Fonzi Sayan ve Nene Hatun
Bir dergi kapağı bazen yıllar sonra yeniden açılır. Ama bu kez üzerindeki yaldızlı yazıları değil, tarihin o yaldızlara sürdüğü simsiyah lekeyi okursunuz.
Turuncu dergisinin eski bir kapağında Fatma Betül Sayan Kaya var. Kürsüde, arkasında dalgalanan Türk bayrağı, altında ise iri sarı harfler:
“21. Yüzyılda Bir Nene Hatun!”
Bugün bu kapağa bakmak; Erzurum’un ayazını, o ayazda vatan için can veren mübarek bir direnişi, günümüz iktidar elitlerinin doymak bilmez iştahıyla kirletme pişkinliğine tanıklık etmektir.
Çünkü bu ülkede iktidarı elinde tutan zihniyet; kutsal olan ne varsa pazar tezgâhına koymayı, tarihin en asil fedakârlıklarını kendi siyasi ve finansal düzenine ambalaj yapmayı bir gelenek haline getirdi.
Nene Hatun olmak kolay değildir.
Takvim 1877’yi gösterirken Erzurum’da tabyalar düşmüş, Nene Hatun Aziziye’ye koşmuştu.
Savaş bitti.
Devirler değişti.
O fedakârlık bir milletin haysiyeti oldu.
Ama kahramanlık bu memlekette karın doyurmadı.
1943 yılında Nene Hatun ve Name Hanım, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye dilekçe yazmak zorunda kaldı.
Belediyeden aldıkları aylık 4 liraydı.
Bir önceki yıl verilen ücretsiz ekmek de kesilmişti.
Dilekçedeki şu satırlar ise bu memleketin yüzüne asılmış bir utanç vesikasıydı:
“Şimdi aç ve muhtaç bir vaziyetteyiz ve dileniyoruz da…”
Gerçek Nene Hatun, uğruna ölümün üzerine yürüdüğü vatanında dört liralık belediye yardımına muhtaç bırakılmış, bir lokma ekmek için devletin kapısını çalmak zorunda kalmıştı.
Öte tarafta ise tarihin ve kutsalların sırtına basarak yükselen yeni rejim aristokrasisi...
Bir derginin kapağına “21. Yüzyılın Nene Hatun’u” diye basılan Fatma Betül Sayan Kaya.
Ve bugün önümüzde duran iki rakam:
163 milyon lira.
2 milyar 170 milyon lira.
Özata Denizcilik hisselerine yatırıldığı ve birkaç ay sonra milyarlar olarak geri çekildiği öne sürülen para...
Ardından gelen istifa...
AKP ile kesilen yöneticilik bağı...
Ve yıllar önce basılmış o kapak hâlâ karşımızda:
“21. Yüzyılda Bir Nene Hatun!”
İşte asıl ahlaki çöküş burada başlıyor.
Gerçek Nene Hatun’un hesabında milyarlar yoktu.
Dört lirası vardı.
Borsa hesabı yoktu.
Nasırlı elleri vardı.
Milyarlık hisse satışı yoktu.
Aziziye’nin ayazında donmuş ayakları vardı.
Ve sonunda devletine yazdığı iki kelimelik bir feryadı vardı:
“Aç ve muhtacız.”
Şimdi iki rakamı yan yana koyun.
4 LİRA.
2 MİLYAR 170 MİLYON LİRA.
Aralarında yalnızca para yok.
Aralarında bir ülkenin kahramanlık anlayışının nasıl değiştiğini gösteren koskoca bir uçurum var.
Buna “tarihin acı bir mizahı” deyip geçemeyiz.
Bu, kutsalların siyasetin kullanım malzemesine dönüştürülmesidir.
Nene Hatun’un çilesini, sabrını ve fedakârlığını kürsülerde anlatacaksınız...
Sonra onun adını siyasi kariyerlerin üzerine bir madalya gibi asacaksınız...
Sonra yıllar geçecek ve o yaldızlı kapağın altından milyonlar, milyarlar, borsa işlemleri ve istifalar çıkacak.
Olmaz.
Nene Hatun’un adı bu kadar ucuz değildir.
Bazı unvanlar parti merkezlerinde dağıtılır.
Bazıları iktidara yakın dergilerde kapağa basılır.
Bazıları alkışlarla büyütülür.
Ama tarih, verdiği unvanın tapusunu kimseye devretmez.
Çünkü Nene Hatun o adı bir dergi kapağında kazanmadı.
Bir parti kongresinde kazanmadı.
Bir kürsüde kazanmadı.
Bir borsa ekranında hiç kazanmadı.
Aziziye’de kazandı.
Bedel ödeyerek kazandı.
Aç kalarak kazandı.
Ve yıllar sonra dört liraya muhtaç bırakıldığında bile o isimden geriye bir şaibe değil, bir haysiyet kaldı.
Bugün o eski kapağa yeniden bakınca insanın gözü artık Fatma Betül Sayan Kaya’ya değil, altındaki o dört kelimeye takılıyor:
“21. Yüzyılda Bir Nene Hatun!”
Hayır.
Nene Hatun olmak bir manşet değildir.
Bir siyasi reklam hiç değildir.
Kutsalları borsa sermayesine çevirmek ise hiç değildir.
Nene Hatun olmak bedel ödemektir.
Ve bazen bir ülkenin seksen yıllık hikâyesini anlatmaya iki rakam yeter:
NENE HATUN: 4 LİRA.
“21. YÜZYILIN NENE HATUN’U”: 2,17 MİLYAR LİRALIK İŞLEM TARTIŞMASI.
Gerisini tarih yazar.