Fenerbahçe’de nefes de var, umut da
Antik Roma’nın iki bin yıl öteden bugüne bıraktığı bir söz vardır: Dum spiro, spero.
Türkçesi; Nefes aldıkça umut ederim...
Fenerbahçe, 18 yıldır kapısında beklediği Şampiyonlar Ligi gecesine sanki bu sözü formasının içine dikmiş gibi çıktı.
İlk yarıda nefesini tuttu.
İsmail Kartal, Roma’nın kuvvetini bildiği için takımını geriye çekmiş, rakibini karşılamış, bulacağı bir boşluğu sarı lacivert bir hançere çevirmeyi düşünmüştü. Birkaç kere o boşluk bulundu ama hançer çekilemedi.
Çünkü Roma, adı gibi eski, adı gibi ağır, adı gibi savaşmayı bilen bir takımdı. Orta sahada kaybedilen her topu topladı, gökyüzüne çıkan her topa Fenerbahçe’den önce uzandı ve Cristante’nin golüyle devreyi cebine koyup soyunma odasına gitti.
Fakat ikinci yarı başladığında Kadıköy’de başka bir takım vardı.
Fenerbahçe ilk yarıda tuttuğu nefesi birden Roma’nın üzerine üfledi.
Savunma birkaç metre öne çıktı, orta saha İtalyanların yakasına yapıştı, kanatlar işlemeye başladı. Roma’nın ilk yarıdaki rahatlığı kaybolurken Greenwood merkezden bir top çıkardı; Brown geldi ve o topa sadece ayağını değil, 18 yılın bekleyişini de vurdu.
1-1.
İşte o anda Kadıköy’ün gecesi değişti. Roma artık karşısında Şampiyonlar Ligi’ne dönmüş bir takım değil, Şampiyonlar Ligi’ni yeniden hatırlamış bir Fenerbahçe buldu.
Kendi evinde alınan 1-1, kâğıda bakıldığında iki puan kayıp gibi görülebilir. Ama futbol bazen rakamların söylediğinden başka şeyler anlatır. Karşındaki Roma ise, üstelik galibiyete daha fazla yaklaşan taraf sensen, bu beraberliği yenilgi hanesine yazamazsın. Kaçan pozisyonlar, direkten dönen top ve Roma kalesinin önünde bırakılan fırsatlar, Fenerbahçe’nin bu geceden neden başı önde değil, başı dik ayrılması gerektiğini anlatıyor.
Özellikle ikinci yarıda sahada bir Şampiyonlar Ligi takımı vardı.
Kimi övelim?
Birini söylesek ötekine haksızlık.
Çünkü bu gece sarı lacivert forma içinde herkes gücünün son damlasını sahaya bırakmaya çalıştı.
Fenerbahçe 18 yıl sonra döndüğü o büyük sahnede Roma’yı deviremedi.
Ama ona şunu hatırlattı.
Ben de buradayım.
İlk yarıda nefesini tuttu.
İkinci yarıda o nefesi Roma’nın üzerine üfledi.
Devrilmedi Roma.
Ama sallandı.
Ve iki bin yıl öncesinden kalan o söz, gecenin sonunda hala Kadıköy semalarında dolaşıyordu:
Dum spiro, spero.
Nefes aldıkça umut ederim.
Bu Fenerbahçe’de nefes de var, umut da.