Bırakın İmamoğlu konuşsun

Bir insanı en ağır şekilde suçlayabilirsiniz. Elinizde belge vardır, delil vardır, belki de o insanın haklı çıkma şansı hiç yoktur.

​Ama ne olursa olsun, bir insanı yargılarken savunma hakkını gasp ederseniz, orada adalet aramazsınız; sadece kendi hükmünüzü dayatırsınız.

Hukuk felsefesinin en kadim ilkesi "Audiatur et altera pars" yani "Diğer taraf da dinlenmelidir" sözüdür. Savunmasız hüküm, adalet değil, mutlak gücün şovudur.

​İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bugün 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Hakkında "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "rüşvet", "kara para aklama", "ihalede fesat karıştırma", "casusluk" gibi 142 farklı suçlama var.

​17 aydır medya her gün bu iddiaları konuşuyor. İtirafçılar, gizli tanıklar, bavullar, havada uçuşan paralar ekranlarda çarşaf çarşaf yayımlanıyor.

​Peki, Ekrem İmamoğlu bu suçlamalara ne diyor? Savunması ne?

​Bilmiyoruz.

​Çünkü mahkemenin TRT’den canlı yayınlanmasını istedi, kabul etmediler.

Sosyal medya hesaplarını arka arkaya kapattılar; o açtı, yargı kapattı.

Sesini kıstılar.

Şimdi de savunmasını kitap haline getirdi, daha matbaadan çıkmadan yasakladılar.

​Oysa hakikat kendi kendine yeterlidir; ayakta kalmak için karşı tarafın susmasına ihtiyaç duymaz. Bir iddia, ancak karşı tarafın sesinden korktuğu oranda kırılgandır.

​Şimdi herkesin aklına şu yalın soru geliyor. İmamoğlu’nun savunmasından mı korkuluyor yoksa iddiaların, itirafçıların ve gizli tanıkların gerçekle bir ilgisi yok mu?

​Bir insanı dört bir yandan kuşatıp savunma yapmasını engellerseniz, kamuoyu vicdanında o davanın hükmü zaten verilmiş olur.

​Bırakın savunmasını yapsın.

Bırakın konuşsun ki, halk kimin haklı, kimin suçlu olduğunu kendi gözleriyle görsün.

Ekrem İmamoğlu TRT