Berlin'i bölen parti kutuplaşma duvarını yıkabilecek mi?
Uğur ERGAN
Almanya’da başkent Berlin ile eski Doğu Almanya sınırları içinde kalan kuzeydeki Mecklenburg-Vorpommern Eyaleti’nde geçen Pazar yapılan seçimlerde beklenen oldu ama sanırım bu kadarını Federal Şansölye Friedrich Merz de beklemiyordu.
Nitekim oy verme işleminin tamamlanmasından sonra aynı zamanda Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri de olan Merz’in ağzından çıkan ilk söz “Felaket” oldu.
Özellikle Mecklenburg-Vorpommern’deki sonuç gerçekten felaketti. Almanya’daki “Büyük Koalisyon”un büyük ortağı CDU, yaklaşık 1.6 milyon nüfusa sahip bu küçük eyalette yüzde 5’lik barajı aşamayarak Eyalet Parlamentosu’na giremedi.
Korkulan oldu ve bu eyalette de aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) yüzde 21.5 oranında oy patlaması yaparak yüzde 38.2 ile birinci parti oldu. Oy kaybetmelerine rağmen Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Sol Parti (Die Linke) Eyalet Parlamentosu’na girdiler.
Tüm partiler AfD ile koalisyonu reddettiği için büyük ihtimalle bu eyalette SPD liderliğinde üçlü koalisyon hükümeti kurulacak. 71 sandalyeli eyalet meclisinde SPD (29), Yeşiller (5) ve Sol Parti (5) toplam 39 milletvekili ile 32 milletvekili çıkaran AfD’ye karşı çoğunluğu sağlıyor.
Gelelim, Türkiye’de iktidar yandaşı medyanın bile coşkuyla manşetlere taşıdığı Berlin’deki seçimlere.
Burada hemen bir parantez açayım. İktidar medyasının bu tutumu, aslında gülünecek halini ortaya koyması açısından çarpıcı bir örnektir. Manşetlerin süslediği Sol Parti, Türkiye’de mevcut iktidarı demokrasi ve insan hakları konusunda çok sert eleştirir ve Türkiye’deki durumu “Erdoğan Diktatörlüğü” olarak tanımlar. Ayrıca AKP ve ortağının nefret ettiği LGBT+ haklarının en güçlü savunucusudur. Partinin bünyesinde LGBT+ hakları için çalışan “Die Linke.queer” adında resmi bir oluşum mevcuttur. Parantezi kapattım.
Berlin’deki seçimin iki galibi var.
Birincisi Türk kökenli Elif Eralp’ı Berlin’de belediye başkanı ve başbakan adayı gösteren Sol Parti. İkincisi ise AfD.
Oy oranını bir önceki seçime göre yüzde 13.5 oranında artıran Sol Parti 47, yüzde 7.2 oranında artıran AfD ise 29 milletvekili çıkardı.
Yüzde 9.4 oranında oy kaybeden CDU, Berlin’in de en büyük kaybedeni. CDU’yu SPD ve Yeşiller takip ediyor. Liberallerin (FDP) ise iki eyalette de esamesi okunmuyor.
Hiçbir parti tek başına iktidar için mutlak çoğunluğa sahip değil. 158 sandalyeli Berlin Meclisi’nde AfD’siz iktidar için iki yol var.
Birincisi, Sol Parti (47), SPD (22) ve Yeşiller’in (26) kuracağı “Kırmızı+Kırmızı+Yeşil” olarak adlandırılan koalisyon. Bu durumda Elif Eralp, Almanya tarihinde Berlin’i yöneten ilk yabancı kökenli belediye başkanı ve başbakan olacak.
Ancak buradaki sıkıntı, Sol Parti’ye hem Yeşiller, hem de SPD’den yöneltilen “Antisemitik” suçlamalar. Her iki parti de, Sol Parti’nin İsrail’i Gazze politikası için eleştirirken Yahudi düşmanlığı yaptığını iddia ederek, bunun kabul edilemez olduğunu vurgulayıp, söylemin düzeltilmesini istiyor.
Ayrıca özel sektöre ait konutların devletleştirilmesi politikasının serbest piyasa ekonomisine aykırı olduğunu, bunun Doğu Almanya’daki sosyalist diktatörlüğü çağrıştırdığı suçlaması da getiriyorlar.
Alman Yahudi Cemaati de, Sol Parti’yi anti-semitik olmakla suçlayıp ağır eleştiriler getirirken, tüm merkez partilere bu partiyle koalisyon yapmaması çağrısında bulundu.
Alman Yahudileri ikinci yol olarak, Berlin’de CDU (34), Yeşiller (26) ve SPD’nin (22) üçlü koalisyon kurmasını öneriyor.
Alman medyasını taradığımda, “İsrail ve Yahudi cemaatinin toplumdaki ağırlığını dikkate alacak Sol Parti’nin görüşünde esneme yaparak, Berlin’de Sol Parti, SPD ve Yeşiller arasında üçlü koalisyon görüşmelerine başlanabileceği” yorumlarının ağırlıkta olduğunu gördüm.
Seçim sonuçlarını Pazar akşamı canlı olarak izlediğim devlet kanalı Alman Birinci Televizyonu’nda (ARD) seçim yorumu yapılırken yöneltilen şu soru dikkatimi çekti:
“Berlin’i duvar çekerek bölen SED’nin (Doğu Almanya zamanında iktidarda olan Almanya Sosyalist Birlik Partisi) uzantısı Sol Parti (Die Linke) bakalım bu kez Berlin’deki toplumsal kutuplaşmanın kafalarda kurduğu duvarı yıkabilecek mi?”
Peki Almanya’da son iki hafta içinde üç ayrı eyalette (Saksonya Anhalt, Berlin, Mecklenburg-Vorpommern) yapılan seçimler neyi gösteriyor?
AfD’nin üç eyalet ortalamasına göre yüzde 33 oranında oy alması, ne yazık ki Almanya genelinde artık göz ardı edilemeyecek şekilde kalıcı bir parti olduğunun kanıtı.
CDU, SPD’nin yanı sıra Yeşiller’i de merkez parti olarak değerlendirirsek, Alman toplumu tüm uyarılara rağmen adeta geçmişini unutarak, merkezi bırakıp popülist söylemi dile getiren aşırı uçlara kaymayı beis görmüyor.
Radikal kesimler, Rusya ile son derece yakın temas halindeler. İspat edemem ama Moskova’nın özellikle AfD’ye el altından destek verdiğine hiç şüphem yok. Çünkü Merz’in ve AB’nin Rusya politikasına karşılar.
Merz, Şansölyeliği ve CDU genel başkanlığını şu aşamada bırakmayacağını ve partisinin iktidarda olduğu eyaletlerden desteğin sürdüğünü söylese de, kendisi için artık tehlike çanları çalıyor.
Önümüzdeki yıl 5 ayrı eyalette, (Saarland, Schleswig Holstein, Kuzey Ren Vestfalya, Bremen ve Aşağı Saksonya) yapılacak seçimlerden de benzer sonuçlar gelirse, Merz’in arkasında kimse duramaz.
Sözün özü 3 milyondan fazla Türk’ün yaşadığı Almanya’yı sıkıntılı günler bekliyor.