Ankara'da sanat var ama desteği yok
Uğur ERGAN
Aslında bu yazıyı hafta başında kaleme alacaktım.
Ancak Almanya’da eyaletlerde yapılan seçim sonuçlarının değerlendirilmesi ön plana çıkınca, yazı bugüne sarktı.
İyi de oldu, çünkü hafta sonuna uygun şekilde, farklı alanda biraz sitem içeren bir yazı olacak bugünkü yazı.
Elbette fon rezaleti, Mansur Yavaş’ın istifası, seçmen iradesi hiçe sayılarak bazı belediyeler iktidara geçsin diye yapılan operasyonlar, halkın geçim derdi, geçinemeyen emeklinin son çare olarak ölümü göze alması, çözüm süreci gibi birçok konunun, ülke gündeminin baş sıralarında yer tuttuğunun farkındayım.
Saymakla bitmeyecek tüm bu olumsuzluklar insanı kimi zaman öyle bir noktaya getiriyor ki, nefes almakta zorlandığınız için bu boğucu gündemden uzaklaşmak istiyorsunuz.
Böyle anlarda, uzun yıllardan beri hobim olan sanat galerilerini gezmek, benim kaçış rotam.
Galerici ve sanatçı dostlarla sohbet etmek, sanat piyasasını takip etmek, bulduğumda bütçeme uygun resim satın almak ruhuma iyi geliyor.
Bilenler bilir, geçmiş dönemde çalıştığım Hürriyet ve Gazete Pencere’de Ankara yerelinde sanat etkinliklerini haftada bir yazıyordum.
Geçen hafta, Türk çağdaş resminin önemli ustaları olan Prof. Dr. Adnan Turani ve Prof. Dr. Mustafa Ayaz’ın, Ankara’da açılan “Karşılaşma” isimli sergisini ziyaret ettim.

İkisi de aramızdan ayrılmış olan Turani ve Ayaz’ın sergisi, Ayaz’ın dışarıdan hiçbir desek almadan kendi başına kurduğu ve kendi adını taşıyan Ankara-Balgat’taki müzede açıldı.
İkinci Dünya Savaşı sonrası, devlet bursuyla Türkiye’den Almanya’ya giden ilk Türk ressam olan, Münih, Stuttgart ve Hamburg Güzel Sanatlar Akademilerinde dönemin ünlü Alman ressamları ile çalışıp lisans ve yüksel lisansını tamamlayan Turani’yi anlatmaya köşemiz yetmez.
Turani, Hacettepe ve Bilkent Üniversiteleri Güzel Sanatlar Fakültelerinin kurucularından.
Mustafa Ayaz, Turani’nin öğrencisi. O da hocası gibi Hacettepe ve Blkent’te öğretim üyeliği yapıyor.
Her ikisinin isimlerini Google’a yazdığınızda, yaşamları ve eserleri hakkında tüm detaylı bilgileri okuyabilirsiniz.
Hayatlarını Türk resim sanatına adamış hoca ve öğrencinin eserlerinden oluşan bu muhteşem sergide, Ayaz’ın koleksiyonundan kendisine ve Turani’ye ait eserleri, Ankaralı koleksiyonerler Zülküf Karakuş ile merhum Murat Balkan’ın sahibi olduğu Turani resimlerini görebilirsiniz.
Son dönemde piyasaya sürülen sahte Turani ve Ayaz tablolarını ayırt edebilmeniz için de bu sergideki orijinal eserleri görmeniz şart zaten.
15 Kasım’a kadar sürecek bu sergi, güya Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenleniyor.

Yazımın başında belirttiğim sitemi anlatmak için “güya” dedim.
Madem sergi Kültür Yolu kapsamında düzenleniyor, bırakın bakanı, niye bakanlıktan Allah için bir kişi saati belli açılışa gelmez?
Müzenin kapısında sadece bakanlığın pankartı. Neymiş, bakanlıktan yetkililer sergiye akşama doğru geleceklermiş. Zahmet ettiniz!
Turani’nin “Aşıklar” konulu resimleri, Ayaz’ın “Kırmızı ve siyah çoraplı kadınları, Adem ile Havva”sı rahatsızlık mı yarattı acaba?
Hadi boş verdik bakanlığı, Hacettepe’den, Bilkent’ten, Ankara’daki diğer üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinden öğretim üyeleri katılmaz mı?
Hadi onları da boş verdik, bu fakültelerdeki öğrenciler merak edip gelmez mi açılışa yahu?
Ha şunu da söyleyeyim bu durum sadece Turani-Ayaz sergisi için geçerli değil.
Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde “Alarmart” grubunun açılışına da katıldım. Orada da aynı şey.
Ankara’nın bilinen bir diğer sanat merkezi CerModern’e gidin orada da, aynı manzara.
Galerilerdeki açılışlarda da aynı durum.
Ankara’da hangi sergiye gitseniz, hep aynı insanları görüp selamlaşırsınız ve sayı maalesef her geçen gün azalıyor.
6 milyonluk Ankara’da 100 kişiyi bir arada görürseniz, öpüp başınıza koyun.
Cumhuriyet’le birlikte plastik sanatlara yetiştirdiği ressamlar ve heykeltraşlarla yön veren Ankara’nın, sanat piyasasında belirleyici güç olmasını kaybetmesinin elbette bir çok nedeni var ki, bu bir ayrı yazı konusu olur.
Bu gücün İstanbul’a geçtiği bir gerçek.
O zaman İstanbul’la birlikte Ankara da güç olmak istiyorsa, başkentli sanatçıların, koleksiyonerlerin, galericilerin, özellikle de iş dünyasının bir araya gelip çare bulması elzem.
Tabii ki bu tespit Anadolu’nun diğer kentleri için de geçerli.