşturmasında da konu olmuştu. Biz bu ihalede muhammen bedelini belirlediğimizde Ankara ihalesinin bedelini günümüze uyarladığımızda yaklaşık 2-2,5 milyonluk bir değere geliyordu, oysa biz 30 milyon TL bedel demiştik. Yani Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin belirlemiş olduğu bedelin 10-15 katı civarındaydı. Sayın Başkanım, özellikle şu hususu belirtmek istiyorum: Bu iddianamede, daha doğrusu bilirkişi raporunda deniliyor ki, "Ankara'daki Ankara'nın ihale bedelinde de bakım, onarım, temizlik gibi maliyetler düşülmüştü. İstanbul için yapılan hesaplamada siz bunları ikinci kez düşerek kamu zararından sebep oldunuz." Ancak burada kendi durumum açısından özellikle şunu belirtmek isterim ki, biz muhammen bedel raporunun hazırlandığı tarihte bizim elimizde Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin bu kendi hesabını oluştururken daha önce bu maliyetlerin düştüğüne veya düşmediğine ilişkin bir veri yoktu. Görebildiğim kadarıyla bilirkişi raporunun elinde de, bilirkişi raporunda da bu Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin bu hesapları yaparken bu maliyetlerin düşüp düşmediğiyle ilgili bir veri yok. Çünkü iddianamede böyle bir tespit veya böyle bir belge de ortaya konulmuş değil.
Özetle Sayın Başkanım, çok kısa tekrar edeceğim; biz komisyon olarak bu ihalede de yeni, farklı veya bu ihaleye özgü bir yöntem oluşturmadık. İdarenin geçmiş yıllarda yaptığı muhammen bedel nasıl belirleniyorsa bunda da aynı yöntem doğrultusunda hareket ettik. Elimizdeki verileri değerlendirdik, emsal araştırması yaptık, ulaşabildiğimiz Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ihalesini de bu kapsamda değerlendirdik. Üstelik Ankara'daki bedeli de aynı şekilde uygulamadık. Ankara ihalesinin dediğim gibi yaklaşık 10-15 katı değerinde bir bedel ortaya çıkardık. Komisyon olarak bizim belirlemiş olduğumuz bu bedel neticede tahmini bir bedeldir, yine ihalenin kesin bir bedeli değildir. Bugün bu yöntemin veya Başkanım yapılan bu hesabın farklı şekilde değerlendirilmesi belki mümkün olabilir, ancak bizim yaptığımız dönemde bu hesaplama yönteminin sonradan eleştirilmesiyle benim kamu zararına yol açmak amacıyla bilerek ve isteyerek bu bedeli düşük belirlediğimin kabul edilmesi aynı şey değildir. Benim Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin hesabında bu bakım, onarım, temizlik gibi giderlerin daha önce düşülmüş olduğunu bildiğimi, buna rağmen aynı bilinçle, aynı indirimi bilinçli olarak ikinci kez yaptığımı ve kamu zararına yol açmak amacıyla hareket ettiğimi gösteren şahsımla alakalı somut bir delil bu dosyada bulunmamaktadır.
Benim söyleyeceklerimi bitiriyorum Başkanım eylem 62'yi. Benim bu ihaledeki görevim de ita amirinin görevlendirmesiyle muhammen bedel takdir komisyonunda görev almaktan ibarettir. Sayın Başkanım, şimdi ise izninizle eylem 63 ile eylem 75 arasındaki 11 eylem için aslında ortak bir savunma yapmak istiyorum. Bu eylemleri Başkanım tek tek sayayım mı, bilemedim? Eylem 63, eylem 64...
Hakim: Aradaki 65, 66, 67, 68, 69, 70...
Adem Tuncay: 71, 72, 73, 74, 75. Evet, evet. Bu 11 eylem için Başkanım ortak bir savunma yapmak istiyorum, çok da vaktinizi de almamak için. Şimdi benim eylem 61 ve eylem 62'deki durumum sadece muhammen bedel komisyonu yönündendi, onu açıkladım. Bu eylem 63'ten itibaren ise durumum daha farklıdır. Başkanım, ben şimdi bu eylemleri tek tek inceledim. Ben bu eylemleri incelediğimde, ben bu eylemlerin muhammen bedel komisyonunda yer almadım. Belediye encümeninde veya ihale komisyonunda da görevim olmadı. İhale yetkilisi veya sözleşmeyi imzalayan makam da değilim. Benim bu eylemlerde şahsımla kurulan bağlantının temelinde müdür olarak ihale onay belgelerinde bulunan idari imzam yer almaktadır. İddiaları incelediğimde de hemen hemen aynı hususların tekrarlandığını görüyorum. Yani bunlar nelerdir? Yeterlilik kriterlerinin yüksek belirlendiği, bu nedenle ihaleye katılımın ve rekabetin azaldığı, işte ana ihalede aranan bazı şartların alt iştirak şirketinin yapmış olduğu alt ihalelerde aranmadığı, işte gizli kalması gereken bilgilerin paylaşıldığı gibi ortak iddialar bulunmaktadır.
Bazı eylemler yönünden de görev almadığım muhammen bedel komisyonunun belirlemiş olduğu bedelin yine düşük olduğu iddiasıyla şahsıma kamu zararına dolandırıcılık suçlaması yöneltilmektedir. Ben bu eylemlerde dediğim gibi ortak olarak tekrar eden iddialara bir bütün olarak cevap vereceğim. Çünkü benim açımdan ortak iddialara verilecek cevaplar esas itibariyle de aynıdır. Öncelikle başkanım, bu eylemlerin tamamında şahsımla bağlantı kurulmasının temelini oluşturan ihale onay belgesinin aslında ne olduğunu, benim bu belge üzerindeki idari imzamın ne anlama geldiğini açıklamak istiyorum. Anlayabildiğim kadarıyla bu ihale onay belgesindeki imzamdan dolayı dosyadaki tüm evraklardan sorumlu tutuluyorum.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim; bu ihale onay belgesi denilen evrak, yapılmış olan bir ihalenin onaylandığı bir belge değildir. Çünkü bu belge imzalandığı sırada henüz ihale yapılmamıştır. Hani belediye encümeni henüz toplanmamıştır, teklifler alınmamıştır, ihaleye kimin katılacağı, ihalenin kimin üzerinde kalacağı, ihale bedelinin ne olacağı bunlar bu aşamada belli değildir. Yani herhangi bir sözleşme de yoktur. Sadece hazırlık aşamasındaki bir evraktır Başkanım. Nitekim bu belgenin kendisine de bakıldığında, bu onay belgesinde üç ayrı makamın imzasının bulunduğunu görürüz. Bunlar; müdür olarak benim imzam, dosyayı üst makama arz eden imzadır. Olumlu ya da olumsuz bir görüş belirtmez. İkinci imza ise daire başkanı tarafından imzalanır. Bu, "uygun görüşle arz ederim" şeklinde dosyayı bir üst makama gönderen imzadır. Üçüncü ve son imza ise genel sekreter yardımcısına, yani ita amirine aittir. Dosyaya olur veren makamdır. Yani bu ihale onay belgesindeki benim imzam ne bir uygun görüş imzasıdır ne de bir olur imzasıdır. Sadece hazırlanmış olan dosyanın idari hiyerarşi içerisinde bir üst makama sunmakla görevli olan bir imzadır.
Sayın Başkanım, bu ihale onay belgesinin ekinde idari şartnameler, teknik şartnameler, muhammen bedel raporları ve diğer ihale evrakları bulunmaktadır. Ancak benim ihale onay belgesindeki imzamın bulunması idari şartnamedeki yeterlilik kriterleri, teknik şartnamedeki hükümler, mali yükümlülükler, ödeme şartları veya dosyanın diğer hükümleri dâhil olmak üzere bunların benim tarafımdan belirlendiği anlamına gelmez. Bunun için size burada belediyede ihale dosyalarının nasıl hazırlandığını, ihale onay belgesinin hangi aşamalardan geçerek benim önüme geldiğini ve nasıl devam ettiğini kısaca bir açıklamak istiyorum. Bu ihale dosyaları böyle tek bir kişinin oturup sıfırdan hazırladığı dosyalar değildir Başkanım. Bir ihale hazırlığı yapılırken daha önce yapılmış benzer ihalelerin şartnameleri, dosyaları taslak olarak ilgili ekipler tarafından alınır. Üzerinde zaten mevzuatın gerektirdiği bütün maddeler sabittir. Sadece işin ödemeye ilişkin hususları ve yeterlilik kriterleri gibi hususlar bir metin olarak önüme gelir. Ben de bunu şekil yönünden aslında inceledikten sonra dosyayı genel ve idari yönden bir kontrol ederim. Dosyada bulunan evrakların, bu belgelerin, dosyada bulunması gereken, mevzuatın zorunlu kıldığı evrakların dosyada bulunup bulunmadığına, işte bunlar nedir; muhammen bedel raporunun bulunup bulunmadığına, raporda dayanaklarının gösterilip gösterilmediğine, şartname ve diğer evrakların dosyada bulunup bulunmadığına genel olarak bakarım.
Başkanım, dikkat edilirse ki tüm idari şartnamelerde ve yeterlilik şartlarında, yani tüm şartnamelerde aslında yeterlilik kriterleri ve ödemeye ilişkin hususlar hariç bütün şartnameler aslında aynıdır. Yani hazırlanan bu taslaklar, sözleşme imzalamaya yetkili amir olan daire başkanlığına sunulur. Daire başkanı tarafından da bu taslak şartname üzerinde özellikle yeterlilik kriterleriyle ve ödemeye ilişkin hususlar kesinleştirilir. Karara bağlanır ve akabinde onay süreci başlatılır. Bundan sonra dosya genel sekreter yardımcısına gider. Başkanım, burada da yani genel sekreter yardımcısı dosyayı uygun bulduğunda da aslında ihale gerçekleşmiş olmuyor, sadece bir olur veriyor. Uygun bulmazsa dosyayı iade edebiliyor ama genel sekreter yardımcısının imzalamış olduğu, vermiş olduğu olurdan sonra dosya ihalenin yapılacağı ana birime, yani belediye encümenine gidiyor. Teklifleri encümen müdürlüğü alıyor. İhaleyi encümen müdürlüğü yapıyor.
Belediye encümeni toplandığında isteklilerin dosyalarını açıyor, belgelerini ve tekliflerini değerlendirir. Gerektiğinde isteklilerden tekliflerini artırmalarını ister ve ihale hakkında kararı verir. Belediye encümeni önüne gelen dosyayı uygun bulmak zorunda da değildir Sayın Başkanım. Eksiklik görürse dosyayı iade edebilir, muhammen bedeli uygun bulmayabilir, şartnamede değiştirilmesi gereken hususlar varsa bunları değerlendirebilir, ihaleyi yapmayabilir de. Üstelik belediye encümeni ihaleyi yapmış olması bile ihaleyi kesin olarak sonuçlandırmaz. Encümenin ihale kararı tekrar ita amirinin onayına sunulur. İta amiri yine kanunun kendine vermiş olduğu yetki çerçevesinde encümenin yapmış olduğu ihaleyi onaylayabilir veya iptal edebilir.
Ben bunları inanın Başkanım, yani bir kişiye, bir makama sorumluluk yüklemek için değil, ben sadece kendi görev ve yetki alanımın sınırlarını anlatmaya çalışıyorum. Yani benim ihale onay belgesindeki sadece görüş bildirmeyen bir arz imzamdan hareketle bu dosyanın içindeki bütün şartlardan sorumlu tutulmamı doğru bulmuyorum. Benim imzam uygun görüş veren imza değildir. Olur veren imza değildir. İhale kararını veren imza da değildir. Hazırlanmış olan dosyayı idari hiyerarşi içerisinde üst makama arz eden imzadır. Nitekim iddianamede de yeterlilik kriterlerinden, teknik şartname hükümlerinden, mali yükümlülüklerden veya ödeme şartlarından herhangi birisini benim belirlediğimi veya değiştirdiğimi veya bu yönde bir talimat verdiğimi gösteren, şahsımla bağlantılı somut bir yazışma, talimat veya bir yönlendirme de bulunmamaktadır. Dolayısıyla Başkanım, benim açımdan değerlendirilmesi gereken husus ihale onay belgesindeki imzamın bulunmasından öte, suçlamaya konu edilen hangi hükmü veya hangi tercihi benim belirlediğimin ve bunun için hangi somut fiili gerçekleştirdiğimin ortaya konulmasıdır. Başkanım, buraya kadar size ihale onay belgesindeki arz imzamın ne olduğunu, yetkilerini ve sınırlarını anlatmaya çalıştım. Şimdi ise bu eyleme gerekçe olarak gösterilen ana konulardan biri olan bu yeterlilik kriterleri ile ilgili hususu açıklayacağım.
Bu eylemlerde Başkanım, ortak olarak üzerinde durulan konulardan en önemlisi ihalelerde aranan sermaye, ciro, iş deneyimi gibi yeterlilik kriterlerinin yüksek belirlendiği ve bu şekilde ihalelere katılımın azaltıldığı iddiasıdır. Az önce size aslında ihale dosyalarının hazırlanma şeklini anlatırken de ifade ettiğim gibi, bu yeterlilik kriterleri belirlenirken de bu şartnameler sıfırdan hazırlanan dosyalar değil, geçmişteki benzer ihale dosyalarından alınan sermaye, ciro ve iş deneyimi gibi kriterlerdir. Başkanım, bu iddianameye konu edilen dosyada, dosyalardaki istenen yeterlilik kriterlerine bakıldığında aslında bunu örneklerle de açıklamak istiyorum. Yani bunlar bu iddianameye konu edilen eylemlerde belirlenmiş sermaye şartları değil. 2011 yılında yapılan billboard ihalesine baktığımız zaman 2011 yılında 9 milyon TL yatırım teminatı, 9 milyon TL iştirak teminatı, 20 milyon iş deneyimi istendiğini görüyoruz. 2018 yılında yapılan yine otobüs durakları reklam ihalesine bakıldığında 12 milyon TL sermaye, 50 milyon TL ciro istendiğini görüyoruz.
2018 yılında yılında yapılan İSPARK otopark reklam alanları ihalesinde yine 12 milyon sermaye, 50 milyon ciro. Başkanım bu örnekleri aslında artırabilirim ama şunu söylemeye çalışıyorum. Bu bu iddianameye konu edilen ihalelerdeki yeterlilik kriterleri yani önceki dönemde yapılmış ihalelerin yeterlilik kriterlerinden daha yüksek değil. Onlar zaten baz alınarak bu ihaleye geçirilmiş kriterlerdir. Başkanım bu husus da anlatabildiğimi düşünüyorum. Son olarak ama şunu da eklememde yine fayda var. Bu iddianameye konu ihalelerdeki yeterlik kriterleri de dediğim gibi geçmiş yıllardakiler baz alınır ve usul olarak da bunlar daire başkanlığı makamına sunulur. Daire başkanı yeterlik şartlarında, ödemeye ilişkin şartlarda yani şartnamenin aslında esaslı hükümlerinde neticede sözleşmeyi imzalayacak makam olduğu için bu konu değerlendirmelerini yapar. Bunları karara bağlar. Yani bir müdürün veya bir müdür yardımcısının bu hacimli ihalelerde bu ihalelerin yeterlik kriterlerini veya ödemeye ilişkin esas esasları belirleme gibi bir yetkisinin olmadığını buradaki tüm hazirun bilir.
Başkanım buraya kadar yeterlik kriterlerinin nasıl belirlendiğini anlatmaya çalıştım. Şimdi bir de iddianamede yer alan her eylemde aşağı yukarı yer alan bu ana ihaleden sonraki işlemler yönünden birtakım değerlendirmeler var. Bunların çok detayına girmeyeceğim ama şöyle söyleyeceğim. Ben bu ana ihalede aranan bazı şartların neden alt ihalede aranmadığı, işte orada alt ihalelerde birtakım muvazaalı teklifler olduğu, işte bazı kişilerin bunlardan menfaat sağladığı gibi iddialar var. Ben bu hususlara hiç girmeyeceğim çünkü bunlar benim görev ve yetki alanımın dışındaki hususlardır. Ben belediyede görev yapan bir devlet memuruyum. Bu iştirak şirketlerinin yapmış olduğu bu alt ihalelerle alakalı ne bir yönetim yetkili ne de bir karar mekanizması da değilim. Bu şirketlerin kendi kurulları, kendi yönetim kararı mekanizmaları vardır.
Benim açımdan görev yönünden önemli olan husus şudur: Ben görev ve yetkim bulunmayan bu süreçlere fiilen müdahale ettiğime, bunları yönlendirdiğime veya bunların sonucuna etki ettiğime ilişkin şahsımla somut bir tespit var mıdır? Ben dosyada böyle bir tespit de göremiyorum. Yine tekrar edeceğim. Ayrıca ne bir gizli tanık ifadesinde ne bir başka bir tanık tarafından benim bu ihalelere müdahale ettiğime dair bir anlatım yer almamaktadır Sayın Başkanım. Başkanım bir de yine tüm eylemlerde ortak ama benim bir türlü anlayamadığım bir bir gizli bilginin paylaşıldığı iddiası bulunmaktadır. Ben bu eylemlerde ortak olarak ileri sürülen bu gizli bilginin paylaşıldığı iddiasını hani kiminle hangi bilgi nasıl paylaşılmış bunu da aslında dosyada göremiyorum ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Ben hiç kimseyle gizli bir bilgiyi paylaşmadım. Şahsımla bağlantılı olarak da herhangi bir bilgiyi bir kişiyle paylaştığıma dair gizli kalması gereken bir bilgiyi paylaştığıma dair ne bir mesaj, ne bir yazışma, ne bir görüşme ne de bir somut tespit bu dosyada Başkanım bulunmamaktadır.
Başkanım özellikle şunu da söylemek istiyorum. Bu bu eylemlerde şahsımla kurulan bağlantının temelinde ihale onay belgesindeki idari imzam bulunmaktadır. Ancak benim anlayamadığım husus, bu idari imzadan hareketle biraz önce açıkladığım iddialarla aralarında nasıl bir bağ kurulmuş, ben bunu göremiyorum. Dediğim gibi bu yeterlik kriterlerini ben belirlemedim. Herhangi bir kişinin veya şirketin ihaleye katılmasını engellemedim. İddianamede de böyle bir tespit yoktur. İştirak şirketlerinin yapmış olduğu gerçekleştirildiği alt ihalelerde herhangi bir görevim ve yetkim yoktur. Herhangi bir kişiye ihale öncesinde gizli kalması gereken bir bilgiyi de paylaşmadım. Dolayısıyla ihale onay belgesindeki idari imza üzerinden benimle nasıl bir somut bağlantı kuruluyor, hangi fiil üzerinden bu çıkarılabiliyor, bunu da anlayabilmiş değilim.
Başkanım, son olarak bu hususlarla ilgili çok vaktinizi almayacağım ama şunu söylemek istiyorum. Şimdi bu eylemlerin bazılarında da ben bu ihalelerin muhammen bedel komisyon üyesinde görev almama rağmen birtakım kamu zararına dolandırıcılık suçlamaları yöneltilmektedir. Şimdi Sayın Başkanım, ben eylem 61 ve eylem 62’de muhammen bedel komisyonunda görev aldım ve burada nasıl bir yöntem, nasıl bir usul belirlediğimizi anlatmaya çalıştım. Ancak burada sözünü ettiğim bu ihalelerde ben bu ihalelerin muhammen bedel takdir komisyonlarında yer almadım. Yani ben bu muhammen bedeli belirleyen, bu hesapları yapan veya bu raporları hazırlayan komisyonun bir üyesi de değilim.
Ben bu komisyonun hazırlamış olduğu raporu onaylayan makam da değilim. Yani benim önümde ihale dosyası bakımından yapabileceğimbilceğiniz tek değerlendirme, mevzuatın gerektirdiği şekilde dosyada bu evrakların olup olmadığı, muhammen bedel raporunun dayanaklarının gösterilip gösterilmediği, emsallerden faydalanılıp faydalanılmadığı; ben bunlara bakabilirim. Bunun haricindeki hususlarla ilgili benim bir görev ve yetkim bulunmamaktadır Sayın Başkanım. Ki kimseye de muhammen bedel komisyonuna da bu rakamla alakalı, muhammen bedelle alakalı "bu rakamı şöyle belirleyin" veya "böyle belirleyin" şeklinde bir talimatım, yönlendirmem de olmamıştır. Dosyada da bununla ilgili böyle bir delil veya anlatım da bulunmamaktadır.
Sayın Başkanım, bitiriyorum son olarak bu hususla ilgili. Ben bunu inanın kendime de çok soruyorum. Ben bu muhammen bedeli belirleyen bu komisyonun üyesi değilsem, hazırlanmış olan bu raporu onaylayan makamda da değilsem veya bu bedelin şu veya bu şekilde belirlenmesi yönünde vermiş olduğum bir yönlendirme de yoksa, yani bu eylemlerden sorumlu tutulmamın inanın cevabını kendim bulamıyorum iddianamede. Başkanım, yani eylem 63’ten başlayıp 75’e kadar devam eden 11 eylem için savunmam bundan ibarettir. Şimdi ise izninizle Başkanım, şöyle bir yudum su... Çok teşekkür ederim. Sayın Başkanım, şimdi ise izninizle bir sonraki eyleme geçmek istiyorum. Eylem 77. Bu, dijital bir yayın platformundaki 100 30’luk belediye kontenjanı için içerik üretimi, yönetilmesi, raporlanması ve denetlenmesi ile ilgili bir ihaledir. Bu eylem 77 tek bir ihaleden de ibaret değil. Anladığım kadarıyla 7 tane dosya incelenmiş. Bu 7 dosyadan 5’i hakkında şahsıma bir suç isnadında bulunulmaktadır. Sayın Başkanım, bu eylemlere ilişkin bilirkişi raporunu incelediğimde aslında bilirkişi raporunda 2 temel tespitin bulunduğunu görüyorum.
Bunlardan ilki şartnamede neden araç adetlerinin belirtilmediği ve ekran sayılarının belirtilmediği, bu durumun isteklileri tereddüde düşürdüğü gibi bir iddia üzerinden bir suç isnadında bulunulmaktadır. Diğer bir tespit ise 10 yıllık tecrübeye sahip personel, 3 yıllık tecrübesi olan personel aranması, 5.000 saatlik görüntü arşivi gibi şartların bu ihaleye katılımı engellediği, katılımı sınırlandırdığı iddiasıyla bir suç isnadında bulunulmaktadır. Yalnız şunu belirtmek istiyorum Başkanım. Benim anladığım, bilirkişi aslında bu işin mahiyetini tam olarak anlayamamış, farklı bir açıdan bakarak böyle bir isnatta bulunduğunu düşünüyorum. Bunu neden söylüyorum Sayın Başkanım? Yani bu ihalenin konusu bir araç satın alma, bir ekran satın alma veya bir ekran kurma, bir mecra kurma gibi bir ihale değil. Bu ekranlar zaten belediyeye ait toplu taşıma araçlarında; işte otobüslerde, tramvaylarda, metrolarda zaten mevcutta bulunan hazır ekranlar.
Bu ihalenin amacı da bizim bu hazır ekranlarımızdaki kontenjanımıza içerik üretmekti. İçerik üretmekten kastım nedir? İşte halkın bilgilendirilmesi amacıyla birtakım videolar hazırlanması, işte bunların montajlanması. İçerik üretmekten kastım budur Başkanım. Yani burada ekran sayısının şartnamede belirtilmemiş olmasının aslında ihalenin içeriğiyle çok da bir alakası da bulunmamaktadır. Buradaki ana maliyet aslında bir içeriğin üretilmesi; bu üretmek için birtakım işte montajcınız olacak, muhabiriniz olacak, işte sahaya çıkacaksınız, belgesel hazırlayacaksınız gibi. Yani içerik üretildikten sonra bunları 5 ekranda yayınlamışsınız, 50 ekranda yayınlamışsınız, 500 tane ekranda yayınlamışsınız; bunların aslında çok da bir önemi yok Başkanım.
Onun için burada bilirkişinin aslında bu işi ile ilgili rapor yazarken konuyu tam olarak doğru anlayamadan bir rapor yazdığını düşünüyorum. Onun haricinde Başkanım, şunu da yine belirtmek isterim: Yani bu ihale 2016 yılından beri düzenli olarak her yıl yapılan bir ihale. Yani bu ihale 2016 yılından beri de belediyenin bu iş için kurulmuş olan şirketi Medya A.Ş. üzerinden kalmaktadır. Yani burada herhangi bir alt yüklenici de yoktur ki yıllar içerisindeki şartnamelere bakıldığında da bu işe ait şartnamelerin 2016 yılından beri neredeyse aynı olduğunu da görüyoruz. Yani biz, Sayın Başkanım, ben şunu söylemek istiyorum: Bu ihale önceden, 2016 yılından beri yapılan şekliyle bugüne kadar devam eden bir ihaledir. Şartlarında hiçbir esaslı değişiklik yapılmamıştır. Yani biz görev yaptığımız dönemde bu iş daha önce nasıl yürütülüyorsa, geçmişten gelen şartname yapısı neyse biz de gördüğümüz ve uygulandığını bildiğimiz yöntemi bu dönemde de devam ettirdik.
Başkanım, Eylem 77 ile ilgili olarak aslında söylenebilecek de çok hani ekstra bir şeyler bulamıyorum aslında. Çünkü bilirkişi raporunda da çok fazla bir tespit yok, dediğim gibi iki temel tespite dayandırıyor. Ama sonuç kısmına kısaca bir değinmek isterim yine; işte yine iddianamede işte gizli kalması gereken bilginin paylaşıldığı yönünde bir iddia var. Ben aynı şeyi söyleyeceğim: Ben kimseyle herhangi bir gizli bilgiyi falan paylaşmadım. Kimseyle paylaştığıma dair de iddianamede olsun, işte beyanlarda olsun böyle bir açıklama da yoktur. Söylemek istediğim son olarak; 2016 yılından beri düzenli olarak yürütülen bu hizmet bizim kurumda gördüğümüz şekilde uygulanmaya devam etmiştir. Başkanım, Eylem 77 açısından söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.
Şimdi ise Başkanım, son olarak Eylem 117 ile ilgili savunmama geçmek istiyorum. Başkanım, bu Eylem 117 ile ilgili suçlama 2019 yılından 2024 yılına, 2024 yılına kadar böyle oldukça geniş bir dönemi kapsamaktadır. Bu eylemde çok sayıda reklam alanından izinli sayılan, ecrimisil dosyası açılmasından, zabıtanın bazılarını kaldırıp bazılarını kaldırmadığı gibi birtakım iddialar var. Ben Eylem 117 yönünden özellikle savunmamı şu şekilde yapacağım: Ben bu tevdi raporunda belirtilen işlemlerin gerçekleşip gerçekleşmediğini tartışmak üzerine bir savunma yapmayacağım. Bu eyleme konu yerlerde 2020 yılından önce hangi idari süreçlerin nasıl yürütüldüğü, 2020 yılından sonra hangi yerler hakkında ecrimisil dosyalarının oluşturulduğu, bu reklam uygulamalarının hangilerinin kaldırılıp hangilerinin kaldırılmadığı, hangi idari işlemlerin yapılıp yapılmadığı bu dosya içerisindeki belgelerden anlaşılmaktadır. Ben bu işlemlerin varlığını inkar ederek ya da bunların doğruluğunu kabul ederek bir savunma da yapmayacağım.
Başkanım, burada benim itirazım; benim bu işlemlerle aramda hiçbir somut bağlantı kurulmadan sadece o müdürlükte görev yapmış olmam nedeniyle şahsıma bu suç isnadının yöneltilmesidir. Yani bir kurumun içerisinde, benim o kurumda olmuş olmam nedeniyle o kurumda yapılan bütün işlemlerden sorumlu tutulmamam gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle de müfettişin raporundaki her bir tespit bakımından yani şu soruyu kendime soruyorum: Yani bu Adem Tuncay bu işlemin hangi aşamasında, neresinde yer almış? İddianameye baktığımızda veya daha doğrusu bilirkişi raporuna, tevdi raporuna baktığımızda böyle bir tespit yok. Öncelikle Başkanım, 2020 yılından önceki izin uygulaması ile 2021 yılından sonra başlatılan ecrimisil işlemlerinin bu eylem özelinde birbirinden ayrılması gerekmektedir. Reklam Yönetimi Müdürlüğü 2016 yılında kurulmuştur. Müdürlüğün kurulduğu 2016 yılından 2020 yılına kadar Reklam Yönetimi Müdürlüğü bünyesinde inşaat paravanları için veya işte yol kenarındaki paravanlar için herhangi bir ecrimisil işlem dosyası bulunmamaktaydı. Bu inşaat paravanları ile ilgili süreçler genel ağırlık olarak Kentsel Tasarım Müdürlüğü üzerinden... Başvuru oraya yapılırdı, işte izin verilecek, verilmeyecek o Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün bünyesindeki bir komisyon tarafından değerlendirilirdi; işte kimilerine izin verilirdi veya kimilerine izin verilmezdi. 2021'e kadar yaklaşık bu süreç böyle gitti.
Ama ben de, hatta Başkanım şunu da söyleyeyim; ben de bu Kentsel Tasarım Komisyonu'nda 2016 yılında, 2016 yılından yanlış hatırlamıyorsam 2021 yılına kadar görev de aldım. Bu nedenle bu komisyon evrakının bazılarında da benim imzam, komisyon üyesi sıfatıyla bulunmaktadır. Ben bu izin evraklarında, şimdi orayı anlatacağım Başkanım, imzam olmadığını söylemiyorum. Aksine komisyonda üye olarak görev yaptığımı ve görevin gereği bazı evrakları da imzaladığımı açıkça ifade ediyorum. Ama burada iki hususun, tekrar söylüyorum Başkanım, birbirine karıştırılmaması hususunu özellikle rica ediyorum. Yani 2016 ile 2020 yılları arasındaki bu reklam panolarının değerlendirilmesiyle birinci işlem aslında, şunu söyleyeyim Başkanım; 2016 ile 2020 yılları arasında Kentsel Tasarım Müdürlüğü'ne yapılan ve İstanbul Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği kapsamında değerlendirilen, uygun bulunan reklamlara verilen izin... iştir. İkinci iş ise Başkanım, bu 2020'den sonra işte bu aynı veya benzer yerler için oluşturulan ecrimisil işlem dosyalarıdır. Şimdi bu evraklarda benim imzam ağırlıklı olarak Kentsel Tasarım Müdürlüğü Komisyonu'ndaki görev yaptığım döneme tekabül etmektedir. Buna karşılık ben bu 2020 yılından sonra aynı yerler hakkında oluşturulan bu ecrimisil dosyasına ilişkin olurların tamamında diyebilirim neredeyse, benim imzam dahi bulunmamaktadır.
Başkanım, bu ecrimisil dosyalarının açılma tarihlerine bakıldığında bunların benim müdürlüğe başladığımdan önceki dönemde gerçekleştiği çok açıkça görülecektir. Ayrıca biz bu ecrimisil dosyası açıldığı tarihte müdürlükte 3 müdür yardımcısı olarak görev yapıyorduk. Yani hani bu ecrimisil dosyaları ile ilgili saha tespitleri benim görev alanım içerisinde değildi, bunlar başka bir arkadaşın görev alanı içerisindeydi. Başkanım, devam ediyorum izninizle. Ayrıca Başkanım, yani bir müdür yardımcısının bir yerde bir ecrimisil açılıp açılmayacağı ile ilgili bir karar verme veya işte bunun kaldırılması gibi bir tasarrufta bulunması mümkün de değildir. Nitekim ecrimisil dosyaları da bir... Bunu hatta emniyet ifademde de belirtmiştim; ecrimisil dosyaları bir başkanlık oluru şeklinde yine, genel sekreter yardımcısının onayıyla oluşturulan dosyalardır. Tekrar etmem gerekir ki bu ecrimisil dosyalarının tamamında, neredeyse tamamında benim imzam dahi bulunmamaktadır. Ben sadece...
Konuşmamı bitiriyorum başkanım. Çok çok az kaldı, başkanım. Ben konuyu tekrar etmek istiyorum başkanım. Ben sahada bir kullanımın tespit edilmesi, fotoğraflanması veya kayıt altına alınması ve teknik bir rapora bağlanması benim müdür yardımcısı olarak görev yaptığım dönemde benim birimimin görev alanında değildi. Hangi alan, hangi alan hakkında ecrimisil dosyası oluşturulacağına karar vermek yine benim yetkimde olması mümkün değil. Nitekim bu emniyet ifadesinde de bahsettim. Bu ecrimisil, oluşturulan ecrimisil dosyaları ile ilgili bedeller de yine Emlak Daire Başkanlığı bünyesinde kurulan bir komisyon tarafından belirlenmiştir. Burada tevdi raporunda yine bir idari para cezasından dolayı bir eleştiri var Sayın Başkanım. İdari para cezaları Belediye Encümeninin kesebileceği bir ceza, verebileceği bir cezadır. Yani ben o dönemde bir müdür yardımcısı olarak herhangi bir idari para cezası verme yetkim mümkün değildir. Zabıtanın görev alanına giren reklam uygulamalarının kaldırılması veya kaldırılmaması gibi herhangi bir görev, yetkim de yoktur. Dolayısıyla müfettiş raporunda belirtilen bu işlemlerin ağırlığı ayrı, bu işlemlerde benim şahsımın görev ve sorumluluğunun bulunmadığı ayrı bir meseledir. Benim savunmam tevdi raporunda geçen birçok birimle, birçok şirketle ilgili iddiaları savunmak veya raporda anlatılan işlem sürecini bütünüyle reddetmek değildir. Ben bu sürecin karar, onay, uygulama aşamalarında yer almadığımı açıklamak istiyorum.
İddianamede yer verilen reklam şirketi temsilcilerinin ifadeleri de bu açıdan başkanım birlikte değerlendirilmelidir. Ecrimisil dosyaların açılmasına ilişkin süreç hakkında ifade veren reklam şirketi temsilcilerinden bir tanesi bile benim ismimden bahsetmemiştir. Bu kişilerin beyanlarında benim kendileriyle görüştüğüme, ecrimisil dosyası açılacağını söylediğime, ecrimisil uygulanması konusunda onları yönlendirdiğime veya bu işlemlerin herhangi bir aşamasını benimle yürüttüklerine dair tek bir anlatımda bulunmamaktadır. Aksine reklam şirketleri, benim iddianamede okuyabildiğim kadarıyla bu süreçleri kimlerle yürüttüklerini, kimlerle görüştüklerini de açıkça belirtmişlerdir. Benim bu anlatımlarda dahi adım geçmemektedir. Yani başkanım, eğer iddia edildiği gibi bu ecrimisil dosyalarının açılması ve bu reklam alanlarının kullandırılması sürecinde ben şahsen yer almış olsaydım, en azından bu reklam şirketlerinden bir tanesi "Biz bu süreçleri seninle veya Adem'le yürüttük" derdi diye düşünüyorum. Ancak dosyada böyle bir beyan bulunmamaktadır. Dolayısıyla yalnızca idari belgelerde değil başkanım, eyleme konu işlemlerin doğrudan muhatabı olan reklam şirketi temsilcilerinde de şahsımı bu süreçle ilişkilendiren herhangi bir somut olgu yoktur.
Sayın Başkanım, müsaadenizle Alper Aydın ve Kaan Sürmegöz'ün savunmaları sırasında değindikleri bir Sev Reklam'a ait ilişkin bir husus var. Orada beni yalancılıkla itham etmişlerdi. Ben şimdi onunla ilgili belgeyi izninizle size sunmak istiyorum. Bu Merter'de bulunan reklam panoları. Şimdi hatta size bir belge gösterdi başkanım onun adı dün. "Adem yalan söylüyor, buraya kendisi izin verdi" diye size bir eski tarihli komisyon raporu sunmuşlar. Bu komisyon raporları başkanım yıllıktır. Hani bir kere izin aldınız, bunu ilelebet aynı izinle aynı yeri kullanma hakkı vermez. Ancak arkadaşlar bugün o gün burada size öyle bir beyanda bulunmuşlar. Ben de şimdi size izninizle o yerle ilgili, madem burası izinli bir yerdi, ben madem yalan söylüyorum, bu izinli yerle ilgili neden ecrimisil işgal dosyası oluşturulmuş? Bunu ilgililerine aslında söylemek istiyorum. Ve veya Alper Adnan açısından da madem burası izinli bir yerdi, niye buraya ecrimisil ödemeyi kabul etmiş, ödemelerini eksiksiz bir şekilde yapmış? Başkanım, izniniz olursa bunu size göndermek istiyorum. Bu izinsiz olduğunu iddia ettiğim ama benim yalanlandığım şeyin belgesidir. Neticede müfettiş raporunda da 2020 yılından önceki uygulaması ile 2020 yılından sonraki ecrimisil uygulaması arasındaki bu değişikliğe dikkat çekilmektedir.
Sayın Başkanım, dediğim gibi ben bu onay, kentsel tasarım bizim komisyonda görev aldım. Bu imzamı da, attığım imzaları da inkar etmiyorum. Ancak burada asıl değerlendirilmesi gereken konunun aynı ve benzer yerler için daha sonraki tarihlerde izin süreçlerinin neden devam ettirilmediği, neden ecrimisil dosyası açıldığı, bunların kararlarını kim veya kimlerin verdiği, kimlerin imzasıyla bu işlerin yürütüldüğü, bunlar benim dışımda gerçekleşen olaylardır. İzin komisyonundaki imzam böyle öne çıkarılarak sanki 2020 yılından sonra oluşturulan bu ecrimisil dosyalarında benim görev ve sorumluluğum varmış gibi bir durum meydana getirilmeye çalışılmaktadır. Ancak izin işlemlerindeki komisyon üyeliği ile daha sonra yürütülen ecrimisil işlem dosyaları tamamen birbirinden farklı uygulamalardır.
Başkanım, tekrar söyleyeceğim, şunu da ifade etmek isterim. Ben dediğim gibi böyle bir beyanda, ben hiç kimseye bir reklam alanı verilmesiyle ilgili bir görüşme de yapmadım. Burayı kullanın, daha sonra ecrimisil uygularız yönünde bir görüşme de yapmadım. Herhangi bir şirketin veya kişinin izin süreçlerini geciktirmesi yönünde bir hareketim de olmadı. Herhangi bir şirket lehine ecrimisil bedeli veya belirlenmedim veya mevcut bedeli de değiştirmedim. Bir idari para cezasının uygulanmaması yönünde herhangi bir iradem de olmadı, olamaz. Dediğim gibi başkanım, bu dosyada özellikle bu 117 ile alakalı bir çok dosya tabii dinlenilmiş, gizli tanık anlatımlarına da yer verilmiş. Bu beyanlar alınmış ama şahsımla alakalı herhangi bir ithamda bulunan tek bir kişi bile bulunmamaktadır.
Başkanım, şöyle diyeyim. Benim bu anlatım içerisinde ben burada da somut hareketimde, tevdi raporunu hazırlayan müfettişin beni bu eylemlerle, eylemi nasıl ilişkilendirdiğini anlayabilmiş değilim. Durumum bu şekildedir Sayın Başkanım. Şimdi çok sadece iki dakikalık bir konuşma yapıp bitiriyorum başkanım. Başkanım, şimdi ben buraya kadar size hakkımda ileri sürülen eylemlere karşı açıklamalarımı tek tek yapmaya çalıştım. Savunmamda da bu siyasi veya bu basına yansıyan veya kamuoyu tartışmaları üzerinden bir değerlendirme yapmadım. Heyetinizden ve Sayın Başkandan ricam, benim bu dosyanın genel anlatımının içerisinde değil de hakikaten görev ve yetkimin ne olduğu, hangi somut fiilleri var, bunların üzerinden değerlendirmenizdir.
Ben 2006 yılında İBB'de göreve başladım. Bu dosyaya konu işlere de varlığı iddia edilen bu örgütten sonra başlamadım. Ben 2019 öncesinde de bu birimde çalışıyordum, reklam dosyalarıyla ilgili çalışıyordum. Yani şunu söylemeye çalışıyorum; belediyede yönetimler değişti, belediye başkanları değişti, yöneticiler değişti, ben ise memur olarak görevime devam ettim. Daha önce hangi işlerle ilgileniyorsam görevim kapsamında bu işleri yapmaya devam ettim. Yani ben 2019'dan sonra başka bir Adem Tuncay da olmadım Sayın Başkanım. Benim açımdan değişen bir mesleki amaç veya başka bir irade de olmadı. Yaklaşık 20 yıllık kamu görevim boyunca hiçbir şirketin lehine, hiçbir şirketin menfaati için çalışmadım. Ben belediyenin memuruyum. Bir şirket ihaleyi kazansın diye de hareket etmedim. Başka bir şirketin ihaleye katılmasını engellemedim. Herhangi bir firmayla hiçbir gizli bilgiyi paylaşmadım. Nitekim dosyada da benim böyle bir fiilim olduğuna ilişkin somut bir beyan veya delil de bulunmamaktadır.
Başkanım, ben dediğim gibi bu iddia edilen örgütsel yapının hiçbir şekilde bir parçası olmadım. Bu yapının amaçlarına hizmet etmek için de hareket etmedim. Bana böyle bir görev de verilmedi, ben de kimseye böyle bir görev vermedim. Başkanım üstelik benim ve ailemin yaşadıkları ortadayken, eşim işten çıkarılmışken, eşimin maruz bırakıldığı mobbingi size anlatmışken, 13 yıllık işini koruyamamışken, burada bir etkim olamamışken, yani ben hangi saikle bu varlığı iddia edilen örgütün menfaatleri doğrultusunda hareket edebilirim ki? Üstelik yalnızca eşim açısından değil, ben bugün dahi cezalandırılıyorum. Görevime dediğim gibi, savunmamın başında, benden çok daha üst pozisyonda yer alan birçok bürokrat görevine döndürülmüşken ben bugün tamamen saçma bir gerekçeyle, hakkımdaki hukuki süreç devam ettiği gerekçesiyle görevime dahi başlatılmış değilim. Bitiriyorum Başkanım izninizle son bir dakika.
Şunu da özellikle söyleyeyim Başkanım; ben hiçbir şekilde bu işlerden ne kendime, ne bir yakınıma, ne de aileme bir menfaat sağlamadım. Yaklaşık 20 yıllık çalışma hayatımın sonunda, ki bunun 12-13 yılı karı-koca olarak çalışmışızdır, edinebildiğimiz tek mal varlığı Bağcılar'da bir daire, eşimin evlenmeden önce baba evinden getirdiği bir araba, bir de bu yönetim tarafından işten çıkarılan eşimin kazanmış olduğu tazminatla Kırklareli'deki 350 metrekarelik bir arsadan ibarettir. Çocuklarım devlet okuluna gitmektedir, özel okula gönderemiyorum. Ben yani bu menfaat karşısında dediğim gibi Başkanım hiçbir menfaat elde etmedim. Bunun benim hayatımda hiçbir şekilde bir karşılığı yoktur. Son olarak savunmamın ilk günden itibaren davranışım da ortadadır. Ben telefonun şifresini dahi kendi isteğimle verdim. Bilgisayarımı kendi isteğimle kolluk görevlileriyle paylaştım, şifresini de verdim. Savcılık makamına tamamen kendi irademle başvurdum ve bildiğim bütün hususları anlattım.
Başkanım bu itibarla hakkımdaki tüm suçlamalardan beraatimi talep ediyorum.
ARA SONA ERDİ
Ara sona erdi. Duruşma Adem Tuncay'ın savunması ile devam ediyor.
DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Heyet uzun savunmaların ardından duruşmaya ara verdi.
"SUÇLANDIĞIM ÖRGÜT AMA BEN İŞTEN ÇIKARILDIM"
Eski İSPER Başkanı Songül Çar savunmasını yaptı:
Sayın Başkanım, öncelikle teşekkür ederek başlamak istiyorum. Ben Fethiye'den geliyorum, o yüzden yol yorgunluğum var. Dün veremedim beyanımı... Bu süreç içerisinde emniyette ve Vatan'da verdiğim savcılık ifadesindeki aynı beyanımı tekrar ederek konuya başlamak isterim. Dijital Deneyim Müzesi aslında orada da bahsettik, ilk başlarda benim içinde olmadığım bir projeydi. Buranın koordinatörleri vardı. Daha sonraki süreçlerde benim görev tanımımdaki Kültür A.Ş. içerisinde bakıldığında Erdinç Çolak'a bağlı, Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak'a bağlı birimin ihalelerinin sisteme yüklenmesi benim tarafımdan yapılıyordu.
Teknik şartnamelerde de Kürşat sisteminin üzerindeki —KÜRŞAT sistemini iki tırnak içerisinde açmak istiyorum yanlış anlaşılmasın— İBB ve Kültür A.Ş.'nin kullandığı satın alma ve operasyon noktasında, yani sizin girdiğiniz satın almaların ihale komisyonuna düşebilmesi için orada bir KÜRŞAT denilen sistem kullanılıyordu. O sistemde ben oraya giriş yaptığım için doğal olarak teknik şartnamelerde benim adım çıkıyordu. Ama burada şu da var: İhale komisyonunun da Genel Müdür Yardımcıları ve Genel Müdürler tarafından atamalarının yapıldığını biliyorum. Bu süreç içerisinde benim konunun içinde olma sürecim tamamen teknik şartnameye konu, kapsam, işin başlangıç ve bitiş tarihi olmak üzere yazdığım kısımlarda... Yani ben işin teknik özellikleri kısmında olmam, teknik özellikler ilgili birim tarafından bana gönderilir, ben bunların girişini sisteme yaparım. Bu sisteme giriş açısından benim adım olduğunda ihalede varım, ihalede var olduğum için de sanırım bu yüzden karşınızdayım.
Bu noktanın içerisinde şeyi de size bahsettim ben savcılık beyanımda: Şimdi iki tane işimiz var benim içinde olduğum; elektronik sistemler, endüstriyel ekran ve video wall'lar. Bunun zaten teknik şartnamesini benim yazmadığım, bu sürece de imza atmak istemediğimin beyanı birim şefim olan Semih Özkaya'ya WhatsApp üzerinden attığım beyanım var. Bunu da savcılıkla birlikte sizin tarafınıza zaten sunmuş oldum. Savcılık ifadesinde yine bu konuyla ilgili savcıyla o günkü konuşmamızda tanık olarak aslında karşınızda olmam gerekirken sanık olarak karşınızdayım. Ve bunun yanında da işte bir 4 günlük Vatan serüvenimiz oldu. Bunun yanı sıra örgütle suçlanıyorum ama suçlandığım örgüt tarafından işten çıkartıldım. Söyleyeceklerim bu kadar. Yani çok fazla bir şey söylemenin gereği olmadığını düşünüyorum bu saatten sonra. Aynı beyanımı tekrar ediyorum.
SAVCI SORGUSU
Savcı: Bu imzaya zorlama meselesi, baskı, mobbing DDM kuruluş aşamasında devam etti demişsiniz.
Songül Çar: Şimdi şöyle, bahsettiğim gibi elektronik sistemler endüstriyel ekran ve video wall sistemlerinde Deniz Fatma tarafından hazırlanan bir teknik şartname vardı. O teknik şartnamenin içerisine imza atmak istemediğimi, bu teknik şartnameyi benim hazırlamadığım için imza atmak istemediğimi belirttim ama bu üst yöneticilerim tarafından kabul edilmedi.
Savcı: Benim hazırlamadığınız bir şartnameyi başka biri hazırladı, siz hazırlamış gibi imza attınız, zorla imza mı attırdılar?
Songül Çar: Doğrudur, evet.
Savcı: Böyle bir usul var mı çalıştığınız kurumda? Yani diğer ihale evraklarında da benzer teknik şartnameyi farklı bir kişi hazırlayıp da sizlere veya başka birine imza attırırlar mı şahit olduğunuz?
Songül Çar: Benim şahit olduğum yok ama burada hani belki şu beyanım var. Bunu da üzülerek söylemek istiyorum burada. Eski personeliz biz. 16 yıllık bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçmişim vardı benim. Bu sürecin içerisinde ilk başta dahil edilmeyip daha sonra evet dahil edileceksin denmesi de belki bir soru işaretiydi. Neden dahil edildiğim konusunda hiç bir bilgim yok. Çünkü ilk başta bunlar çok gizli, Dijital Deneyim Müzesi. Kültür A.Ş.'de çok gizli hazırlanan bir projeydi öyle söyleyeyim size.
Savcı: Neden gizliydi?
Songül Çar: İşte bunun, bu sorunun cevabını ben hala bilmiyorum. Yani iddianameyi okuduğunuz zaman taşları yerine oturtturabilecek belki bir şeyler buluyorum kendi çapımda ama neden gizliydi, o birimin teknik şartnamelerini yazan, yazan ben değildim bu arada. Şöyle, konu kapsam, işin başlangıç ve bitiş tarihlerindeki düzenlemeleri yapan bendim ve sisteme giriş yapan da bendim bunlara. Yani satın almaya bunu gönderen de bendim. Ancak bu ilk başta dediğim gibi Deniz Fatma ve Semih Özkaya tarafından takip edilen bir projeydi. Ben hiç dahil edilmedim. En son süreçte konu bana geldiğinde bu beyanda, hatta bunun kamera kayıtları da vardır. Deniz Fatma Bido tarihini tam hatırlayıp şu an söyleyemeyeceğim ama şirkete gelip bunu bana imzalattı. Hatta ben o gün şirkette bile değildim, sırf bu teknik şartnameyi imzalamak için şirkete getirttirildim.
Savcı: Peki onlar neye imza atmadı?
Songül Çar: Ben onu bilmiyorum sayın savcım.
Savcı: Bu süreci peki kim takip etti? Erdinç Çolak...
Songül Çar: Erdinç Çolak. Benim Genel Müdür Yardımcım Erdinç Çolak'tı. Ben ona bağlı çalışıyordum. Bu sürecin içerisinde Erdinç Çolak ihale ile ilgili ne derse, burada şu örneği verebilirim. Buradaki arkadaşlarımdan hani yazıcım, mübaşirim neyse benim Kültür A.Ş.'deki görevim oydu. Ben burada herhangi bir menfaat çıkar temin etmedim. Benim herhangi bir mal varlığımda artış...
Savcı: Murat Abbas dahil oldu mu bu sürece veya Murat Ongun?
Songül Çar: Ben bunlarla ilgili bilgi bilmiyorum inan ki. Yani Murat Abbas Genel Müdürümüzdü. Murat Ongun'la burada gördüğüm kadarıyla tanırım, tanışmışlığım yoktur kendisiyle. Murat Abbas bunun içinde mi, dışında mı onu da bilmiyorum ama şunu biliyorum. Birçok ihalede Murat Abbas zaten yurt dışında, gezide, tatilde vesaireydi. Bu süreçte Erdinç Çolak onun yerine vekillik ediyordu ya da Doğan Hamit Doğruer onun yerine vekillik ediyordu. Bu kapsamda Murat Ongun veya Murat Abbas ile ilgili benim söyleyeceğim bir beyan yok.
KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR
Kahraman Yeşilyurt: Beni bilir, tanır mısınız Songül Hanım?
Songül Çar: Evet, Serdal Taşkın döneminde birkaç ihalemiz mimari olarak...
Kahraman Yeşilyurt: DDM projesinde anladığım kadarıyla ihale evraklarını sisteme giren kişi olarak algıladım ifadenizden.
Songül Çar: Doğrudur.
Kahraman Yeşilyurt: Bu DDM projesiyle ilgili birkaç soru sormak istiyorum.
Songül Çar: Buyurun.
Kahraman Yeşilyurt: DDM projesi döneminde bir de gayriresmî ödeme aldığımla ilgili bir duyumunuz oldu mu, bilginiz var mı?
Songül Çar: Sizinle ilgili öyle bir bilgim yok, duymadım.
Kahraman Yeşilyurt: Bunu şuna istinaden söylüyorum: Hakkımda verilen ilk ifadede Abbas’ın 17 Nisan 2025 tarihine kadar olan süreçte tarafımdan harcandığı iddia edilen ve 7 milyon havalandırma ve çatı, 8 milyon iletişim koordinatörlüğünün camı, 22 milyon işçilik, 6 milyon TL Kahraman isimli şahsa ödenen paralar gayriresmî bir şekilde bütçeye dâhil edilmiştir deniyor.
Songül Çar: Kahraman Bey, benim bundan haberim yok. Bütçesel olayları zaten bilmem ama ben böyle bir şeyi hiç duymadım Kültür A.Ş.'de.
Kahraman Yeşilyurt: Tamam, buna istinaden birkaç soru soracağım size. DDM projesi döneminde şirketin Antre ile DDM'de herhangi bir iş aldığımı duydunuz mu?
Songül Çar: Hayır.
Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir işin yapımını üstlendiğimi gördünüz mü, duydunuz mu?
Songül Çar: Ben görmedim.
Kahraman Yeşilyurt: Tamam, diğer soruma geçiyorum. DDM projesi ihalesi açılmış bir işti bildiğiniz gibi. İhaleyi alan şirketi hatırlıyor musunuz?
Songül Çar: Tuçe firması DDM'in içerisinde ya da iş birliği sözleşmesinin içinde ama hangi ihaleden bahsediyoruz?
Kahraman Yeşilyurt: Ben olmadığım için hangi ihale olduğunu net olarak, yani nasıl bir ihale düzeni gerektiğini, işin yapıldığını bilemiyorum. Sadece sizin de bildiğiniz kadarıyla benim firmamın olmadığı ve diğer firmalarla ilgili bir aklınızda kalan firma varsa Tuçe gibi, onu söyleyebilirsiniz.
Songül Çar: Sizin firmanız yoktu ama daha farklı ihaleleri alan firmalar evet, vardı. Ama sizinle ilgili, sizin firmanızla ilgili herhangi bir şey bilmiyorum.
Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir şekilde benim firmamı DDM projesi içerisinde duymadınız.
Songül Çar: Duymadım.
Kahraman Yeşilyurt: Bu işi alan şirketler ile şirketim Antre'nin veya benim bir alakam olup olmadığıyla ilgili bir duyum aldınız mı?
Songül Çar: Almadım.
Kahraman Yeşilyurt: Bir diğer soruma geçiyorum. Bu projede bazı fikirler vermiştim. Yangın çıkışları, koridorların genişletilmesi ve uzun uzun anlatamayacağım ama verdiğim fikirlerin bu şekilde olduğunu daha önce de dile getirmiştim Sayın Başkanıma, Sayın Savcıma. Herhangi bir yetkiyle emir veya talimat vermedim. Aksine şahit oldunuz mu?
Songül Çar: Ben görmedim.
Kahraman Yeşilyurt: Diğer soruma geçiyorum. Benim birinden talimat aldığımı duydunuz mu?
Songül Çar: Duymadım.
Kahraman Yeşilyurt: Bir de bir kimsenin adamı olarak çalıştığımı gördünüz mü veya böyle bir şey duydunuz mu? Altı senedir beni tanıyorsunuz.
Songül Çar: Hayır, ben en son sizinle Serdal Bey döneminden ayrıldıktan sonra bir daha bir iş yaptığınızı Kültür A.Ş.'de bilmiyorum.
Kahraman Yeşilyurt: Bu 6 milyon TL ile ilgili herhangi bir duyum almadınız,
Songül Çar: Hayır
Kahraman Yeşilyurt: Antre Tasarım'a gayriresmî bir şekilde bütçeye eklenmiş, aldığım da söylenmiyor gerçi de. Onu size sormak istedim ihale kısmında evrakları giren kişi olarak. Çok teşekkür ederim, geçmiş olsun.
Songül Çar: Ben de teşekkür ederim, geçmiş olsun.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER SORUYOR
Doğan Hamit Doğruer: Songül Hanım öncelikle geçmiş olsun.
Songül Çar: Doğan Bey size de çok geçmiş olsun.
Doğan Hamit Doğruer: DDM projesinde benim doğrudan ya da dolaylı bir müdahalemi, katkımı gördünüz mü, bilginiz var mı?
Songül Çar: Yok, görmedim Doğan Bey.
BARIŞ KILIÇ SORUYOR
Barış Kılıç: Geçmiş olsun Songül Hanım. Barış Kılıç.
Songül Çar: Çok çok teşekkür ederim Barış Bey. Size de geçmiş olsun.
Barış Kılıç: Teşekkür ederim, sağ olun. Kendi anlatımlarınız doğrultusunda, hazırlayan kısmında olmanız doğrultusunda, DDM projesi ile ilgili benim bir dahiliyetim var mıdır?
Songül Çar: Yani ben sizin bir dahiliyetiniz olmadığını düşünüyorum. Ben görmedim çünkü.
Barış Kılıç: En azından bunu sizin de görmemeniz, söylemeniz benim için önemli. Çok teşekkür ederim.
Songül Çar: Ben, ben size teşekkür ederim. Geçmiş olsun.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL SORUYOR
Serkan Günel: Songül hanım geçmiş olsun. Ben doğrudan direkt de söyleyeyim... DDM ile ilgili soruyu sordu. Ben genel olarak Doğan Hamit Doğruer'in herhangi bir hukuka aykırı, usule aykırı bir talebi olduğunu sizden bunu sormak istiyorum.
Songül Çar: Şimdi ihale konusunu yöneten yani ihalenin geneli Doğukan Doğruer'di. Ama ben bu sürecin içerisinde herhangi bir atıfta bulunduklarını görmedim veya farklı bir yönlendirme yaptıklarını görmedim. İhale açılır, ihalede var verilir ve sonuca erdirilirdi. O yüzden ben herhangi bir şeye şahit olmadım.
Serkan Günel: Peki siz 16 yıllık çalışanım dediniz. Dolayısıyla iddianamenin sorguladığı, soruşturduğu dönemden öncesine ait de bir bilginiz var. Bu dönemle beraber yani Ekrem İmamoğlu seçildiği dönemle ilgili beraber herhangi bir usulsüz ihalelere çıkışta bir değişiklik oldu mu usulde? Bir farklılık getirildi mi?
Songül Çar: Yani 16 yıllık hayatımda zaten 10 yılı benim çok farklı bir çalışma hayatım var. Cemal Reşit Rey Konser Salonu'ndaydım ben. Ama bu taraftaki son 5 yıla bakıldığı zaman öyle bir farklılık... Sorunun tam olarak nereye gidebileceğini bilemiyorum yani şu anda. Nasıl bir farklılık mesela?
Serkan Günel: Yani bir usulsüzlük... İhale düzenlerinde ya da biz onlara ihale demiyoruz aslında, Kültür A.Ş.'nin vermiş olduğu iş içlerde diyelim. Eski döneme ilişkin bir farklılık var mıydı eski dönemden? Yani bir önceki AK Parti döneminden her hangi bir farklılık var mı diyeceğim ama siz o dönemde zaten...
Songül Çar: Yok, ben o dönem dediğim gibi, ben o dönemdeki ihale kısmında değildim. O yüzden bu soru beni aşıyor biraz.
Serkan Günel: Peki. Murat Abbas'la birebir çalıştınız mı? Çalışma düzenine ilişkin soracağım. Çünkü kendisi "Ben sadece kültür ve sanat işleriyle uğraşıyorum" diyordu çünkü. Murat Abbas'ın çalışma düzeninde ihalelere ilişkin...
Avukat: Bir itirazım var benim. Müvekkilin eyleme ilişkin soru olursa cevap verebiliriz. Ama bundan 10 sene önceki ya da Murat Abbas öyle demiş gibi bir sorudan müvekkilin üzerinden kendilerinin aklanmasını ya da aklanmamasını girilmesini istemiyoruz. Yani müvekkilin zaten 15 yıllık bir İBB geçmişi varken bu sebepten dolayı İBB'de bir ön yargı var kendisine. Bu salonda da bu ön yargının ortaya çıkmasını istemiyoruz.
Serkan Günel: Meslektaşım, herhangi bir ön yargı değil sadece bilgi ve görgüye dayalı soru soruyoruz. Herhangi bir kötü niyet yok burada.
Avukat: Tamam ama...
Hakim: Hanımefendi'nin istinat edilen eylemlerin dışındaki soruları sorup cevap verip vermemek hanımefendinin kendi takdirindedir zaten. Cevap vermek isterse verir.
Serkan Günel: Murat Abbas nasıl bir yönetici? Sadece bunu sormak istiyorum.
Songül Çar: Şöyle bir şey söyleyeyim size: Murat Abbas koridorda gördüğümüz zaman bize selam vermeyen bir yöneticiydi. Bizi eski olduğumuz için diye düşünüyorduk her zaman. Öyle tasvir ediyorduk. Ama yöneticisel olarak baktığınız zaman burada şunu söylemekten çekinmeyeceğim; 4734 Kamu İhale Kanunu'nu tam olarak bilen kaç tane yönetici var diye sorsanız Murat Abbas'tan ziyade bence daha yerinde olur diyorum.
Serkan Günel: Tam olarak cevabınızı anlayamadım, iyi miydi anlamında söylüyorsunuz?
Songül Çar: Kendi alanında etkinlik vesaire tarzı olarak iyi olabilir ama bir belediye iştirakinde çalışabilecek 4734 Kamu İhale Kanunu'nu bilen birisi değildi.
BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR
Cansu Çiftçi: Songül Hanım geçmiş olsun. Az önce Barış zaten sordu size "Dijital Deneyim Müzesi'nde bir etkinliğim var mıydı satın almalarda" diye, "Yok" dediniz. Ben size sadece daha farklı bir soru soracağım. Emniyet ifadenizde de kendinizi ihalelerde —az önce de "Teknik üye olarak ben bulunuyorum" dediniz, uzman teknik üye— ihalelerde, komisyonlarda uzman teknik üye ne yapar? Barış Kılıç da genelde ihalelerde teknik uzman üye olduğu için en azından bu konuyu sizin bildiğiniz hali dahilinde açıklarsanız sevinirim.
Songül Çar: Teknik üyeyi şöyle açıklayabilirim: Benim kendi tarafımda bakıldığı zaman zaten teknik üye olarak benim yazılmamam gerekiyordu. Neden? Çünkü benim alanım bilişim, işte inşai bir alanda benim hiç olmamam gerekiyordu. Ama diyelim ki bilişim alanında bunu sordunuz; teknik üye, alınacak olan ürünle ilgili teknik özelliklerin belirlenmesi ve bunun doğruluğunu aslında teknik şartnamede kontrol eder ve bunun o teknik şartnamenin doğru yazıldığına dair altına imza atmış olur.
Cansu Çiftçi: Yani bir fiyat belirleme, direkt firma belirleme yetkiniz yok?
Songül Çar: Asla.
MURAT GÜLİBRAHİMOĞLU VE CEM ÇELİK (1977) AVUKATI ABDULLAH KAYA SORUYOR
Abdullah Kaya: Songül Hanım, Dijital Deneyim Müzesi'nin inşaatının başlama ve bitme tarihini biliyor musunuz?
Songül Çar: Çok affedersiniz, bunu hatırlayamayacağım maalesef. Tam olarak hangi tarihler arasında olduğunu bilmiyorum. Yani hani tarih noktasında tam olarak bilmiyorum.
Abdullah Kaya: Tahminen ne kadar sürdüğünü bile biliyor musunuz inşaatın?
Songül Çar: Çok uzun sürmediğini biliyorum ama gün olarak da tam bir şey söylememin imkanı yok. Çünkü dediğim gibi ben genellikle o kısımda değildim. Yani ben Dijital Deneyim Müzesi'nin içerisinde şu şunu yapıyor, şu kadar sürüyor; bu bunu yapıyor, bu kadar sürüyor diyebilecek bir bilgiye sahip değilim.
ERDİNÇ ÇOLAK AVUKATI TAYLAN SERENÇELİK SORUYOR
Taylan Serençelik: Öncelikle Songül Hanım geçmiş olsun. Şeyi sorabilir miyim size: Bugüne kadar Kültür A.Ş.'de hangi birimlerde çalıştınız? Hangi birimlerde?
Songül Çar: Satın Alma, Kurumsal İletişim ve Erdinç Bey'in bağlı olduğu müdürlük.
Taylan Serençelik: Peki şunu da söyleyeyim size. Emniyetteki ifadenizde, "Teknik şartname, teknik özellikler ilgili birimden geldikten sonra satın alma dosyası oluşturulur." demişsiniz, doğru mudur?
Songül Çar: İlgili birimden geldikten sonra konu, kapsam, işin süresi vesaire kısımları yazılır; onunla birlikte Kültür Aş. sistemine gönderilir.
Taylan Serençelik: O zaman anladığımız kadarıyla teknik şartname bir satın alma işlevi midir, değil midir?
Songül Çar: Teknik şartname eğer... Şimdi bizim sistemimiz şöyle akıyordu: Mesela bir teknik şartnamenin teknik özellikleri benim tarafıma iletilirdi. Biz onlar üzerine konuyu, kapsamı, işin başlama ve bitiş tarihlerini yazdıktan sonra ilgili şefe tekrar onaya atıyorduk mail ağıyla. Bunlar Kültür A.Ş.'nin maillerinde kayıtlıdır hâlâ, benim... Kapatmamışlardır diye düşünüyorum. O şef onu son kez okuduktan sonra... Çünkü mesela şöyle düşünün; ben bir işin yapım süresine 15 gün diyebilirim ama o işin yapım süresi 40 gündür. İlgili şef tekrar bir göz gezdirir, okey verirse o zaman evet, teknik şartname kısmına dönüştürüldü idi. Buradan da Kültür Aş. sistemine giriş yapılırdı.
Taylan Serençelik: Peki, biraz önce şey dediniz; hani, "Eski bir personel olduğum için siyasi baskı gördüm." Erdinç Bey'e bağlı olarak ne kadar çalıştınız ve Erdinç Bey'den herhangi bir siyasi baskı gördünüz mü?
Songül Çar: Erdinç Bey ile yaklaşık olarak 4... 3,5-4 sene çalışmışızdır. Erdinç Bey'le aslında ilk başlardan son güne gelene kadar bizim aramızda hiçbir siyasi baskı noktası yoktu. Ancak Dijital Deneyim Müzesi gündemimize geldikten sonra Erdinç Bey'in üzerindeki yükten diye düşündüğüm bir kısım bu; evet siyasi baskı başladı, evet Erdinç Bey'in direktifleri başladı, evet işte "Ben genel müdür yardımcısıyım." gibi ithamları başladı ve ondan sonra da zaten ben Kültür A.Ş.'den ayrıldım, öyle söyleyebilirim.
AVUKAT ARSLAN ÇARSANCAKLI SORUYOR
Avukat: Songül Hanım çok geçmiş olsun. Biraz önce dediniz ki teknik şartnameyi aslında ben düzenlemedim dediniz. İlgili birim olduğunu ifade ettiniz, doğru mudur?
Songül Çar: İlgili birim derken? Bunu tam anlayamadım.
Avukat: Şöyle, biraz önce “İlgili birim aslında düzenledi” demiştiniz.
Songül Çar: Bakın şöyle, cümleler arasında çarpıtma yapmadan daha iyi olur. İlgili birim derken, benim Erdinç Çolak’a bağlı bilgi işlem tarafım vardı, teknik tarafım vardı, müzeler tarafım vardı, birkaç alanım vardı. Bu sürecin içerisinde ilgili birim derken ben teknik şartnameyi yazdıktan sonra ilgili birim yani tırnak içerisinde Ergün Çolak’ın bağlı olduğu Genel Müdür Yardımcılığına bağlı olan birimlerden bahsediyorum. Biz teknik şartnameyi yazdıktan sonra ihaleye atıp da ihale bana onay versin demezdik.
Avukat: Peki teşekkür ederim. Burada ihale biriminin teknik şartnamenin oluşturulması sürecinde herhangi bir dahli var mıdır, yok mudur?
Songül Çar: Hayır, yoktur.
SONGÜL ÇAR AVUKATI SAVUNMASI
Depremde Adana'da ailemizden 3 kişiyi kaybettik. Hasan Alpargun Apartmanı'nda bilenler vardır. O dosyada da 10'a yakın müvekkilim vardı, kendi ailem vardı. Hayatımdaki en zor idddia oydu, bu da ikincisi oluyor. Çünkü savunma da hem bu ağırlığı üstümüze yüklüyor, dosyanın ağırlığı da bir yana, bir de biri çok güzel ifade etti, önünüzdeki katip neyse müvekkilimin dosyadaki dahili ve bilgisi de o.
Şimdi ben size hem müvekkile yönelen suç isnadını hem de müvekkilin profiline kısa bir çizip bugünkü en azından bizim açımızdan mesaiyi bitirmek istiyorum. Sayın Başkan, müvekkilimiz Savcılıkta kamunun zararına dolandırıcılık suçlarından, örgüte üye olmaktan ve zimmet suçlarından soruşturmaya başlatıldı. Fakat iddianame aşamasında bunların tamamından sadece kamu zararına dolandırıcılık suçuna iştirak iddiasıyla iddianame düzenlendi. Zira müvekkilimiz bir devlet memuru değildi. Müvekkil Songül Çar, az önce de bahsettik, 2010 yılında, Sayın Başkan, İBB iştiraklerinde göreve başlıyor. İşten çıkarıldığı 2026 yılının Ocak ayına kadar da tek bir disiplin suçu dahi olmadan görevini ifa ediyor. Öyle ki bu 15 yıllık iş hayatında sadece 2010 yılında aldığı, krediyle aldığı bir ev ve eski model bir araba harici üzerine ya da eşinin üzerine kayıtlı hiçbir mal varlığı yok. Kaldı ki eşi öğretmendir. 9 yaşında da çok tatlı bir çocuk sahibidir.
Sayın Başkan, heyetiniz bu suçu değerlendirirken bakacağı iki durum var. Bunlardan bir tanesi müvekkilin suç işleme kastıdır. Diğeri ise bu suçu üzerindeki fiili hakimiyetidir. Suçun manevi unsurlarından menfaate bir sonraki aşamada geçeceğim. Bu iki unsurda müvekkil açısından tamamen yoksundur. Zira müvekkilin de ifade ettiği gibi önünüze bırakan katipten sabah liste gezdiren mübaire hiçbir farkı yoktur müvekkilin bu olayda. Bir bilişim uzmanı olarak kendisine tevdi edilen belgelerin sisteme geçmesinden harici hiçbir şey yapmamıştır. Peki bunun en büyük delili nedir biliyor musunuz Sayın Heyet? Şu emniyet ifademizde gördüğümüz 30'a yakın ihalelerin hiçbirinde müvekkilin ismi yoktur.
Hiçbirinde müvekkilin ismi yoktur. Müvekkilin ismi nerede vardır? Sayıştay'ın hazırladığı bir raporda vardır. O da neden? Sayıştay Kültür A.Ş.'de hazırladığı raporda çok güzel ifade ediyor. İddia olunan kamu zararının 86 milyon küsur olduğunu beyan ediyor. Bu zararların nasıl ortaya geldiğini açıklıyor. En son da tüm bu hususlara müvekkilimiz, yani Songül Çar, bilgi sahibidir diyor. Bilgi sahibidir diyor. Yani aslında karşınızda tanık olarak olması gereken müvekkil sanık kürsüsünde ve Vatan Emniyet'te maalesef bir 4 gün geçiriyor. Müvekkilimiz beyan etti, Sayın Heyet. Kendine bağlı bir genel müdür yardımcısı vardı. Gelmesinden bu yargılamada hem heyet hem biz hem de izleyici meslektaşlarım bir belediyede nasıl çalışıldığına ilişkin çok ciddi bilgi sahibi olduk. Hiyerarşik yapının ne demek olduğunu, alt üst ilişkisinin ne denli önemli olduğunu biz bu yargılamada gördük. Müvekkilimiz de 15 yıldır çalışan ve kendi deyimiyle gördüğü mobbingin esiri olarak bugün burada. Bağlı çalıştığı genel müdür yardımcısı var. Dosyada da bir süredir tutuklu olan Erdinç Çolak. Onun emir ve talimatları dışında hiçbir şey yapamıyor. Öyle ki bu konuşma kaydı yine Vatan Emniyet Savcılık sorgusunda sunuldu.
İmzalar kısmında "Benzer imza atıp geçerim" diyor. Yani 15 yıllık bir kıdeminiz var. Genel müdür yardımcınız "Benzer imza atıp geçerim" diyor. Evlisiniz, bir çocuğunuz var, geçindirmeniz gereken bir aile var. Sıkıyorsa buna imza atma. Savunmaya müdahale etmeyin, ben sizin savunmanıza müdahale etmedim. Biraz meslektaşa saygı. Sayın Başkan, tarihimizde meşhur bir söz var; "Ferman padişahınsa kalem tutan katibin boynu vurulmaz" diye. Buradaki iki durum tam olarak da bu. Müvekkilin amirlerinin bahsettiği, zorladığı evraklar dışında dosya kapsamında hiçbir dahili yoktur. Peki bu baskı sadece müvekkile mi yapıldı? Yani burada bir hayali baskıdan mı bahsediyoruz? Nereden anlıyoruz biliyor musunuz Sayın Heyet?
Diğer bir dosyada sanıklardan Abdullah Uçar'ın iddianameye yansıyan ifadesi var Sayın Başkan. Benzer statüde olan Onur Aldı'nın ifadesi aynen şudur; Onur Aldı'nın aşırı baskıları ve mobbingleri neticesi bazı evraklara imza atmak zorunda kaldık. Bizinizi "Bunlar iş yapmak istemiyorlar" şeklinde tefrikler yapmak suretiyle kötülemeye çalıştı. Bakın bu, müvekkilin anlattığı hiyerarşik baskının en net ifadesidir. En net ifadesidir. Kaldı ki burada işlemesi gereken bir sistem var, bir iş var. Yine efendim, bir örnek daha vermek istiyorum. İslam adalet anlayışında, yani Kur'an-ı Kerim'de İsra Suresi 15 der ki; "Hiçbir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez." Bizim beyanımız burada bir günah işlendiği değildir. Biz bu iddia olunan kamu zararının 1 kuruşunun dahi bizim sebebiyet vermediğimizdir.
Bu MASAK raporlarıyla ortadadır, Sayıştay raporlarıyla ortadadır. Bunlardan da bizim sorumlu tutulmamız ceza hukukunun şahsiliği ilkesi mümkün dahi değildir. Zira 86 milyon gibi bir zararın bir ücretin bir tık üzerinde maaşla geçinen, 9 yaşlarında bir çocuğu olan, tek mağazam var deyip ev ve araba olan bir kadının üzerinde yıkılması kabul edilebilir değildir. Sayın Başkan geldik ikinci ifademize, kast ve illiyet bağının yokluğuna. Bakın 158'den bir yargılama var, bir de ek savunma var. Buna ilişkin süre istiyoruz. Detaylı savunmamızı vereceğiz. Efendim bu suçun ortaya çıkabilmesi için hem Yargıtay'ın hem de kanunumuzun aradığı belli başlı şartlar var. Kaldı ki doktoranın bildik yaptığı net konulardan bir tanesidir. Dolandırıcılık suçunun olabilmesi için, heyet, öncelikli bir kastın varlığı gerekiyor. Kastı zaten önümüze koyduk.
Aykut Bey, diğer eylemlerden sorumlu müvekkiliniz tutuksuz. Çok sanığımız var, varsa suçunu söyleyiniz, bitirelim. Tamamdır efendim, bitiriyorum. Kastımız yok, fiil üzerinde fiili hakimiyetimiz yok ve tabii ki de menfaatimiz yok. Sayın Başkan, Anadolu'da derler ki "Kurunun yanında yaşı da yakma." Bir MASAK raporunda, HTS kayıtlarında ve tanık beyanlarında Murat Abbas dahil olmak üzere hiçbirinde müvekkilimize atfedilen bir suç yoktur. Yine efendim İçişleri Bakanlığının tevdi raporunda müvekkilimizin ismi dahi geçmiyordur. Bu sebeple müvekkilimizin beraatini, ayrıca birkaç tane de talebimiz var efendim, müvekkilin yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasına, duruşmalardan vareste tutulmasına, bir de efendim el konulan telefonların imaj alanlarını düşünüyoruz, telefonlarının iadesine karar verilmesini talep ediyoruz.
EYÜP SUBAŞI'NIN OĞLU BUĞRA SUBAŞI SAVUNMA YAPTI
Onur Buğra Subaşı: Sayın başkanım, kabul etmiyorum suçlamaları. Benim de annemin de daha demin anlattığı üzere, babam 18 yaşıma girdiğimde işte bir şirket kurdu üzerime. Bunu da 2-3 yıl sonrasında kendi üstüne geri aldı zaten. Anlatacaklarım benim de bu kadar.
Hâkim: Senin de şirketin işleyişiyle ilgili herhangi bir bilgin yok o kadarıyla? Sadece resmiyette mi sen üzerinde?
Onur Buğra Subaşı: Evet.
Hâkim: Beraatini istiyorsun.
Onur Buğra Subaşı: Beraatimi ve adli kontrollerim kaldırılsın.
ONUR BUĞRA SUBAŞI AVUKATI SAVUNMASI
Efendim müvekkilin beyanlarına katılıyoruz. Zaten savunmamızı çok da uzatmayacağız, çok da uzatmaya gerek yok çünkü. Gerek Eyüp Subaşı, gerekse... Ek savunma hakkında süre talep ediyoruz ayrıca efendim. Gerek Eyüp Subaşı, müvekkilim babası, gerekse müvekkilimizin ifade ettiği üzere müvekkil şirketin yönetiminde hiçbir zaman dahil olmamıştır. Aynı zamanda müvekkil Ticaret Sicil Gazetesi'ndeki kayıtlardan da anlaşılacağı üzere 24 Sıfır Bir 2023 tarihinde şirketi devretmiştir. Dosyada herhangi bir dahili olduğuna dair herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Müvekkil hakkında uygulanan imza ve yurt dışı adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını, az önce meslektaşım Burak Bey'in de ifade ettiği üzere tefrik kararı verilerek beraat kararı verilmesini talep ediyoruz. Eğer aynı zamanda yani aksi kanaatteyseniz özellikle bu imza adli kontrol yükümlülüğünün kaldırılmasını da önemle rica ediyoruz.
"26 YILDIR EV HANIMIYIM, HESAPLARIM BLOKE"
İş insanı Eyüp Subaşı'nın eşi savunmasını yaptı.
Gülşah Subaşı: 26 yıllık evliyim 4 çocuk annesiyim 26 yıldır ev hanımıyım 2014 yılında eşim benim üzerime Genç İletişim şirketini kurdu aynı zamanda geniş kapsamlı bir vekalet imzaladım. Yani işlerle ilgili hiçbir bilgim ilgim yok yönetim tamamen eşime ait olmuştur bu kadar.
Hakim: Şirketle ilgili fiilen yaptığı yönetimle ilgili bir bilginiz yok sadece resmiyette benim üzerime diyorsunuz.
Gülşah Subaşı: Asla. Evet 26 yıldır ev hanımıyım ben.
Hakim: Dolayısıyla söz konusu eylemlere ilişkin herhangi bir bilgi sahibi değilim beraatimi istiyorum.
Gülşah Subaşı: Beraatimi istiyorum adli kontrol kararlarının kaldırılmasını.
Hakim: Ne var adli kontrolünüzde?
Gülşah Subaşı: Yurt dışı yasağı var, hesaplarımdaki blokeler, şahsi hesaplar.
Hakim: Tedbirlerin kaldırılmasını istiyorsunuz.
Gülşah Subaşı: Evet ve beraatimi talep ediyorum.
GÜLŞAH SUBAŞI AVUKATI BURAK GÜNAY SAVUNMASI
Müvekkilinin beyanlarına katılıyoruz. Gerek müvekkil şu anki ifadesinde, gerek eşi Eyüp Subaşı gerek soruşturma gerekse huzurunuzdaki ifadesinde zaten müvekkilin herhangi bir şirketin işleyişiyle alakalı eyleminin olmadığını çok net bir şekilde söylemiştir. Müvekkilin huzurunuzdaki dava dosyasına yer almasının tek bir sebebi var, o da Genç Popülist isimli firmanın kendi üzerine kurulmuş olmasıdır. Kısacası iddianamede müvekkilin dolandırıcılık ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarının manevi unsuru olan kast unsurunu gerçekleştirmediği ortadadır. Biz bu sebeple müvekkilin tefrik edilmesini ve beraat kararı vermenizi talep ediyoruz. Çünkü sanık sayısı, yargılamanın süresi daha da sürecek olması müvekkilin adil yargılanma ve makul sürede yargılanma haklarını ihlal edebilir. Bu sebeple tefrik edilip beraat kararı verilmesini talep ediyoruz. İkinci husus adli kontrolün kaldırılmasını talep ediyoruz. Hesaplarındaki blokelerin kaldırılması ve el konulan eşyaların iadesini talep ediyoruz.
"MÜVEKKİLİM ÖZEL ŞOFÖR HER YERE GİDER VE YAP DENİLENİ YAPAR"
Murat Gülibrahimoğlu'nun şoförü Semih Bilgin ve avukatı savunmalarını yaptı.
Semih Bilgin: Sayın Başkanım, Sayın Savcım, sevgili heyet; öncelikle saygılarımı sunmak isterim. Savunmama başlarken bütün etkin pişmanlık ifadelerimin aynen katıldığımı belirtmek isterim. Murat Gülibrahimoğlu ile olan tanışıklığım 2013-2015 yılları arasında vale şefi olarak görev yaptığım Arnavutköy Sürbalık restorana dayanmaktadır. Hatta Yener Bey ile de tanışıklığımız bu döneme dayanmaktadır. 2015 yılının ağustos ayında kendisi bana şoförü olmamı teklif etti. İlk başta çekincelerim vardı; çünkü Murat Bey zor bir adamdır, sert bir adamdır. Lakin Sürbalık'ta yaşamış olduğum birtakım problemlerden dolayı teklifini eylül ayında kabul ettim ve Eylül 2015'ten itibaren makam şoförü olarak bu göreve başladım. İlk etapta Murat Bey'in kendisine bizzat hizmet etmekteydim. Murat Bey'in şoförlüğünü yapmaktaydım. Lakin Murat Bey pek şoför kullanmazdı, aracı kendi kullanmayı severdi. Ben daha çok ofiste beklerdim. 1,5 yıl kadar görevde kaldıktan sonra Murat Bey evindeki şoförü azletti, işine son verdi ve beni eşinin ve çocuklarının şoförlüğünü yapmak üzere konutunun hizmetine vermiş bulunmaktadır. 8 yıl boyunca bu görevde kaldım Sayın Başkanım. 8 yıl boyunca Murat Bey'in ailesine hizmet ettim.
Nasıl hizmet ettiğimi diyecek olursanız; üç tane çocuğu vardı, çocuklarının okul taşımacılığı, okula götürülüp götürülme, yine çocuklarının basketbol, voleybol gibi, jimnastik gibi etkinliklere götürülme, doğum günlerine götürülme, yine eşinin arkadaşlarıyla buluşması veya alışveriş merkezlerine gitmesi gibi durumlarda görevlerde bulunmaktaydım. Lakin bu dönemlerde, yaz aylarında malumunuz okullar tatil, Murat Bey'in ailesi de beraberinde tatilde olduğundan dolayı yaz aylarında 1-1,5 aylık süreçlerde merkez ofise geçip buradaki işleyişe destek vermiş bulunmaktayım. 2024 yılına geldiğimizde ise Murat Bey evinde bir değişikliğe gitmeye karar verdi. Emekli ve mesleği bırakmış olan koruma şube polislerinden bir ekip kurarak benim yerime evde görevlendirdi. Haliyle ben boşa düşmüş oldum. Bu süreçte beni Etiler'de bulunan merkez ofise geçirdi. Kendisi tam bir vefa örneği sergilediğini düşünürken, daha sonra Yener Bey'den duyduklarım karşısında şok olmuş bulunmaktayım. Çünkü benim evden Etiler'e geçme sürecinde benim burnumu sürtmesini, Yener Bey'in ifadesinde de var bu, bana orada zorluk çıkarılmasını talep etmiş. Açıkçası ben bunu çok çok sonra öğrendim ve bir hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Çünkü yıllarca emek verip emeğimin karşılığını bu şekilde almak oldukça can sıkıcı bir durumdu.
Sayın Başkanım, müsaadenizle şimdi hakkımdaki suçlamalara geçmek istiyorum. Öncelikle bir 4,5 milyon dolar nakit para çekiciliği iddiası var. Ben hayatım boyunca değil böyle bir parayı çekmek, böyle bir miktarı bir arada bile görmedim. Lakin farklı zamanlarda Göktürk'teki ve Maslak'ta bulunan VakıfBank şubelerinden Sayın Adem Başer'in yazmış olduğu talimatlarla çekmiş olduğum birtakım paralar var. Bunları müsaadenizle açıklamak istiyorum. Öncelikle 2022'nin ağustos ayında 200 bin dolar çekmişim. Bu parayı Adem Bey'in yazmış olduğu talimatla Göktürk VakıfBank şubesinden çekmişim. Bu parayı Adem Bey'e ne yapmam gerektiğini sorduğumda kendisi Murat Bey'e teslim etmemi söylemiş. WhatsApp'tan Murat Bey'e nereye getireceğimi söylediğimde o dönem Levent Polat Plaza'da bulunan ofisimizde olduğu ve parayı buraya getirmem gerektiğini söylemiş. Aynı şekilde aynı yılın temmuz ayında, 2022'nin temmuz ayında yine Adem Başer'in yazmış olduğu talimatla 130 bin dolar para çekmiştim Göktürk VakıfBank şubesinden.
Bu parayı yine ne yapmam gerektiğini söylediğimde bu parayı Adem Bey bana 12.700 dolarlık kısmını Taylan Deniz isimli, ki kendisini tanımıyorum, hayatımda hiç görmedim, beyefendiye teslim etmemi; kalan 12.700 dolarlık kısmını ise Murat Bey'e sormamı söylemiş. Sorduğumda ise Murat Bey, kalan 12.700 dolarlık kısmını Cebeci Maden Sahası'nda olduğunu ve kendisine getirmem gerektiğini söyledi. Yine 2022'nin haziran ayında 1.000 euro çekmişim ve Murat Bey'e teslim etmişim aynı şekilde talimatla. Göründüğü üzere bu tarihler yaz aylarına denk gelen tarihlerdir. Yani Murat Bey'in ailesinin tatilde olduğu ve benim şirkete destek attığım tarihlerdir. Eğer ben bu dönem müsait olmasaydım benim adıma bu işlemleri şirketten herhangi başka bir arkadaş yapacaktı. Yani para çekimlerine belirli kişiler gitmiyordu; o an şirkette kim boştaysa, şoförlerden kim boştaysa veya bütün şoförler doluysa Adem Bey'in, hatta Yener Bey'in para çekmişliği bile vardır. Yine farklı tarihlerde 50.000 TL, 10.000 dolar, 100.000 TL gibi bizim gibi maaşla çalışan insanlar için yüksek ama zengin hayat süren insanlar için cüzi rakamlar sayılacak miktarlar çekip, Murat Bey'in eşine teslim etmiş bulunmaktayım. Malumunuz konutta çalıştığımdan dolayı eve bir para lazım olduğu zaman Göktürk VakıfBank'tan ben çekiyor, talimatla yine Adem Bey'in yazmış olduğu talimatla ben çekiyor ve evine bırakıyordum.
Efendim, 12 Ağustos 2025'te savcılığa çağrıldığım gün, akşam 5 sularıydı kendisi, haliyle ilk defa savcılıkta ifade vermeye gidecektim ve endişeliydim...
Hâkim: Kaldığımız yerden devam edelim.
Semih Bilgin: Kaldığım yerden alayım, peki. Evet Sayın Başkanım; üçüncü olarak dediğim gibi Haziran 2022'de yine Adem Başer'in yazmış olduğu talimatla... Ki bu talimatları Murat Bey (Gülibrahimoğlu) Yani şöyle; para çekme işlemleri şöyle gerçekleşiyordu Sayın Başkanım: Murat Bey tabii para çekme işlemi olduğunu söylerdi finans bölümüne. Adem Başar yazılı bir talimat yazardı. Para çekecek olan kişi o an kimse, kim boştaysa bu talimat yazılır. Kişi bu talimatla bankaya gider ve para çekme işlemini yaptıktan sonra Adem Bey'e ya da Murat Bey'e yazar ve parayı ya Adem Bey'e şirkete ya da Murat Bey neredeyse kendisine götürürdü. İşlemler bu şekildeydi. Tarihlerin ve rakamların bu kadar net olmasının sebebi, bunların hepsini benim WhatsApp yazışmalarından çıkarmış olmam. Bu WhatsApp yazışmalarının bir örneği, ekran resimleri savcılığa sunmuş olduğumuz mavi klasör içerisinde mevcuttur efendim. Yine farklı tarihlerde dediğim gibi 50.000 TL ve 10.000 euro gibi para çekme işlemleri gerçekleştirdim, bunların tarihini hatırlamıyorum. Lakin bunları da Murat Bey'in konutuna bizzat eşine teslim etmişliğim vardır.
Yani Murat Bey'in hesabından dediğim gibi benim veya herhangi bir kişinin gidip kafasına göre para çekmesi kesinlikle mümkün değildir. Zaten bankacılıkta böyle bir işlem yoktur. Öncelikle bir yazılı talimat olması gerekir. Bu yazılı talimatı ya Adem Başer'den elden alırdık ya da Adem Başer çekeceğimiz bankanın müdürüne mail atar. Biz de gidip bankadan parayı çeker ve dediğim gibi ya şirkete getirir Adem Başer'e ya da Murat Bey neredeyse ilk kendisine yazar, kendisine teslim ederdik efendim. 12 Ağustos'ta ilk ifadeye çağrıldığımda, haliyle daha önce hiç savcılık ifadesi çıkmadığımdan, endişeli bir şekilde ne yapacağımı düşünerekten o dönem genel müdür Sayın Genel Müdür Yağmur Cihan ve genel müdür yardımcısı olan Adem Başer'ın odasına inmiş bulundum. Ve ne yapacağımı bilemediğimden kendilerine ne yapmam gerektiğini sordum. Yağmur Hanım yanımda Murat Bey'e mesaj attı WhatsApp'tan ve kendisine, "Semih ifadeye çağrıldı" deyince Murat Bey de sanırım çektiği paralar üzerine ifadeye çağrıldığını düşünerekten, "Semih benim hesabımdan para çekti mi?" diye sordu. Bu WhatsApp yazışmasını daha sonradan bana Yağmur Hanım gösterdiği için bu kadar net konuşuyorum efendim.
Bunun üzerine Adem Bey, Adem Başer açıp baktığında 2025 yılında hiçbir para çekme işleminin olmadığını görmüş. Ben de bunun... Bunun üzerine ben de "Bir yanlışınız var. Ceylan Hanım'a haftalık teslim etmişliğim var bizzat evden" deyince de bunu Murat Bey'e yazdı Yağmur Hanım ve Murat Bey de, "İşi karıştırmasın. Çektiği paraları bana getirdiğini söylesin" demiştir. Ben de çektiğim miktarları bu kadar düşük olduğunu bildiğimden savcılık ifadesine gittiğimde, Savcı Bey bana 11 milyon TL gibi hatta net rakamı söyleyeyim, 11 milyon 279 bin TL gibi bir para çektiğimi söyleyince böyle bir para çekmediğimi söyledim haliyle. Çünkü bir gün önce Adem Bey baktığında böyle bir para benim çektiğim görülmüyordu. Lakin bir önceki söylediklerimden de görülecek olursa bu paralar 2022 yılında çekilmiş. Bu tarihlere bakmadığımızdan dolayı, savcının karşısına hazırlıksız çıkmış olduğumdan dolayı ve böyle bir para çekmemiş olduğumu söylediğimden dolayı tutuklandım, tutuklanmış bulunmaktayım.
Tutuklu olduğum sürede, böyle bir parayı nasıl çekmiş olduğumu düşünürken çalışma sistemimiz geldi aklıma. Biz şu şekilde çalışıyorduk Sayın Başkanım: Ben 10 yıl boyunca hiçbir zaman şirket kredi kartı kullanmadım. Göktürk'te çalıştığım, yani Murat Bey'in evine hizmet ettiğim dönemde kullanmış olduğum araçların yakıtını, kullanmış olduğum araçların bakımını, aynı şekilde yıkamalarını, temizliklerini, lastik değişimlerini; aynı zamanda konutun bütün mutfak giderlerini, konutun ihtiyaçlarını ve Ceylan Hanım'ın alışverişlerinin hepsini kendi şahsi kredi kartımdan yapıyordum. Bu harcamaları fişleriyle beraber ayrıntılı bir şekilde masraf formu dediğimiz bir forma yazıyor, fişleri bu forma zımbalıyor, önce gidip Ceylan Hanım'ın onayına, o onaylayıp imzaladıktan sonra Yenal Bey'in onayına, Yener Bey de onaylayıp imzaladıktan sonra muhasebeye veriyordum. Muhasebe de bu paraları tekrar benim hesabıma geri atıyordu. Bahsi geçen bu masraf formlarının hepsi yine savcılığa sunmuş olduğumuz mavi klasör içerisinde mevcuttur. Bu rakamları, bu masraf formlarını topladığınız zaman, 10 yıllık bir süre boyunca düzenli olarak yapılmış bir işlem olduğundan dolayı, topladığınız takdirde o 11 milyonu göreceksinizdir Sayın Başkanım.
Yine hakkımdaki bir diğer eylem, bir gizli toplantıya dahil olduğum konusu var. Öncelikle Murat Bey'i tanıyanlar bilirler; Murat Bey'in şoförünün, Murat Bey'in herhangi bir toplantısına dahil olma ihtimali yoktur Sayın Başkanım. Murat Bey kesinlikle şoförünü böyle bir toplantıya dahil etmez. Konu şöyle: Pandemi döneminde malum okullar kapalı olduğundan ben de şirket işlerine yardım etmek amacıyla ofis boy olarak o dönem Levent'te bulunan Polat Plaza'da yardım amaçlı bulunuyordum, tabii ki Yener Bey'in ve Murat Bey'in talimatı üzerine. Bir gün Murat Bey şirketten, "Semih çıkıyoruz." dedi, arabaya bindik. Murat Bey'in öncelikle... Murat Bey ile çalışmak zordur; çünkü arabaya binene kadar nereye gittiğini kimse bilmez. Haliyle şoför arabaya bindikten sonra adresi öğrenince zorluk çeker. Bu yüzden Murat Bey ile çalışmak kesinlikle zordur. Çok zor ve sert bir adamdır, kendisinden çok azar yemişliğim de vardır maalesef.
Araca bindiğinde Emirgân Korusu'na gittiğimizi söyledi. Ben Beşiktaş'ı, Beyoğlu'nu bilirim; Emirgân Korusu'na çok yakın bir nokta değil. Bölgeyi bildiğimden dolayı beni aldığını tahmin ediyorum. Emirgân Korusu Sayın Başkanım halka açık bir yerdir. Özellikle nisan ayında Lale Festivali düzenlenir ve oldukça, binlerce misafir gelir; yani gizli toplantı yapılacak bir mevkide değildir. Buraya gittiğimizde Emirgân Korusu'nun içinde bulunan Beyaz Köşk'ün otoparkına aracı park ettim. Murat Bey indi ve Beyaz Köşk'e girdi. Otoparktaki resmi araç yoğunluğundan içeride önemli biri olduğunu anladım tabii ki. Sigara içmek için arabadan indiğimde oradaki şoförlerden bir tanesiyle sohbet ettiğimde içeride Sayın Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylediler. Ben de bunun üzerine sigaramı bitirdim, araca geri döndüm ve yaklaşık 40-45 dakikalık bir toplantının ardından Murat Bey de araca bindi ve o dönem yine Levent'te bulunan Polat Plaza'daki ofisimize geri döndük. Eylem bundan ibarettir Sayın Başkanım.
Yine pandemi döneminde boşta olduğumdan dolayı, okullar kapalı ve çocuklar da herhangi bir yere çıkmadığından dolayı şirket işlerine yardım ederken İzmir'de bulunan Sarp Bey'in Takom... Tekom öyle bir şirketi vardı, etiket üzerine. Bizim şirkete etiket satıyordu diye biliyorum. Buraya bir çek götürme işlemim var. Yine finans bölümünden Adem Başer'in vermiş olduğu çeki, kapalı zarfta vermiş olduğu çeki... Ben almış olduğum herhangi bir zarfın, herhangi bir poşetin içine açıp bakmam. Bu yüzden miktarını veya üzerindeki firmaları bilmiyorum maalesef. Ama Sarp Bey'in şirketine götürmem gerektiğini ve Sarp Bey'in şirketinin konumunu attılar bana. İzmir'de sahilde bir şirket olarak, bina olarak görünüyordu. Aynı gün içerisinde gittim, muhasebede bulunan arkadaşa çeki teslim ettim ve aynı şekilde şirket aracıyla, kullanmış olduğum şirket aracıyla aynı gün geri dönmüş bulunmaktayım Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, ifadenin başında bahsettiğim 2024 yılında merkez ofisi Etiler'deki merkez ofise geçişimden sonra içinde bulunmuş olduğum birtakım eylemler var. Etkin pişmanlık ifadelerimde bahsettiğim müsaadenizle bunlara biraz değinmek istiyorum. Bir gün 2024 yılının sonbaharıydı diye hatırlamıyorum. Şirket kafeteryasında otururken Yener Bey geldi ve "Semih dışarı çıkabilir misini?" dedi. Yoldayken Kapalıçarşı'ya gittiğimizi söyledi. Aracı Beyazıt'ta bulunan Beyazıt Polis Karakolu'nun otoparkına bıraktık. Yener Bey zaten eski polistir polis kimliği vardır bu yüzden oradaki görevli arkadaşlar herhangi bir şey söylemediler. Aracı buraya bıraktıktan sonra hızlı adımlarla Kapalıçarşı'nın Beyazıt kapısından Kapalıçarşı'ya girdik. Bir müddet yürüdükten sonra tam olarak adresini hatırlamamakla birlikte Cevahir Bedesteni'ne yakın olduğunu gördüğüm bir noktada bir dükkanın, mağazanın önüne geldik. Bu mağaza camları çitliydi. Ben üzerinde herhangi bir tabela görmedim mağazanın.
Ben dışarıda bekledim Yener Bey içeri girdi. Yener Bey 5 dakika sonra dışarı çıktığında elinde bir siyah poşetle çıktı. Poşeti bana verdi. Poşetin içini tabii ki açmadım lakin ağırlığından ve şeklinden dolayı içinde altın olduğunu düşünüyorum ağırlığından, formundan dolayı. Bana vermesinin sebebi de kendisi de eski polistir dediğim gibi silah taşır, ruhsatlı silah taşır. Güvenlik sebebiyle ben önde o arkada hızlı adımlarla önce Beyazıt Meydanı'na ardından Beyazıt Polis Karakolu'nun önünde bulunan 34 MUK 07 plakalı siyah Passat marka araca bindik ve şirkete geri dönmüş bulunmaktayız. Bu işlem 2024 yılının son sonbaharında 2 kere gerçekleşti ve aynı bu şekilde gerçekleşti ikisi de Sayın Başkanım. Bu arada bahsi geçen eylem kayıt dışı külçe altın eylemi olarak geçmiş. O dönemde malum herhangi bir suçlama olmadığından altının kayıt dışı mı kayıt içi mi olduğunu bizim maalesef düşünme şansımız yok. Ben şöförüm. Ben ne söyleyeyim? Şurada dur diyorsa duruyorum. Yani araba sürüyorum, bagajı açıyorum, para taşıyorum, var taşıyorum. Bunu benim kesinlikle bilme şansım yok.
Evet, hakkımdaki bir diğer eylem olan zırhlı araçtan çuvalla para alma işlevi var Sayın Başkanım. Bu olayda yine Etiler'de görev aldığım 2024 ilkbaharından sonra gerçekleşmiş bulunmaktadır. Tam tarihine bakayım yazıyor mu bir saniye özür dilerim. Tam tarihini maalesef hatırlayamadım ama yani dediğim gibi son 1 yıl Etiler'de çalıştığım dönemde gerçekleşti bu olay da. Ben yine bir gün ofis kafeteryasında beklerken Yener Bey'den telefon geldi. Kendisinin dışarıda olduğunu şirketin merkez ofise bankaların grup ismini niteleyen bir zırhlı araç geleceğini, bu araçtan 10 milyon TL almam gerektiğini, kendisi yetişemediğinden dolayı benim bu işlemi yapmam gerektiğini söyledi. Nitekim Yener Bey telefonu kapattıktan yaklaşık yarım saat sonra bahsettiği araç geldi. İçinden 2 tane resmi kıyafetli arkadaş indi. Araç bu arada beyaz bir zırhlı araçtı ve dediğim gibi bankaların grup iddiasını niteledikleri bir para taşıma aracıydı. Yani işlemin resmi olduğu her halinden belli bir ortam vardı çünkü resmi bir dekont da imzalattım parayı teslim alırken. Arkadaşlardan parayı teslim aldıktan sonra Yener Bey'in talimatı üzerine parayı 1. katta bulunan ofisine aynı zamanda dekontu da masasına bırakmış bulunmaktayım Sayın Başkanım. İşlem bundan ibarettir.
Yine Etiler'de 2024 yılında 2024 yılının kış aylarıydı sanırım 2025 yılının başı da olabilir. Yener Bey'le bir gün şirketten çıktık ve Kadıköy'e Kadıköy'de bulunan Fenerbahçe Stadı'nın hemen üzerindeki Kızıltoprak Garanti Bankası şubesini söyledi. Şubede ben de şirket bu arada şirketten çıkarken şirket kasasından 4 milyon TL nakit para aldık araçla. Bu parayı banka önüne geldiğimizde içeri taşımaya ben yardım ettim ardından araca dönüp beklemeye başladım. Şirket veznesi parayı sayınca daha önce özür dilerim banka veznesi parayı sayınca daha önce hiç görmediğim tanımadığım bir beyefendi paranın onun hesabına geçti. Dönüş yolunda Yener Bey'le yapmış olduğumuz sohbette işlemin bir konut alım işlemi olduğunu söyledi. İşte o da öyle aklımda kalmış Sayın Başkanım.
Murat Bey'in firarından sonra bir lojistik para transferi eylemi var. Öncelikle bu eylem Sayın Başkanım 29.04.2025 tarihinde gerçekleşiyor. Yani Murat Bey resmi olarak firari değil bu tarihte. Murat Bey mayıs ayında sanırım yakalama kararı çıktı. Tabii biz bunu medyadan öğrendik bunu bizim bilme şansımız yok. Bu tarihte biz Murat Bey'i yurt dışına seyahat etti biliyorduk. Şirkette birinin böyle bir şeyi bilme şansı kesinlikle yok. En azından biz şoförlerin hiç olmaz. Yener Bey'le bir gün şirketten bir miktar nakit parayla çıktık. Yener Bey tabii ki parayı taşıyan kişi. Önce Ataşehir'de bulunan Rafiner Döviz’e gittik. Burada nakit Türk TL'sini dövize çevirdik. Ardından Yener Bey'in atmış olduğu konumla Yalova'da bulunan Yalova Tersanesi'ne gittik. Burada parayı 20-30 bin dolar galiba yanlış hatırlamıyorsam bir siyah poşet içerisinde miktarını net bilmiyorum. Bu parayı Aşkın Kaptan isimli beyefendiye teslim ettik. Dediğim gibi bu olay yapmış olduğumuz son eylemdi. Murat Bey firar ettikten sonra yapmış olduğumuz herhangi bir eylem yoktur. Aksine kayyum geldikten sonra biz ben özellikle kayyumla kayyum yetkililerinin hiçbiriyle içeride çalışmış olmaktayım. Kendisi hakkında olan rapor kendileri hakkında olan rapor önlerindedir muhtemelen.
Yine 2024 yılında bir gün Yağmur Hanım beni aradı 2025 yılı da olabilir özür dilerim tarihini hatırlayamıyorum. 2025 yılı 16 Ocak ayı evet. Yağmur Hanım beni aradı Yağmur Cansu Yeşilyurt ve bana Trabzon'a bilet aldığını söyledi saat 16'ya. Tarihini hatırlamamakla birlikte. Bana bir kapalı zarf içinde bir kaşe verdi ve bu kaşeyi Trabzon'a götürüp Murat Calap isimli beyefendiye vermemi söyledi. Murat Calap daha önce de İstanbul'a birkaç kere gelmişti kendisini taşımıştım vardır. Murat Bey'in Murat Gülibrahimoğlu'nun çocukluk arkadaşı olduğunu biliyorum. 16 uçağıyla Trabzon'a gittim kaşeyi kapalı zarf içinde kendisine teslim ettim. Ardından aynı gece 23 uçağıyla İstanbul'a geri dönmüş bulunmaktayım Sayın Başkanım.
Yine döviz bürolarından Levent Çarşı'da bulunan, Levent Döviz Bürosu sanırım. Buradan düzenli olarak yapmış olduğumuz çeşitli Yener Bey'le birlikte yapmış olduğumuz çeşitli döviz alım satım işlemleri var ama bunca miktar miktarını net hatırlamıyorum. Yani Yener Bey'le işimiz erken biterse Yener Bey mesai saatlerine özen gösteren bir beyefendidir çok sağ olsun bizi düşünürdü. Olur da işimiz erken biterse zaten şirkete geri dönerdik dışarı çıktığımızda. Ama işimiz mesai saatleri dışına sarkarsa yine dediğim gibi uygun bir lokasyonda bırakıyor ve kendisi devam ediyordu. Beraatimi talep ediyorsun? Beraatimi talep ediyorum doğrudur Sayın Başkanım.
HAKİM&SAVCI SORGUSU
Hakim: Bir takım alışverişlerden vesair işlerden bahsediyorsun. Para aldın. Yener Bey'le beraber beni EDL'ye teslim ettiğiniz paralar, çektiğiniz paralar... Paraların akıbetiyle ilgili bir bilgin var mı senin? Nedir bu paralar? Ne parası?
Semih Bilgin: Yapmış olduğum... Yapmış olduğumuz bütün işlemleri, öncelikle ben yapmış olduğum bütün işlemleri sadece şoförlük yaptım.
Hakim: Yani o paraların kaynağının ne olduğunu, ne için verildiğini, ne amaçla alındığını, bunlara ilişkin bir bilgin yok?
Semih Bilgin: Kesinlikle. Kesinlikle bilmiyorum. Nitekim... yapmış olduğumuz bütün işlemleri biz şirkete geri döndük. Şirketin dışında herhangi bir yere bir para teslim etmişliğim veya Yener Bey'le birlikte herhangi bir yere para teslim etmişliğim kesinlikle yoktur. Yapmış olduğumuz bütün işlemlerde dediğim gibi eğer mesai saatleri içerisindeysek biz şirketimize dönüyorduk. Eğer mesai saatleri dışında bir saat sakarsa, işten sonra ben kendi lokasyonuma gidiyordum. Yener Bey de evine veya artık nereye gidecekse oraya devam ediyordu efendim.
Hakim: Yine bu altın meselesinden bahsettin. Yener Torunler’in... çiktiğiniz bir... Siz onun ifadenizde "İki külçe altın" diye anlatmışsınız ama... şimdi burada dediniz ki "Poşetin içerisini açmadım ama ağırlığından ve şeklinden içinde altın olduğunu anladım" diye anlattınız. Açıkça ne olduğunu görmediniz anladığım kadarıyla poşetin...
Semih Bilgin: Şöyle efendim: Bulunduğumuz ortam... bulunmuş olduğumuz mekân Kapalıçarşı'da bir altın dükkanının önü. Yener Bey içeriden çıktığında bana bir siyah poşet veriyor. Tuttuğumda 2-3 kilo ağırlığında bir sert bir cisim ve şeklinden anladığım kadarıyla altın külçe.
Hakim: Yine bunun ne amaçla çekildiğini...
Semih Bilgin: Kesinlikle bilmiyorum. Bu arada gittiğimiz mekânı...
Hakim: Yani... hangi ilişkiyle alakalı olduğuna dair bir bilginiz yok?
Semih Bilgin: Kesinlikle bilgim yoktur. Gittiğimiz mekâna bu arada parayla gitmedik, gidip sadece altını alıp çıktık efendim.
Hakim: Başka... ekleyeceğiniz bir şey yok herhalde anladığım kadarıyla? Yok Sayın Başkanım. Tamam. Var mı soru?
Savcı: Siz Semih Bey, Murat Gülibrahimoğlu ile ilgili bu para transferlerine kim vakıftı, sürekli Yener Torunler’den bahsettiğiniz para transferleri ile ilgili... Bu bu işlere bakan başka biri var mıydı şirkette?
Semih Bilgin: Murat Bey'in para transferlerini finans müdürü... yani o finans işleriyle ilgilenen Adem Başer bilir. Onun haricinde yani Yener Bey...
Savcı: Ama para taşıma işlerinden bahsettiniz. Hatta beyanınızda şeyden bahsetmişsiniz: Yener Torunler 'Yol bilgisi olmadığı için yanında beni alırdı, hatta bir keresinde bana "Senin geldiğini Murat Bey duyarsa benim canımı okur, ona sakın söyleme" şeklinde' bir beyanınız olmuş.
Semih Bilgin: Doğrudur, doğrudur. O şöyle Sayın Savcım: 2024 yılının dediğim gibi Göktürk'ten... konuttan Etiler’e geçerken Murat Bey benim orada çıkışımı vermiş. Yani bunu daha sonra Yener Bey'den duyuyorum. Sebebini hâlâ bilmiyoruz. Yener Bey’de sır olarak aldı maalesef. "Hatta burnu sürtsün. Bunu çok çalıştırın, Şehir dışına da gönderin" demiş. Şimdi Murat Bey böyle bir talimatla beni Etiler’e gönderdikten sonra Yener Bey bu tarz özel işlerde beni kullandığını Murat Bey öğrenirse kendisini çok üzeceğini düşünerekten "Canımı okur" diye bir tabir kullandığını düşünüyorum efendim.
Savcı: Tamam. Bir de daha demin bir toplantıdan bahsettiniz. Etiler merkez binada... İfadenizde de değinmişsiniz konuya. Bu toplantıyla ilgili özel bir önlem alındı mı ofiste?
Semih Bilgin: Ofisteki... Evet, o şöyle: O gün ben ofiste değildim. 34 FCN 764 plakalı aracı o gün ben Beylikdüzü'ndeki Doğuş Oto servisine götürmüştüm. Aracı saat 4,5-5 sularında şirkete gelmek üzereyken aracı kullanan kişi Hikmet Bey... Hikmet Bey'i aradım, ofise yaklaştığımı söyledim. Bunun üzerine "Ofise gelme" dedi bana. "Çünkü ofiste özel bir toplantı var." Aracı dışarıda teslim etmemi söyledi. Ben de "Peki" dedim. Aracı sonra dışarıda teslim ettim ve ofise yaklaştır… ofise gitmememi söyledi. Çünkü ofisin saat 5'te boşaltıldığını, ofiste kimsenin kalmadığını söyledi. Ben de bunun üzerine aracı kendisine teslim ettim ve evime döndüm. Ertesi gün işe geldiğimde "Ne oldu bitti?" diye arkadaşlara sorduğumda bir özel toplantıdan bahsedildiğini, Murat Bey'in bütün ofisi boşalttığını, ofiste bizden hiç kimsenin olmadığını söyledi. Açıkçası ofiste ne olup bittiğine dair hiçbir haber yoktu o dönem, çünkü hiç kimse yoktu ofiste. Bir tek Yağmur Cansu Yeşilyurt Hanımefendi vardı sanırım. Yanlarında da var galiba. O günkü gizli toplantı durumu böyledir Sayın Savcım.
Savcı: Murat Bey başka benzer toplantılarda hiç ofis boşalttığı oldu mu hiç?
Semih Bilgin: Ofis ilk defa boşaltıldı Sayın Başkanım. Hiç ofiste böyle bir toplantı yapmazdı. Biz de şok olduk ne oluyor ne bitiyor gibisinden. Çünkü ofiste hiç böyle şeyler olmazdı. En azından benim olduğum dönemde olmadı. O 2024 yılı mayıs ayından benim işte işten çıkarıldığım hatta bu davanın başladığı 2025 yılı mayıs ayına kadar benim olduğum süreçte ofiste bu toplantı sadece bir kere gerçekleşti.
Savcı: Toplantıya kimler katıldı peki?
Semih Bilgin: Hiçbir bilgim yok Sayın Başkanım. Çünkü kimseyle bir bilgisi yoktu.
Savcı: Bana bahsettiğiniz şoförlere sordum dediniz...
Semih Bilgin: Hayır, hayır, Emirgan Korusu'nda gerçekleşen toplantı... O 2020 yılında gerçekleşiyor. İki iki tane gizli toplantı var sanırım, karışmasın. Başta ben...
Savcı: Toparlarsınız siz de. Evet, Etiler'deki toplantıdan bahsederek soruyorum. Bu toplantıya ilişkin herhangi bir bilginiz yok, sadece araç teslim ettiniz ve boşaltıldı. Yağmur Cansu var dediniz sadece, doğru mu?
Semih Bilgin: Doğrudur Sayın Savcım.
Savcı: Ama toplantıya kim geldi bilmiyorsunuz?
Semih Bilgin: Kesinlikle bilmiyoruz efendim.
Savcı: O diğer 2020'deki toplantı...
Semih Bilgin: 2020'deki toplantıda da dediğim gibi ben bir şoför arkadaşla sohbet ettiğimde içeride Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylemişlerdi. Toplantıya kesinlikle biz şoför olarak dahil olmadık. Ardından ben aracıma geri döndüm ve...
Savcı: Neredeydi o toplantı?
Semih Bilgin: 2020 yılında Emirgan Korusu'ndaki Beyaz Köşk'teydi Sayın Savcım.
Savcı: Orası belediyeye mi ait?
Semih Bilgin: Yani halka açık bir yer Emirgan Korusu. Binayı bilmiyorum ama Emirgan Korusu her zaman halka açık bir yerdir. Hiçbir zaman kapatıldığını duymadım. Hatta nisan ayında dediğim gibi çok kalabalık olur, biz de işte Beşiktaş’ta ikamet ediyoruz, oradan çok şikayet ederiz. Yani orası kapalı hiçbir zaman olmadı orası. Her zaman açık, halka açık bir yer.
Savcı: Ha bu toplantıya Murat Bey'i siz mi götürdünüz yoksa...
Semih Bilgin: Ben götürdüm, doğrudur.
Savcı: Başka koruma veya...
Semih Bilgin: Hayır, başka kimse yoktu. Sadece ben götürdüm.
Savcı: Toplantıda başka kimler vardı peki? Orada gittiğiniz zaman...
Semih Bilgin: Maalesef ona da bilgim yok. Çünkü dediğim gibi toplantıyı görmedim. Toplantıya kimin katıldığını görmedim. Sadece dışarıdaki araç yoğunluğundan dolayı merak ederek araçtan indim. Sigara içmek için şoför arkadaşların yanına gittiğimde ayaküstü yapmış olduğumuz sohbeti, içeride Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylediler. Zaten 2-3 dakikalık bir sohbetti, sigaram bittikten sonra araca geri döndüm ve Murat Bey'i beklemeye başladım. Nitekim 40-45 dakika sonra Murat Bey geldi ve Levent'teki ofisimize geri döndük.
Hakim: Peki... EDL firması... Dündar Sanayi takı vesair işlerden bahsediyorsun. Para aldın. Yener Bey'le beraber beni EDL'ye teslim ettiğiniz paralar, çektiğiniz paralar... Paraların akıbetiyle ilgili bir bilgin var mı senin? Nedir bu paralar? Ne parası?
Semih Bilgin: Yapmış olduğum... Yapmış olduğumuz bütün işlemleri, öncelikle ben yapmış olduğum bütün işlemleri sadece şoförlük yaptım.
Hakim: Yani o paraların kaynağının ne olduğunu, ne için verildiğini, ne amaçla alındığını, bunlara ilişkin bir bilgin yok?
Semih Bilgin: Kesinlikle. Kesinlikle bilmiyorum. Nitekim... yapmış olduğumuz bütün işlemleri biz şirkete geri döndük. Şirketin dışında herhangi bir yere bir para teslim etmişliğim veya Yener Bey'le birlikte herhangi bir yere para teslim etmişliğim kesinlikle yoktur. Yapmış olduğumuz bütün işlemlerde dediğim gibi eğer mesai saatleri içerisindeysek biz şirketimize dönüyorduk. Eğer mesai saatleri dışında bir saat sakarsa, işten sonra ben kendi lokasyonuma gidiyordum. Yener Bey de evine veya artık nereye gidecekse oraya devam ediyordu efendim.
Hakim: Yine bu altın meselesinden bahsettin. Yener Torun'un... çektiğiniz bir... Siz onun ifadenizde "İki külçe altın" diye anlatmışsınız ama... şimdi burada dediniz ki "Poşetin içerisini açmadım ama ağırlığından ve şeklinden içinde altın olduğunu anladım" diye anlattınız. Açıkça ne olduğunu görmediniz anladığım kadarıyla poşetin...
Semih Bilgin: Şöyle efendim: Bulunduğumuz ortam... bulunmuş olduğumuz mekân Kapalıçarşı'da bir altın dükkanının önü. Yener Bey içeriden çıktığında bana bir siyah poşet veriyor. Tuttuğumda 2-3 kilo ağırlığında bir sert bir cisim ve şeklinden anladığım kadarıyla altın külçe.
Hakim: Yine bunun ne amaçla çekildiğini...
Semih Bilgin: Kesinlikle bilmiyorum. Bu arada gittiğimiz mekânı...
Hakim: Yani... hangi ilişkiyle alakalı olduğuna dair bir bilginiz yok?
Semih Bilgin: Kesinlikle bilgim yoktur. Gittiğimiz mekâna bu arada parayla gitmedik, gidip sadece altını alıp çıktık efendim.
Hakim: Başka... ekleyeceğiniz bir şey yok herhalde anladığım kadarıyla?
Semih Bilgin: Yok Sayın Başkanım.
Hakim: Tamam. Var mı soru?
Savcı: Siz Semih Bey, Murat Ongun ile ilgili bu para transferlerine kim vakıftı, sürekli Yener Torun'dan bahsettiğiniz para transferleri ile ilgili... Bu işlere bakan başka biri var mıydı şirkette?
Semih Bilgin: Murat Bey'in para transferlerini finans müdürü... yani o finans işleriyle ilgilenen Adem Başar bilir. Onun haricinde yani Yener Bey...
Savcı: Ama para taşıma işlerinden bahsettiniz. Hatta beyanınızda şeyden bahsettiniz: Yener Torun 'Yol bilgisi olmadığı için yanında beni alırdı, hatta bir keresinde bana "Senin geldiğini Murat Bey duyarsa benim canımı okur, ona sakın söyleme" şeklinde' bir beyanınız olmuş.
Semih Bilgin: Doğrudur, doğrudur. O şöyle Sayın Savcım: 2024 yılının dediğim gibi nisan... Göktürk'ten... konuttan yetkilileri geçerken Murat Bey benim orada çıkışımı vermiş. Yani bunu daha sonra Yener Bey'den duyuyorum. "Siz ikinizi hâlâ bilmiyoruz" Yener Bey de kişisel olarak aldı maalesef. "Hatta bu onun sürprizidir. Bunu çok çalıştırın, Şile'ye, Düzce'ye gönderin" demiş. Şimdi Murat Bey böyle bir talimatla beni yetkililere gönderdikten sonra Yener Bey bu tarz özel işlerde beni kullandığını Murat Bey öğrenirse kendisini çok üzeceğini düşünerekten "Canımı okur" diye bir tabir kullandığını düşünüyorum efendim.
Savcı: Tamam. Bir de daha demin bir toplantıdan bahsettiniz. Etiler merkez binada... İfadenizde de değinmişsiniz konuya. Bu toplantıyla ilgili özel bir önlem alındı mı ofiste?
Semih Bilgin: Ofisteki... Evet, o şöyle: O gün ben ofiste değildim. 34 FCJ 764 plakalı aracı o gün ben Beylikdüzü'ndeki Doğuş Oto servisine götürmüştüm. Aracı saat 4,5-5 sularında şirkete gelmek üzereyken aracı kullanan kişi Hikmet Bey... Hikmet Bey'i aradım, ofise yaklaştığımı söyledim. Bunun üzerine "Ofise gelme" dedi bana. "Çünkü ofiste özel bir toplantı var." Aracı dışarıda teslim etmemi söyledi. Ben de "Peki" dedim. Aracı sonra dışarıda teslim ettim ve ofise yaklaştırmadı... ofise gitmememi söyledi. Çünkü ofisin saat 5'te boşaltıldığını, ofiste kimsenin kalmadığını söyledi. Ben de bunun üzerine aracı kendisine teslim ettim ve evime döndüm. Ertesi gün işe geldiğimde "Ne oldu bitti?" diye arkadaşlara sorduğumda bir özel toplantıdan bahsedildiğini, Murat Bey'in bütün ofisi boşalttığını, ofiste bizden hiç kimsenin olmadığını söyledi. Açıkçası ofiste ne olup bittiğine dair hiçbir haber yoktu o dönem, çünkü hiç kimse yoktu ofiste. Bir tek Yağmur Cansu Yeşilırmak Hanımefendi vardı sanırım. Yanlarında da var galiba. O günkü gizli toplantı durumu böyledir Sayın Savcım.
Savcı: Murat Bey başka benzer toplantılarda hiç ofis boşalttığı oldu mu hiç?
Semih Bilgin: Ofis ilk defa boşaltıldı Sayın Başkanım. Hiç ofiste böyle bir toplantı yapmazdı. Biz de şok olduk ne oluyor ne bitiyor gibisinden. Çünkü ofiste hiç böyle şeyler olmazdı. En azından benim olduğum dönemde olmadı. O 2024 yılı nisan ayından benim işte işten çıkarıldığım hatta bu davanın başladığı 2025 yılı mayıs ayına kadar benim olduğum süreçte ofiste bu toplantı sadece bir kere gerçekleşti.
Savcı: Toplantıya kimler katıldı peki?
Semih Bilgin: Hiçbir bilgim yok Sayın Başkanım. Çünkü kimseyle bir bilgisi yoktu.
Savcı: Bana bahsettiğiniz şoförlere sordum dediniz...
Semih Bilgin: Hayır, hayır, Emirgan Korusu'nda gerçekleşen toplantı... O 2020 yılında gerçekleşiyor. İki tane gizli toplantı var sanırım, karışmasın. Başta ben...
Savcı: Toparlarsınız siz de. Evet, Etiler'deki toplantıdan bahsederek soruyorum. Bu toplantıya ilişkin herhangi bir bilginiz yok, sadece araç teslim ettiniz ve boşaltıldı. Yağmur Cansu var dediniz sadece, doğru mu?
Semih Bilgin: Doğrudur Sayın Savcım.
Savcı: Ama toplantıya kim geldi bilmiyorsunuz?
Semih Bilgin: Kesinlikle bilmiyoruz efendim.
Savcı: O diğer 2020'deki toplantı...
Semih Bilgin: 2020'deki toplantıda da dediğim gibi ben bir şoför arkadaşla sohbet ettiğimde içeride Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylemişlerdi. Toplantıya kesinlikle biz şoför olarak dahil olmadık. Ardından ben aracıma geri döndüm ve...
Savcı: Neredeydi o toplantı?
Semih Bilgin: 2020 yılında Emirgan Korusu'ndaki Beyaz Köşk'teydi Sayın Savcım.
Savcı: Ruhsatı nerede, ona ilişkin bilginiz var mı?
Semih Bilgin: Yani halka açık bir yer Emirgan Korusu. Binayı bilmiyorum ama Emirgan Korusu her zaman halka açık bir yerdir. Hiçbir zaman kapatıldığını duymadım. Hatta nisan ayında dediğim gibi çok kalabalık olur, biz de işte Taşlı Köşk'e ikamet ediyoruz, oradan çok şikayet ederiz. Yani orası kapalı hiçbir zaman olmadı orası. Her zaman açık, halka açık bir yer.
Savcı: Ha bu toplantıya Murat Bey'i siz mi götürdünüz yoksa...
Semih Bilgin: Ben götürdüm, doğrudur.
Savcı: Başka koruma veya...
Semih Bilgin: Hayır, başka kimse yoktu. Sadece ben götürdüm.
Savcı: Toplantıda başka kimler vardı peki? Orada gittiğiniz zaman...
Semih Bilgin: Maalesef ona da bilgim yok. Çünkü dediğim gibi toplantıyı görmedim. Toplantıya kimin katıldığını görmedim. Sadece dışarıdaki araç yoğunluğundan dolayı merak ederek araçtan indim. Sigara içmek için şoför arkadaşların yanına gittiğimde ayaküstü yapmış olduğumuz sohbeti, içeride Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylediler. Zaten 2-3 dakikalık bir sohbetti, sigaram bittikten sonra araca geri döndüm ve Murat Bey'i beklemeye başladım. Nitekim 40-45 dakika sonra Murat Bey geldi ve Levent'teki ofisimize geri döndük.
Savcı: Yine bu Murat Bey ile ilgili firari olduğu dönemde, şirkete kayyum sürecinde şirketteki bilgilerin Murat Bey'e aktarıldığından bahsetmişsiniz. Şöyle demişsiniz ifadenizde: "Murat Gülibrahimoğlu şirket yetkilisi kçldıktan sonra şirket çalışanları Yağmur Cansu Yeşilyurt, Yener Torun, Adem Başer, Volkan Ateş, Dilek Avcı... Bu şahıslar görüşmeye devam etti. Hatta şirkete TMSF de devrettikten sonra ben 1 ay kadar güvenlik görevlisi olarak çalıştım. Bu dönemde şirket içerisindeki çıkan haberleri bu şahıslar güvenlik kulübesine yakın yerde bulunan şoförlerin kullandığı kulübe içerisinde Murat'ı arayarak ona aktarırdı." Bu nasıl gerçekleşti, söyler misiniz?
Semih Bilgin: Bu şahit olduğum bir olaydır Sayın Savcım. Şöyle: Dediğim gibi... işte kayyum gelmeden 1 ay önce şirkette ciddi bir işçi çıkarımı oldu. Ve beraberinde şirketin güvenlik personelleri de işten çıkarıldı. Ben de Yener Bey tarafından şirketin hemen girişinde bulunan güvenlik kulübesinde görevlendirildim. Burada 2 ay kadar çalıştım. 1 ayı kayyumdan önce, 1 ayı kayyumdan sonra. Kayyumdan sonraydı sanırım, hemen... bu bahsettiğim kulübenin yanında boş bir kulübe var. Orası şoförler odası olarak tasarlandı ama hiç kullanılmadı. Buraya gelip telefon görüşmeleri yapardı herkes. Bir gün ben yine bahsettiğim kulübedeyken, işte bahsettiğim kişiler bu kulübeye geldiler. Orada perde yoktu, perde kapalı değildi. Ortada bir telefon vardı. Telefondan birinin arandığı bariz belliydi. Daha sonra... Tabii bir şey duymadım orada, orada herhangi bir şey duymadım. Lakin daha sonra toplam 15-20 dakikalık bir toplantı gerçekleşti. Bu toplantı bittikten sonra bu şahıslar dışarı çıktıklarında konuşurken telefondakinin Murat Bey olduğundan bahsediyorlardı. Bu kulağıma geldi orada. Tabii ki toplantıya orada ben dahil olmadım ama kulübenin hemen yanında gerçekleşen bir toplantı olduğu için kulağıma takıldı, aşina oldum orada. Bahsettiğim eylem bundan ibarettir Sayın Savcım.
Savcı: Bu yine Murat Bey ile ilgili özel uçak ile ilgili bir şey anlatmışsınız. O konu nedir? Özel uçak... Özel uçak kiralanmış işte, seyahatten bahsediliyor. Tuncay Yılmaz, Hakan Karanis…
Semih Bilgin: Sayın Savcım, Murat Bey'in uçağıyla... Çünkü siz sorunca ben de bildiğim kadarıyla kendisinin şahsi uçağı yok ama düzenli olarak özel uçak kiralandığını biliyorum. Atatürk Havalimanı'nda bulunan Genel Havacılık Terminali'ne bizzat benim birçok kere bırakmışlığım vardır. Hatta Trabzonspor maçlarına giderdi devamlı. Özellikle Trabzonspor-Galatasaray maçlarını kaçırmazdı. Yine oğlunun... bir dönemi vardı, oğlunun döndüğünde bahsetti...
Savcı: Bu Trabzon-Batum gezisinden bahsediyorsunuz. İşte Tuncay Yılmaz, Hakan Karadeniz, Hüseyin Köksal ve bazı kişilerin katıldığı... Bu uçuşa siz de katıldınız mı yoksa...
Semih Bilgin: Uçuşa katılmadım, şöyle: Tarihi hatırlamıyorum ama 2024 yılının son sonları Nisan ayıydı çünkü çocuklar bir haftalık tatile girmişlerdi. Bir Trabzon, Karadeniz gezisinden bahsetti bana Ceylan Hanım. Hatta Ceylan Hanım'ın büyük bir tane aracı vardır, kullandığımız Cadillac. 7 koltukludur. Bu aracı ilk başta benim Trabzon'a götürmem gerektiğini söyledi. Çünkü kendilerinin oraya gideceğini, orada kullanılacak araç olmadığını, büyük bir araca ihtiyaç olduğunu söyledi. Ben de bunun üzerine hazırlık yaparken seyahat günü geldiğinde, eve geldiğinde bir tane siyah minibüs geldi. Benim gitmeme gerek olmadığını, bir minibüs kiralandığını söyledi. Bu arada ben beklerken işte yanlış hatırlamıyorsam Tuncay Yılmaz, Hakan Karanis falan vardı. Bir Trabzon-Batum turu gerçekleşti. Trabzon, Rize, Batum turu gerçekleşti. Döndüklerinde çocuklardan duyduğum kadarıyla buralarda Sayın Ekrem İmamoğlu'nun çocuklarının da olduğunu söyledi çocuklar. Yani Sayın Ekrem İmamoğlu'nun kızıyla Murat Bey'in kızı yakın arkadaşlardı. Kızı bahsediyordu hani o da vardı vesaire diye.
Savcı: Bu avukat gönderilmesi meselesi var Murat Gülibrahimoğlu tarafından. Bu konu nasıl gerçekleşti? Avukat Ahmet Keskin...
Semih Bilgin: Doğrudur. Şöyle Sayın Savcım; ilk tutuklandığım gece saat 11.00'de koğuşa giriş yaptım. Gece saat 2.00 sularında arkadaşlar uyandırdı, "Avukatın geldi" dediler. Ben de hayatımda hiç avukatı olmayan bir insanım, şaşırdım tabii ki. Gittiğimde Ahmet Keskin'le karşılaştım. Kendisi ilk etapta Yener Bey'in köylüsü olduğunu söyledi, Yener Bey'in de avukatı olduğunu söyledi. Hatta Ahmet Güllü'ye de kendisinin baktığını söyledi. Ve aynı zamanda Murat Bey'in selamını getirdiğini söyledi. Murat Bey'in çok üzgün olduğunu, durumdan çok muzdarip olduğunu, hatta "Durum böyle devam edecekse ben geleyim teslim olayım" dediğini, çocukların elinde büyüdüğünden dolayı çok üzüntülü olduğunu söyledi. Ve yapmış olduğu bu görüşmeden sonra Ahmet Keskin oradan ayrıldı.
Savcı: Peki herhangi bir yönlendirme yaptı mı beyan verme veya beyanını değiştir şeklinde?
Semih Bilgin: Yok, beyanda yönlendirme yapmadı. Olur da kendisiyle devam edeceğim takdirde masraflarımı karşılayacağını söyledi sadece.
Hakim: Bir iki tane toplantıdan bahsediyorsunuz, bu şirkette yapılan ve Emirgan'da yapılan toplantı...
Semih Bilgin: Doğrudur Sayın Başkanım.
Hakim: Şimdi ifade olarak "gizli toplantı" diye bir ifade kullandınız da bu... Yani Emirgan Korusu'nda, halka açık bir yerde bu nasıl gizli toplantı? Siz bunun gizli olduğu kanaatine nereden vardınız?
Semih Bilgin: Yok, gizli toplantı olduğunu ben iddia etmiyorum, Sayın Cumhuriyet Savcısı iddia etmiş. Ben olayı...
Hakim: Sizin iddianız değil yani.
Semih Bilgin: Yok, benim iddam değil. Ben olayı anlattım, oradaki...
Hakim: Dışarıda kimler vardı toplantının yapıldığı binanın dışında? Bahsettiniz, şoförler vardı dediniz.
Semih Bilgin: Dışarıda... Dışarıda olanlar ben, bizim otoparka yanaştığımızda dışarıda hani medyadan veya şeyden, şirketten daha öncesinde Murat Bey'in yanında tanıştığım kimseyi göremedim. Ama dediğim gibi ciddi bir makam aracı yoğunluğu vardı, 8-10 tane makam aracı vardı. Murat Bey zaten hızlı adımlarla gidiyordu, zannedersem geç kalmıştı.
Hakim: Toplantıya katılanların kim olduğu, içeriğinin ne olduğu hakkında herhangi bir bilginiz yok? "Gizli" ibaresi de senin kullandığın bir ifade değil yani?
Semih Bilgin: Herhangi bir bilgim yok. "Gizli"... "Gizli" sözcüğü iddianamede kullanılan ifadeydi Sayın Başkanım.
YENER TORUNLER SORUYOR
Yener Torunler: Hani derler ya, "İtler tepişiyor, çimler eziliyor." Biz böyle olduk işte. Anlatabiliyor muyum?
Semih Bilgin: Kesinlikle katılıyorum.
Yener Torunler: Senin aslında senin ifadeni ben zaten benim iddiamı kapsıyor mu diye açık açık söyleyebilirim. Ama bir eksikleri var ve ben bunları da seninle teyit etmek istiyorum. Şimdi birincisi, gerçi siz de söylediniz de sizinle beraber arabayla çıkarken sanki ben çok gizli bir yere gidiyorum, şüphesiz bir arama yapıyorum gibi bir imaj doğdu. Bununla ilgili siz ayrıntılı bilgi verir misiniz? Yani siz izin sürekli çalıştırılmanız istendiği için vakıf tarafından araçla gelmenizin sıkıntılı olacağını söylediğim kayıtlara bakarak siz böyle bir şey kullandınız. Doğru mu bu?
Semih Bilgin: Şöyle...
Yener Torunler: Yani sizinle beraber araçla giderken "Ya Murat Bey ilgili duyarsa canımızı okur" derken yani biz gizli bir yere gittiğimiz için mi yoksa...
Semih Bilgin: Hayır hayır dediğim gibi benim... Özür dilerim. Benim Etiler'e geçiş sürecimde Murat Bey, daha sonrasında öğrendiğim kadarıyla Murat Bey, "Bu onu düşürsün, bunu çok çalıştırın." hatta Murat Bey beni kovmak istemiş. Yener Bey dediğim gibi "Şirkette bir adama ihtiyacımız var, yeni bir adam almaktansa Semih şirkette görev alsın." demişler. İşte dediğim gibi Murat Bey beni işten çıkarmak isterken Yener Bey beni bu tarz görevlerde kullanınca çok kızacağını düşünerek o cümleyi kullandığımı düşünüyorum orada benim.
Yener Torunler: İkinci sorum da şu olacak. Şimdi yoldayken benim konuyu açtığınız zaman tekrar biraz büyüdü. Ben sizinle kaç kere böyle yolda sizinle birlikte para çekme, para götürme gibi olaylarla karşılaştık ve kaç kere gitmiş olabiliriz sayı olarak? İki de veya üçtür yani, çok değildir.
Semih Bilgin: Yani evet çok değil. Yani ilk yaptığımız işlem sayısı tek, anlatırım ama...
Yener Torunler: Burada ben sizin yani siz yine "Ben gizli bir yere gidiyorum." gibi bir şey mi, öyle bir imaj var mıydı?
Semih Bilgin: Böyle bir ifade kullanmadınız ama takdir edersiniz ki neticede...
Yener Torunler: Yok yok hayır. Şunu da söyleyeceğim o zaman. Bir seferinde iki seferinde birinde büyük ihtimalle bir tanesinde VakıfBank Şubesi'ne gidiyorduk. Siz de biliyorsunuzdur. Oraya gidip akşam saat 16.30 gibiydi hatta banka kapanmak üzereydi yetişecektik.
Semih Bilgin: Evet evet doğrudur.
Yener Torunler: Yani sizi indirdik ben VakıfBank Şubesi'ne gittim. Bir seferinde de şimdi diğer konuya gelelim. O 10-11 milyon gelmişti dediniz. Bu 10 milyon geldiğinde siz aldınız. Sizinle beraber öğleden sonra Rafine Döviz'e gittik. Hatırlıyor musunuz? Rafine Döviz'e gittik, döviz yaptırdık. Döviz yaptırdıktan sonra İkinci Boğaz Köprüsü'ne geldik. Seni indirdim ve ben Göktürk'te bir iş adamına -şimdi ismini vermek istemiyorum- iş adamına o dövizi teslim ettim. Siz de bunu biliyordunuz. Yani hatırlayın, 10 milyon ben size şirkete gelerek hazırlıklı araçla, beyaz zırhlı araçla aldığımızda...
Semih Bilgin: Doğru, tamam. Ama aynı gün işlem yaptığımızı hatırlamıyorum.
Yener Torunler: Aynı gün işlemi.
Semih Bilgin: Biraz karıştırabilirim.
Yener Torunler: Aynı gün, aynı gün işlemi.
Semih Bilgin: Neyse ben paranın kaynağının ne olduğunu bilmiyorum zaten. Oraları teyit edemem.
Yener Torunler: Yok yani şöyle 10 milyon geldi ne oldu gibi. Biz Rafine Döviz'e gittik, Rafine Döviz'de döviz yaptırdık. İkinci Boğaz Köprüsü'ne geldik, seni indirdik ve ben bir iş adamına teslim ettim.
Semih Bilgin: Ben hatırlamıyorum o kısmını. Yani hani dediğim gibi aynı gün içerisinde başka işlem yaptığımızı hatırlamıyorum ama Boğaz Köprüsü'nden geçtikten sonra bir kere Yener Bey beni indirdiği doğrudur. Zaten benim eve yakın olduğundan benim talebim üzerine Yener "Ben buradan çıkarım, sen yolundan devam et." dediği için. Ama işte dediğim gibi aynı gün mü gerçekleşti orada bir ikilem... Orada anlaşalım.
Yener Torunler: Bir de şeyi söyleyeceğim. Şimdi evet bu Kapalıçarşı'dan aldığımız doğrudur. Murat Bey aradı, Kapalıçarşı'daki aldığımız dövizi söyledi. Dövizciye gittik, dövizcinin deposu var. Ben de ilk defa orada duydum. Depoya gidin 2 trilyon 300 attımdı o zaman. Bunu bunu alın...
Semih Bilgin: Siz de zaten o masa tarafında...
Yener Torunler: Evet evet yok. Burada söylediği için şimdi şey yapıyorum. Aynen. Getirdik, şirkette kasaya koyduk ve sonrasında...
Semih: Şirkete geldiğimiz doğrudur ama şirket otoparkına girdikten sonrası bende yok.
Yener: Evet doğru, siz o şirket... Doğru kasaya koyduk. Evet, senin ondan haberin yoktu. Diğer bir konum da demin savcım da sordu. Biz bu para çekme işlemleri yani şeyde sanki benim bir mesai... Sürekli bir para çekmekle ilgili... Biliyorsunuz ki yani 2-3 ayda hiç para çekmezdim. Ya biz böyle sürekli para çekme işlemi...
Semih: Şimdi Yener Bey, bahsettiği sizinle yapmış olduğum para çekme işlemlerine bakıyorum. Bir... Yani 4-5 falandır. Bunların hepsi zaten 1 yıl içerisinde, yani 2024 yılı Mayıs ayı ile 2025 yılı Nisan ayı arasında gerçekleşmiş olan işlemler bunlar. Yani toplam 10 aylık süreçte 5-6 işlem sayıyorum ben sizinle gerçekleştirdiğim. Daha önceki işlemler 2022 yılı öncesine ait.
Yener: Şey de gerçekten para çekme işlemleri finans tarafında olan, şirkette uygun olan kim varsa ona bildirilir, o da gider.
Semih: Onun üzerine değinmek istiyorum Sayın Başkanım. Yani özellikle şu kişi para çeksin denilen bir durum yok şirkette. Yani o an kim boşta ise -ki benim bahsetmiş olduğum tarihlere bakacak olursanız yaz aylarına denk geliyor. Yani çocuklar tatilde, ben boştayım şirkette. O andan müsait olduğum için ben çıktım. X bir kişi müsait olsaydı o çekecekti. Nitekim Adem Bey bunu organize ediyordu. Kim boşta ise onu yönlendiriyordu, Adem Başar organize ediyordu bu işi.
Yener: Bir de şunu soracağım. Yani şey değil de siz bu şoförlük yaptığınız dönemde ben Murat Bey'le beraber Göktürk'te koruma olarak yanında, beni hiç yanında gördünüz mü böyle?
Semih: Sizi ilk tanıdığımda 2012 yılında Arnavutköy Spor Binası'nda çalışıyorum. O dönem Murat Bey'in yakın arkadaşının korumalığını yapıyordunuz. Ben Murat Bey'le çalışmaya başladığımda... Murat Bey'in evet. Ben Murat Bey'le çalışmaya başladığımda 2015 yılında Murat Bey şirkete müdürdü. 2016 yılında zaten şu anki göreviniz olan İdari İşler Müdürlüğü'ne terfi aldınız. Yani Murat Bey'in yakın koruması değil de şirkete şoför alınacaksa sizin onayınızla...
Yener: Bir de doğru. Bir de şeyi söyleyeceğim. Bu telefon görüşmeleriniz... Hani kayyum atandıktan sonra Murat Bey'le telefon görüşmeleri. Peki ben iki kere telefon görüşmesi yaptım. İkisini de sizin yanınıza gelip, durum sohbeti ettikten sonra gerçekleştirdim. Burada yanınıza geldiğimi hatırlıyor musunuz? Araç koklatılacaktı. Bunun için şey Murat Bey'i nasıl arayacağım filan dediğimde...
Semih: Yani işle alakalı konulardı. Hatta arkasından araç bulmasıyla ilgili...
Yener: Özellikle ona belirtmek istiyorum. Çünkü o aramaları sizinle paylaşmıştım. Siz de...
Semih: Evet evet yani... Bu durumdan muzdarip olduğunuzu aktarıyordunuz. Doğru, kayyumla firmanın arasında kaldığınızı...
Yener: Bir de şunu söyleyeceğim. Son bir yıl içerisinde şirketteki benim durumum neydi, nasıldı? Siz bunu muhtelif zamanlarda bana söylüyordunuz ama şimdi siz söyleyin de yani en azından nasıl olduğunu... Yani ben...
Semih: Şimdi bunu açıklayacağım ama incinmenizi istemiyorum yargılandığınız davada. Kimsenin hakkı geçsin istemiyorum yine. Türk sinemasının bir Mazlum karakteri vardı Sayın Başkanım. Maalesef Yener Bey, Murat Bey'in mazlumu diyebiliriz. Çünkü gerçekten kendisine kötü davranıyordu. Hatta Yener Bey son 5-6 aydır, kayyum gelmeden önce yani 2025'in başından itibaren en fazla 1 yıl daha çalışacağını, çünkü artık dayanamadığını sürekli dile getiriyordu. Bunu da söylemek gerekir.
HAKAN KARANİS SORUYOR
Hakan Karanis: Şimdi biraz önce Murat Bey’in çok zor bir insan olduğunu işaret ettiniz. Ben de aslında çok tanıdım. İkimiz de üç buçuk yıl arkadaşlık ettik. Ne gibi zorlukları vardı, böyle inatçı bir insan mıydı?
Semih Bilgin: Şimdi ben şoförü hem de iş arkadaşıyım, tabii ki size davrandığı gibi bana davranmıyordu ama yani emrinde çalışan şoförlere, işte genel müdür olsun, ben olayım, diğer şoför arkadaş olsun açıkçası zorbalık yaptığını söyleyebilirim. Kimse Murat Bey'le çalışmak istemezdi. Özellikle ben ilk Murat Bey'le çalıştığımı söylediğimde 2015-2016 yıllarında ciddi anlamda işi bırakmayı düşünenler oldu çünkü gerçekten kendisi çok zor bir insan, sinirli bir insan, agresif bir insan ve kim varsa sinirini ondan çıkaran bir insandı.
Hakan Karanis: Siz tabii aracı kullanmanız için vakit geçirdiniz. Telefonla konuşur mu, arkadaşlarıyla çok uzun süreli konuşmalar yapar mıydı, telefonla konuşur mu sorum bu.
Semih Bilgin: Yani hani benim yanımda şöyle özel bir konuşması olmadı şahsen. Tabii ki ben de kendisiyle çok çalışamadım bu arada zaten. Kendisini bilirsiniz, kendisi aracı, kendi aracını kullanmayı çok severdi.
Hakan Karanis: Yalan konuştu mu?
Semih Bilgin: Bana karşı konuşmadı ama arkadaşlarına falan yalan söylerdi herhalde.
Hakan Karanis: Yani tespit ettiğiniz yalan konuşup yalan söylediği bir şeyiniz yok.
Semih Bilgin: Şimdi son bir yılda yaşamış olduğumuz sürece bakacak olursak ben 40 gün hapis yattım, haberiniz var mı bilmiyorum.
Hakan Karanis: Geçmiş olsun.
Semih Bilgin: Teşekkürler. Murat Bey yüzünden yattık malumunuz, ben ve diğer çalışma arkadaşlarım. Bizi bu durumu düşünmesi zaten çok büyük bir yalancı olduğunun kanıtıdır.
Semih Bilgin: Şimdi ben de 18 ay kadar cezaevinde yattım.
Hakan Karanis: İnşallah bir daha olmaz.
Semih Bilgin: Çok teşekkür ederim.
Hakan Karanis: Şimdi mesela Murat Bey bakanla konuştuğunu filan böyle önemli insanlarla görüştüğü böyle ima eder miydi? Duyar mıydınız telefonla konuştuğunu filan?
Semih Bilgin: Kendisinin protokol çevresi çok fazla. Yani hani bakanlarla, işte milletvekilleriyle falan samimi dostlukları vardı. Bizzat benim 2016 yılında taşıdığım milletvekili bile var. Benim yöremden.
Hakan Karanis: Şimdi siz Hakan Karanis ile maçlara giderdi dediniz 2004 yılında. Siz bu maçlara gittiğinde Murat Bey'le beraber miydiniz?
Semih Bilgin: Yok yok, Murat Bey çocuklarıylaydı herhalde. Bir de sizi dediğim gibi Karadeniz turunda sizi kapıda gördüğümü hatırlıyorum. 23, yok yok 23-24 yılıydı herhalde. 23. Yani sizin gittiğinizi tabii ki uçağa bindiğinizi görmedim ama aileyi almaya gelen...
Hakan Karanis: Ben hiçbir maça gitmedim. Benim 2020 yılında Passolig şeyim aktif olmadığı için Passolig kaydım yok. Dolayısıyla zaten fiziksel olarak gitmedim. Böyle bir uçuşum yok. Benim uçuşum yok. Ben mahkemenizden talepte bulunuyorum; 2020, 2023, 2024, 2025 yılına ait uçak biletlerim HTS ve baz kaydının incelenmesini istiyorum. Trabzonspor stadyumunda Passolig kayıtlarının talep ediyorum. Bir şey daha soracağım size.
Semih Bilgin: Buyurun.
Hakan Karanis: Bir şeyden bahsediyorsunuz, 2020 yılında Ekrem Bey ile görüşmesinden bahsediyorsunuz.
Semih Bilgin: Doğrudur.
Hakan Karanis: Ne zaman olmuştu bu?
Semih Bilgin: Pandemi dönemi olduğunu net bir şekilde hatırlıyorum, maske takıyorduk. O zaman araba kullanırken maske.
Hakan Karanis: Burada 2020'nin Nisan ayı dediniz, doğru mu?
Semih Bilgin: Tam net hatırlamamakla birlikte, ama maske taktığımızı net hatırladığım için pandemi dönemi dedim. O vakit sizin olduğunuzu söylemedim ben yalnız.
Hakan Karanis: Hayır hayır, ben Murat Bey'le 2020 yılının 6. ayında tanışıyorum ve bu tanıştıktan sonra Ekrem Bey'le tanıştığını bizzat biliyorum. Ancak siz bana başka bir şey söylüyorsunuz, 2020 yılının mart ayında, mart ayında Ekrem Bey'le görüştüğünü ifade ediyorsunuz.
Semih Bilgin: Şöyle söyleyeyim Hakan Bey, 2020 yılının mart ayından 2022 yılının ocak ayına kadar maske taktık biliyorsunuz pandemi dolayısıyla. Yani hani net bir tarih aklımda yok ama maske taktığımızı çok iyi hatırladığım için o döneme denk geldiğini söyledim ben. Aklıma denk gelen 2020 yılında pandemi oluştuğu malum.
YAĞMUR CANSU YEŞİLYURT AVUKATI METİN ÇATALBAŞ SORUYOR
Metin Çetinbaş: Semih Bey geçmiş olsun. Şimdi siz 13.08'de bir savcı ifadeniz var. Sonra 09.09'da bir daha ifadeniz var etkin pişmanlıktan yararlanmak için.
Semih Bilgin: Doğrudur.
Metin Çetinbaş: O 13.08'de söylemediğiniz şeyleri söylüyorsunuz. Esasında Yağmur Cansu'nun hem bütün ifadelerinde hem sizin dilekçenizde bu konunun açıklaması var ama şekil halen değişiyor. Şimdi siz Savcı Bey'e gittiğinizde ilk ifadede Savcı Bey sizin bu çektiğiniz paraları sordu mu size?
Semih Bilgin: İlk ifadeye gittiğimde çok hazırlıksız bir şekilde gittim. Müvekkilimin bahsettiği gibi o odada Yağmur Hanım ve Adem benim odamda üçümüz gerçekleştirmiş olduğumuz o Murat Bey ile görüşmelerimizde olayında, ben Adem Bey'e sorduğumda 2025 yılında hiçbir para çekmediğimi bana söyledi. Çünkü Murat Bey bunu sormuş hani para çekmek için çağırıyorlardı, "Bakın Semih para çekmiş mi?" Yağmur'un WhatsApp mesajında var. Adem Bey orada baktığında herhangi bir para çektiğim görülmüyordu 2025 yılına ait. Ben de bu bilgiyle Savcı Bey'in karşısına çıktım. Savcı Bey bana dedi ki "Semih sen 11 milyon 200 bin lira tutarında para çekmişsin." dedi. Evet ben büyük bir hazırlıksız bir şekilde böyle bir şey olamaz diyerekten reddettim, inkar ettim. Çünkü kullanmadım. Cezaevindeyken bu parayı nereden çekmişimdir diye düşününce dediğim gibi çalışma şeklimiz aklıma geldi. Kendi hesabıma gelen ve savcılığa sunmuş olduğum masraf formları aklıma geldi ve bu parayı açıklayabileceğimi düşünerekten etkin pişmanlık ifadesine başvurmak istedim. Olay tamamen bu.
Metin Çetinbaş: Sizin takdiriniz, ona diyeceğim bir şey yok benim. Ancak ilk ifadenizde bahsetmediğiniz, yine 09.09'daki ifadenizde bahsetmediğiniz hususları mahkemede bir daha değiştiriyorsunuz. Şimdi değişiklik şu, sebebini öğrenmeye çalışıyorum. Daha önceki 09.09'daki ifadenizde diyorsunuz ki işte bu para işinin esasında siz Cansu Hanım'a bahsediyorsunuz savcılığın para işini sordu diye. Sonra 09.09'daki ifadenizde Savcı Bey bir kısmını okudu, orada diyorsunuz ki bunu Cansu Hanım'a söylemiştim, o da Murat Bey'e iletmiş.
Semih Bilgin: Bahsettiğim tamam da yine...
Metin Çetinbaş: Ama bak şimdi, şimdiki ifadelerinizde diyorsunuz ki ben orada güvenlik kulübesinde bekçiydim. Benim karşımda 3-4 kişinin bir toplantı yaptı...
Semih Bilgin: O başka bir eylem yalnız.
Metin Çetinbaş: Orada da telefonla konuşurtular kayumların zamanında. Murat'la Gülibrahimoğlu'na bilgi verdiklerini gördüm diyorsunuz. Böyle öğrendim bu para işini. Aynı bölüm, aynı bölümde ifadenizde. Şimdi sorum şu Semih Bey, hepiniz kayyumlara yardımcı oldunuz mu?
Semih Bilgin: Evet olduk efendim.
Metin Çetinbaş: Bu konuda kendi aranızda karar aldınız mı, bütün bilgileri almak için gayret ettiniz mi?
Semih Bilgin: Yani ben taşeronum, benim bilme imkanım yok.
Metin Çetinbaş: Ne sorduysan söylediniz.
Semih Bilgin: Ben ne söyledilerse, ne rica ettilerse sundum.
Metin Çetinbaş: Tamam peki. Şimdi gizli bilgi verecek biri evinde, şirket dışında telefon imkanları varken 3-4 kişi bir araya gelir sizin karşınızda geçer, sadece telefonu görüyorsunuz. Şimdi orada da bana söyledi diyorsunuz savcılık ifadenizde, onu pekiştirmek için şimdiki ifadenizde de mesajları da bana gösterdi diyorsunuz. Cansu Hanım'ın size mesaj göstermek gibi alışkanlıkları var mıydı?
Semih Bilgin: Finalde, finalde çektiğim paraları Ceylan Hanım'a götürdüğünü söylemesin, bana getirdiğini söylesin çünkü...
Metin Çetinbaş: Tamam.
Semih Bilgin: Olay bundan ibaret.
Metin Çetinbaş: Şimdi paramın kime ne için gittiğinin, eşime ya da kendisine dediklerinizin önemi yok. Kendi hesabından çekilen para. Adam da bunları izah ediyor. Ben ifadelerinizin değiştirdiği dizi görüyorum burada. Sebebini soruyorum. Çünkü söylemediğiniz bir toplantıyı bağlayıp bunu izah ediyorsunuz. Bunun sebebi nedir?
Semih Bilgin: Bunlar bahsettiğim isimlerin...
Metin Çetinbaş: Tamam bak ben okuyorum ifadenizi. Şöyle diyorsunuz ifadenizde: Hatta şirket TMSF'ye devredildikten sonra ben 2 ay kadar güvenlik personeli olarak çalıştım. Bu dönemde şirket içerisinde çıkan problemleri bu şahıslar güvenlik kulübesine gelen ve orada şoförlerin kullandığı kulübe içerisinde Murat Gülibrahimoğlu'nu arayarak ona aktarmaktaydılar. Yine ilk ifadeniz vermek için çağrıldığımda bu durumu Yağmur Cansu Yeşilyurt'a söyledim. Yağmur Cansu Yeşilyurt durumu Murat Gülibrahimoğlu'na aktarmış. O da Adem Başer’e eşliğinde hesabı incelediğinde Murat Gülibrahimoğlu'nun eşi Ceylan'a benim tarafımdan 20 bin euro verildiğini çekildiğini bulmuşlar. Şimdi toplantı yaptılar, kulübede baktılar, bana mesaj gösterdiler dediğin ifadeni diyorsun sen Savcı Bey'e.
Semih Bilgin: Sayın avukat bahsettiğiniz eylemler farklı yalnız. İlk bahsettiğiniz eylem ilk ben ifadeye çağrıldığımda, 12 Ağustos günü akşam saat 5:00 sularında ifadeye çağrıldığımda bu bahsettiğim mesajlaşma olayı oldu. Daha sonraki duruşmada Savcı Bey'in bahsettiği isimlerin bir araya gelerek yapmış olduğu toplantı hususu daha önce ben şirket kulübesinde güvenlik görevlisi olarak çalışırken yan kulübede gerçekleşmiş olan bir toplantı. Aralarında 1 ay 3 aydan fazla var.
Metin Çetinbaş: Peki. Tekrar soruyorum, cevap vermediniz bana. Vermeyin. Şirketle ilgili gizli, yasa dışı bilgi vermek isteseler şirketin önünde sizin yanınızda mı konuşurlar, yoksa çok serbest istedikleri yere mi giderler?
Semih Bilgin: Acil bir şey olmuş, hissi bir eylem konuşuldu yani. Acil bir şey olsa şimdi yöneticiye söylenecek acil...
Metin Çetinbaş: Acil bir şey... ,
Semih Bilgin: Ya acil bir durum olmuş, bunu bilemem yani. Ben gördüğümü söyledim orada sadece.
Metin Çetinbaş: Duymadınız, dinlemediniz. Ama toplantıyı gördünüz. Peki teşekkür ederim.
Semih Bilgin: Bilsem zaten o kısmı anlatırım
ADEM BAŞER AVUKATI SORUYOR
Avukat: Semih Bey, mesai saatleri içerisinde para çekim işlemleri gerçekleştirdiğinizde bunlarla şirket merkezine götürdüğünüzü söylediniz, doğru mu?
Avukat: Tekrar sormamı ister misiniz?
Semih Bilgin: Lütfen.
Avukat: Mesai saatleri içinde para çekim işlemleri gerçekleştirdiğinizde bunları şirket merkezine götürdüğünüzü söylediniz. Doğru mu, doğru anlamış mıyım?
Semih Bilgin: Yanlış tabir olmasın. Hangi tarihlerden bahsediyoruz öncelikle? 2022 yılında yapmış olduğum çekimlerin hepsi WhatsApp yazışmalarında bellidir zaten. Adem Bey mesela demiş 200.000 dolar çekeceksin. Ben de çekmişim. Ne yapacağımı sorduğumda Murat Bey'e teslim edeceğimi söylemiş. Murat Bey'i aradığımda merkez ofiste olduğunu ve ona teslim etmişim. Yine 2022 yılı 130 bin euro çekilmiş. Adem Bey'e demişim ne yapayım? O da bana demiş ki Taylan Deniz'e 120 122.700 dolarını teslim et, geri kalan 17.300 dolarını Murat Bey'e teslim et. Bunun üzerine WhatsApp'tan Murat Bey'e sordum neredesiniz diye ve Cebeci'de olduğunu söyledi. Ona teslim ediyorum. Onun haricinde hangi şeyden bahsediyorsunuz?
Avukat: Peki diğer para çekimlerinde...
Semih Bilgin: Ya diğer para çekimlerini ben yapmıyorum. Genel birlikte yapıyorsunuz. Onları yapan Yener Bey, ben sadece şoförlüğünü yapıyordum.
Avukat: Anladım. Siz Adem Bey'e çektiniz. Çünkü ifadenizin, sorgunuzun bir kısmında ben çektiğim paraları ya Adem Başer'a ya da Murat Gülibrahimoğlu'na teslim ederdim.
Semih Bilgin: Zaten onu burada açıklamışım. Dediğim gibi Adem Bey'e soruyorum parayı ne yapayım diye. Ya şirkete getir diyor ya da Murat Bey'e teslim et diyor. Şirkete getir derse zaten getirip Adem'e... Kayıtları var bu arada evet. WhatsApp yazışmaları mevcuttur. Dosyamıza sunmuş olduğumuz klasörde. Evet. Dediğim gibi yani Murat Bey'e teslim edilecekse de Murat Bey kendisi ya da benim yazmamı söylüyor ve gidip Murat Bey'in merkezine teslim...
Hakim: Bu teslim edilen paraların ne parası olduğunu biliyor musunuz?
Semih Bilgin: Yok efendim. Zaten...
Semih Bilgin: Murat Bey'in şahsi hesabından çekilmiş olan ve Murat Bey'in talimatıyla Adem Başar'ın yazmış olduğu resmi talimatla çekilmiş olan paralardır bunlar.
Avukat: Teşekkürler. Adem Başer'in yazdığı talimatlardan söz ettiniz. Kendisi şirketteki finans yöneticisinden biri diye biliyorum, en doğrusu mu?
Semih Bilgin: Doğru.
Avukat: Yalnızca Adem Bey mi bankaya talimat yazardı?
Semih Bilgin: Murat Bey'in şahsi hesabıyla Adem Bey ilgilenirdi. Nitekim atladığım nokta var, iyi ki hatırlattınız. Bu bu 111.000 TL bahsettiğim masraf formlarının hepsini biz şirket hesabından almıyorduk. Çünkü şirket hesabına yansıtamadığımız vale ücreti veya ne bileyim bir ustaya verilecek bir ücret veya işte oyuncak gibi şirketin kabul etmediği tarzda kalemleri biz farklı bir masraf formu yapıyorduk. Bu arada onların hepsi de mevcuttur Sayın Başkanım. Bunları Murat Bey'in şahsi hesabından veya Adem Bey'in şahsi hesabından yapılıyordu. Ama yine de ben bunları dediğim gibi dosyalamış, yine onaya sunmuş ve onay neticesinde bu paralar benim hesabıma gelmiştir.
Avukat: Evet, ben de dosyaya sunduğunuzu gördüm. Bu paraların Adem Bey'e Murat'ın hesabından geldiğini de gördüm kendisinin.
Semih Bilgin: İşte dediğim gibi eğer ki şirket hesabına yansıtamadığımız bir harcama varsa, örnek bir oyuncağı şirket hesabına yansıtamıyorsun. Ve yani oyuncaklara vaat...
Hakim: Bu kısmı geçelim artık şu para... Avukat bey, zaten Adem Başar paranın ne olduğunu bilmiyorum diyor. Yener Torunler bilmiyorum diyor. Taşıyan şoför bilmiyorum diyor. Paranın sahibi ortada yoksa biz neyi çözmeye çalışıyoruz şu anda?
Semih Bilgin: Zaten paranın sahibi burada olsa bütün problem çözülecek Sayın Başkanım, dediğiniz gibi.
Hakim: Sorular bizi bir yere götürmeyecek zaten yani.
Avukat: Semih Bey, bu şoförlerin kullandığı kulübede yapıldığını iddia ettiğiniz meşhur konuşmalar, bunlar gizli toplantılar mıydı?
Semih Bilgin: Yani hani 4 kişinin bir araya gelerek yapmış olduğu bir toplantıya ne diyebilirsiniz yani. Gerçi şirketin girişinde yapılan bir toplantı ama...
Hakim: Avukat bey soruldu zaten. Gizli olduğunu sordun, nereden çıkardın, neye göre çıkardın? Bir anlamı yok o sorunun, geçelim, geçelim.
HÜSEYİN KÖKSAL AVUKATI BAVER KAYA SORUYOR
Baver Kaya: Bu Karadeniz turuyla ilgili soracağım ben de, Sayın Savcı Bey de sordu. Savcılık ifadenizde Hüseyin Köksal'ın da uçağa bindiğini söylemişsiniz ama uçuş kayıtlarında öyle bir bilgi yok, katılmamış da aslında o geziye, öyle bir gezi yapıldıysa. Siz Hüseyin Köksal'ı ömrünüzde gördünüz mü, görseniz tanır mısınız?
Semih Bilgin: Gördüğüm şöyle: Hüseyin Köksal'ın Beylikdüzü'nde fabrikası varmış galiba Karsan diye. Murat Bey'i oraya birkaç kere bırakmışlığım, hatta bir kere de bir yılbaşında kendisine çikolata götürmüşlüğüm vardır oraya. Ama kendisini görsem bizzat tanımam. Murat Bey'in arkadaşı olduğunu biliyorum.
Hâkim: Burada sanıklar arasında Hüseyin Köksal'ı tespit etme ihtimaliniz var mı?
Semih Bilgin: Maalesef.
Baver Kaya: Duydunuz o zaman, değil mi?
Semih Bilgin: Duydum, evet. Murat Bey'in yakın arkadaşı olduğunu duydum. Yine Murat Bey'in çocuğu, 10 yaşında bir oğlu var, bu basketbol maçlarından bir tanesine gitmişti. Kendisi arabada konuşurken duydum hani "Hüseyin abi de vardı." gibisinden. Oradan...
Baver Kaya: "Hüseyin abi" diye söyledi ama "Hüseyin Köksal" demedi, değil mi?
Semih Bilgin: Evet.
Baver Kaya: Anlaşıldı.
YENER TORUNLER AVUKATI AHMET KESKİN SORUYOR
Ahmet Keskin: Herkese sorduğum benzer bir soru soracağım. Benim müvekkilim Yener Torunler patrona çok yakın, patronun dibinde olan, neredeyse her yaptığı işi bilen, her yaptığı işe ortak olan birisi gibi lanse ediliyor. Biz de Yener Torunler'ın sadece bir idari müdür olduğunu ve şirketteki işte şoförler, araçlar, bina ve benzeri işlere baktığını iddia ediyoruz. Sizin gözleminiz bu konuda nedir?
Semih Bilgin: Yani Yener Bey... Kusura bakar mısın? Yener Bey şirkette en çok azar yiyen kişi olduğunu söyleyebilirim. Yani kendisinin görevi idari işler müdürü. Şoförler, bizlere ve aynı zamanda mutfak personeline bakan kişiydi. Şirkete bir şoför veya bir personel alınacaksa Yener Bey ilgilenirdi.
Ahmet Keskin: Siz Murat Gülibrahimoğlu'nun bir örgüt üyesi olduğundan hiç şüphelendiniz mi?
Semih Bilgin: Ben herhangi bir örgüte hayatım boyunca hiç üye olmadım. Eğer böyle bir örgüt yapılanması olduğunu hissetseydim istifa ederdim zaten. Yani ben bir örgüte üye değilim ama ortada bir örgüt var mıdır, yok mudur ona bir şey diyemem.
Ahmet Keskin: Sadece kanaatinizi soruyorum. Siz çok güzel söylediniz; bir örgüt olduğunu düşünseydim o ortamda çalışmazdım dediniz.
Hâkim: Kanaat bizim için bir önem arz etmiyor, sorduk zaten.
Semih Bilgin: Ben herhangi bir örgüte üye değilim.
Ahmet Keskin: Sizce Yener Bey'in Murat Gülibrahimoğlu ile yakınlığı, onun bir örgüte üye olduğunu bilecek kadar mıydı?
Semih Bilgin: Yani Yener Bey'in de bir örgüte üye olacağını tahmin etmiyorum. Olmadım.
Ahmet Keskin: Yani Murat Gülibrahimoğlu bir örgütün üyesi olsa, yanına alacağı ilk adam Yener Torunlar mıydı?
Semih Bilgin: Kesinlikle değildir. Yani Murat Bey'in karşısında, öyle kokan, içi dışı bir adam değil de karşı taraftan çok uzak bir adamdır yani. Şöyle şöyle izah edeyim: Ben 10 yıldır şoförlüğünü...
Hâkim: Avukat Bey, bu yorumunuz bizim için şu anda hiçbir hükmü yok ki avukat Bey. Yani Murat Gülİbrahimoğlu örgüt olsa yanına ilk Yener Bey'i mi alır sorusuna sanığın vereceği cevabın bizim için bir önemi yok.
Ahmet Keskin: Sayın Başkanım, iddianame yorumdan ibaret olunca savunma da yorumdan ibaret oluyor.
Hâkim: O da sizin yorumunuz. Bu kısmı gereksiz bizim için. Yani sanığın bu anlamdaki yorumunun bir önemi yok. Gördüğü, duyduğu şeyleri söylüyor işte. Buyurun, devam edin sorularınıza.
Ahmet Keskin: Yani para çekme meselesini sordum, ona da aynısını söyleyeceksiniz. Sizin para çektiğiniz mevzuatla, Yener Bey'in para çektiği mevzuat arasında bir fark var mıydı? Yani Yener Bey sizinle aynı yöntemle mi para çekiyordu, yoksa onun özel bir yetkisi var mıydı? Özel gidip istediği gibi para alabilir miydi, istediği gibi kullanabilir miydi, paranın nasıl harcanacağına karar verebilir miydi?
Semih Bilgin: Hayır. Benim çekmiş olduğum para Adem Bey'in yazmış olduğu yazılı talimatla bankadan gerçekleşiyordu. Yener Bey'in çekmiş olduğu para ise ya döviz bürosundan nakit gidip dövizle çıkma ya da işte bahsettiğim gibi altın, işte boş gidip altınla çıkma şeklindeydi.
Ahmet Keskin: Talimat alarak mı yapıyordu bu işlemleri, yoksa...
Semih Bilgin: Onu ben bilemem. Bana sadece, "Semih çıkıyoruz." diyordu ve biniyorduk arabaya. Biliyorsunuz ben sadece şoförüm.
Ahmet Keskin: Anladım. Ben genel bankadan para çekme işlemleri için söylüyorum. Yener Bey'in şöyle bir lüksü var mıydı: "Hadi Semih gidelim kafamıza göre bankadan para çekelim." deyip bir inisiyatif kullanabiliyor muydu, yoksa finans, muhasebeden veya patrondan öyle bir talimat alması gerekiyor muydu?
Semih Bilgin: Yani bir bankadan üçüncü bir kişinin gidip yetkili bir kişinin hesabından kafasına göre para çekebileceğini ben zannetmiyorum.
Ahmet Keskin: Bankaya talimat gitmiş olması gerekiyor, değil mi şirketten?
Semih Bilgin: Tabii ki, şirketten.
Ahmet Keskin: Şirketten bankaya talimat. Peki Yener Bey para çekmeye gittiğinde bunun bir şirket işlemi olduğunu, bunun işine dair olduğunu düşünüyordu, doğru mudur?
Semih Bilgin: Doğrudur, evet efendim.
SEMİH BİLGİN AVUKATI SELCEN AKAR SAVUNMASI
Efendim, müvekkilim hakkında, şirket sahibi Murat Gülibrahimoğlu'nun işlettiği iddia olunan kara para aklama, devletin dolandırılması, kaçakçılık faaliyetleri ve bu gelirlerin kayıt dışı döviz olarak saklanmasına ilişkin eylemlere iştirak ettiği ileri sürülüyor iddianamede.
Ve sizler de dinlediniz, gizli toplantı denilerek bir toplantıyı gizli olarak addetmiş Sayın Savcılık ve örgüt lideri ile yönetici arasında irtibatı sağlamak olarak bir suç isnadında bulunmuş. Efendim, müvekkilim maaşlı bir çalışandır. Banka hesapları ve ailevi yaşam standartları da görüldüğü üzere —ki bunların hepsi incelenmiştir zaten— kendi halinde şoförlük yaptığı ve mesleğinin karşılığı olan maaşını aldığı görülecektir. Hani müvekkilimin örgüt lideri ile yönetici arasındaki irtibatı sağlayıp gizli toplantılara onu dahil etmek gibi hangi noktada bir duruşu olabilir, gerçekten anlamak zor. Yani Emirgan Korusu'nun da halka açık ve gizli bir mekân olmadığını da zaten kendisi de ifade etti. Ne Emirgan Korusu ne şirket... Müvekkil bir şofördür ve kendi maaşlı çalışan olması itibarıyla gerçekleştirdiği görevlerini örgüt üyeliği veya örgüte yardımcı olma gibi şeylerin altına sokmanız hukuken veya ceza kanunu uyarınca zaten mümkün değil. Kolaylığını biliyoruz, oturup sizlere uzun uzun maddelerden bahsedecek değilim zaten.
Yine bir çek götürdüğünü kendisi de anlatıyor ve savcılık buna "örgütün finansal iş birlikçisi SarpYalçınkaya ile irtibat kurmak" olarak bir yorumda da bulunuyor. Ona bir çek teslim edilmesi, bir çalışanına bir üstünün talimatıyla çek teslim etmesi veya işte ne bileyim kapalı zarfın içerisinde bir yere bir kaşe götürülmesi, benim müvekkilim şeklinde çalışan bir kişinin zaten üstlerinden sorgulayabileceği veya ne olduğunu anlayıp da değerlendirip kendi içerisine de bir kast katabileceği bir hareket, eylem değildir. Bunlar işinin gereğidir, yapması gereken işin gereğidir.
Aynı şekilde bu bahsettiğiniz, kendisinin de anlatmış olduğu işte para getirme, götürme, para transferi işleri de aynı şekilde. Yani "Gel" derler gelir, talimat verirler "Git şuradan parayı çek" derler; boş vakitlerinde, yani evde çalışmadığı süreçlerde bunu yapmış olduğunu zaten kendisi de anlattı. Hatta dosyanın içerisine bunu "Şunu yap, şuradan para getir, şu kişiye ver, şuraya bırak" şeklinde WhatsApp görüşme kayıtlarına kadar kendi telefonundan çıktı alıp kendisi dosyaya teslim etmiştir müvekkilim.
Şimdi müvekkilim ilk etapta zaten MASAK'ın "bu 11 milyonluk bir hesabına para girişi var ve çıkışı var" şeklindeki yorumu üzerine savcılığa çağrılmıştır, kendisinin de anlattığı üzere. Şimdi burada bu 11 milyon, baktığınız zaman o günün şartlarında da hani müvekkilime de çok ciddi bir rakam olarak gelmiştir ama detayları göreceğiniz üzere kendisi zaten anlattı. Bakın bir tane ben sizlere örnek göstermek istiyorum: Prada Bosphorus Limited Şirketi... Leyla Hanım'ın bilgisiyle 53.300 TL bir para gönderme işlemi var. Bu evet, müvekkilim tarafından ödenen bir para ama çok açık, hani Prada'dan bir çanta alınmış, bir kıyafet alınmış, ne alındıysa... Ve bunun da dekontu sunulmuş ve muhasebeden de bu paranın geri girişi müvekkilime sağlanmış. Bu ve bunun gibi kendi izah ettiği birçok harcama evet, doğrudur, müvekkilimin kredi kartından veya banka hesabından yapılmıştır ama kendisi bunun dekontuyla birlikte ilgili yerlerden onayını da aldıktan sonra imzalatmış, dosyalamış, muhasebeye sunmuştur ve birer nüshasını da mavi bir klasör olarak biz zaten ifade esnasında savcılığa teslim etmiştik. Yani 8 yıllık bir çalışmanın akabinde yapılan giriş ve çıkışlardır. Yani biz hiçbir zaman demedik ki müvekkilim, evet bana işte Adem Başer para gönderdi veya işte Murat Gülibrahimoğlu bana para gönderdi... Bu gelen paralar da eğer o hesaplardan geldiyse yine bu ödemelerin karşılığıdır. Yani durduk yere bir yere versin de ödeme yapsın şeklinde ödenen paralar zaten değildir.
Bu anlamda ben çok uzatmadan tek tek de fiillere girmek istemiyorum. Kendisi şeyi de söyledi, onu da unutmadan söylemek istiyorum: Örgüt yöneticisine bilerek ve isteyerek yardım etmeyi de şeye bağlamışlar efendim; firar sonrası lojistik para transferi diyerek kaptana… (anlaşılamadı) verilen bir paradan bahsetmişti. Ancak onun tariflerine bakacak olursak nisan ayıdır. Nisan ayında henüz Murat Gülibrahimoğlu hakkında bir yakalama kararı çıkartılmış değil, şirkete kayyum atanmış değil. Dolayısıyla müvekkilin bunun herhangi bir suç unsuru olduğunu düşünecek bir durumu yoktur. Zaten suç olup olmadığını da şu anda biz de bilmiyoruz. Hani belki kaptanın maaşıdır, belki herhangi bir gemiyle ilgili bir şeyin ödemesidir, onu bilemiyoruz. Zaten müvekkilim orada da yine sadece işini yapmış ve o parayı söylenildiği yere götürüp teslim etmiştir. Ne olduğunu bilme şansı zaten yoktur.
Dolayısıyla bunların hepsini toplarsak müvekkilimin yaptığı tüm hareketlerin yaptığı işle ve görev tanımı kapsamında olduğu, bunun bir örgüt üyeliğiyle iltisaklandırılamayacağı çok açıktır. Dolayısıyla müvekkilimin açıkça bunları anlatmış olduğu dosyası içerisinden de tespit edilmesi üzerine zaten savcılıkça da hani 40 gün tutuk kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Müvekkilimin durumunun bu şartlar altında zaten değerlendirileceğini düşünüyorum ve bu şartlar altında da müvekkilime herhangi bir şekilde örgüt üyeliği, işte örgüte bir kasıtlı şekilde suça iştirak etmek gibi herhangi bir suç isnadında bulunulamayacağı kanaatindeyiz. Bu nedenle şu anda üzerinde herhangi bir yurt dışı çıkış yasağının dışında da bir tedbir yoktur. O nedenle ek olarak bir talebimiz olmayacak. Ancak tabii ki ileri vadede beraatini talep ederiz. Teşekkür ederim.
EYÜP SUBAŞI'NIN AVUKATI TALEPTE BULUDNU
Avukat Oğuzhan İlhan:
Sayın Başkan öncelikle müvekkilimin bütün savunmalarına, etkin pişmanlık kapsamındaki ifadelerine iştirak ettiğimizi belirterek sözlerime başlamak istiyorum. Sizin de az önce belirttiğiniz gibi kendi ifadesi gayet makul bir sürede geçti ama kısmen itiraz ettiğimiz, kısmen lüzumsuz, kısmen gereksiz itirazlarla soru adı altında farklı durumlar katılıp anlamlar yüklenen meselelerle burada hepimizin yaklaşık 5 6 saati çalındı. Ama benim gördüğüm tablo şudur ki güneş balçıkla sıvanmaz. Karşımızda Cumhuriyet tarihinin benim mesleki kariyerimde de gördüğüm hemen hemen en tehlikeli, en büyük yolsuzluk nosyonunu çıkar amaçlı bir suç örgütünün yargılandığı bu salonda, müvekkilime ve diğer etkin pişmanlıktan yararlanan sanıklara yapılan bu muameleyi ben kabul edemiyorum. Bu sözlerim tepki de çekebilir. Umrumda da değil. Umrumda da değil. Herkes yaptıklarının vebalıyla sorumludur. Mahkeme neticede bu işe bir kararını verecektir. Ama herkesin savunmasına, kutsalına, özelinde mahremine riayet ederek bu süreci yönetmek herkes için en sağlıklısı olacaktır.
Hakim: Avukat bey bu arada müvekkilinizle ilgili ek savunmamız var. Eylem 61 62 63 78 yönünde. 235/1 235/2-A-1 BL 39 43 bir de 220/7'den ek savunmamız var. Bu da kayda geçsin. Buyurun devam edin.
Ek savunma için süre talebimiz olacak efendim. Şimdi kendisi zaten ayrıntılı bir şekilde ifade etti. Burada şunu ifade etmek istiyorum. Müvekkilimin gözaltına alındığı tarih ile yapmış olduğum müracaatlar arasındaki tarih dikkate alındığında aslında kendisine yasal olarak tanınan bu etkin pişmanlık müessesesinden hemen hemen ilk istifade eden sanıklardandır. Bu nedenle gerek Ertan Yılmaz (YILDIZ) ile ilgili gerekse de başka şahıslarla ilgili ifadelerdeki çelişkileri değerlendirirken bunu özelde dikkat etmek gerekir. Müvekkilimiz verdiği bilgilerle beraber aslında dosyanın aydınlanmasına ciddi anlamda hizmet etmiştir ve burada da herhangi bir yalan veya iftira kaygısı gütmeden elindeki tüm bilgi, belge ve doneleri de gerekli makamlarla paylaşmıştır.
İddianameyi bir bütün olarak aldığımızda zaten beyanlarının hemen hemen ciddi bir bölümünü kapsadığını da görüyoruz. Müvekkil hakkında bizim burada bahsetmek istediğimiz husus aslında sistemi, İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütünün nihai hedefi olan sistemi, onun işletim aracı olan sisteme yaşadığı mağduriyetlerle en çıplak ve net şekilde izah eden bir kişidir. Müvekkil yaklaşık 30 yıldır reklamcılık sektöründe faaliyet gösteren, 2019 arifesinde de yapmış olduğu yatırımlarla camia dünyasında da gelen biridir. Bunu da salondaki ilgililer aslında bir yerde de teyit etti. Kendisi pandemi gibi zor bir dönemde ciddi bir yatırım yaptı. Sanık Murat Ongun burada müvekkilimin mali durumunu analiz ederken işte 47 milyon borcu ödeyemeyen birinden 100 milyon rüşvet mi istenir dedi ama şunu kaçırdı, pandemi gibi bir dönemde 11 milyon dolar yatırım yapan birinden herhalde 100 milyon istenebilir.
Veya henüz burada Kültür A.Ş. ile ilgili ayrıntılara değinirken benim bildiğim Murat Ongun'un bir başkan danışmanlığı, sözcülüğü görevi vardı. Arkasından Medya A.Ş.'de bir görevi vardı. Kültür A.Ş.'de bir görevi yoktu diye biliyorum. Ama gelinen aşamada baktığımızda Kültür A.Ş. ile ilgili bütün süreçte daima bir söz sahibi ya da gayriresmi gerekli bütün tedbirleri de alabilecek pozisyonda. İşte sistem tam olarak aslında budur. Keza aynı şey Fatih Keleş için de geçerlidir. Bir kulüp başkanı iken gerekli bütün görüşmelerde örgüt lideri adına gerekli sözleri, talimatları verip hareket edebilen ve bunların sonuçları olabilen bir durumdur. Nitekim müvekkilin savcılıkla paylaştığı WhatsApp görüşmelerine de baktığımızda Murat Ongun'la 29 Nisan 2022 tarihli görüşmesinde az önce kendisi burada Galatasaray Spor Kulübü'nün o hususta yetkili olduğunu, burada kendisinin herhangi bir inisiyatif alamayacağını belirtmesine rağmen mesajda şu ibareyi kullanmakta: "Hala bir söküm yok. Sanırım bazı tedbirler ve yaptırımlar almamız gerekecek." mimbalinde tehdit dolu bir mesajla aslında müvekkilin yaşadığı baskıyı net bir şekilde ifade etmiştir.
Biz bu durumda aslında yaşanan bu gelişmelerle sistemin, örgütün nasıl ve ne suretle çalıştığını büyük ölçüde anlamış oluyoruz. Burada yapılan ihaleler ben de birazdan bir flash bellek paylaşacağım. Müvekkilin 2019'dan 2024 sonuna kadar İBB nezdinde, iştirakler nezdinde aldığı tüm ihaleler, yaptığı işler, verdiği teklifler, ödemeler, iş emirleri, hakedişler, sahadaki bunların karşılıkları, tedarikler bunlara ilişkin tümünün detaylı bilgisi var. Aslında burada kendisinin de ifade ettiği gibi bir yatırım yapmış, bir projeye inanmış, bunun gereğini dürüst bir iş adamı olarak yerine getirmiş ama sistemin radarına girmiş. Sistem buradaki kazancı görünce ortak olmaya çalışmış. Ortak olmaya çalışırken belli bir yere kadar sömürmüş. Arkasından da bir şekilde tabiri caizse burada devirle ilgili hususu sağlayarak müvekkilimi dışarıda bırakmıştır.
Arkasından da yapılan operasyonlarla tüm bu gerçekler ortaya çıktığında işte ailesiyle ilgili hususlar gündeme getiriliyor. Ekonomik durumundaki sıkıntılardan bahsedilerek ifadelerinin içi boşaltılmaya çalışılıyor. Tabii ki savunma hakkı kutsal. Her türlü inkara ve yalana başvurulabilir, buna da saygı duymak lazım. Ama bizim de burada sunduğumuz verilerin gerçekçiliğini göz ardı etmemek lazım. O nedenle ben mübaşir arkadaşlar bana yaklaşabilirse bir flash belleği teslim etmek istiyorum. Sayın heyetiniz bunu muhakkak inceleyecektir. Lüzumu halinde bilirkişi marifetiyle de bir inceleme talebinde bulunuyoruz.
Sonuç olarak müvekkil üzerine atılı suçlamalardan örgüt üyeliği hakkında kendisi zaten ayrıntılı savunmalarda bulundu ama örgütün kendisine yaşattığı mağduriyetlerden de anladığımız kadarıyla bu örgütün bir mensubu olması söz konusu değildir. Yine üzerine atılı iki eylemde ihaleye fesat karıştırma suçuna iştirakinden bahsedilmekte. Ancak buradaki ihale süreçlerine baktığımızda bu ihaleler İBB ile iştiraki arasında gerçekleşmiştir. Burada da müvekkilin herhangi bir siyasi ve idari konumu olmaması nedeniyle bu suça iştirakinin mümkün olmadığını düşünüyoruz. Yine sunmuş olduğumuz bilgi ve belgelerin içerisinde bu ihalelerin rasyonelliği de göz önüne alındığında burada herhangi bir fesat unsurunun oluşmadığı kanaatindeyiz. Müvekkille ilgili kamu zararına bir dolandırıcılık suçunun işlendiği isnadı var. Burada da müvekkil tarafından yine hiçbir şekilde hile unsurunun gerçekleşmemesi nedeniyle üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığını düşünüyoruz.
Sonuç olarak, kendisinin tekrardan altını çizmek istiyorum; gözaltında geçirdiği ve tutuklulukta geçirdiği yaklaşık 2,5 aylık sürenin sonunda etkin pişmanlıktan hür iradesiyle istifade etmesi, ayrıntılı bir şekilde delilleriyle birlikte yapmış olduğu başvurusu neticesinde etkin pişmanlıktan yararlanmıştır ve yargılamaya ciddi anlamda bulunduğu katkı da dikkate alınarak biz müvekkil hakkında verilecek kararda bunun gözetilmesini talep ediyoruz. Diğer suçlamalar yönünden ise bahsettiğimiz unsurların, yasal unsurların gerçekleşmemesi nedeniyle de beraatına karar verilmesini talep ederiz. Yine geldiğimiz aşama itibarıyla de müvekkil ve şirketleri hakkındaki uygulanan tedbirlerin de ölçülülük ilkesi uyarınca kaldırılmasını talep ediyoruz.
PINAR TÜRKER'İN AVUKATI TALEPTE BULUNDU
Avukat: Efendim şöyle, çok kısa bir söz rica edeceğim sizden, müsaade ederseniz. Efendim bu durum sizin de malumunuz olduğu üzere daha önce de beyanlar gerçekleştirilmiş...
Hakim: Ama benim de bilgim var. Duruşma arasında koğuşta da birkaç kere gerçekleşmiş, biliyorum. Tansiyon düşüklüğü problemi
Avukat: Biliyorum efendim. Başka bir söyleyeceğimi müsaade ederseniz... Biliyorsunuz daha önce başka bir meslektaşımız da bu konuya değindi. Sabah çok erken saatte burada hazır ediliyorlar. Duruşmalar saat 2'ye kadar sürüyor biliyorsunuz. Yani belirlenen tarihten bir iki hafta sonra duruşmaların bitmesinin bu insanların sağlığından daha önemli olmadığını düşünüyoruz.
Dolayısıyla burada 14-15 saat bir sandalye başında beklemeleri gerçekten birçok sanık için, aynı zamanda bizim vekillerimiz açısından da sıkıntı teşkil ettiğini düşünüyoruz. Bu konuyu bir tekrar değerlendirmenizi rica ediyoruz. Mümkünse duruşmaları makul olan saatlerde, 8 saat içerisinde bitirebilirsek...
Yani yarın bu insanların başına bir şey gelirse bunun vebalini hiçbirimiz ödeyemeyiz. Bu konuyu dikkate almanızı rica ediyorum.
ARA SONA ERDİ
Ara sona erdi. Fenalaşan Fatoş Pınar Türker salona getirilmedi.
FATOŞ PINAR TÜRKER FENALAŞTI
Duruşma devam ederken Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker baygınlık geçirdi. Sağlık ekipleri geldi. Duruşmaya ara verildi.
Türker, geçtiğimiz hafta koğuşunda bayıldığını ve 25 yıl önceki hastalığının nüksettiğini söylemişti. Türker şöyle konuşmuştu:
"Tansiyon sorunu da yaşamaya başladım. üç kez bayıldım. Bir defa omuzumdan yaralandım. Bir defa başım açıldı. Bunlar revir kaydında var. En sonunda hastaneye sevk edildim. Zannedersem üç kez hastaneye gidip geldim. EKG, efor, işte holter vesaire fakat doktor kesin bir çözüm bulamadı. ‘Senin geçmişindeki detayları bilmediğim için sen en iyisi de bir ilaçlarını bırak, kendini ayarlamaya çalış, bir de bayılma diye bol tuzlu ye, bakalım ne olacak’ dedi. Benim babam da doktor. Kendi doktorlarıyla konuştu.
25 yıl önceki hastalığın başlangıcının tekrar etmiş olabileceğini, dolayısıyla hem detaylı tetkik, mümkünse anjiyo yapılmasını önerdiler. Son 1 aydır rahatsızlığıma dair Adalet Bakanlığı cezaevine yazılı bir talimat geçmiş. Gece gündüz fark etmeksizin 7/24 her 15 dakikada bir iki infaz koruma memuru odama geliyor. Beni kontrol ediyorlar. Gece uyurken de geliyorlar. Eğer ikinci geldiklerinde aynı pozisyonda yatar bulurlarsa ışığı açıyorlar, beni uyandırıyorlar."
"İLK 2 İFADEDE SİSTEM DEMİYOR"
Emrah Bağdatlı’nın avukatı Mehmet Zengin, Eyüp Subaşı’ya itirafçı ifadelerini hatırlattı ve ilk 2 ifadesinde "Sistem" demediğini daha sonra neden "Sistem" kelimesini kullandığını sordu...
Mehmet Zengin: Şimdi size sorulduğunda ilk iki ifadelerinizde, bütün böyle hani çok kapsamlı da bir ifade vermişsiniz, sistem lafı yok. Sonra savcılıkta da yok. Sonra 16.05.2025'te bir sistem diyesiniz geliyor, bunu da savcıdan duyuyorsunuz zannediyorum, biraz önce söylediğiniz gibi. Doğru mu?
Eyüp Subaşı: Savcı Bey'in genel itibarıyla... sistem denildiğini siz de duydunuz mu, biliyor musunuz? Evet, savcılık tabii ki orada bir ifadesi var ama genel anlamda sistem olarak zaten daha çok biz danışmanlardan duyduğumuzu biraz önce söylemiştim dikkat ederseniz.
Mehmet Zengin: Peki. Şimdi bir sistemi bana bir onu sorayım. Şöyle bir dakika. Şimdi hem mekanizma demişsiniz, oluşum demişsiniz, sistematik olgu denmiş. Başkalarının söylediğini zaten biliyorum, neler neler söylenmiş yani. Sistem hem kasa, hem model, hem aktör yani hani kerameti kendinden menkul bir yapı. Sizden sistem tanımını duymak istiyorum. Siz sistemi nasıl tanımlıyorsunuz? Bir bilelim yani bu nasıl çalışıyor?
Hakim: Sorduk zaten avukat Bey, bu soruyu sorduk.
Eyüp Subaşı: Benim sistem tanımım net. Bu konudaki karar yüce mahkemenindir. Verdik, içinde bulunduğumuz süreci anlattım zaten.
DURUŞMA BAŞLADI
Duruşmaya verilen ara sona erdi. Eyüp Subaşı konuşmasına devam ediyor.
ARA VERİLDİ
Duruşma savcısı: İletişim Koordinatörlüğü'ne araç gönderdiniz mi? Market kartı verdiniz mi?"
Eyüp Subaşı: Sözleşmemin ana maddelerinden biri 5 araç tahsisiydi. Sözleşmesi biten araçları teslim ettiler. Sosyal yardım amaçlı 1,5 milyonluk market kartı verdim.
Duruşmaya öğle arası verdi.
O SORUYA YANIT VERMEDİ
Murat Ongun, Subaşı'nın sözünü ettiği indirim ve zam kararlarının Belediye Meclisi tarafından alındığını belirtti.
Ongun'un "Kamu kurumlarına borcunuzu ödemediğinizde devletin belirlediği faiz uygulanmazsa Sayıştay'a takılır. Siz pamuklara mı sarmalanmak istiyordunuz?" sorusuna Subaşı yanıt vermedi.
Ongun'un "Birçok ihale kazandınız. Bana bir komisyon getirdiniz mi, sizden kamunun hakkı dışında para istedim mi" sorusuna Subaşı, "Hayır" yanıtını verdi.
MURAT ONGUN "RÜŞVET" İDDİALARINI SORDU
Murat Ongun: 46 milyon borcunu ödeyemeyen birinden 100 milyon rüşvet talep edilmesi hayatın olağan akışına aykırı değil mi?
Subaşı: 2019 sonrasında 682 milyon kira ödemiş bir şirketten söz ediyoruz. Bir firmanın borç yüküyle ticaret yapması farklı, yükümlülüklerini yerine getirmesi farklı.
Ongun: Ağdalı konuşmalarınız yerine, size Kültür A.Ş.'den çekilen ihtar sayısını söyler misiniz?
Subaşı: Mobbingtir.
Ongun: Kurumsal yapıların yapması gerekenlere sıfat takmanız yapılanı değersizleştirmez.
"EKREM BEY İLE GÖRÜŞMEM OLMADI"
Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun oldu. Ongun, "Mahkemede söyledikleri mi doğru kabul edilecek, savcılıkta mı?" diyerek söze başladı ve göreve başladıktan sonra Subaşı'ya "Sorumluluklarınızı yerine getirin" dediğini belirterek, "Demek ki bir eksiklik var" ifadelerini kullandı.
İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, Subaşı'ya, "Fatih Keleş'le 2014 seçimleri öncesinde tanıştık demişsiniz. 2014'te Beylikdüzü kazanıldıktan sonra belediyeyle hiç iş yaptınız mı?" diye sordu. Subaşı, "Yapmadım" dedi. Keleş bunun üzerine, "5 yıl boyunca iş yapmamışsınız, 5 yıl sonra mı aklınıza geldi?" diye sordu. Subaşı, "Benim Ekrem Bey ile görüşmem olmadı" dedi.
"SİSTEM" SORUSU
Subaşı, belediyeyle çalıştığı için reklamcı olmadığını, tam aksine reklamcı olduğu için belediyeyle çalıştığını belirtti. Eyüp Subaşı, İBB'den aldığı ihalelerin tamamının belgeli ve ticari işler olduğunu, eşi ve oğlu adına kurduğu şirketleri aslında kendisinin yönettiğini belirtti.
Mahkeme başkanı "sistem" sorusu yöneltti...
Mahkeme başkanı: "Sistem" ifadesini siz mi kullandınız yoksa savcı sorarken "sistem" diye mi sordu?
Subaşı: Savcı “Sistem deniliyor, siz de aynı şekilde sistem diye yorumlar mısınız” dedi. Ben de “Tabii” dedim.
DURUŞMA BAŞLADI
Duruşma başladı. Eyüp Subaşı savunma yapıyor.